Makaleler Bütün Yazılar Makale Önemli Makaleler GÜCÜM BURAYA KADAR BAĞIŞLAYIN
 

GÜCÜM BURAYA KADAR BAĞIŞLAYIN GÜCÜM BURAYA KADAR BAĞIŞLAYIN Popüler

GÜCÜM BURAYA KADAR BAĞIŞLAYIN

Makale

Şok şok… 12 Eylül referandumu MHP’yi parçaladı. Bu sütunlarda yazdığım Zehirli Balık yazımda derinliğine belirtmiştim, cemaat dokunduğu her şeyi zehirleyip dağıtıyor, diye. Ağar’ın partisi, Milli Görüş, Büyük Birlik ve nihayet MHP cemaatin ölümcül dokunuşuyla darmadağın oldu.

MHP Devlet Bahçeli’nin büyük çabalarına karşın varlık sebebi-her şeyi olan Orta Anadolu’da hüsrana uğradı. Sadece Ankara’nın son belediye seçimlerini düşünün, Mansur Yavaş ve CHP’nin oyları AKP’yi kıl payı ikiye katlıyordu. MHP tam bir parçalanma yaşıyor. MHP 12 Eylül öncesi dinamizmini anti-komünizmden alıyordu ve MHP saflarını oluşturan köylü kitlelerle şehirli kitlelerin ayrışması hiç hissedilmiyordu. Şimdi MHP’li kitlelerinin hiç affedemeyeceği AKP’nin Habur ve Suriye sınırının satılması olayına rağmen oylarının nerdeyse yarıdan çoğunu kaybetmesi, Türkiye’ye yepyeni ve beklenmedik bir şok yaşatıyor. Bu inanılmaz şok’un boyutlarını ilk görmek isteyen ise Devlet Bahçeli’dir, anında erken seçim çağrısında bulunup, gerçek hasarın boyutlarını öğrenmek zorunda kalmıştır. 1960’lı yılların sonundan beri Orta Anadolu’da esip gürleyen MHP tam anlamıyla bir felaket yaşıyor.. Devlet Bahçeli’nin cemaate karşı tavrı çok iyi bilinmesine rağmen, cemaate karşı tavrını çok yaygın ve kitlesel olarak meydan meydan dillendirmemesi bugün feci bir hüsranla sonuçlandı. Oysa Devlet Bahçeli’yle MHP Türkeş’in dahi rüyasında göremediği oy oranlarına kavuşmuş ve yine Devlet Bahçeli’yle MHP hem şiddetle mesafe koyup hem mafyatik kabadayı çapulcu denilen kitlelerle bağını kopartıp tam bir şehir partisi olmuştu. Sonunda Türkiye’deki her şehirli partinin acı sonunu paylaştı, MHP de köylüleri şehirlilerinden fazla Orta Anadolu’nun partisiydi şimdi o da hem de başta Yozgat, Erzurum, vs., olmak üzere aforoz edildi ve yok olmak üzere..

Velhasıl seçim sonuçlarını en iyi tahmin eden anket şirketi yine o, bu, şu değil, rahmetli Aziz Nesin çıktı.

Seçimin mağlubu yine aynıdır ve Türkiye’nin sosyolojik gerçeğine ayak uyduramayan şehirli oylar, varoşlara ve köylülere karşı yine büyük bir hezimet yaşamıştır. AKP’nin oy aldığı aynı bölgeler elli yıldır sağ siyaseti besledi. Değişen bir şey yok, daha önce Menderes, Demirel, Özal, Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller ve benzerleri, köylü, kurnaz, göz göre göre insan evladını utandıran yalan ve hırsızlıklarıyla seçimi nasıl kazanmışlarsa sağcı oylar yine aynı yoldan Türkiye’nin siyasetini belirlemeyi sürdürmüştür.

Bu seçimde değişen ise, büyük medyanın tümüyle bu köylü varoş gerçeğini kabullenip hayati bir can simidi gibi bu yalan ve hırsızlıkları hem örtbas etmiş hem de her sağcı siyasetçi gibi bu gerçeğe ayak uydurmayı tek çıkar özgürlük yolu olarak görmüş olmasıdır.

GÜNEŞ PENSİLVANYA’DAN DOĞDU DOĞACAK

Sizler, ey okuyucular, siz de yarın bir istikbaliniz olsun istiyorsanız, bu köylü, kurnaz, hırsız, yalancı düzenbaz gerçeği bugünden, henüz yirmili yaşlarda fark edip kendinizi bizim gibi fazla yormayın..

Daha dün devletin en mahrem en gizli dairelerinden sınav soruları çalındı ve onlarca yıldır aynı yoldan çalınıp savcılar ve polisler yetiştirilip devleti ele geçirme planları açığa çıkmıştı. Bu kadar açık hırsızlıklara rağmen, AKP yüzde 58 oy alıyorsa, yaşasın Hırsızlar, Yaşasın bu hırsızları bağrına basan örtbas eden medya diye, takdir etmekten başka ne yapabiliriz.

Ey ülkesi için üzülen genç çocuklar, alkışlayın hırsızları, alkışlayın hırsızlıkları kim yaptı diye hiç sormayan özgürlükçü medyanızı.. Bugünden tezi yok kararınızı verip saflarınızı değiştirin, hırsızlar cemaatçiler yandaşlar Türkiye’yi ele geçirdi, sadece TRT’nin on-onbeş kanalı var, birinde olsun iş bulabilirsiniz, yolunuz Engin Ardıçlar’ın Yeni Şafaklar’ın Milli Görüşçüler’in Mehmet Ali Birandlar’ın Mehmet Barlaslar’ın Vakitçiler’in yolu olsun.. Şaklabanlık yalakalık rehberiniz olsun.

Yürüyün hırsızlar kim tutar sizi..Bu kadar aleni, fesupanallah dedirten yalanlara rağmen büyük kitleler yine size oy veriyorsa, bu ülkede hiç aç kalmazsınız, talihiniz sonsuza kadar açık olsun.

Genç adam, gördünüz işte elli yılın sağ iktidarlarının hazırladığı acı gerçeği, siz siz olun bu hayal kırıklığını bir daha yaşamayın. Gördünüz işte dağ başını hırsızlar almış, güneş ise Pensilvanya’dan doğdu doğacak. .Bugünden tezi yok, maaşlarınız düzgün öngörüleriniz hep sağlam ve siz ziftlenirken halkımız hep yanınızda sırtınızı gururla sıvazlayacak, bu acayip tabiat gerçeğine karşı fazla direnemezsiniz, fareler dokuz dokuz aslanlar tek tek çoğalır, insanlık ülküsü demokrasiye teslim olun, siz de bugünden tezi yok Okyanus Ötesi’ne selam durun.

HAYIRLI OLSUN

Velhasıl bize de takdir etmek düşer, sınav sorularını çalan derin devletin sahipleri kendilerini daha derin kılmak için bu çalınmış sınav sonuçlarıyla on yıllarca polisler savcılar yetiştirdiler ve hepsinin gayretiyle işte adaletine özgürlüklerine ve ahlak’ına hayran olduğumuz müthiş bir iktidar yola çıktı, insanlığa hayırlı olsun..

Referandum sonuçları Pensilvanya’ya hayırlı olsun, Amerika’ya hayırlı olsun, AB sözcülerine hayırlı olsun, yandaş medyaya ve bilumum köşe yazarlarına hayırlı olsun, büyük medyanın Turgay Ciner’ine hayırlı olsun, NTV’nin sahibi Ferit Şahenk’e hayırlı olsun, maden ruhsatlarına eline geçirenlere hayırlı olsun, derelere hidroelektrik santralı için yola çıkanlara hayırlı olsun, eski kaşarlanmış solculara eski köfte ülkücülere hayırlı olsun, buğdayın ithal edildiği ülkede Konya’da yüzde seksen oy verenlere hayırlı olsun, et ithal edildiği bugünlerde Afyon ve Kütahya’dan yüzde yetmiş oy verenlere hayırlı olsun, devleti ele geçirmek için soruları çalıp kendi polis ve savcılarını yetiştirenlere ve göz yuman medyaya hayırlı olsun, kalan yaşamını Kanada’da sürdüren haham Tuncay Güney’e hayırlı olsun..

SKY’dan beni kovanlara da hayırlı olsun, sonra çalıştığım Avrasya TV’yi Digitürk’ten kovup yerine Melih Gökçek’in kanalını koyanlara hayırlı olsun. Yediğimiz ambargo ve sansürler yetmiyormuş gibi adımıza yazımıza programlarımıza Cumhuriyet Gazetesi’nde, Halk TV’de dahi ambargo koyanlara da hayırlı olsun.

Altmış yılın sağ iktidarları Menderesler’e Demireller’e Çiller’e Mesut Yılmazlar’a, hepsine kucak dolusu teşekkürler, işte büyüttüğünüz Türkiye, öpüp koklayın, tıka basa yiyin tıksırın doya doya..

Bana da yuh olsun, Silivri’de hala niye tutuklandığını bilmeyenlere de yuh olsun.

AYRANIMIZ BU, YARISI SU

Yalnız bir tek sana yazıklar olsun Mustafa Kemal Atatürk, yurdumuzu esaretten kurtardın ama ağadan şeyhden kölelikten kurtaramadığın için, kabrinin kutsallığına sığınıp elli yıl sağ iktidarlarla koyun koyuna siyasetçilik yapıp yan gelip yatanların elinde Cumhuriyet oyuncak olduğu için..

Ne bekliyordunuz, paçasını ruhunu cemaate kaptırmış milliyetçi muhafazakar oylar mı umuyordunuz. Devrimci olacak gücü kendinde bulamayanlar sadece köpeklerdir, köpeklerin yalnız kapıları ve sahipleri değişir. Daha dün bir umuttur belki deyip uçmayı bekliyordunuz, bugün mutlak zafer alkışları içinde başbakan ilk konuşmasında Pensilvanya’ya şükranlar gönderip nihayet karanlıklardan aydınlığa çıkacağımız müjdesini veriyor.

Bu toprağın ve Cumhuriyet’in çocukları, yenilgi bizim için sürpriz yeni ve hiç de ilk değil, altmış yıldır alışığız, boy diyenler soy diyenler mezhep diyenler cemaat diyenler, hırsızlar, yalancılar altmış yıldır kazanıyor, ayranımız bu, yarısı su, işinize gelirse..

Artık önünüz açıldı, buyurun Haburlar’a kaldığınız yerden devam edin, artık yandaş medyanızın maaşlarını ikramiyelerle referandum primleriyle ödüllendirin. Artık kime satarsanız satın, artık tıksırıncaya aksırıncaya kadar sabahlara kadar halkın oylarıyla gönül rahatlığı içinde yiyin efendiler, sizi artık kim tutar. Kızılırmaklar’ı Fıratlar’ı ne kalmışsa sekiz yılda yarından tezi yok parçalayın bölüşün üleştirin. Halkın oyunu aldınız mı aldınız, Allah şahit yalnız ve yalnız siz haklısınız. Camii kapılarında sizi alkışlayan Müslümanlara hayırlı olsun, milli görüşçülere hayırlı olsun, artık tek vücut oldunuz, artık tek beden büyük devasa bir halk gücü oldunuz, yürüyün AKP’liler, ilk hedefiniz Akdeniz, bir sahiller mi kalmış, Toros’un dağlarında birkaç köy, Tunceli’de birkaç Alevi mi kalmış, alın ıspanaklarınızı makarnalarınızı hücum AKP’liler, ilk hedefiniz Pensilvanya..

Tuz şeker suda ne kadar kalır, eridik bittik işte, kaç tane dava açtılar hiçbiri bizden diyeceğimiz gazete ve sitelerde dahi haber olmadı, kaç yerden kovulduk, bizden diyeceğimiz yerlerin hepsi dahi karanlıkta boğulmamızı sadece seyrettiler.. Ne bitmez iftiralara suçlamalara maruz kaldık çoluk çocuk dahi bu iftiraları utanmaksızın alayla çoğaltıp şahsımıza hücuma geçtiler.. Geçen bu sekiz yılda en çok yazı yazan en çok konuşan ve en çok dava açılan ve tek bir avukat dahi bulamayan bir yazar olarak, içerden diyebileceğimiz ne kalleşlikler gördük, ne yapalım deyip sustuk.. Şimdi ambargo koyanlar iftira atanlar açık farkla kazandı, yolunuz açık olsun..

Birkaç yalan daha ha gayret, birkaç fırıldak daha, birkaç kömür yardımı daha, rötatifleriniz, milyar dolarlarınız, ihaleleriniz her şey ülkemizin menfaati için, adalet hukuk için, ha gayret az kaldı. Ülkemiz artık yarına kalmaz özgürlük ve hürriyetlere kavuşacak. Halk size oy verdi mi verdi, artık milyar dolarları utanarak gizleyerek değil aleni açık gün ortasında yemeniz için kapılar ardına kadar açıldı. Utanılacak gizlenecek dokunulmazlıklara sığınılacak hiçbir yasa kalmadı. Nasılsa hesap soracak hakim savcı hukuk kalmadı, artık size oy verenlerin “Ya Allah Bismilah Allahüekber” sloganlarıyla cami önlerinde topluca “euzubillah” der amin der yersiniz.

Size de yuh olsun, yandaş medyanın ekranlarına gidip güya horoz dövüşü yapan sahte kahramanlar, onurunuzla köşenizde bir başına oturmayı beceremediniz. Liberallere övgüler düzen ek’ler çıkartan, kuyruk yağından kakırdak gibi Cumhuriyet Gazetesi’nden ne bekliyordunuz, ne yaptığını kimsenin bilmediği Halk TV’de televizyonculuk oynayanlardan ne bekliyordunuz, ülkesinden habersiz, şahsi bencillik ve kaprislerinin adını ilerici solculuk koyanlardan ne bekliyordunuz? İktidarın bir tokadını yiyip korkudan ebediyen susup kaçanlardan ne bekliyordunuz, bertaraf oldunuz işte, paracuklarınıza ışıltı ekranlarınıza hanım spikerlerinize sabahlara kadar doymadığınız tartışmalarınıza, hayırlı olsun..

Ne bekliyordunuz, bu toprağın ekmeği sağcılara portakal dilimi şeftali gibi hep sulu yumuşacık iştahlı ve şehvetli, bize hep taş gibi kemik gibi hep sert oldu..

GÜCÜM BURAYA KADAR, BAĞIŞLAYIN

Şimdi dünden daha yalnız ama dünden daha güzelim.. Onların oy çuvalları var bizlerin her biri ayrı değer milyonlarca tek tek kendi örgüt gücü var. Onların gücü çöl tozu gibi tozu dumana katan medya örtbasları, yalanlar, iftiralar, bizlerin gücü ise doğru dürüst cesurca söylenmiş tek tek kelimeler, her biri üzüm tadında.

Şimdi başlıyor dünyada var olma heyecanı, insanlıktan süzdüğüm tek bilgi, düşünen hiç kimse ağalara şeyhlere siyasilere kolay av olmadı..

Çekeceğimiz daha çok acılar var, daha çok yanıp kavrulacağız, meyve şekerinin tadından kim usanmış, kim usanmış güzelden.

Şimdi başlıyor ülke cumhuriyet bağımsızlık aşkınızı bu en karamsar günden başlayarak ebediyen sınamaya..

Ben de bilmiyorum kardeşlerim gözlerini aşka aşkla kapatanların, gözlerini iftira ve yalanlara kapatanlarla savaşı nasıl ne şekilde sonuçlanır, vallahi bilmem..

55 yaşındayım dayanamazsam da artık sabredeceğim, bu maçı daha ne çok maçı kaybettik kaybederiz, ama Sadi’nin lafıdır, kimse sevgilime çirkin diyemez, sırtımdan bıçaklar yesem de…

Bir de özel notum var, referandumdan birkaç gün önce söylemiştim, artık yazacak konuşacak maddi gücüm imkanım kalmadı, ambargolara ve bedava yazıp çizmelere ve bitmeyen mahkemelere karşı bugüne önceden yazdığım 25 kitaptan birkaç lirayla gıdı gıdına geldik, kararım şu, gelecek seçimlerden bir iki ay önce yine yazıp konuşma imkanım olursa çıkar görevimi yaparım, içinizde en çok konuşan en çok yazı yazan kardeşinizim, gücüm buraya kadar.. Bağışlayın.. Belki arada bir Serdar Akinan’ın Mızıkacılar Sitesi’ne çıkar beş on dakika konuşuruz. Nazım’ın hiç bilinmeyen ama en güzel şiiridir, ‘rüyamda yari gördüm şöyle belden yukarı, bulutların ardından ay gibi gider, o gider ben giderim, hepsi bu kadar..’ Şimdi bırakmadan önce yazarlığı son satırına gelmişken yazarlığım, şiirimiz ne diyor yorumlamak istiyorum, son cümlem:, ‘rüyamızda bulutların ardından akan yarimizi görmüştük, hepsi buydu, hayat dünya her şey işte hepsi bu kadarcık..

Nihat Genç
Odatv.com

http://www.odatv.com/n.php?n=gucum-buraya-kadar-bagislayin-1309101200

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0  (1)
Üslup 
 
10.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
GÜCÜM BURAYA KADAR BAĞIŞLAYIN 2010-09-19 04:22:43 Önder Kurt
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Eylül 19, 2010
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

Oylanan sadece bir "METİN" değildi.

Alacağın olsun Murat, sayende "örümce kafalı" da olduk..

Farkında olsan yazmazdın ama ben yine de vurgulayayım; bizatihi kendi öncüllerine göre yanılıyorsun. Nerden başlayalım bilmem ki!

"Popüler siyasetçiler de ideolojinin ayrıntılarda yattığını, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığını bilmezler veya görmezden gelirler."

Kusura bakma ama söylemek zorundaydım son zamanlarda duyduğum en yanlış saptama bu..Şu anda yapılmaya çalışılanlar bu saptamanın tabana tabana zıt 180 derece karşı kutbunun geçerli olduğunu gösteriyor..Hayatın ayrıntılarda aktığını bilmeyen şu günün türkiye'sinin genel solunun bir kısmı, Taraf'ın, liboşların peşine iyi niyetle takılanların..Eğer yazılarımı okuduysa bilmen farketmiş olman lazım, ben defalarca, her fırsatta demokratikleşme yasalarının hiçbir belirleyiciliği olmadığını, yasaları/haklarını kullanmasını bilmeyen bir halkın, başka bir deyişle haklarını mücadele ederek kazanmamış bir halkın yeri geldiğinde onları savunamayacağı da açıktır..Şu anda Türkiye üzerinde Demokrasi "Boş Göstereni" etrafında kurulan hegemonyanın temel güvence kaynağı da bilakis işte bu halkın haklarını korumak için bir mücadeleye girmeyeceği ve "hak ve özgürlükler" etrafında kurulan idealojik hegemonya ile halkın günlük yaşamının dokusunun yani senin tabirinle ayrıntılar düzeyinde yapısal asıl istenen değişikliklerin çaktırılmadan, kamusal/aktüel politika alanına yansıtılmadan yapılabileceği temel "modus operandi"si etrafında bütün planlar yapılıyor..Yani sen bir anlamda egemenlerin kendi uzun vadeli planlarının en temel, en çok bel bağladıkları operasyondan haberdar olmadıklarını söylüyorsun; devasa bir köprü inşa edecek inşaat mühendise statik hesapları dikkate almamışsın diyorsun..Uzay mekiği inşaa eden roket mühendisini atmosferin sürtünme katsayısını hesap etmemekle suçluyorsun..

--------------

YAZININN DEVAMI İÇİN LÜTFEN ALTTAKİ YORUMLAR KISMINA BAKINIZ::

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
20
Bu eleştiriyi ihbar et
GÜCÜM BURAYA KADAR BAĞIŞLAYIN 2010-09-17 19:57:41 melike

"hepsi buydu, hayat dünya her şey işte hepsi bu kadarcık.."
hayat, bu ülkede ve binlerce başka ülkede yüzyıllar önce de "bu kadarcık"tı. "bu kadarcık"ı yeniymiş gibi algılayan bir sürü aydın kimi zaman kalemine kimi zaman canına koydu noktayı. ama dünya döndüğü sürece bitmedi "bu kadarcık"la savaşanlar. noktayı koymadan önce bunu düşünmekte fayda var.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
GÜCÜM BURAYA KADAR BAĞIŞLAYIN 2010-09-16 18:16:59 Önder Kurt
Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0
Üslup 
 
10.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Eylül 16, 2010
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

Nihat Genç'in bir yazısını sevebileceğim aklımın ucundan geçmezdi

Bu adamı bir uçtan diğerine savrulan son derece saldırgan, hatta küfürbaz bir dille kaleme alınmış yazılarından dolayı pek sevmezdim..Ama bu mükemmel bir yazı olmuş. İşte tam 60 yıldır sağ iktidarların boyunduruğundaki Türkiyenin kusursuz bir özeti..Yazıklar olsun, bu halkın alacağı olsun..Neyse beni bağlamaz artık..Yarından itibaren bir amerikalıyım. Türkiye de ortadoğu batağındaki herhangi bir "Arap" ülkesidir benim için artık..Kopmadan önce zamanın diline uyalım bari; geride kalanlara Allah kolaylık ve sabır versin..Bu ülkenin bir geleceği yok artık..HER MİLLET HAKETTİĞİ GİBİ YÖNETİLİR.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
10
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (11)
  • Murattı
    avatar

    Değerli arkadaşlarım bu ülkenin hiç adam gibi tarihsel gelişimi olmadı. hep zorlama hep zorkullanma hep itekaka hep otaboka konma hep sindirme hep cehalet hep korku hep zulüm hep sömürü hep yoksayma hep inkar hep haksızlık hep yanlış hep yanlış... sapla saman hep karışıktı ancak hiç bu denli karışmamıştı. 58 ile 42 nin ister yatay ister dikey kesitini alın. ülke tarihinin yarattığı 'kitsch' liğin renkli profilini göreceksiniz. önder haklı aslında; referandum kepazeliğinde ve pek çok demokrasi şarlatanlıklarında kendimce benimsediğim etik duruş, mütemadiyen kokusunu aldığım bu kitsch'lik karşısında "elit" bi tavırdır... Neyin el değiştirmesinden korkuyorsunuz? Yoksa kaybetmekten korktuğunuz şey sizin miydi?

  • erdem

    İdris Küçükömer'in "Düzenin Yabancılaşması" kitabında, hala üzerinde durulan ve tartışılan bir "Küçükömer paradoksu" var. Türkiye’nin sınıfsal-politik tahlilinde geçerli akça durumunda. Aslında paradoksun içinde paradoksal durumun en güzel örneği…
    Bir T-cetveli çizerek paradoksu şematize edelim.
    T'nin sağında-Bildiğimiz SAĞ var, solunda da bildiğimiz SOL var.
    Geniş halk kitleri ile onları temsil eden kurumları literatür gereği olarak SOL tarafa koymamız gerekiyor değil mi?
    SOL taraf: İslami doğu cephede yer alan kitleler hangi sınıflardan müteşekkil. Ordu/yeniçeri+esnaf+ulema birliği+ Genç Türklerin 2 kanadı-anglofanlar/İngilizperver prens sabahattin/ademi merkeziyetçi kanat+ kurucu meclis TBMM’deki 2 grup-terakkiperver ve serbest fırka+demokrat parti+AP+ MSP+MÇP+MHP+ AKP...
    Soru 1- Bunlar her zaman gelişim ve değişimin önünde mi durdular yoksa toplumun modernleşme ve aydınlanma mücadelesine mi katıldılar.?
    SAĞ taraf; Batıcı+Laik bürokratik cephe+ Tanzimat+Meşrutiyet+ Genç Türklerin 1 kanadı ittihat terakki+ TBMM’deki1.grup+ Cumhuriyet+CHP………+ son halkayı ben ekledim. HAYIR diyen DARBECİLER
    Küçükömer paradoksunda Sağ yan, ilerici olmasına rağmen baskıcı ve gerici olarak tanımlanır.
    Şunu demek ister aslında Küçükömer kendini sol diye tanımlayanlar sağcı, sağ diye tanımlayanlar ise solcudur…

    Kaybetmekten korktuğumuz şey ise "Tanzimat+Meşrutiyet+ Cumhuriyet" kazanımlarını kaybetmektir. BizeDARBECİ deseler bile..

  • onder
    avatar

    Hay ağzına sağlık Erdem..

    Başka şeylerin yanında bir diğer özelliğimiz de nankörlük..Tanzimat'ın, Meşrutiyet, Cumhuriyet'in kazanımları sanki gökten zembille indi, sanki birer doğal haktılar, nereye gitsen bulunan birşeydir..

    Daha önce de söylemiştim, bir kez daha hatırlatayım; kültür, tarih, sosyal yapı vs vs ile Türkiye'nin ait olduğu lig Arap/İslam ilgidir..Türkiye'yi tutup ene ileri demokrasilerle değil, Arap/İslam ülkeleri ile karşılaştırmak durumundasınız..

    Karşılaştıralım o zaman;

    Türkiye'nin Arap/İslam liginin tartışmasız tek büyüğü olmasının, evrensel normlarda uygar bir ülke olmaya en çok yaklaşan İslam ülkesi olmasının nedeni nedir?

    Hadi biri de bana açıklasın..

    Kemalizmi çıkarın bu ülkeden geriye Libya, Tunus, Mısır, Filistin, Suriye, Pakistan kalır..

    Ve son olarak kaybetmekten korktuğumuz tabii ki sapına kadar bizim; insan onuruna iyi kötü yakışan, kör topal da olsa ilerleyen uygar bir günlük varoluştur kaybetmekten korktuğumuz..Çember sakallı yobazların baskısından kurtulmuş laik, demokratik bir yaşamdır kaybedilecek olan..

  • onder
    avatar

    Sevgili Erdem,

    Söylediklerin emin ol moralimi yerine getirdi, öyle güzel ve kendinden emin ifade etmişsin ki insan "doğru be" demekten kendini alamıyor.

    Beni kızdıran şu; halk düşmanı, emekçi düşmanı ne kadar olşum varsa, son derece iyi organize olup canla başla çalışarak yekpare bir blok kurdular, tek bir tane olsun fire verdilerse ben hiç birşey bilmiyorum..Evet oyunun bu ülkedeki maksimum potansiyeli neyse onu aldılar, tek bir tanecik oyları heba olmamıştır..Bundan adım gibi eminim..

    Oysa bizim cenahta, bireyciliğin hedonizmine daldıklarında üilkede olup bitetnleri umursamayıp sandığa gitmeyen sinikleri mi ararsın, akılları sıra anarşist bir tavır sergileyip it dalaşının üstünde yüksek bir politik tavır aldıklarını sananları mı ararsın hepsi var; sadece tembellikten sandığa gitmemiş olan yüzbinler değilse onbinlerin olduğuna inanıyorum..

    Oysa, yineliyorum, bu bir varoluş mücadelesidir. Bu bir Armageddon'dur..En azından onların algıayışı budur..RTE'nin "Taraf olmayan bertaraf" olur lafını hatırlayın..Uygar bir ülkede bir Başbakan böyle bir laf edebilecek cüreti bulabilir mi kendinde, bir Fransa'da, bir Almanya'da bir İngiltere'de bir Başbakan böyle bir laf etse yer yerinden oynar mı oynamaz mı? Hemen ertesi gün istifa etmek zorunda kalır mı kalmaz mı? Yasa metinleri değil bunlar gelecek hakkında ipucu verir..Aha işte Bekir Çoşkun'un işine son verdiler..Fatih Altaylı ve Habertürk sahipleri atılmama için ellerinden geleni yaptılar ama baskı çok büyüktü diye açıklama yapmış..Bir batılı ülkede, benzer bir durumda iktidar sahipleri en büyük muhaliflerinin en büyük koruyucularıdır, zira muhalifleri atılırsa doğrudan kendilerinin suçlanacağını bilirler..Ama bunlar güçlerinden öylesine sarhoş olmuş durumdalar ki, en temel tedbiri bile umursamayacak kadar kendilerinden emin haldeler..Bilakis kendileri gibi olmayanların kariyer hakkı olmayacağının örtük mesajını veriyor olmaktan dolayı mutlulardır eminim..

    Biz bu ülkede kimleri gördük; Evren,Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller vs..Yani en kötüye karşı hazırlıklı olma konusunda sabrımız çelikten, tecrübeliyiz..Ama ben 12 Eylül dünemi de dahil Türkiye'nin hiç bu denli hayati bir yol ayrımında olduğu paniğine kapılmamıştım..En kötüsünün bile er ya da geç bir telafisi olur diye düşünürdüm..Ama şimdi önümüzde duran yol ayrımının geri dönüşü yok; teokratik bir düzene dönen ülkeyi tekrar rayına oturtmak için devrim falan değil rönesans gerekir..İşte bu yüzden tek tek her birey ettiği lafa, yaptığı seçime çok dikkat etmek zorundadır..Kılı kırk yaran bir akıl yürütmeden çıkmamış sallapati düşünceler ileri sürmemeye çalışmak gerekir; zira edilen lafların sadece kişiyi bağlayacağı "normal" bir durum değil bu..Koca bir coğrafyanın kaderi sözkonusu..

    Nihat Genç konusundaki saptamalarından daha iyisi dile getirilemezdi herhalde..Günahım kadar sevmem..Ama bu Armageddon mücadelesinde Genç "BİLE" bir müttefiktir - Şimdiki kültür bakanı ile Doğu konferansları düzenlemeyi nasıl içine sindiriyor acaba-..

    İçinde bulunduğumuz zamanlar en doğru en ideal politik tercihler ya da aktif terchisizlikler zamanı değildir..Bu bir cephe mücadelesi zamanıdır..Ya o cephedesin ya da bu..Bunun ortası, kenarı, berisi yok..Çok kalın hatlarla çizilmiş net bir ayrım çizgisi tam ortadan geçiyor; fantezi/asortik, bireysel tavır alışların yeri ve zamanı değil..Karşımızda duran, anti-faşist cepheden bile daha kapsayıcı bir cephe mücadelesidir..Bu cephe mücadelesinde ben TUSIAD'ın bile yanında yer alırım..

  • erdem

    Sevgili Önder ve Murat;
    Sadece rakamlar perspektifinden bakıldığında bile % 42'lik bir azınlık var. Beklentilerin çok ötesinde bir rakamdır bu. Hiç de azımsanacak bir rakam değildir ayrıca. Bu azınlık hangi değer ölçütleriyle, hangi fikirlerle ve hangi akıl yürütmelerle HAYIR dediğinin analizinin yapılması gerekiyor. Evet % 58 var, bu olgunun/oyunun mündemiçinde % 42'lik bir HAYIR'da var. Bu HALK kusura bakmasınlar bu kez yemedi. Elimizdeki en diri ve en ciddi veri bu. YÖN'CÜLERİN ifade ettiği üzere "dinamik zinde güçler"mi bunlar? Senin bakış açısından her yana sızan Hegomaninin kalemşörleri ve fikir babaları, medya gücü ve 250 milyon Tl civarında harcanan paraya rağmen 58'le zafer çığlıkları atıyorlar-bu noktadaki başarı Evren anayasasının % 92'lik bir EVET eşiğiyle alaşağı edilmeliydi. Çelişkiler yok mu? Bence onlar açısından tam bir başarısızlık var ortada, kuyruğu dik tutmaya çalışıyorlar, bu gemiyi yürütemeyecekler, kılçık boğazlarına B’le takılır adamın- Kaldi ki çok basit bir çelişkinin ayırdında değiliz. Her çelişki bir fırsattır, kavganın kurulduğu yer metaforuyla anlatmak istediğim şey de tam budur. Şaşıyorum, ancak algı yönetiminde zihinlerde o kadar ucuz ve berbat operasyonlar yapıyorlar ki, "Boş gösterenin" üzerinde politika/manüpülasyon/tamirat yaparak "Baş gösteren" haline getirmeye çalışmıyorlar mı? Bardağın % 58’si boş ve % 42’si doluysa ne yapacağız? BU kadar ucuz yutturmaca olur mu? Ben heyecanlıyım ve umutlarım tazelendi.
    Nihat Genç teorisi olmayan bir adamdır. Sadece eleştirir durur, reaksiyonerdir, ama alternatifini bilmez ve ortaya da koyamaz. Emperyalizme küfür eder ama sosyalizm diyemez. Duygularıyla hareket eden bir romantiktir. Hümanisttir, çalışkandır, samimidir, saftır ve delikanlıdır. Bunlara diyebileceğimiz hiçbir şey yok. Sevgi, barış ve kardeşlikle, isyan ahlakıyla yani sevgi dolu yalanlarla işini yaparken, yürekten inandığı kendi halkının ulvi tahminlerini boşa çıkarmasından kaynaklanan bir hayal kırıklığı yaşamış olsa gerek ki, bu yazıyı kaleme almış.
    HERŞEY yeniden başlamıyor mu?
    B’nin analizini yapmamız gerekiyor.

    Sevgiler ve selamlar

  • onder
    avatar

    Alacağın olsun Murat, sayende "örümce kafalı" da olduk..

    Farkında olsan yazmazdın ama ben yine de vurgulayayım; bizatihi kendi öncüllerine göre yanılıyorsun. Nerden başlayalım bilmem ki!


    Alýntý:
    Popüler siyasetçiler de ideolojinin ayrıntılarda yattığını, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığını bilmezler veya görmezden gelirler.




    Kusura bakma ama söylemek zorundaydım son zamanlarda duyduğum en yanlış saptama bu..Şu anda yapılmaya çalışılanlar bu saptamanın tabana tabana zıt 180 derece karşı kutbunun geçerli olduğunu gösteriyor..Hayatın ayrıntılarda aktığını bilmeyen şu günün türkiye'sinin genel solunun bir kısmı, Taraf'ın, liboşların peşine düşenlerin iyi niyetli olanları..Eğer yazılarımı okuduysa bilmen, farketmiş olman lazım ki, ben defalarca, hatta her fırsatta demokratikleşme yasalarının hiçbir belirleyiciliği olmadığını, yasaları/hakları kullanmasını bilmeyen bir halkın, başka bir deyişle haklarını mücadele ederek kazanmamış bir halkın yeri geldiğinde onları savunamayacağı iddia edip durdum..Şu anda Türkiye üzerinde Demokrasi/Hak ve Özgürlükler "Boş Göstereni" sayesinde kurulan hegemonyanın temel güvence kaynağı da bilakis işte bu halkın haklarını korumak için bir mücadeleye girmeyeceği ve "hak ve özgürlükler" etrafında kurulan idealojik hegemonya ile halkın günlük yaşamının dokusunun yani senin tabirinle ayrıntılar düzeyinde yapısal asıl istenen değişikliklerin çaktırılmadan, kamusal/aktüel politika alanına yansıtılmadan yapılabileceği bilgisidir, farkında olmamayı geçelim, bütün stratejilerinin temel "modus operandi"si budur..Yani sen bir anlamda egemenlerin kendi uzun vadeli planlarının en temel, en çok bel bağladıkları bizzat kendi operasyonlarından haberdar olmadıklarını söylüyorsun; devasa bir köprü inşa edecek inşaat mühendisine statik hesapları dikkate almamışsın diyorsun..Uzay mekiği inşaa eden roket mühendisini atmosferin sürtünme katsayısını hesap etmemekle suçluyorsun..

    Egemenler tarafından bugün izlenen stratejinin tam göbeğinde durur, "ideolojinin ayrıntılarda yattığı, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığı" bilgisi..Bunun daha bilinen bir adı daha var; takiye.

    Ama takiyenin daha çok çağrıştırdığı şark kurnazlığından çok daha kapsamlıdır.

    "Manav Kurnazlığı" yazımı bir oku istersen; orda da kendimce dile getirmeye çalıştığım senin deyişinle ideolojinin ayrıntılarda işlediği fikriydi..Manav analojimde, önde duran güzel kirazları vitrinde duran sevimli yasal haklara -senin tabirinle metin oylamasına- , arkada duran çürük kirazları da asıl satılmaya çalışılan ideolojinin gerçek içeriği, -senin tabirinle "ayrıntıları" olduğunu- anlatmaya çalıştım..

    Örneklerle devam edelim; ideal bir dünyada, yani Polyanna dünyasında aslanlarla ceylanlar koyun koyuna yatabilir, gül gibi geçinip gidebilirler..Türban konusuna uyarlarsak, türbanlı kızlarla, mini etekleri kızlar yan yana okula gidebilir; liberal "güzel ruhlar" ve safdil "solcular" türbana karşı çıkılmasını bir türlü anlayamıyorlar..Yaw ne var ki başa konan bir bez parçası; ama görmek istemedikleri mesele şu; türban yasağı ile türbanlılara baskıdan çok daha fazla örtünmek istemeyen kızların hakkı korunmak isteniyor..Zira biliyoruz ki, -"ayrıntı" düzeyinde biliyoruz ki- türbanın olduğu yerde mini etek yaşayamaz..Türban yasallaşır ve genel geçer trend haline gelirse, basit bir seçim olmanın ötesine çok çabuk genel norm haline gelecektir..Zira türban'a yazılı olmayan ama yazılı olanlardan çok daha etkili günlük yaşam kodlarıyla "iffet"in göstergesi statüsü yüklenecektir dolayısıyla da türban takmayan her kadın da orospu olacaktır, zira türban buz gibi de bireysel bir seçim olmanın çok fazla ötesinde ideoljik bir göstergedir, aksini iddia eden de saftirik bir "güzel ruh"unkinden daha ileri bir bilinç düzeyine sahip değildir..

    Yanlış anlama "ideolojinin ayrıntılarda yattığı, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığı" fikrine karşı çıkmıyorum; bilakis yazılarımı okuyanlar çok iyi bilirler ki benim en temel izleklerimden biri budur. Yine beni yanıyanlar bilir ki, en büyük akıl hocalarımdan biri Zizek'tir..O Zizek ki 10 bin sayfayı artık geçmiş olması gereken külliyatının YEGANE bir konusu vardır; O da şudur

    "İDEOLOJİLERİN AYRINTILARDA YATTIĞI VE HAYATIN AYRINTILARDA AKTIĞI FİKRİ"

    O kadar öyle ki, çok kullandığı bir örnekte Zizek, Almanların, Fransızların ve Amerikalıların klozet tiplerinden girer ve her halkın kendi boklarıyla kurduğu ilişkilenme tarzından ulusal karakterlerini çıkarır; yanlış hatırlamıyorsam mesala Alman kolzetlerinde bok akıp gitmeden önce, iyice analiz edilebilsin, hangi yemeklerin ürünü olduğu çıkarılabilsin diye uzunca bir süre gözönünde durur..Hegel'i, Kant'ı, Marx'ı, Freud'u, Einstein'i vs.vs.vs çıkaran bir halkın bokuyla kurduğu ilişkinin de çok analitik olması beklenir haliyle..:-)

    Yanlış bir izlenim vermiş olmayayım; Zizek elbette ayrıntılarla ilgileneyim derken böyle bok püsürlarla vakit geçiren bir şaklaban değildir..Bu tür örnekleri asıl derdini anlatabilmek için şaka yollu kullanıyor diye tahmin ediyorum; yoksa aslında bu kadar derin bir düşünür tarihte hiçbir büyük filozofa nasip olmamış kadar bu denli popüler olabilirdi?

    Zizek'in 10 bin küsur sayfada anlatmaya çalıştığı ideolojinin nasıl işlediğidir, ayrıntılarda nasıl gizlendiğidir..Konusu bu kadar derin olan bir düşünür tutup niye Hitchcock üzerine, Matrix üzerine yani kısacası popüler kültürün en popüler ürünleri üzerine böyle binlerce sayfa döktürür? El cevap;

    "Popüler siyasetçilerin ideolojinin ayrıntılarda yattığını" çok ama çok iyi bildiklerini göstermek için, en alakasız, en masum gibi görünen bir popüler kültür ürünün bile son derece yoğun kesin ideolojik içeriklerle yüklü olduğunu kanıtlayabilmek için.

    Walt Disney'in katıksız bir anti-komünist olduğu ve ünlü çizgi karakterlerinde bunu yansıttığı çok iyi bilinen bir klişe haline gelmiştir. Ama Balık "Nemo" üzerine bir de Zizek analizini okuyun da "ideolojinin ayrıntılarda nasıl yattığını" görün, bir başka şeyi daha görün; bunun bir tesadüf değil sistemin efendileri tarafından çok ince düşünülmüş bir tasarım olduğunu.

    Mesala Zizek'in hışmına en son uğrayan filmlerden biri de "Batman Dark Knight"dır..Ona göre bu film, bilmemenin, görmemenin, yoksaymanın herkes için daha iyi olduğu mesajını verir..

    Yani yazdıkça dumur vaziyetlerim artıyor; senin gibi birikimli birinden böyle bir saptama nasıl çıkabildi, hayret..İleri sürdüğün saptama o kadar anakronik ki, bırakalım "popüler politikacıların ideolojilerin ayrıntıda gizli olduğunu bilmemelerini", bu bilgiye sahip olmadan politikacı olmayı geçtim, bunu bilmeyeni en etkisiz milletvekilinin odacısı bile yapmazlar. Bu bütün dünyada böyledir ama özellikle bizim ülkenin politikacıları onyıllarca, hatta Bizanstan beri kadim bir gelenek olduğunu hesaba katarak söylecek olursak binlerce yıl süren tecrübeleri sonucunda bu konuda iyice kusursuzlaşmışlardır..

    Sağ populist politikacılar vitrinde "Atatürkçü" görünmek zorundadır.. Ama bundan hiç gocunmazlar..Zira "Siyaseten doğru" olanları kabul etmenin değil, asıl ayrıntılarda gizli olanın belirleyici olduğunu çok iyi bilirler..Vitrinin Siyaseten doğru düzleminde kimsenin hayat biçimine karışmayacaklarını söylerler ama "ayrıntılar" düzeyinde içleri ferahtır, çünkü bilirler ki bugün iç anadoluda -artık gittikçe bozkırlaşan Türkiye'de- hiç kimse muhafazakar yaşam biçimi dışında bir hiç bir yaşam biçimini benimseyemez, zira Resmi Anayasa'dan çok ama çok daha güçlü "Mahalle Baskısı", "Gelenek, Görenek, Örf, Adet" vs denen bir BABAYASA var..

    Siyaseten doğru düzlemde herkese eşit fırsat derler ama yine çok iyi bilirler ki somut gerçekliğin ayrıntılarında artık muhafazakar olmadan bir kariyere sahip olmak mümkün değildir..

    Herhalde yanılgın, Türkiye'de egemen ideolojinin Kemalizm olduğunu kabul etmenden kaynaklanıyor; bu topraklarda türklerin gelmesinden beri tam bin yıldır hem iktisadi hem de kültürel anlamda egemen ideoloji İslamdır..Kemalizm ona karşı cılız bir başkaldırıydı ve tıpkı kardeşi sosyalizm gibi büyük hüzünler vererek çöktü..

    Komunizm "belasını" savuşturan küresel kapitalizm, istediği yere müdahale edebilmek için baskıcı İslamcı yönetimlerin "özgürlük götürmek" adına çok güzel bir gerekçe verdiğini gördüler..Açık emperyalist işgaller post-modern dünyada artık feasible değil, işgaller "demokrasi/özgürlük" gibi "Boş gösterenler" etrafında hegemonize edilmek zorunda; dolayısıyla kışlalardan daha çok zihinler bombalanmak zorunda, partizanların üzerine değil sıradan halkın beyinleri üzerine napalmlar, fosfor bombaları atılmak durumunda..Beyinlerin napalm bombası da ideolojidir ve ideoloji ayrıntıda işler..Hatta senin ileri sürdüğünden çok daha derin ayrıntılarda; Negri'ye göre sosyalist idealin en büyük düşmanı bugün aile'dir..İdeolojik bağlanımın ilk tohumları aile içinde atılır..

    Zizek bilindiği üzere Lacan'cıdır; Lacan da psikanalist..Psikanaliz de malum insan zıhnin en derin "ayrıntısı" "bilinçdışı" ile ilgilenir..

    Bizim tipik solcular psikanaliz ile solculuğun alakasını kuramazlar..Alaka işte bu..Psikanaltik süreçler, bilinçdışı manipulasyonlar ve Oedipus Kompleksi üzerinden, hatta Lacan'cı/yapısalcı okulun temel tezinde olduğu gibi bizzat dil (simgesel düzen) aracılığıyla sisteme entegre bireyler üretilir.

    Eğer bunlar ayrıntı değilse, ayrıntı nedir bilmek isterim..

    Ha diyebilirsin ki teori bunu söyler, ben de bunu söylüyorum ama benim iddiam politkacının bunu bilmediğidir..Ben de o zaman sana sorarım bugün akademinin işlevi nedir? Politikacılar akademi üzerinden, yani akıl hocaları üzerinden eğitilir..Bugün bizde bu rolü sanırım en iyi Egemen Bağış oynuyor..Eskiden Emret Başbakanım diye bir dizi vardı..Gelmiş geçmiş en başarılı politik hicivlerden biridir..Gerizekalı bir başbakanı arkadaki çok zeki, çok eğitimli bürokratlar yönetirdi ve bu bürokratların herhangi bir partisi de yoktu..Kendileri bir partiydi..

    Ama bu düzeye bile gerek yok; bizim tipik sağ zübüklerimiz, bu halkı genele yansımayan ayrıntılarla yönetebileceklerini çok iyi bilirler.

    Bir kuzenim Adana'da sandık başkanı olarak görev yapmış son referandumda..Bulunduğu sandıkta 17 Hayır'a karşı 287 mi ne evet çıkmış..Adamın biri 3 karısı ile birlikte gelmiş..Bütün uyarılara rağmen açıkta göz göre göre eveti basmış ve karılarına da Evet basmalarını emretmiş..Muhabbet edildiğinde de Başbakanın ikinci resmi nikahı getireceğini söylemiş..

    Ne oylanıyor, vatandaşın beklentisi ne?

    Şimdi böyle bir ülkenin politikacılarının ideolojinin ayrıntılarda gizlendiğini bilmedikleri söylenebilir mi?

    Adım gibi eminim ki ülkenin ücra köşelerinde egemenler demokrasi/özgürlük gibi gerekçeler göstererek propaganda yapmadılar, ikinci eş vaadi gibi sözlerle propaganda yaptılar..İdeolojinin ayrıntılarda gizlendiğini bilmek bu değilse nedir?

    "İdeolojinin ayrıntılarda aktığını" bilmeyen egemenler değil bizim solculardır..Zira bu bilgiye ulaşabilmek için bir hareketin ya çok okuması, ya da arkasında ücretli akademisyenleri bulunması gerekir..Solun akademi kiralayacak kadar parası olmadığı malum..Eeeh okumadığı da malum..Nasıl bilecek o zaman?

    Bilmediği için, teorinin "yüksek düzeyinin" klişelerini yineliyor işte; bu halk sömürüden, sınıf savaşımından, ideolojiden ne anlasın..Din elden gidiyor, müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar, falanca kişi misyoner demek meşaleleri kapıp diri diri yakacak kafir avına düşmeleri, ya da canlı canlı kesecekleri birilerinin peşine düşmeleri için yeterli..

    Bu ülkeye insanlığın yarattığı en demokratik anayasayı, en geniş hak ve özgürlükleri getirin, bütün bunlara rağmen yeni bir Sivas yaratmak için bütün gereken 2-3 günlük bir kitle propagandası yapmaktır.

    Hep söylüyorum demokratikleşmesi, özgürlükçü olması gereken yasalar değil halktır, onun günlük hayat varoluşudur..Kıstas buysa eğer bugün en büyük faşizm kapıdadır..

    Bir başka radikal yanlışın da birincisiyle bağlantılı olarak "oylananın" bir metin olduğunu sanmandır. Oylanan VAROLUŞ'tur..

    Metin olarak "yasa"nın hükümsüzlüğünü dile getirerek özgün bir fikir dile getirmiş olmuyorsun; bu entellektüel düzlemde artık bayatlamış bir klişedir; Derrida'nın metinleri uyguladığı "yapısökümü", Foucault'un söylem/iktidar analizleri bütün bunları 50 yıl kadar önce işledi ve ardından gelenler de cılkını çıkardı..Ha klişeleşmis olması geçerliliklerini yitirdiği anlamına gelmez.

    Sorun şu ki, önemli bir teorik analiz aygıtını alakasız bir sorunsala uygulayarak, daha derinlikli bakmaya çalışırken meselenin yalın ama belirleyici özünü pas geçiyorsun..

    Dedim ya kendi öncüllünle çelişiyorsun; HAYIR dedik çünkü biliyoruz ki, "ideoloji yasalarda değil ayrıntılarda yatar"..Tam da hayatlarımızın "ayrıntıları" tehlikde olduğu için hayır dedik..Tam da devlet üzerindeki iktidarın değil, sıradan insanların sıradan hayatlarının günlük dinamikleri üzerinde asıl iktidar, yani Foucault'cu anlamda TAM ve MUTLAK iktidar, yani yine Foucault'cu anlamda hayatın en ayrıntılı, en dokusal düzleminde BİYO-İKTİDAR kurulmaya çalışıldığı için HAYIR dedik; falanca metne ya da belgeye istinaden değil..

    Daha önce defalarca dile getirdim, bir keza daha yineleyeyim; değiştirilmek istenen görünürde olduğu gibi, yansıtıldığı gibi bir takım yasalar değildir; bir halkın yaşam çevresi, algı evreni, genel etik kavrayışıdır değiştirilmek istenen; bu bir genetik operasyondur. Değişecek olan bir toplumun LEBENSWELT'idir, hayatta başarılı olmak için nasıl bir varoluşa sahip olunması gerektiği yönündeki "bilinçaltı" kavrayışıdır; bugünkü gençler yavaş yavaş şunu bilinçaltlarına yerleştirecekler; hangi meslekte olursa olsun başarılı olmak için çok çalışmak değil ramazanlarda el aleme karşı oruç tuttuğunu göstermek; beş yıldızlı otellerde verilen yemeklerde herkesin dikkatini çekecek şekilde yemekte domuz eti olup olmadığını sormak, şarabı itip şerbet istemek gereklidir..

    Özalizmin Prensler çağında Wall Street'in Yuppie tarzı işletmecilerin ego-idealiydi; favori kanal cnbc-e idi vs..Sermaye İstanbul'dan Bozkıra kaydı ya artık işletmeci tipolojisi, CEO imajı da değişecek..Üst düzeyde bunlar olurken alt düzeyde de farklı şeyler olmayacak..Hepimiz hergün heryerde görüyoruz ki bu toplum gün geçtikçe dindarlaşıyor, üstelik ortaçağ düzeyinde dindarlaşıyor, Protestanlık/Reform düzeyinde değil.

    Kendine solcu diyen biri için en yakın tehlike, en büyük düşman budur. Zira bu insanlığın gördüğü en kanlı faşizmden bile daha tehlikeli bir gelişmedir..Bu "birarada yaşama, farklılıklara karşı saygılı olma" safdililliğiyle görmezden gelinecek türden bir tehlike değildir..İnsanlığın gördüğü en kanlı faşizmler bile er ya da geç yıkılırlar..En büyük faşist Hitler topu topu 12 yıl kadar iktidarda kalabildi; gelişmiş bir ülkede en uzun süre iktidarda kalan Franco rejimi bile -toplumların zamanı kıstas alındığında- bir anlık sayılabilecek bir sürede, 35-40 yıl sonra bitti..En vahşi faşizm bile birkaç onyılda yenilmeye mahkumdur; çünkü faşizm saf korkuya, vahşete, şiddete dayanır; en kanlı faşizmde bile her zaman muhalefet vardır..Ama toplumun genel zihinsel yapısı, temel dokusu değişirse, yani bir din toplumu yerleşirse yeniden özgürlük için bir devrim de kar etmez artık; niteliksel olarak farklı bir düzeye çıkılır..Teokratik bir iktidarı yerinden etmek için devrim değil Rönesans gerekir..Ancak biliyoruz ki devrimler birkaç yüzyılda bir olurken Rönesans'lar birkaç binyılda bir olur..Mühendislik formülleriyle ifade edersek; Rönesans >> Devrim; yani Rönesans "çok büyüktür" Devrim

    Bilmiyorum farkettin mi; Basketbol dünya kupası finalinde Başbakanı yuhalayanların peşine düşmüş devletin polis gücü.. Hangi gerekçeyle? Buna karşı bir yasa mı var? Kendini yuhalayanların peşine bir batılı başbakan düşse alay konusu olur..Yasalar gerektirse bile bir batılı başbakan kendini yuhalayanların peşine düşmeye tenezzül etmez..Bush bile "Bu tür tepkilerin demokrasilerde gayet normal olduğunu" söyleyebilmişti..

    Hangi karakter tipi yuhalamaya bile tahammül edemez, hangi karakter tipi sadece yüceltmeyi, övülmeyi bekler; Politik hicivlere konu olan evrensel diktatör tipinden başka?..

    Peki hangi karakter tipi, evladına öğüt veren bir baba gibi koca bir toplumu ahlaken eğitilmesi gereken bir çocuk yerine koyup "İçmeyin şu içkiyi, azı da çoğu da kurusu da yaşı da zarar" diyebilir?..Liboşlar Stalin'i eleştirir halka karşı eğitilmesi gereken bir çocuk gibi pedagojik bir tavır takındığı için..Peki yukarıda anlatılan durumun farkı ne?

    Yine sözkonusu şahıs, çalışma arkadaşlarından "benim bakanım, benim müsteşarım" diye bahseder..Bu nasıl bir egoya gönderimde bulunur?

    Geçen Hidayaet Türkoğlu "Başbakanın huzuruna çıkacağız" diye bir laf etmiş..Demokrasilerde huzura çıkılır mı?

    Konu hakkında Can Dündar'ın yazısı;

    http://www.milliyet.com.tr/-huzur-a-kavustuk-/can-dundar/guncel/yazardetay/ 19.09.2010/1289714/default.htm?ref=haberici

    Bütün bu alakasız "ayrıntı"ları niye veriyorum? Çünkü HAYIR dediğimiz bir "metin" değil, "ideolojilerin asıl üzerinde yattığı" işte bu "ayrıntılar"dır..Can Dündar'ın dediği gibi kendisinin niyeti bu olmasa bile, kendisine onu dayatan bir taban oluşuyor;

    Alýntý:
    Kimileri “Bu kadar güvenme hiç kendine/ bu devirde kimse şah değil, padişah değil” şarkısını söylüyor, birçokları da Başbakan’ın referandum sonrası yaptığı açıklamadaki üslubuna bakarak Başkan olabilmek için bundan böyle herkesi kucaklayan bir tavır sergileyeceğini tahmin ediyor; ama ortada bir de “huzura kabul” için can atan “padişahçıdan çok padişahçılar” var.



    “huzura kabul” için can atan “padişahçıdan çok padişahçılar” var

    İşte bu toplumun değişen lebenswelt'i budur; HAYIR denilen de bu dönüşü olmayan yola girilmesidir..

    Kusura bakma ama koca bir toplumun önündeki yüzyıllarını belirleyecek olan böylesine önemli bir varoluş meselesini, üstten bakan, kolaycı bir elitist tavırla bir "metini" oylamak olarak yorumlaman da senin aynı anda hem "safdillik" hem de iki kutupluluğa, binary mantığına, bipolar akıl yürütmeye 3. bir yol -bariz olan bir 3.yol- savunarak karşı çıkabileceğin saplantısı içinde olman nedeniyle de "örümcek kafalılık", daha doğrusu artık Blair ile birlikte bir çözüm olmadığı ortaya çıkmış olan "üçüncü yolculuğun örümcek kafalılığı" hanene bir girdi olarak yazılmıştır..Mevcut iki kutuplu seçim matrisine bir üçüncü alternatif yaratarak yeni bir boyut açmış olmazsın..Bu basit bir nicelik arttırımıdır sadece, kolaycılıktır, entelektüel kestirme yoldur, zihinsel tembelliktir..Bipolar mantığa tripolar mantıkla karşı çıkılmaz, matriksin eksenleri kökten yeniden tanımlanarak karşı çıkılır..Bu yeni tanımlama da bazen eskinin referans kümesi üzerinden geçebilir..Bir 3.alternatif yaratmak entelektüel bir yaratım değildir, bakkal hesabıdır sadece..

  • Murattı
    avatar

    Popüler burjuva siyaseti her şeyi kabalaştırma, indirgeme, manüpüle ve vülgarize etme konusunda yüzyılların birikimine sahip, hepimizce iyi bilindiği üzre. Popüler siyasetçiler de ideolojinin ayrıntılarda yattığını, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığını bilmezler veya görmezden gelirler. Toplumsal bir uzlaşma içinde yaşamanın seçeneği 2 olabilir mi? Esasta hayır dediğim bir metin rötuşlandığında yapısal anlamda değişir mi? Esasta hayır dediğim bir metne birkaç iyi şey eklendiğinde evet demem ne kadar mantıksızsa hayır demem de o kadar mantıksızdır ve üzerinde onca konuşulan meselenin böyle basit bir mantığı vardır. Hayır veya evet demenin bana kalırsa elle tutulacak etik bir tarafı yoktu. "Özerk/önzel" zihnimle ve bilincimle katılmamın olanaklarının olmadığı, bunun da koşullarının ısrarla bastırıldığı "legal" bir hayatın kurgusuna iki adet sandık üzerinden dahil olamam, olmam, olmadım, olanlara da acı acı gülerim. Hayır diyenler örümcek beyinliler, evet diyenler de safdillerdir. Belki de tam tersidir.

  • Murattı
    avatar

    Sevgili Önder, öyle görünüyor ki bipolarizasyon saplantısı senin de kısmetini bağlamış ve malum iktidar savaşının iki cephesinden birine senin gibi ağır bir adamı savurabilmiş. bu kadar "politize" olma kaygını anlamam mümkün değil. Açıkçası, (elbette doğal olarak) kendi ideolojik bağlamından ve inandığın referanslardan seslenmişsin fakat kendini haksız biçimde hayıra savurarak beni de daha çok evet yakasına savurmuşsun. (örümcek kafalı ve safdil sıfatlarını hayırcılarla evetçiler arasında homojen biçimde paylaştırırsan sevinirim, örümcek kafalı olmadığını çok iyi biliyorum) oysa epey önce farklı bir yazıya yaptığım bir yorumda meseleyi fillerin tepişmesi çimenlerin de ezilmesi (bilinen) metaforuyla yapmıştım sen de katılmıştın. süreç onun devamıdır, parçasıdır. referandum da yaptığım da buydu. ideolojinin ayrıntılarda aktığı söylemimi bu denli yanlış anlaman ve popüler siyasetin sığ sularında algılamayı tercih ederek "bildirimin" evetçilere hizmet ettiği histerisiyle cevap vermene çok şaşırdım. benim felsefi anlayışıma göre sığ sularda kurgulanan bu bu burjuva triğinden çok farklı birşey söylemeye çalışmıştım. belki ideoloji sözcüğünü kullanmamalıydım. sen daha çok siyaset gibi algıladın, enteresan. anlaşılan o ki sana derdimi ayrıca anlatmam gerekiyor. sorun senin yanlış anlaman değil, benim özet bildiri metnimdir. belki fazlasıyla özet olmuş olabilir. Ancak içerdiği anlamın karşılığının potansiyel olarak sende olduğunu biliyorum. bu mesajı ayakta, kesin bir yılgınlıkla yazıyorum zira oturup kelli felli "nesnel" cevabın bağlamında nesnel cevap verme motivasyonum tamamen dibe vurmuş durumda. 3. yol açıkçası çok dar bir kavrayış, ben de senden bunu beklemezdim. boykot 3. bir yol gibi duruyordu ama benim söylediğim(iki cümleyle olmaz tabi) o da değildi. En genel en kaba anlamıyla beni temsil eden etik bir duruştu. bilmende fayda var parti seçimlerinde de sandığa yıllardır gitmiyorum.

    belki şiiri sevseydin herşey daha kolay olacaktı. imgesel ve sezgisel aklın kolayca kavrayabileceği kısacık bir bildiri metniydi benimki. siyasetin popüler meseleleri üzerinden polemik açıkçası beni bir yerden bir yere taşımıyor ve fazlasıyla yoruyor. kaldı ki bir süre sonra totolojiye dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.

    ister cevap yaz istersen yazma ama ben yazmayacağım, başka şeyler yazacağım. yarın ehayalete göndermeye çalışırım.

    seviler, murat.

  • onder
    avatar

    Murat,

    Madem ki yoruyor bu tartışmalar seni, konu çok daha uzun tartışmaları gerektiriyor olmasına rağmen sadece şu kadarını yazacağım;

    Doğrusun filler tepişyor çimler eziliyor yaklaşımını doğru bulmuştum. Hala da buluyorum, ancak son durumda tepişenler artık filler değildir..

    Sürecin başında, sola en çok çektirmiş iki güçlü yapı Ordu ve cemaat kapışıyordu. O dönem yaşananlar her ikisinin de deşifre olmasını sağlıyordu.

    Ancak şimdi gelinen noktada olay sadece iki büyük kurum arasında olmaktan çıkmıştır; bu ülkede yaşayan tek tek herbireyin yaşamını çok yakın bir gelecekte radikal biçimde etkileyecek hale gelmiştir. Refarandumda Hayır demek fillerden birinin yani ordunun yanında taraf olmak değildi, her canlı formunun kendi varoluşunu koruma içgüdüsüne benzer şekilde can havliyle alınmış bir karardı.

    Asıl 3.yol arayışı konuyu yabancılaşmış, estetize edilmiş, soyut bir politik düzleme çekmektir. Evet ya da hayır, yaşamın kendisine yönelik doğal bir tavırdı.

    12 Eylül dönemininin ilk yıllarını çocuk olarak yaşamış olsam da, mirasını üniversite yıllarında yaşadım. 12 Eylül'ün mirasını yaşadığımız o dönemde bile, bireylerin özel yaşamlarına bu denli direk müdahale yönünde bir irade yoktu karşımızda..

    Önümüzde duran, kendimizi dışında tutabileceğimiz bir polemik değildir, bir varoluş mücadelesidir. Politik düzeyi çoktan aşıp yapısal düzeye yönelmiş bir süreçtir bu..

  • erdem

    Her şey yeniden başlıyor dostum. 1923 öncesine birden dönmüşüz.. MErak etmeyelim Dadaloğlu'nun dediği gibi kavga yeniden kuruluyor. Çünkü bize kendileri DARBECİ demiyorlar mı? Şimdilik bu kadar.....

  • erdem_ozcan
    avatar

    MUHLİS BEYİN DEYİŞİYLE “RAFADAN-DURUM”MUZUN SON SATIRINDA NE VAR??

    I. Basamaktaki diyalektik - RODEO DEMOKRASİMİZ
    % 58'le kazanmak – kim bu % 58- atın üstünde durmak - kazandığını zannetmek - atı bir yere götürememek, çoğunlukla at seni istediği yere götürür ve KAÇINILMAZ BİR ŞEKİLDE YAŞANAN AKİBET attan düşüş/ne tuhaf bir oyun; en geç attan düşene bile ödül veriyorlar/nihayetinde bir düşüş/kaybetmek -Nadiren attan iniş, konuyla ilgisi yok-binicilik diyorlar.
    II. basamaktaki diyalektik- Düşünceyle peynir gemisi yürümez.
    “Her varoluş kendi yok oluşunun tohumunu bağrında saklar." Koca Hegel'in sözü. % 42 ile kaybetmek-MAĞLUBİYET HİSSİ, TESLİMİYET, YILGINLIK----acaba??? % 58’lik nicelik niteliği belirliyor görünse de, AYRIŞMA/ÇATIŞMA daha kesinleşecek görünüyor. MUTLULUK VERİCİ BİR ŞEKİLDE zurnanın zırt dediği ve güneşin doğduğu yer YENİ bir ÇELİŞKİ’dir. ÇELİŞKİ TOTAL HAREKETTEN BİR SAPMA VE BİR ANLAMSIZLIK değildir. SADECE ONUN BİR VEÇHESİDİR. KENDİ HAKİKATİ OLAN BİR YANILGI SÜRECİ’dir hepsi bu.

    III. basamaktaki diyalektik… DADALOĞLU- MUTLULUK VEREN HUZURSUZLUKLARIMIZ.
    Ne kazanan vardır ne kaybeden. Hayat acımasızca ve amaçsızca sonsuza doğru akıp giderken sadece oynanan bir oyun vardır, oyuncular ve bir de TARİH…
    BAŞKANLIK SİSTEMİ KONUŞULUYOR. DADALOĞLU'NUN ŞİİRİNE DÖNMEK GEREKİYOR. "FERMAN PADİŞAHIN İSE DAĞLAR BİZİMDİR" "ÖLEN ÖLÜR KALAN SAĞLAR BİZİMİDİR"

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #11 Önder Kurt 21-09-2010 17:08
Hay ağzına sağlık Erdem..

Başka şeylerin yanında bir diğer özelliğimiz de nankörlük..Tanz imat'ın, Meşrutiyet, Cumhuriyet'in kazanımları sanki gökten zembille indi, sanki birer doğal haktılar, nereye gitsen bulunan birşeydir..

Daha önce de söylemiştim, bir kez daha hatırlatayım; kültür, tarih, sosyal yapı vs vs ile Türkiye'nin ait olduğu lig Arap/İslam ilgidir..Türkiy e'yi tutup ene ileri demokrasilerle değil, Arap/İslam ülkeleri ile karşılaştırmak durumundasınız..

Karşılaştıralım o zaman;

Türkiye'nin Arap/İslam liginin tartışmasız tek büyüğü olmasının, evrensel normlarda uygar bir ülke olmaya en çok yaklaşan İslam ülkesi olmasının nedeni nedir?

Hadi biri de bana açıklasın..

Kemalizmi çıkarın bu ülkeden geriye Libya, Tunus, Mısır, Filistin, Suriye, Pakistan kalır..

Ve son olarak kaybetmekten korktuğumuz tabii ki sapına kadar bizim; insan onuruna iyi kötü yakışan, kör topal da olsa ilerleyen uygar bir günlük varoluştur kaybetmekten korktuğumuz..Çe mber sakallı yobazların baskısından kurtulmuş laik, demokratik bir yaşamdır kaybedilecek olan..
Alıntı
 
 
0 #10 erdem 21-09-2010 16:23
İdris Küçükömer'in "Düzenin Yabancılaşması" kitabında, hala üzerinde durulan ve tartışılan bir "Küçükömer paradoksu" var. Türkiye’nin sınıfsal-politi k tahlilinde geçerli akça durumunda. Aslında paradoksun içinde paradoksal durumun en güzel örneği…
Bir T-cetveli çizerek paradoksu şematize edelim.
T'nin sağında-Bildiği miz SAĞ var, solunda da bildiğimiz SOL var.
Geniş halk kitleri ile onları temsil eden kurumları literatür gereği olarak SOL tarafa koymamız gerekiyor değil mi?
SOL taraf: İslami doğu cephede yer alan kitleler hangi sınıflardan müteşekkil. Ordu/yeniçeri+e snaf+ulema birliği+ Genç Türklerin 2 kanadı-anglofan lar/İngilizperv er prens sabahattin/adem i merkeziyetçi kanat+ kurucu meclis TBMM’deki 2 grup-terakkiper ver ve serbest fırka+demokrat parti+AP+ MSP+MÇP+MHP+ AKP...
Soru 1- Bunlar her zaman gelişim ve değişimin önünde mi durdular yoksa toplumun modernleşme ve aydınlanma mücadelesine mi katıldılar.?
SAĞ taraf; Batıcı+Laik bürokratik cephe+ Tanzimat+Meşrut iyet+ Genç Türklerin 1 kanadı ittihat terakki+ TBMM’deki1.grup + Cumhuriyet+CHP… ……+ son halkayı ben ekledim. HAYIR diyen DARBECİLER
Küçükömer paradoksunda Sağ yan, ilerici olmasına rağmen baskıcı ve gerici olarak tanımlanır.
Şunu demek ister aslında Küçükömer kendini sol diye tanımlayanlar sağcı, sağ diye tanımlayanlar ise solcudur…

Kaybetmekten korktuğumuz şey ise "Tanzimat+Meşrut iyet+ Cumhuriyet" kazanımlarını kaybetmektir. BizeDARBECİ deseler bile..
Alıntı
 
 
0 #9 Murat Müfettişoğlu 21-09-2010 15:17
Değerli arkadaşlarım bu ülkenin hiç adam gibi tarihsel gelişimi olmadı. hep zorlama hep zorkullanma hep itekaka hep otaboka konma hep sindirme hep cehalet hep korku hep zulüm hep sömürü hep yoksayma hep inkar hep haksızlık hep yanlış hep yanlış... sapla saman hep karışıktı ancak hiç bu denli karışmamıştı. 58 ile 42 nin ister yatay ister dikey kesitini alın. ülke tarihinin yarattığı 'kitsch' liğin renkli profilini göreceksiniz. önder haklı aslında; referandum kepazeliğinde ve pek çok demokrasi şarlatanlıkları nda kendimce benimsediğim etik duruş, mütemadiyen kokusunu aldığım bu kitsch'lik karşısında "elit" bi tavırdır... Neyin el değiştirmesinde n korkuyorsunuz? Yoksa kaybetmekten korktuğunuz şey sizin miydi?
Alıntı
 
 
0 #8 Önder Kurt 21-09-2010 10:12
Sevgili Erdem,

Söylediklerin emin ol moralimi yerine getirdi, öyle güzel ve kendinden emin ifade etmişsin ki insan "doğru be" demekten kendini alamıyor.

Beni kızdıran şu; halk düşmanı, emekçi düşmanı ne kadar olşum varsa, son derece iyi organize olup canla başla çalışarak yekpare bir blok kurdular, tek bir tane olsun fire verdilerse ben hiç birşey bilmiyorum..Eve t oyunun bu ülkedeki maksimum potansiyeli neyse onu aldılar, tek bir tanecik oyları heba olmamıştır..Bun dan adım gibi eminim..

Oysa bizim cenahta, bireyciliğin hedonizmine daldıklarında üilkede olup bitetnleri umursamayıp sandığa gitmeyen sinikleri mi ararsın, akılları sıra anarşist bir tavır sergileyip it dalaşının üstünde yüksek bir politik tavır aldıklarını sananları mı ararsın hepsi var; sadece tembellikten sandığa gitmemiş olan yüzbinler değilse onbinlerin olduğuna inanıyorum..

Oysa, yineliyorum, bu bir varoluş mücadelesidir. Bu bir Armageddon'dur. .En azından onların algıayışı budur..RTE'nin "Taraf olmayan bertaraf" olur lafını hatırlayın..Uyg ar bir ülkede bir Başbakan böyle bir laf edebilecek cüreti bulabilir mi kendinde, bir Fransa'da, bir Almanya'da bir İngiltere'de bir Başbakan böyle bir laf etse yer yerinden oynar mı oynamaz mı? Hemen ertesi gün istifa etmek zorunda kalır mı kalmaz mı? Yasa metinleri değil bunlar gelecek hakkında ipucu verir..Aha işte Bekir Çoşkun'un işine son verdiler..Fatih Altaylı ve Habertürk sahipleri atılmama için ellerinden geleni yaptılar ama baskı çok büyüktü diye açıklama yapmış..Bir batılı ülkede, benzer bir durumda iktidar sahipleri en büyük muhaliflerinin en büyük koruyucularıdır , zira muhalifleri atılırsa doğrudan kendilerinin suçlanacağını bilirler..Ama bunlar güçlerinden öylesine sarhoş olmuş durumdalar ki, en temel tedbiri bile umursamayacak kadar kendilerinden emin haldeler..Bilak is kendileri gibi olmayanların kariyer hakkı olmayacağının örtük mesajını veriyor olmaktan dolayı mutlulardır eminim..

Biz bu ülkede kimleri gördük; Evren,Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller vs..Yani en kötüye karşı hazırlıklı olma konusunda sabrımız çelikten, tecrübeliyiz..A ma ben 12 Eylül dünemi de dahil Türkiye'nin hiç bu denli hayati bir yol ayrımında olduğu paniğine kapılmamıştım.. En kötüsünün bile er ya da geç bir telafisi olur diye düşünürdüm..Ama şimdi önümüzde duran yol ayrımının geri dönüşü yok; teokratik bir düzene dönen ülkeyi tekrar rayına oturtmak için devrim falan değil rönesans gerekir..İşte bu yüzden tek tek her birey ettiği lafa, yaptığı seçime çok dikkat etmek zorundadır..Kıl ı kırk yaran bir akıl yürütmeden çıkmamış sallapati düşünceler ileri sürmemeye çalışmak gerekir; zira edilen lafların sadece kişiyi bağlayacağı "normal" bir durum değil bu..Koca bir coğrafyanın kaderi sözkonusu..

Nihat Genç konusundaki saptamalarından daha iyisi dile getirilemezdi herhalde..Günah ım kadar sevmem..Ama bu Armageddon mücadelesinde Genç "BİLE" bir müttefiktir - Şimdiki kültür bakanı ile Doğu konferansları düzenlemeyi nasıl içine sindiriyor acaba-..

İçinde bulunduğumuz zamanlar en doğru en ideal politik tercihler ya da aktif terchisizlikler zamanı değildir..Bu bir cephe mücadelesi zamanıdır..Ya o cephedesin ya da bu..Bunun ortası, kenarı, berisi yok..Çok kalın hatlarla çizilmiş net bir ayrım çizgisi tam ortadan geçiyor; fantezi/asortik , bireysel tavır alışların yeri ve zamanı değil..Karşımız da duran, anti-faşist cepheden bile daha kapsayıcı bir cephe mücadelesidir.. Bu cephe mücadelesinde ben TUSIAD'ın bile yanında yer alırım..
Alıntı
 
 
0 #7 erdem 21-09-2010 09:37
Sevgili Önder ve Murat;
Sadece rakamlar perspektifinden bakıldığında bile % 42'lik bir azınlık var. Beklentilerin çok ötesinde bir rakamdır bu. Hiç de azımsanacak bir rakam değildir ayrıca. Bu azınlık hangi değer ölçütleriyle, hangi fikirlerle ve hangi akıl yürütmelerle HAYIR dediğinin analizinin yapılması gerekiyor. Evet % 58 var, bu olgunun/oyunun mündemiçinde % 42'lik bir HAYIR'da var. Bu HALK kusura bakmasınlar bu kez yemedi. Elimizdeki en diri ve en ciddi veri bu. YÖN'CÜLERİN ifade ettiği üzere "dinamik zinde güçler"mi bunlar? Senin bakış açısından her yana sızan Hegomaninin kalemşörleri ve fikir babaları, medya gücü ve 250 milyon Tl civarında harcanan paraya rağmen 58'le zafer çığlıkları atıyorlar-bu noktadaki başarı Evren anayasasının % 92'lik bir EVET eşiğiyle alaşağı edilmeliydi. Çelişkiler yok mu? Bence onlar açısından tam bir başarısızlık var ortada, kuyruğu dik tutmaya çalışıyorlar, bu gemiyi yürütemeyecekle r, kılçık boğazlarına B’le takılır adamın- Kaldi ki çok basit bir çelişkinin ayırdında değiliz. Her çelişki bir fırsattır, kavganın kurulduğu yer metaforuyla anlatmak istediğim şey de tam budur. Şaşıyorum, ancak algı yönetiminde zihinlerde o kadar ucuz ve berbat operasyonlar yapıyorlar ki, "Boş gösterenin" üzerinde politika/manüpü lasyon/tamirat yaparak "Baş gösteren" haline getirmeye çalışmıyorlar mı? Bardağın % 58’si boş ve % 42’si doluysa ne yapacağız? BU kadar ucuz yutturmaca olur mu? Ben heyecanlıyım ve umutlarım tazelendi.
Nihat Genç teorisi olmayan bir adamdır. Sadece eleştirir durur, reaksiyonerdir, ama alternatifini bilmez ve ortaya da koyamaz. Emperyalizme küfür eder ama sosyalizm diyemez. Duygularıyla hareket eden bir romantiktir. Hümanisttir, çalışkandır, samimidir, saftır ve delikanlıdır. Bunlara diyebileceğimiz hiçbir şey yok. Sevgi, barış ve kardeşlikle, isyan ahlakıyla yani sevgi dolu yalanlarla işini yaparken, yürekten inandığı kendi halkının ulvi tahminlerini boşa çıkarmasından kaynaklanan bir hayal kırıklığı yaşamış olsa gerek ki, bu yazıyı kaleme almış.
HERŞEY yeniden başlamıyor mu?
B’nin analizini yapmamız gerekiyor.

Sevgiler ve selamlar
Alıntı
 
 
0 #6 Önder Kurt 19-09-2010 18:22
Murat,

Madem ki yoruyor bu tartışmalar seni, konu çok daha uzun tartışmaları gerektiriyor olmasına rağmen sadece şu kadarını yazacağım;

Doğrusun filler tepişyor çimler eziliyor yaklaşımını doğru bulmuştum. Hala da buluyorum, ancak son durumda tepişenler artık filler değildir..

Sürecin başında, sola en çok çektirmiş iki güçlü yapı Ordu ve cemaat kapışıyordu. O dönem yaşananlar her ikisinin de deşifre olmasını sağlıyordu.

Ancak şimdi gelinen noktada olay sadece iki büyük kurum arasında olmaktan çıkmıştır; bu ülkede yaşayan tek tek herbireyin yaşamını çok yakın bir gelecekte radikal biçimde etkileyecek hale gelmiştir. Refarandumda Hayır demek fillerden birinin yani ordunun yanında taraf olmak değildi, her canlı formunun kendi varoluşunu koruma içgüdüsüne benzer şekilde can havliyle alınmış bir karardı.

Asıl 3.yol arayışı konuyu yabancılaşmış, estetize edilmiş, soyut bir politik düzleme çekmektir. Evet ya da hayır, yaşamın kendisine yönelik doğal bir tavırdı.

12 Eylül dönemininin ilk yıllarını çocuk olarak yaşamış olsam da, mirasını üniversite yıllarında yaşadım. 12 Eylül'ün mirasını yaşadığımız o dönemde bile, bireylerin özel yaşamlarına bu denli direk müdahale yönünde bir irade yoktu karşımızda..

Önümüzde duran, kendimizi dışında tutabileceğimiz bir polemik değildir, bir varoluş mücadelesidir. Politik düzeyi çoktan aşıp yapısal düzeye yönelmiş bir süreçtir bu..
Alıntı
 
 
0 #5 Murat Müfettişoğlu 19-09-2010 13:33
Sevgili Önder, öyle görünüyor ki bipolarizasyon saplantısı senin de kısmetini bağlamış ve malum iktidar savaşının iki cephesinden birine senin gibi ağır bir adamı savurabilmiş. bu kadar "politize" olma kaygını anlamam mümkün değil. Açıkçası, (elbette doğal olarak) kendi ideolojik bağlamından ve inandığın referanslardan seslenmişsin fakat kendini haksız biçimde hayıra savurarak beni de daha çok evet yakasına savurmuşsun. (örümcek kafalı ve safdil sıfatlarını hayırcılarla evetçiler arasında homojen biçimde paylaştırırsan sevinirim, örümcek kafalı olmadığını çok iyi biliyorum) oysa epey önce farklı bir yazıya yaptığım bir yorumda meseleyi fillerin tepişmesi çimenlerin de ezilmesi (bilinen) metaforuyla yapmıştım sen de katılmıştın. süreç onun devamıdır, parçasıdır. referandum da yaptığım da buydu. ideolojinin ayrıntılarda aktığı söylemimi bu denli yanlış anlaman ve popüler siyasetin sığ sularında algılamayı tercih ederek "bildirimin" evetçilere hizmet ettiği histerisiyle cevap vermene çok şaşırdım. benim felsefi anlayışıma göre sığ sularda kurgulanan bu bu burjuva triğinden çok farklı birşey söylemeye çalışmıştım. belki ideoloji sözcüğünü kullanmamalıydı m. sen daha çok siyaset gibi algıladın, enteresan. anlaşılan o ki sana derdimi ayrıca anlatmam gerekiyor. sorun senin yanlış anlaman değil, benim özet bildiri metnimdir. belki fazlasıyla özet olmuş olabilir. Ancak içerdiği anlamın karşılığının potansiyel olarak sende olduğunu biliyorum. bu mesajı ayakta, kesin bir yılgınlıkla yazıyorum zira oturup kelli felli "nesnel" cevabın bağlamında nesnel cevap verme motivasyonum tamamen dibe vurmuş durumda. 3. yol açıkçası çok dar bir kavrayış, ben de senden bunu beklemezdim. boykot 3. bir yol gibi duruyordu ama benim söylediğim(iki cümleyle olmaz tabi) o da değildi. En genel en kaba anlamıyla beni temsil eden etik bir duruştu. bilmende fayda var parti seçimlerinde de sandığa yıllardır gitmiyorum.

belki şiiri sevseydin herşey daha kolay olacaktı. imgesel ve sezgisel aklın kolayca kavrayabileceği kısacık bir bildiri metniydi benimki. siyasetin popüler meseleleri üzerinden polemik açıkçası beni bir yerden bir yere taşımıyor ve fazlasıyla yoruyor. kaldı ki bir süre sonra totolojiye dönüşmesi kaçınılmaz oluyor.

ister cevap yaz istersen yazma ama ben yazmayacağım, başka şeyler yazacağım. yarın ehayalete göndermeye çalışırım.

seviler, murat.
Alıntı
 
 
0 #4 Önder Kurt 19-09-2010 07:10
Alacağın olsun Murat, sayende "örümce kafalı" da olduk..

Farkında olsan yazmazdın ama ben yine de vurgulayayım; bizatihi kendi öncüllerine göre yanılıyorsun. Nerden başlayalım bilmem ki!


Alıntı:
Popüler siyasetçiler de ideolojinin ayrıntılarda yattığını, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığını bilmezler veya görmezden gelirler.
Kusura bakma ama söylemek zorundaydım son zamanlarda duyduğum en yanlış saptama bu..Şu anda yapılmaya çalışılanlar bu saptamanın tabana tabana zıt 180 derece karşı kutbunun geçerli olduğunu gösteriyor..Hayatın ayrıntılarda aktığını bilmeyen şu günün türkiye'sinin genel solunun bir kısmı, Taraf'ın, liboşların peşine düşenlerin iyi niyetli olanları..Eğer yazılarımı okuduysa bilmen, farketmiş olman lazım ki, ben defalarca, hatta her fırsatta demokratikleşme yasalarının hiçbir belirleyiciliği olmadığını, yasaları/hakları kullanmasını bilmeyen bir halkın, başka bir deyişle haklarını mücadele ederek kazanmamış bir halkın yeri geldiğinde onları savunamayacağı iddia edip durdum..Şu anda Türkiye üzerinde Demokrasi/Hak ve Özgürlükler "Boş Göstereni" sayesinde kurulan hegemonyanın temel güvence kaynağı da bilakis işte bu halkın haklarını korumak için bir mücadeleye girmeyeceği ve "hak ve özgürlükler" etrafında kurulan idealojik hegemonya ile halkın günlük yaşamının dokusunun yani senin tabirinle ayrıntılar düzeyinde yapısal asıl istenen değişikliklerin çaktırılmadan, kamusal/aktüel politika alanına yansıtılmadan yapılabileceği bilgisidir, farkında olmamayı geçelim, bütün stratejilerinin temel "modus operandi"si budur..Yani sen bir anlamda egemenlerin kendi uzun vadeli planlarının en temel, en çok bel bağladıkları bizzat kendi operasyonlarından haberdar olmadıklarını söylüyorsun; devasa bir köprü inşa edecek inşaat mühendisine statik hesapları dikkate almamışsın diyorsun..Uzay mekiği inşaa eden roket mühendisini atmosferin sürtünme katsayısını hesap etmemekle suçluyorsun..

Egemenler tarafından bugün izlenen stratejinin tam göbeğinde durur, "ideolojinin ayrıntılarda yattığı, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığı" bilgisi..Bunun daha bilinen bir adı daha var; takiye.

Ama takiyenin daha çok çağrıştırdığı şark kurnazlığından çok daha kapsamlıdır.

"Manav Kurnazlığı" yazımı bir oku istersen; orda da kendimce dile getirmeye çalıştığım senin deyişinle ideolojinin ayrıntılarda işlediği fikriydi..Manav analojimde, önde duran güzel kirazları vitrinde duran sevimli yasal haklara -senin tabirinle metin oylamasına- , arkada duran çürük kirazları da asıl satılmaya çalışılan ideolojinin gerçek içeriği, -senin tabirinle "ayrıntıları" olduğunu- anlatmaya çalıştım..

Örneklerle devam edelim; ideal bir dünyada, yani Polyanna dünyasında aslanlarla ceylanlar koyun koyuna yatabilir, gül gibi geçinip gidebilirler..Türban konusuna uyarlarsak, türbanlı kızlarla, mini etekleri kızlar yan yana okula gidebilir; liberal "güzel ruhlar" ve safdil "solcular" türbana karşı çıkılmasını bir türlü anlayamıyorlar..Yaw ne var ki başa konan bir bez parçası; ama görmek istemedikleri mesele şu; türban yasağı ile türbanlılara baskıdan çok daha fazla örtünmek istemeyen kızların hakkı korunmak isteniyor..Zira biliyoruz ki, -"ayrıntı" düzeyinde biliyoruz ki- türbanın olduğu yerde mini etek yaşayamaz..Türban yasallaşır ve genel geçer trend haline gelirse, basit bir seçim olmanın ötesine çok çabuk genel norm haline gelecektir..Zira türban'a yazılı olmayan ama yazılı olanlardan çok daha etkili günlük yaşam kodlarıyla "iffet"in göstergesi statüsü yüklenecektir dolayısıyla da türban takmayan her kadın da orospu olacaktır, zira türban buz gibi de bireysel bir seçim olmanın çok fazla ötesinde ideoljik bir göstergedir, aksini iddia eden de saftirik bir "güzel ruh"unkinden daha ileri bir bilinç düzeyine sahip değildir..

Yanlış anlama "ideolojinin ayrıntılarda yattığı, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığı" fikrine karşı çıkmıyorum; bilakis yazılarımı okuyanlar çok iyi bilirler ki benim en temel izleklerimden biri budur. Yine beni yanıyanlar bilir ki, en büyük akıl hocalarımdan biri Zizek'tir..O Zizek ki 10 bin sayfayı artık geçmiş olması gereken külliyatının YEGANE bir konusu vardır; O da şudur

"İDEOLOJİLERİN AYRINTILARDA YATTIĞI VE HAYATIN AYRINTILARDA AKTIĞI FİKRİ"

O kadar öyle ki, çok kullandığı bir örnekte Zizek, Almanların, Fransızların ve Amerikalıların klozet tiplerinden girer ve her halkın kendi boklarıyla kurduğu ilişkilenme tarzından ulusal karakterlerini çıkarır; yanlış hatırlamıyorsam mesala Alman kolzetlerinde bok akıp gitmeden önce, iyice analiz edilebilsin, hangi yemeklerin ürünü olduğu çıkarılabilsin diye uzunca bir süre gözönünde durur..Hegel'i, Kant'ı, Marx'ı, Freud'u, Einstein'i vs.vs.vs çıkaran bir halkın bokuyla kurduğu ilişkinin de çok analitik olması beklenir haliyle..:-)

Yanlış bir izlenim vermiş olmayayım; Zizek elbette ayrıntılarla ilgileneyim derken böyle bok püsürlarla vakit geçiren bir şaklaban değildir..Bu tür örnekleri asıl derdini anlatabilmek için şaka yollu kullanıyor diye tahmin ediyorum; yoksa aslında bu kadar derin bir düşünür tarihte hiçbir büyük filozofa nasip olmamış kadar bu denli popüler olabilirdi?

Zizek'in 10 bin küsur sayfada anlatmaya çalıştığı ideolojinin nasıl işlediğidir, ayrıntılarda nasıl gizlendiğidir..Konusu bu kadar derin olan bir düşünür tutup niye Hitchcock üzerine, Matrix üzerine yani kısacası popüler kültürün en popüler ürünleri üzerine böyle binlerce sayfa döktürür? El cevap;

"Popüler siyasetçilerin ideolojinin ayrıntılarda yattığını" çok ama çok iyi bildiklerini göstermek için, en alakasız, en masum gibi görünen bir popüler kültür ürünün bile son derece yoğun kesin ideolojik içeriklerle yüklü olduğunu kanıtlayabilmek için.

Walt Disney'in katıksız bir anti-komünist olduğu ve ünlü çizgi karakterlerinde bunu yansıttığı çok iyi bilinen bir klişe haline gelmiştir. Ama Balık "Nemo" üzerine bir de Zizek analizini okuyun da "ideolojinin ayrıntılarda nasıl yattığını" görün, bir başka şeyi daha görün; bunun bir tesadüf değil sistemin efendileri tarafından çok ince düşünülmüş bir tasarım olduğunu.

Mesala Zizek'in hışmına en son uğrayan filmlerden biri de "Batman Dark Knight"dır..Ona göre bu film, bilmemenin, görmemenin, yoksaymanın herkes için daha iyi olduğu mesajını verir..

Yani yazdıkça dumur vaziyetlerim artıyor; senin gibi birikimli birinden böyle bir saptama nasıl çıkabildi, hayret..İleri sürdüğün saptama o kadar anakronik ki, bırakalım "popüler politikacıların ideolojilerin ayrıntıda gizli olduğunu bilmemelerini", bu bilgiye sahip olmadan politikacı olmayı geçtim, bunu bilmeyeni en etkisiz milletvekilinin odacısı bile yapmazlar. Bu bütün dünyada böyledir ama özellikle bizim ülkenin politikacıları onyıllarca, hatta Bizanstan beri kadim bir gelenek olduğunu hesaba katarak söylecek olursak binlerce yıl süren tecrübeleri sonucunda bu konuda iyice kusursuzlaşmışlardır..

Sağ populist politikacılar vitrinde "Atatürkçü" görünmek zorundadır.. Ama bundan hiç gocunmazlar..Zira "Siyaseten doğru" olanları kabul etmenin değil, asıl ayrıntılarda gizli olanın belirleyici olduğunu çok iyi bilirler..Vitrinin Siyaseten doğru düzleminde kimsenin hayat biçimine karışmayacaklarını söylerler ama "ayrıntılar" düzeyinde içleri ferahtır, çünkü bilirler ki bugün iç anadoluda -artık gittikçe bozkırlaşan Türkiye'de- hiç kimse muhafazakar yaşam biçimi dışında bir hiç bir yaşam biçimini benimseyemez, zira Resmi Anayasa'dan çok ama çok daha güçlü "Mahalle Baskısı", "Gelenek, Görenek, Örf, Adet" vs denen bir BABAYASA var..

Siyaseten doğru düzlemde herkese eşit fırsat derler ama yine çok iyi bilirler ki somut gerçekliğin ayrıntılarında artık muhafazakar olmadan bir kariyere sahip olmak mümkün değildir..

Herhalde yanılgın, Türkiye'de egemen ideolojinin Kemalizm olduğunu kabul etmenden kaynaklanıyor; bu topraklarda türklerin gelmesinden beri tam bin yıldır hem iktisadi hem de kültürel anlamda egemen ideoloji İslamdır..Kemalizm ona karşı cılız bir başkaldırıydı ve tıpkı kardeşi sosyalizm gibi büyük hüzünler vererek çöktü..

Komunizm "belasını" savuşturan küresel kapitalizm, istediği yere müdahale edebilmek için baskıcı İslamcı yönetimlerin "özgürlük götürmek" adına çok güzel bir gerekçe verdiğini gördüler..Açık emperyalist işgaller post-modern dünyada artık feasible değil, işgaller "demokrasi/özgürlük" gibi "Boş gösterenler" etrafında hegemonize edilmek zorunda; dolayısıyla kışlalardan daha çok zihinler bombalanmak zorunda, partizanların üzerine değil sıradan halkın beyinleri üzerine napalmlar, fosfor bombaları atılmak durumunda..Beyinlerin napalm bombası da ideolojidir ve ideoloji ayrıntıda işler..Hatta senin ileri sürdüğünden çok daha derin ayrıntılarda; Negri'ye göre sosyalist idealin en büyük düşmanı bugün aile'dir..İdeolojik bağlanımın ilk tohumları aile içinde atılır..

Zizek bilindiği üzere Lacan'cıdır; Lacan da psikanalist..Psikanaliz de malum insan zıhnin en derin "ayrıntısı" "bilinçdışı" ile ilgilenir..

Bizim tipik solcular psikanaliz ile solculuğun alakasını kuramazlar..Alaka işte bu..Psikanaltik süreçler, bilinçdışı manipulasyonlar ve Oedipus Kompleksi üzerinden, hatta Lacan'cı/yapısalcı okulun temel tezinde olduğu gibi bizzat dil (simgesel düzen) aracılığıyla sisteme entegre bireyler üretilir.

Eğer bunlar ayrıntı değilse, ayrıntı nedir bilmek isterim..

Ha diyebilirsin ki teori bunu söyler, ben de bunu söylüyorum ama benim iddiam politkacının bunu bilmediğidir..Ben de o zaman sana sorarım bugün akademinin işlevi nedir? Politikacılar akademi üzerinden, yani akıl hocaları üzerinden eğitilir..Bugün bizde bu rolü sanırım en iyi Egemen Bağış oynuyor..Eskiden Emret Başbakanım diye bir dizi vardı..Gelmiş geçmiş en başarılı politik hicivlerden biridir..Gerizekalı bir başbakanı arkadaki çok zeki, çok eğitimli bürokratlar yönetirdi ve bu bürokratların herhangi bir partisi de yoktu..Kendileri bir partiydi..

Ama bu düzeye bile gerek yok; bizim tipik sağ zübüklerimiz, bu halkı genele yansımayan ayrıntılarla yönetebileceklerini çok iyi bilirler.

Bir kuzenim Adana'da sandık başkanı olarak görev yapmış son referandumda..Bulunduğu sandıkta 17 Hayır'a karşı 287 mi ne evet çıkmış..Adamın biri 3 karısı ile birlikte gelmiş..Bütün uyarılara rağmen açıkta göz göre göre eveti basmış ve karılarına da Evet basmalarını emretmiş..Muhabbet edildiğinde de Başbakanın ikinci resmi nikahı getireceğini söylemiş..

Ne oylanıyor, vatandaşın beklentisi ne?

Şimdi böyle bir ülkenin politikacılarının ideolojinin ayrıntılarda gizlendiğini bilmedikleri söylenebilir mi?

Adım gibi eminim ki ülkenin ücra köşelerinde egemenler demokrasi/özgürlük gibi gerekçeler göstererek propaganda yapmadılar, ikinci eş vaadi gibi sözlerle propaganda yaptılar..İdeolojinin ayrıntılarda gizlendiğini bilmek bu değilse nedir?

"İdeolojinin ayrıntılarda aktığını" bilmeyen egemenler değil bizim solculardır..Zira bu bilgiye ulaşabilmek için bir hareketin ya çok okuması, ya da arkasında ücretli akademisyenleri bulunması gerekir..Solun akademi kiralayacak kadar parası olmadığı malum..Eeeh okumadığı da malum..Nasıl bilecek o zaman?

Bilmediği için, teorinin "yüksek düzeyinin" klişelerini yineliyor işte; bu halk sömürüden, sınıf savaşımından, ideolojiden ne anlasın..Din elden gidiyor, müslüman mahallesinde salyangoz satıyorlar, falanca kişi misyoner demek meşaleleri kapıp diri diri yakacak kafir avına düşmeleri, ya da canlı canlı kesecekleri birilerinin peşine düşmeleri için yeterli..

Bu ülkeye insanlığın yarattığı en demokratik anayasayı, en geniş hak ve özgürlükleri getirin, bütün bunlara rağmen yeni bir Sivas yaratmak için bütün gereken 2-3 günlük bir kitle propagandası yapmaktır.

Hep söylüyorum demokratikleşmesi, özgürlükçü olması gereken yasalar değil halktır, onun günlük hayat varoluşudur..Kıstas buysa eğer bugün en büyük faşizm kapıdadır..

Bir başka radikal yanlışın da birincisiyle bağlantılı olarak "oylananın" bir metin olduğunu sanmandır. Oylanan VAROLUŞ'tur..

Metin olarak "yasa"nın hükümsüzlüğünü dile getirerek özgün bir fikir dile getirmiş olmuyorsun; bu entellektüel düzlemde artık bayatlamış bir klişedir; Derrida'nın metinleri uyguladığı "yapısökümü", Foucault'un söylem/iktidar analizleri bütün bunları 50 yıl kadar önce işledi ve ardından gelenler de cılkını çıkardı..Ha klişeleşmis olması geçerliliklerini yitirdiği anlamına gelmez.

Sorun şu ki, önemli bir teorik analiz aygıtını alakasız bir sorunsala uygulayarak, daha derinlikli bakmaya çalışırken meselenin yalın ama belirleyici özünü pas geçiyorsun..

Dedim ya kendi öncüllünle çelişiyorsun; HAYIR dedik çünkü biliyoruz ki, "ideoloji yasalarda değil ayrıntılarda yatar"..Tam da hayatlarımızın "ayrıntıları" tehlikde olduğu için hayır dedik..Tam da devlet üzerindeki iktidarın değil, sıradan insanların sıradan hayatlarının günlük dinamikleri üzerinde asıl iktidar, yani Foucault'cu anlamda TAM ve MUTLAK iktidar, yani yine Foucault'cu anlamda hayatın en ayrıntılı, en dokusal düzleminde BİYO-İKTİDAR kurulmaya çalışıldığı için HAYIR dedik; falanca metne ya da belgeye istinaden değil..

Daha önce defalarca dile getirdim, bir keza daha yineleyeyim; değiştirilmek istenen görünürde olduğu gibi, yansıtıldığı gibi bir takım yasalar değildir; bir halkın yaşam çevresi, algı evreni, genel etik kavrayışıdır değiştirilmek istenen; bu bir genetik operasyondur. Değişecek olan bir toplumun LEBENSWELT'idir, hayatta başarılı olmak için nasıl bir varoluşa sahip olunması gerektiği yönündeki "bilinçaltı" kavrayışıdır; bugünkü gençler yavaş yavaş şunu bilinçaltlarına yerleştirecekler; hangi meslekte olursa olsun başarılı olmak için çok çalışmak değil ramazanlarda el aleme karşı oruç tuttuğunu göstermek; beş yıldızlı otellerde verilen yemeklerde herkesin dikkatini çekecek şekilde yemekte domuz eti olup olmadığını sormak, şarabı itip şerbet istemek gereklidir..

Özalizmin Prensler çağında Wall Street'in Yuppie tarzı işletmecilerin ego-idealiydi; favori kanal cnbc-e idi vs..Sermaye İstanbul'dan Bozkıra kaydı ya artık işletmeci tipolojisi, CEO imajı da değişecek..Üst düzeyde bunlar olurken alt düzeyde de farklı şeyler olmayacak..Hepimiz hergün heryerde görüyoruz ki bu toplum gün geçtikçe dindarlaşıyor, üstelik ortaçağ düzeyinde dindarlaşıyor, Protestanlık/Reform düzeyinde değil.

Kendine solcu diyen biri için en yakın tehlike, en büyük düşman budur. Zira bu insanlığın gördüğü en kanlı faşizmden bile daha tehlikeli bir gelişmedir..Bu "birarada yaşama, farklılıklara karşı saygılı olma" safdililliğiyle görmezden gelinecek türden bir tehlike değildir..İnsanlığın gördüğü en kanlı faşizmler bile er ya da geç yıkılırlar..En büyük faşist Hitler topu topu 12 yıl kadar iktidarda kalabildi; gelişmiş bir ülkede en uzun süre iktidarda kalan Franco rejimi bile -toplumların zamanı kıstas alındığında- bir anlık sayılabilecek bir sürede, 35-40 yıl sonra bitti..En vahşi faşizm bile birkaç onyılda yenilmeye mahkumdur; çünkü faşizm saf korkuya, vahşete, şiddete dayanır; en kanlı faşizmde bile her zaman muhalefet vardır..Ama toplumun genel zihinsel yapısı, temel dokusu değişirse, yani bir din toplumu yerleşirse yeniden özgürlük için bir devrim de kar etmez artık; niteliksel olarak farklı bir düzeye çıkılır..Teokratik bir iktidarı yerinden etmek için devrim değil Rönesans gerekir..Ancak biliyoruz ki devrimler birkaç yüzyılda bir olurken Rönesans'lar birkaç binyılda bir olur..Mühendislik formülleriyle ifade edersek; Rönesans >> Devrim; yani Rönesans "çok büyüktür" Devrim

Bilmiyorum farkettin mi; Basketbol dünya kupası finalinde Başbakanı yuhalayanların peşine düşmüş devletin polis gücü.. Hangi gerekçeyle? Buna karşı bir yasa mı var? Kendini yuhalayanların peşine bir batılı başbakan düşse alay konusu olur..Yasalar gerektirse bile bir batılı başbakan kendini yuhalayanların peşine düşmeye tenezzül etmez..Bush bile "Bu tür tepkilerin demokrasilerde gayet normal olduğunu" söyleyebilmişti..

Hangi karakter tipi yuhalamaya bile tahammül edemez, hangi karakter tipi sadece yüceltmeyi, övülmeyi bekler; Politik hicivlere konu olan evrensel diktatör tipinden başka?..

Peki hangi karakter tipi, evladına öğüt veren bir baba gibi koca bir toplumu ahlaken eğitilmesi gereken bir çocuk yerine koyup "İçmeyin şu içkiyi, azı da çoğu da kurusu da yaşı da zarar" diyebilir?..Liboşlar Stalin'i eleştirir halka karşı eğitilmesi gereken bir çocuk gibi pedagojik bir tavır takındığı için..Peki yukarıda anlatılan durumun farkı ne?

Yine sözkonusu şahıs, çalışma arkadaşlarından "benim bakanım, benim müsteşarım" diye bahseder..Bu nasıl bir egoya gönderimde bulunur?

Geçen Hidayaet Türkoğlu "Başbakanın huzuruna çıkacağız" diye bir laf etmiş..Demokrasilerde huzura çıkılır mı?

Konu hakkında Can Dündar'ın yazısı;

www.milliyet.com.tr/-huzur-a-kavustuk-/can-dundar/guncel/yazardetay/19.09.2010/1289714/default.htm?ref=haberici

Bütün bu alakasız "ayrıntı"ları niye veriyorum? Çünkü HAYIR dediğimiz bir "metin" değil, "ideolojilerin asıl üzerinde yattığı" işte bu "ayrıntılar"dır..Can Dündar'ın dediği gibi kendisinin niyeti bu olmasa bile, kendisine onu dayatan bir taban oluşuyor;

Alıntı:
Kimileri “Bu kadar güvenme hiç kendine/ bu devirde kimse şah değil, padişah değil” şarkısını söylüyor, birçokları da Başbakan’ın referandum sonrası yaptığı açıklamadaki üslubuna bakarak Başkan olabilmek için bundan böyle herkesi kucaklayan bir tavır sergileyeceğini tahmin ediyor; ama ortada bir de “huzura kabul” için can atan “padişahçıdan çok padişahçılar” var.
“huzura kabul” için can atan “padişahçıdan çok padişahçılar” var

İşte bu toplumun değişen lebenswelt'i budur; HAYIR denilen de bu dönüşü olmayan yola girilmesidir..

Kusura bakma ama koca bir toplumun önündeki yüzyıllarını belirleyecek olan böylesine önemli bir varoluş meselesini, üstten bakan, kolaycı bir elitist tavırla bir "metini" oylamak olarak yorumlaman da senin aynı anda hem "safdillik" hem de iki kutupluluğa, binary mantığına, bipolar akıl yürütmeye 3. bir yol -bariz olan bir 3.yol- savunarak karşı çıkabileceğin saplantısı içinde olman nedeniyle de "örümcek kafalılık", daha doğrusu artık Blair ile birlikte bir çözüm olmadığı ortaya çıkmış olan "üçüncü yolculuğun örümcek kafalılığı" hanene bir girdi olarak yazılmıştır..Me vcut iki kutuplu seçim matrisine bir üçüncü alternatif yaratarak yeni bir boyut açmış olmazsın..Bu basit bir nicelik arttırımıdır sadece, kolaycılıktır, entelektüel kestirme yoldur, zihinsel tembelliktir..B ipolar mantığa tripolar mantıkla karşı çıkılmaz, matriksin eksenleri kökten yeniden tanımlanarak karşı çıkılır..Bu yeni tanımlama da bazen eskinin referans kümesi üzerinden geçebilir..Bir 3.alternatif yaratmak entelektüel bir yaratım değildir, bakkal hesabıdır sadece..
Alıntı
 
 
0 #3 Murat Müfettişoğlu 18-09-2010 13:08
Popüler burjuva siyaseti her şeyi kabalaştırma, indirgeme, manüpüle ve vülgarize etme konusunda yüzyılların birikimine sahip, hepimizce iyi bilindiği üzre. Popüler siyasetçiler de ideolojinin ayrıntılarda yattığını, doğal hayatın da ayrıntılarda aktığını bilmezler veya görmezden gelirler. Toplumsal bir uzlaşma içinde yaşamanın seçeneği 2 olabilir mi? Esasta hayır dediğim bir metin rötuşlandığında yapısal anlamda değişir mi? Esasta hayır dediğim bir metne birkaç iyi şey eklendiğinde evet demem ne kadar mantıksızsa hayır demem de o kadar mantıksızdır ve üzerinde onca konuşulan meselenin böyle basit bir mantığı vardır. Hayır veya evet demenin bana kalırsa elle tutulacak etik bir tarafı yoktu. "Özerk/önzel" zihnimle ve bilincimle katılmamın olanaklarının olmadığı, bunun da koşullarının ısrarla bastırıldığı "legal" bir hayatın kurgusuna iki adet sandık üzerinden dahil olamam, olmam, olmadım, olanlara da acı acı gülerim. Hayır diyenler örümcek beyinliler, evet diyenler de safdillerdir. Belki de tam tersidir.
Alıntı
 
 
0 #2 YEWANDE 17-09-2010 09:29
MUHLİS BEYİN DEYİŞİYLE “RAFADAN-DURUM” MUZUN SON SATIRINDA NE VAR??

I. Basamaktaki diyalektik - RODEO DEMOKRASİMİZ
% 58'le kazanmak – kim bu % 58- atın üstünde durmak - kazandığını zannetmek - atı bir yere götürememek, çoğunlukla at seni istediği yere götürür ve KAÇINILMAZ BİR ŞEKİLDE YAŞANAN AKİBET attan düşüş/ne tuhaf bir oyun; en geç attan düşene bile ödül veriyorlar/niha yetinde bir düşüş/kaybetmek -Nadiren attan iniş, konuyla ilgisi yok-binicilik diyorlar.
II. basamaktaki diyalektik- Düşünceyle peynir gemisi yürümez.
“Her varoluş kendi yok oluşunun tohumunu bağrında saklar." Koca Hegel'in sözü. % 42 ile kaybetmek-MAĞLU BİYET HİSSİ, TESLİMİYET, YILGINLIK----ac aba??? % 58’lik nicelik niteliği belirliyor görünse de, AYRIŞMA/ÇATIŞMA daha kesinleşecek görünüyor. MUTLULUK VERİCİ BİR ŞEKİLDE zurnanın zırt dediği ve güneşin doğduğu yer YENİ bir ÇELİŞKİ’dir. ÇELİŞKİ TOTAL HAREKETTEN BİR SAPMA VE BİR ANLAMSIZLIK değildir. SADECE ONUN BİR VEÇHESİDİR. KENDİ HAKİKATİ OLAN BİR YANILGI SÜRECİ’dir hepsi bu.

III. basamaktaki diyalektik… DADALOĞLU- MUTLULUK VEREN HUZURSUZLUKLARI MIZ.
Ne kazanan vardır ne kaybeden. Hayat acımasızca ve amaçsızca sonsuza doğru akıp giderken sadece oynanan bir oyun vardır, oyuncular ve bir de TARİH…
BAŞKANLIK SİSTEMİ KONUŞULUYOR. DADALOĞLU'NUN ŞİİRİNE DÖNMEK GEREKİYOR. "FERMAN PADİŞAHIN İSE DAĞLAR BİZİMDİR" "ÖLEN ÖLÜR KALAN SAĞLAR BİZİMİDİR"

Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile