Akşam Biraz Fazla Kaçırmışım, Ne Serüvendi Ama! Popüler
Makale
Akşam Biraz Fazla Kaçırmışım, Ne Serüvendi Ama!
Ulus Baker
'Her şeyi yazabilmek', öyleyse, inşa edilmesi gereken bir özgürlüktür - küçük ailevi ve cinsel sırları roman, öykü ya da şiir kılığında ifşa edip durmak değil. Eleştirmenlerimizin büyük bir çoğunluğu hâlâ 'biçim/içerik' terimleriyle iş görmeyi sürdürüyorlar -bir bakıma iyi de yapıyorlar, çünkü 'daha karmaşık', 'yapısalcı' ya da 'dekonstrüksiyonist' (sökümselci?) teknikleri kullanıp bir şeyler yapmaya kalkıştıklarında ortaya, şimdiye kadar yalnızca anlaşılmaz ve amaçsız bir dergi yazıları yığınından başka bir şey çıkmamıştı. Kötü bir edebiyatın eleştirisinin de kötü halde olması kaçınılmaz. Tıpkı çöken bir toplumun toplumbiliminin de çöküyor olması gibi...
Akşam Biraz Fazla Kaçırmışım, Ne Serüvendi Ama!
Ulus Baker
Jean-François Lyotard'ın ünlü 'yayıncı paradoksu'nun en geçerli olduğu ülkelerden birinde yaşadığımız anlaşılıyor: Kendini, "bana gerçekten ünlü olup da basılmamış herhangi bir eser gösterebilir misiniz?" diye savunan yayınevi sahibinin durumunda olduğu gibi... Bugün 'kültür yayıncılığı' denen alanda işler Batıdakinden daha iyi değildir -her iki anlamda: 'Korsan kitap' ve 'bandrol' tartışmalarının, "kitap okunmuyor" yakınmalarının ortamında ve aynı zamanda, 'yayın-dağıtım' piyasasında ciddi 'tekelleşme' eğilimlerinin ortaya çıktığı koşullarda... Ülkenin önde gelen yazarları, Murathan Mungan, Ahmet Altan, Latife Tekin, Orhan Pamuk birdenbire 'kitap okunmuyor' yakınmasından 'yayıncılık' sorunlarını, 'korsan kitap ve telif hakkı' sorunlarını tartışmaya geçtiklerinde ne düşünmemiz gerekir? Artık herkes farkedebiliyor ki, Batıdaki 'trend'ler, Türkiye gibi 'dirençsiz' bir ülkede ufaktan ufaktan belirdikleri anda Batıdakinden çok daha berbat koşullar yaratabilirler. Son aylarda korsan yayıncılık ve bandrol üzerine her şey konuşuldu, ama kitap dolaşımını formel ekonomi sınırlarının dışına çıkaran dağıtım sorunlarına değinen çıkmadı.
Türkiye kültürel yaşamına hâkim olan 'yarım-kültürlülüğün' bir 'ekonomi-politiği' var. Bu ekonomi-politiğin 'ekonomi' yönü yalnızca dağıtım firmalarını değil, TÜYAP ve benzeri firmalar tarafından düzenlenen kitap fuarlarını, üç yüzü aşkın 'edebiyat ödülü'nü, 'kültür yaşamına katkı' babında -çeşitli banka yayınlarında olduğu gibi- 'vergiden düşme' meselelerini hallediveren finans oluşumlarını içeriyor. Tabii ki 'küçük yayıncılar'ın hallerinin ne kadar zor olduğunu bütün bu kültür endüstrisi sacayağı içinde algılamamak olanaksız.
Kültürün 'politikası' ise hiç de daha iç açıcı değil. Gördükleri devlet desteği ile, basın tekellerinin kitap yayıncılığına, hatta satıcılığına (ve kuşkusuz dağıtımcılığına) kısacası her alana el attıklarından bahsetmekle yetinmemek gerekir. Birkaç yıl içinde romanı, öykü ya da şiir kitabı yayınlanmamış tek bir köşe yazarının kalmayacağı anlaşılıyor. Öte taraftan birazcık ün kazanmış bütün yazarlara büyük basında 'köşe' açmayan gazete de pek kalmayacak gibi. Büyük şehirlerin bütün hatırı sayılır kitapçılarında birer 'çok satanlar' köşesi bulunuyor artık. Yerini 'aydın pazarlamasına' terkeden Aydınlanmacılık (ve yan anlamlarıyla 'ilericilik', 'Kemalizm' vesaire) adına büyük basında köşe edinen 'yaşlılar' -Fethi Naci, Doğan Hızlan ve benzerleri- bizi hangi kitabın okunmaya 'değer' olduğu konusunda aydınlatıp duruyorlar. Sonuç, kısaca söylemek gerekirse, bir 'genel kültürsüzlük' teröründen ibarettir.
Ahmet Oktay, geçenlerdeki bir köşe yazısında aydınlarımızı 'bandrol' meselelerinden çok 'yazarların karşılaştığı' gerçek meselelerle uğraşmaya çağırıyordu haklı olarak. Metin Solmaz'ın yine geçenlerde Radikal-2 de yayımlanan ve yarı-gerçekçi bir "okur profili' çizen alaycı yazısı da işin öteki yönünü -edebî-kültürel kısırlığın dolaylı sonuçlarını- gözler önüne seriyordu. Her durumda, böyle bir kötümser portre karşısında sağlam tutulması gereken bir odağa, 'yazara' bakmak ve önem vermek tek çare gibi geliyor...
Oysa o cephede de bu aralar durum pek iç açıcı değil. Edebiyatın, filozof Jacques Derrida tarafından yapılan bir tanımını son derecede doğru, ama bir o kadar da hüzün verici buluyorum: Edebiyat, her şeyi yazmanın mümkün olduğu alandır... özellikle Türkiye gibi, hâlâ sansür kurumuyla cebelleşen bir ülkede bu sözler biraz lüks, hatta anlamsız gelebilir. Ama bu sözlerin doğruluğunun altını çizen yine tam da sansürün varlığıdır: Edebiyat, en belalı sansür ve baskı koşullarında bile yazıldığı için önemlidir. 'Yazma serüvenleri' hakkında kendilerine soru yöneltilen çoğu yazarımızın, aslında pek de 'serüven' filan yaşamadıklarını gösteren cevaplarıyla karşılaştığımızda edebiyatın bu gerçek talebinin de ülkemizde genellikle ifade bulamadığını hüzünle anlıyoruz. Yıllar önce Murat Belge'nin Toplum ve Bilim dergisinde yayımlanan ve başlığından anlaşıldığı kadarıyla, o zamanlar galiba Memet Fuat tarafından 'yeni keşfedilmiş' (bu eleştirmen-yazarımızın o sıralar merak ettiği, bu genç kızın bu kadar ağır bir yazarlık serüveni yükünün altından nasıl kalkacağıymış) olan Latife Tekin hakkında olması gereken bir yazısı, uzun uzun ve oldukça güçlü argümanlarla Türkiye'de neden roman geleneği bulunmadığını tartıştıktan sonra, 'esas konusuna' iki-üç paragrafta değinip bitirmesi ile ilginç görünmüştü bana. Bunun karşısında 'serüveni bol' yazarlar da kuşkusuz bulunuyor -'solculuk', 'cezaevi', 'sürgün' hikâyelerini eserlerinden daha fazla tanıdığımız yazarlar bunlar. Öyleyse eleştirmenlerin ve röportajcıların dillerinden hiç düşmeyen şu 'yazma serüveni' meselesine biraz daha yakından bakmak zorundayız.
Ellili yıllarda Fransız edebiyatını ziyaret edersek 'yazma serüveni' sözleriyle ilk kez karşılaşırız: Alain-Robbe Grillet'nin, Marguerite Duras'nın değerli kıldıkları bir 'Yeni Roman' formülüdür bu: "Artık serüvenleri yazmayacağız, yazmanın serüvenini vereceğiz." Bununla tam tamına modern edebiyatın içinde esaslı bir kırılma anı ile karşı karşıya olduğumuzu kabul etmeliyiz: Bitip tükenmez psikolojik tahlilleri, roman kişiliğinin 'kimlik' ve 'tutarlılığını' edebiyattan defetmenin vakti geldi -Yeni Roman, yazının bizzat kendisinin bir macera haline gelmesidir...
Türkiye'de 'yazma serüveni' kendisine sorulabilecek yaşa gelmiş olan yazarların çoğu bu Yeni-Romancıların 'edebî kurnazlıkları'ndan haberdar olmadığı ölçüde, kendi eserinden, aldığı (ya da alamadığı) ödüllerden, aslında kimseyi ilgilendirmeyecek yaşam ayrıntılarından, anılarından, edebî büyüklerle ve atalarla karşılaşmalarından bahsetmeye girişecektir: Türkiye edebiyatında 'yazma serüveni'nden bahsedildiği zaman anlaşılan, 'İkinci Yeni' ya da 'Garip' karşısında veya yanında, kimin hangi tarafta olduğu gibisinden bir sürü şeydir. Böylece bu serüven meselesinin bir 'belgelendirme' gereksinmesine cevap verdiği anlaşılıyor -yer yer salt dedikodu sınırlarını aşabilse de, genellikle Ataol Behramoğlu ile İsmet Özel arasında bir zamanlar cereyan eden dostluğun şimdilerde çok önemli bir edebî meseleymiş gibi sorgulanması türünden değerler bunlar.
Yazarlarımızı yalnızca biyografik maceralarıyla değil, 'yazı maceraları' açısından ele almaya giriştiğimizde yine genel bir kötümserlik vadeden bir durumla karşılaşıyoruz: Bunun nedeni, birtakım köşe yazarlarının (Attila İlhan, Çetin Altan, Perihan Mağden, Vivet Kanetti, Ahmet Altan, Kürşat Başar) romancılık ve öykücülük sektörüne el attıkları (ya da tersi; roman sayfalarından gazete köşelerine geçtikleri) andan itibaren bu iki macera arasında herhangi bir farkın silinip gitmesidir. Derrida'nın tanımının içerdiği 'mutsuzluk' işte burada yatıyor: Her şeyin yazılabileceği, edebiyata dahil olabileceği fikrinin kötüye kullanılması... Filozoflarınkinden farklı olarak, edebiyatçıların biyografilerinin, onlarla buluşma açısından önem taşıdığı Zweig'ın 'yazar portrelerinden' ve biyografilerinden bellidir. Yazarların sürekli edebî eğitimlerini günlük tutarak sağlamaları da pekâlâ bir zorunluluk mertebesindedir. Irvin Yalom'un Nietzsche Ağladığında adlı çok-satar kitabı, bunu bir 'roman' kılığında, yüzeysel psikanalizle iktifa eden genel kültürsüzlük ortamında pazarladığı zaman sonuç nasıl dehşet verici olduysa (bu kitap, unutmayalım, Türkiye'de de pek sevildi), çocukluk ve gençlik anılarının, küçük, kırık-dökük aşk maceralarının doğrudan doğruya dile getirildikleri bu 'biyo-romans' geleneği de daha iyi bir hale delalet etmiyor. Gelelim Türk Edebiyatının bugünkü genel görünümüne: Daha önce de söylendi; "uzun cümle yapamayan" bir edebiyattır bu. Aile arşivlerini, kendinin veya eş-dostun bunalımlarını, küçük anı ve nostalji kırıntılarını birbirlerine karıştırarak inanılmaz kısa sürelerde imal edilen öykü ve romanlardan oluşuyor. Sinema senaryosu olmaya ta baştan elverişli kılınmış bir 'teknik rahatlığı' söz konusudur artık, yani, bir 'ucuz roman'.
Derrida'nın şu "her şeyi yazabilmek" dediği koşullara dönelim öyleyse -bundan anlamak istediğim, "her şeyin" yazılması değil, "herhangi bir şey"in yazılmasıdır. Yani, diyelim, tiyatroyu Brecht gibi yapmak gerekmez, ama mutlaka bir şeyler yapmak gerekir. Yeni-Romancıların 'chiasma'sı, tam anlamıyla 'edebiyatta bir fikir'dir. Onlar gibi yazmak gerekmez, ama mutlaka edebiyatta bir fikre sahip olmak gerekir. Bu ise, edebiyatta olsun başka bir şeyde, sinemada, tiyatroda, resimde, siyasette, felsefede olsun, yalnızca o alanlarda eser vermek değil, eserle birlikte, ondan asla bağımsız olmayan bir 'başka şey' de üretmek demektir -üçüncü bir şey... Bu üçüncü şeyin özelliği 'taklit edilemezliği'dir. Ama üslûp meseleleri gibi sözde-edebî, telif hakları meseleleri gibi edebî olmayan değerler düzleminde ifade edilemeyen bir 'taklit edilemezlik'tir bu. Biri pekâlâ Dostoyevski gibi yazabilir, Garip şiirine geri dönebilir -ama 'ille de öyle yapmak gerekli değildir.' Bir eser içinde yaratılan şey, istediği kadar kuramsallaşmamış, istediği kadar belli belirsiz olsun, o eserin bütününden ayrılamaz bir 'zorunluluk'tur. Brecht gibi birisi için şu yabancılaştırma etkisi zorunluydu -ama kimse için hep öyle yapmanın asla 'zorunlu olmadığı' ölçüde...
Demek ki sorun, sanıldığı gibi bir 'taklit', bir "üslûp sahteciliği' değildir. Türk edebiyatında klasik roman geleneği varolmayabilir -ama bu taklidin de son derece biricik ve özgün bir deneyim olmasını ve pekâlâ edebî-sanatsal bir olumluluk taşımasını engellemez. Bugün yüzüne bakılmayan 'köy romanı'nın, hiç değilse bir üçüncü olarak 'ısrar'ın psikolojisini ürettiği pekâlâ‚ söylenebilir: Burada, feodal köy hayatının bütün yoksunlukları altında, mutlaka bir şeyler olup bitmeli...
Güçlü ya da güçsüz herhangi bir fikrin yokluğu, günümüz edebiyatının genel özelliği olarak açığa çıkıyor. Bir fikrin yokluğunu dolduracak tek bir şey vardır: Edebî klişeler imalatı. Gelenekselleşmiş 'janrlar' (Türkiye'de nedense bu aralar bir-iki yazara sahip olabilmiş polisiye, macera gibi) klişelerden yana çok yoksun değildirler -ama 'iyi' örneklerinde onları tanımlayan bir 'yapıya' sahip kılınmış oldukları da söylenebilir. Sorun daha çok 'yapısız' klişelerden oluşmaya başlayan tuhaf, postmodern bile denemez bir edebiyat kültürünün gitgide yaygınlaşmasında yatıyor. Klişeler cümlelerde yuvalanmaları bakımından ayırt edilip tanınırlar -kısa cümleler, günlük hatırlama rejimince beslenen, herkesin anlayabildiği, arabeskten, sinemadan, nostalji mekânlarından, mizahçılardan, hatta reklamlardan kotarılan cümleler... Ya da aksine, İhsan Oktay Anar'ın, Orhan Pamuk'un ve benzerlerinin iyiden iyiye yapılandırılmış tarihsel klişeleri -fantezi dünyasında oynanan bir oyun olarak edebiyat... Roman böylece 'varolmayan' bir felsefeye sızarak fikir oluşturuyormuş gibi yapacaktır. Buket Uzuner ile Aslı Erdoğan'ın en iyi modelini sundukları 'kişisel', 'günlük yaşam' arşivciklerinin yanına bu kez, herhangi bir ciddi tarihçinin dönüp bakmayacağı bir dizi arkaik mesel, felsefi bilgi kırıntısı, tarih komplosu yığınağı, sahte bir 'tarih arşivi' gelip yerleşecektir. Sanki gizli bir anlaşma var gibi: Gazeteler bulmacalarında nasıl onların resimlerini ve adlarını verip kitaplarını soruyorlarsa; yazarlarımız da karşılığında, yarım-kültür piyasasına bulmaca gibi eğlencelik kitaplar yazıp duruyorlar.
'Her şeyi yazabilmek', öyleyse, inşa edilmesi gereken bir özgürlüktür -küçük ailevi ve cinsel sırları roman, öykü ya da şiir kılığında ifşa edip durmak değil. Eleştirmenlerimizin büyük bir çoğunluğu hâlâ 'biçim/içerik' terimleriyle iş görmeyi sürdürüyorlar -bir bakıma iyi de yapıyorlar, çünkü 'daha karmaşık', 'yapısalcı' ya da 'dekonstrüksiyonist' (sökümselci?) teknikleri kullanıp bir şeyler yapmaya kalkıştıklarında ortaya, şimdiye kadar yalnızca anlaşılmaz ve amaçsız bir dergi yazıları yığınından başka bir şey çıkmamıştı. Kötü bir edebiyatın eleştirisinin de kötü halde olması kaçınılmaz. Tıpkı çöken bir toplumun toplumbiliminin de çöküyor olması gibi...
Bu koşullar altında önerilebilecek tek şey, yazarlarımızın 'yeni hayat' denen şeyi cılız edebî terennümler içinde aramadıkları zaman gelene kadar, hiç değilse dağıtım ve promosyon piyasasının dengelerine karşı direnç gösterebilmeleridir. Öyleyse her alanda olduğu gibi kuşkusuz kara para aklama işlerine de hizmet eden şu, 'mafyatik kitap korsanları'nı eleştirmeyi başkalarına (yetkililere?) bırakarak, doğrudan doğruya bizzat kendilerinin 'korsan kitaplar' yazmaları tek çare olmasın sakın? Bu, öteki seçeneklerden daha imkânsız değil.
Virgül, Eylül 1998, sayı 11
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Edebiyat Borsası
Sevgili Erdem,
Ne iyi ettin de koydun Ulus'un bu yazısını; Aslı Erdoğan'a karşı tek bir aşırmasından yola çıkarak fazla mı hakaret ettim kuşkusuna kapılmıştım; o nazik uslubuyla da olsa Ulus'un da benzer çözümlemeler yapmış olduğunu görmek çok sevindirdi beni. Nerdeyse birebir diyebileceğim aynı saptamalar yapmış; ne demiştim, bunlar kitapçıları dolaşır, büyük felsefe kitaplarının başlıklarına bakar, ordan aldıkları biri iki kaçamak felsefe kırıntısıyla yazarlar..Formül çok basit; 3-5 temel ama genel kamuoyunda pek bilinmeyen felsefe temasını al, "Güç İstenci" gibi, sonra bunları alıntıladığın cümlede olduğu gibi devrik cümleler içinde kullanarak edebi bir tat ver. Bütün edebi faaliyet buna indirgenmiş durumda. Ben bunları derken Ulus ne demiş;
"Roman böylece 'varolmayan' bir felsefeye sızarak fikir oluşturuyormuş gibi yapacaktır. Buket Uzuner ile Aslı Erdoğan'ın en iyi modelini sundukları 'kişisel', 'günlük yaşam' arşivciklerinin yanına bu kez, herhangi bir ciddi tarihçinin dönüp bakmayacağı bir dizi arkaik mesel, felsefi bilgi kırıntısı, tarih komplosu yığınağı, sahte bir 'tarih arşivi' gelip yerleşecektir. Sanki gizli bir anlaşma var gibi: Gazeteler bulmacalarında nasıl onların resimlerini ve adlarını verip kitaplarını soruyorlarsa; yazarlarımız da karşılığında, yarım-kültür piyasasına bulmaca gibi eğlencelik kitaplar yazıp duruyorlar."
Nerdeyse aynı şeyleri söylemişiz değil mi?
Ancak Ulus'un keskin detaylı gözlemleri bende yok; yukarıdaki paragrafta çok önemli bir saptama var; "varolmayan" felsefe. Bu çok önemli..Ülkenin düşünsel dünyası o kadar yerlerde sürünüyor ki, resmen ordana burdan kes yapıştır ile ortaya çıkarılmış çingene bohçası gibi yamalı bohçalar yaratılıyor. Bir tarz, bir uslup yok..Tam post-modern bir "hodge podge"..Büyük avantajı var ama; her tarzı yakalıyorsun, her nabza göre verecek şerbetin oluyor, "varoluşcuları" da yakalıyorsun, spiritualistleri de, New Age'cileri de, maneviyatçıları da..Yani Aslı Erdoğan da örneğin hem bir Nietzsche'ci, hem Bir Sartre'cı hem bir sufi "brişeyler" bulabilir...
Dedim ya artık edebiyat falan yok; pazar ilişkileri ile yönetilen bir kapitalist bir endüstri sözkonusu..Yeterli bağlantısı ve reklam kaynağı varsa, bir ev kadını da dantel öreceğine roman yazar hale getirildi..Bilgisayar programcılığında "Template"ler vardır; aynı kodu tekrar tekrar yazmana gerek kalamsın diye saklarsın sonra başka büyük bir kod içinde kullanırsın, çünkü herşey modüler artık.."Dolayısıyla romanınızı yazmanıza yardımcı olabiliriz" diye servisler çıkarsa samimi söylüyorum hiç şaşırmam..Bu servisleri gidi önce hangi jenre'da roman yazmak istediğini söyleyeceksin, ambiyansı tanımlayacaksın, karakterler temel özelliklerini vereceksin, adamlar sana printer'dan romanını bası verecekler. Bak buraya yazıyorum, Önder söylemişti dersin..
-
2010-04-28 01:33:42 |SAdministrator| HayalET
-
2010-04-27 15:15:24 |Unregistered| ERDEM
SEVGİLİ ULUS BAKER'IN YAZILARININ TOPLANDIĞI ADRES AŞAĞIDA VERİLMEKTEDİR.
EĞER VARSA, İKTİBAS HAKKINDAN KAYNAKLANAN BÜTÜN SORUMLULUĞU ÜZERİME ALMAYA RAZIYIM. ÇÜNKÜ ULUS'UN İNCELEMESİNİ E-HAYALET'E AKTARDIĞIMDA KAYNAK BELİRTMEMİŞTİM.
BU KIYMETLİ YAZILARI BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN HERKESE ULAŞTIRABİLMEK BİZİM İÇİN BİR GÖREV HALİNE GELMİŞTİR.
"ULUS BAKER" YAZILARI İSİMLİ AYRI BİR KLASÖRDE E-HAYALET'TE SUNULUP SUNAMAYACAĞINI, DOĞAL OLARAK KOROTONOMEDYA'DAN İZİN ALINDIKTAN SONRA SİTE YÖNETİNDEN RİCA EDİYORUZ.
DİĞER TARAFTAN, "ESERLERLER VE SANATÇILARLA" -ÖRNEĞİN KAFKA, ASLI ERDOGAN, ORHAN PAMUK BUNLARIN ZATEN ELEŞTİRİSİ YAPILDI VE YAPILMAYA DEVAM EDİLİYOR KİM BİLİR BELKİ DAHA DA GELİŞTİRİLİCEK- İLGİLİ E-HAYALETTEKİ TÜM ELEŞTİRİLERİ, MÜMKÜNSE ESERİN VEYA SANATÇININ İSMİ BAŞLIĞI DOYSA AÇARAK ARŞİVLEMEK GEREKTİĞİNİ, HEM GÜNCELLİKLERİNİ KORUMAK ADINA VE HEM DE ARAYÜZ AKIŞI İÇİNDE OKUMA VE TAKİP ETMENİN ZORLUĞU İLE BİRLİKTE ARAYÜZ GEÇİŞLERİNDE KAVRAMLARI BİR BİRBİRİYLE İRTİBATLANDIRMA SORUNUNU ORTAYA ÇIKARMASI NEDENİYLE, DÜŞÜNÜYORUM. SONRA HEM DAHA SONRA OKUYACAKLAR İÇİN DERLİ TOPLU BİR ARŞİV OLUŞTURCAKLARINA EMİNİM. AYRIYETEN BU KLASÖRLERDE "ÇIKTI AL" KOMUTU VERİLİRSE, KONUNUN HARD COPY'DEN DÖKÜMÜ VERİLECEĞİNDEN OKUYUCUYA ÖNEMLİ BİR İYİLİK YAPILMIŞ OLACAKTIR. GÜN İÇİNDE ÇIKTI HER YERDE OKUNABİLİR. BENİM GİBİ EVDE BİLGİSAYARI OLMAYANLAR İÇİNSE ÖNEMLİ BİR HİZMET OLUR. KAFKA, ASLI ERDOGAN, ORHAN PAMUK V.S .VS GİBİ...
ULUSUN YAZILARININ TOPLANDIĞI ADRES;
http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?ulus_baker
SELAMLAR, SELAMLAR
-
2010-04-21 01:58:55 |SAdministrator| onder

Erdem bir yanlış anlaşılmayı düzeltelim; ben Coppola'nın sözüne katıldığım için aktarmadım. Bir Hollywood devininin lafını niye kendime şiar edineyim ki? Coppola'nın edebiyattan anladığı tam bizim burda eleştirdiğimiz türden edebiyat. Onun "edebiyatın" bitişi olarak kastettiği de, artık Stephen King'e ihtiyacımız yok, bizim senaristlerimiz daha heyacanlı öyküler anlatıyor mealinde birşey. Amerikan kültürünün edebiyat algısı bu; benim lafım edebiyatın çıkışında bulunan eğlendirici hatta biraz magazinel yönün -bkz Terry Eaglaton'un "Edebiyat Kuramı" adlı kitabından siteye aktardığım bölüm- yegane özellik olmaya başladığı şeklinde, Coppola'nın lafı da bunu sinemanın ezici yükselişine de de böyle olduğuna dair.
Daha önce dediğim gibi, Aslı Erdoğan'ı hiç bilmem. Senin aktardığın lafını okuyana dek, onun yazdığı tek bir satırı okumamıştım. O yüzden yeterli kadar bilgi olmadan yazıyor olma endişesi taşıyordum..Ama Volkan da hakkında yazılan bir yazıyı aktarınca, senin ima ettiğin gibi "sırası gelmiş" bir dahi olabileceğine imkan vermem artık mümkün değil. Histerik olmayan, ölçülü bir edebiyat ortamında hiçbir yazar için böylesine methiyeler düzülmez, zira hiçbir "dahi yazarda" böylesine bir sürü özellik, bunca çeşitli hatta birbiriyle çelişen özellik/tarz bir arada bulunamaz..Boris Vian'ın yanlış hatırlamıyorsam "Mezarlarınıza Tüküreceğim" kitabındaydı, Sartre'nın nerdeyse yarı Tanrı düzeyine yükseltilmesiyle mükemmel bir şekilde dalga geçiliyordu..O yazı da bana Boris Vian'ı hatırlattı..
Bu edebiyat oluşumlarına karşı, Deleuze hakkında yazılan bir kitaptan Kafka/Minör edebiyat hakkında pasajlar aktarmıştım sitedeki Kafka adlı grupta..Ama maalesef kimsenin dikkatini çekmedi..Volkan'ın aktardığı Aslı Erdoğan methiyesine yazacağım yorumda tekrar aktarayım bari.
-
2010-04-21 00:46:24 |Unregistered| erdem
"ÖNDER SÖYLEMİŞTİ DEMİŞTİ" İÇİN.
ASLINDA "EDITING" İŞLEMİNİN YAPILMASINA BENZER BİR ÜRETİM MODELİNİ ÖNGÖRÜYORSUN. BU ZATEN YAPILIYOR, HANGİ BEST SELLER YAZARININ ARKASINDA HANGİ ÜVERTÜR YAZAR VAR O BİLİNMİYOR. BİLDİĞİM KADARIYLA "LOST" DİZİSİNİN SENARYOSU COLLOBORATE-EDITING TARZLA YAZILMIŞ, SAYISINI BİLMİYORUM AMA EDEBİYAT, BİLİM VE FELSEFE DANIŞMANLARI İLE BİRLİKTE EPEYCE KİŞİ TARAFINDAN SENARYO KOTARILIYOR. ASLINDA BİR BOKADA BENZEMİYOR. JURASİC PARKIN LOST'UN SENARYOSU BİR KİTAP HALİNE ÇOK RAHATLIKLA GETİREBİLİR VE BEST SELLER OLABİLİR.
DİĞER TARAFTAN, MERT ATAOL TARAFINDAN, BİR AÇIK ROMAN YAZILIYOR. YAZAR TARAFINDAN MEKAN BELİRLENİYOR, KONU "DENİZ VE SARDALYA AVI", OKUYUCU İLE ÇEVRİMİÇİ İNTERAKTİF ETKİLEŞİMLE YAZILDIĞI SÖYLENİYOR. BİR BAK İSTERSEN. YANİ BÖYLE BİR TREND VAR GİBİ.
www.sardalyaavi.com
EDEBİYATIN BİTMİŞ OLDUĞUNU İLANI, DEMEK GÜNEŞİN DÜYAYI ARTIK ISITMADIĞI SAVINDA BULUNMAK DEMEKTİR. BİRDE E-HAYALETİN ÖNEMLİ BİR KALEMİNİN BU DÜŞÜNCEDE OLMASI, 2010 ÖYKÜ YARIŞMASINA KATILACAK OLANLARIN ŞEVKİNİ KIRABİLİR. HA BİRE YAYINLIYORSUNUZ MARX'ıN SÖZÜNÜ SİTEDE "İNSANIN OLDUĞU YERDE SON SÖZÜN SÖYLENMEMİŞ OLACAĞINI UNUTMAMAK GEREKİR"
DÜNYADA 7 MİLYAR İNSAN VAR KAÇ KİŞİ DOSTOYEVSKİ OKUMUŞTUR. HERKESİN OKUMASI ÇOKDA ÖNEMLİ DEĞİL, OKUYANLAR BİZE YETER. İNSAN ORTAYA ÇIKTI MI, YOK HEGOMANYAYMIŞ, YOK KARTEL MEDYAYMIŞ,YOK EĞİTİMMİŞ YOK BİLMEMNEYMİŞ BUNUN ÖNÜNDE DURAMAZ.
HER ÇAĞ KENDİ DAHİLERİNİ YARATMAK ZORUNDADIR. BU ÇAĞIN DA DEHALARA İHTİYACI VAR. BEN UMUTSUZ DEĞİLİM.
SEVGİLİ ULUS'UN YAZISI 1998'DE VİRGÜL DERGİSİNDE YAYIMLANMIŞ.ŞİMDİ BİZ YAYINLIYORUZ. ASLININ MUCİVEZİ MANDARİN İSE 1996'DA. SANA MESAJDA SÖYLEDİĞİM ÜZERE, AVRUPANIN GELECEKTE EN İYİ 50 YAZARI ARASINDA OLDUĞU SÖYLENİYOR.
ZAMANI GELMİŞ BİR ŞEYİN ÖNÜNE GEÇİLEMİYOR.
Yorumlar
Sitenin arşivlemeye uygun olacak şekilde yapılandırılmas ı çok önemli. Bu konuyu gündeme getirdiği için teşekkürler.
E-HayalEt'in başlangıcında alelacele bir bölümlendirme yaptık ama karman çorman olduğu kesin. Farklı kategori ve alt-kategori yapısı oluşturmak, basit gibi görünse de aslında bayağı karmaşık bir iş. Kollektif bir beyin fırtınası gerektiriyor. Ulus Baker'in yazılarını derleyip toplama fikri çok yerinde.
Maalesef korotonomedya sitesi, bence oldukça elit, akademik çevre tarafından takip edilen bir site..O sitede Ulus'un yazılarına, onu tanıyıp Google'da aratmadıkça, herhangi birinin ulaşması çok zor..Bizimkisi gibi herkese açık bir sitede bulunması daha iyi bence de..
Aslında daha önce aklımıza geldi ama derme çatma yaptık ..Sen bile fark edemediğine göre demek ki siteyi şöyle bir ziyaret eden insanların farketmesi imkansız..Ana menü'de yazılar menüsünde, teori kısmına gidersen Ulus Baker için bir bölüm olduğunu görebilirsin..D emek ki "Yazılar" diye bir menü kalemi çok açıklayıcı değil..
Şu an kullandığımı sistem, en fazla iki düzeyde bölümlendirme yapmaya izin veriyor; en üste Bölüm/Section yer alıyor, onun altında Kategori/Catego ry. Bir üçüncü alt-seviyeye gitme olanağı yok..Mesala en üstte Kültür-Sanat bölümü açtıktan Sonra, kategori olarak diyelim Edebiyat açtık..Ama edebiyatın altında mesala öykü, şiir, denem gibi alt bölümler açma imkanı kalmıyor..İşi biraz da bu karmaşık hale getiriyordu..
Ama çok yakın bir tarihte, sanırım bir ay içinde kullandığımız sistemin pekçok yeni özellik getiren yeni versiyonu çıkacak..Bu yeni versiyonda, tıpkı herhangi bir bilgisayarın klasör yapısında olduğu gibi, istediğimiz kadar çok seviyede alt bölümler yapabileceğiz.. Örneğin diyelim
Kültür-Sanat/Edebiyat/Öykü/Öyküler/Rus Öykücüler/Çehov gibi bir yapılandırmaya gitmemiz mümkün olacak.
Benim tavsiyem, senin kafanda bir bölümlendirme yapısı varsa bir taslak halinde bizimle Forum'un ilgili bir kategorisinde paylaş, belki başkalarının da katkıları gelir..Uygun bir çatı bulduğumuzda uygulamaya sokarız..Ama bu bir iki aya yayılacak bir süreç olacağı için, acil bölümleri geçici bir bölüm/kategori altında toplayabiliriz. .Eğer mevcut bölümler/katego riler yeterli değilse söyle değiştirelim ya da ekleyelim..Bu geçici bölümlere ilgili yazıları toplamaya başladıktan sonra, ana çatıyı oluşturduğumuzd a taşırız..
Yalnız bir yazarın yazısını eklerken şuna dikkat edelim; yazıyı kendi kullanıcı adımızla ekleyince, sistem onu bizim yazımız gibi sınıflıyor, filtreleme yaparken Yazarın değil bizim yazımız gibi tarıyor..O yüzden ben şöyle bir çözüm buldum; önemli bir yazarı sitemizin kullanıcı gibi ekliyorum, profil resmi falan da koyuyorum..Bu yazarın bir yazısını gireceksem, kendi kullanıcı adımla değil, o yazar için oluşturduğum kullanıcı adıyla giriyorum..Böyl e o yazarın bütün yazılarına, sitenin normal bölüm/kategori/ menü yapısıyla ulaşılabildiği gibi, yazarın profilinde de toplu halde görmek mümkün oluyor..Ama kendi adımızla eklersek, yazarın yazısı bizim kendi profilimizde görünür..Bu da aranmasını zorlaştırır..He r önemli yazarı "site kullanıcısı" olarak ekleyebilir, "onun" şifresini de herkesle paylaşırız..(Kö tü niyetli kullanımların önüne geçeriz zaten, siteye öyle haylazlar pek takılmıyor..Ulu s'un bir kullanıcı adı var mesala..ulus ve walnut80 diye girince, kendisinin adıyla yazılarını Makale-Teori-Ul us Baker bölümüne girebilirsin.
Başka önerilerini de bekliyoruz..
EĞER VARSA, İKTİBAS HAKKINDAN KAYNAKLANAN BÜTÜN SORUMLULUĞU ÜZERİME ALMAYA RAZIYIM. ÇÜNKÜ ULUS'UN İNCELEMESİNİ E-HAYALET'E AKTARDIĞIMDA KAYNAK BELİRTMEMİŞTİM.
BU KIYMETLİ YAZILARI BU TOPRAKLARDA YAŞAYAN HERKESE ULAŞTIRABİLMEK BİZİM İÇİN BİR GÖREV HALİNE GELMİŞTİR.
"ULUS BAKER" YAZILARI İSİMLİ AYRI BİR KLASÖRDE E-HAYALET'TE SUNULUP SUNAMAYACAĞINI, DOĞAL OLARAK KOROTONOMEDYA'D AN İZİN ALINDIKTAN SONRA SİTE YÖNETİNDEN RİCA EDİYORUZ.
DİĞER TARAFTAN, "ESERLERLER VE SANATÇILARLA" -ÖRNEĞİN KAFKA, ASLI ERDOGAN, ORHAN PAMUK BUNLARIN ZATEN ELEŞTİRİSİ YAPILDI VE YAPILMAYA DEVAM EDİLİYOR KİM BİLİR BELKİ DAHA DA GELİŞTİRİLİCEK- İLGİLİ E-HAYALETTEKİ TÜM ELEŞTİRİLERİ, MÜMKÜNSE ESERİN VEYA SANATÇININ İSMİ BAŞLIĞI DOYSA AÇARAK ARŞİVLEMEK GEREKTİĞİNİ, HEM GÜNCELLİKLERİNİ KORUMAK ADINA VE HEM DE ARAYÜZ AKIŞI İÇİNDE OKUMA VE TAKİP ETMENİN ZORLUĞU İLE BİRLİKTE ARAYÜZ GEÇİŞLERİNDE KAVRAMLARI BİR BİRBİRİYLE İRTİBATLANDIRMA SORUNUNU ORTAYA ÇIKARMASI NEDENİYLE, DÜŞÜNÜYORUM. SONRA HEM DAHA SONRA OKUYACAKLAR İÇİN DERLİ TOPLU BİR ARŞİV OLUŞTURCAKLARIN A EMİNİM. AYRIYETEN BU KLASÖRLERDE "ÇIKTI AL" KOMUTU VERİLİRSE, KONUNUN HARD COPY'DEN DÖKÜMÜ VERİLECEĞİNDEN OKUYUCUYA ÖNEMLİ BİR İYİLİK YAPILMIŞ OLACAKTIR. GÜN İÇİNDE ÇIKTI HER YERDE OKUNABİLİR. BENİM GİBİ EVDE BİLGİSAYARI OLMAYANLAR İÇİNSE ÖNEMLİ BİR HİZMET OLUR. KAFKA, ASLI ERDOGAN, ORHAN PAMUK V.S .VS GİBİ...
ULUSUN YAZILARININ TOPLANDIĞI ADRES;
http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?ulus_baker
SELAMLAR, SELAMLAR
Daha önce dediğim gibi, Aslı Erdoğan'ı hiç bilmem. Senin aktardığın lafını okuyana dek, onun yazdığı tek bir satırı okumamıştım. O yüzden yeterli kadar bilgi olmadan yazıyor olma endişesi taşıyordum..Ama Volkan da hakkında yazılan bir yazıyı aktarınca, senin ima ettiğin gibi "sırası gelmiş" bir dahi olabileceğine imkan vermem artık mümkün değil. Histerik olmayan, ölçülü bir edebiyat ortamında hiçbir yazar için böylesine methiyeler düzülmez, zira hiçbir "dahi yazarda" böylesine bir sürü özellik, bunca çeşitli hatta birbiriyle çelişen özellik/tarz bir arada bulunamaz..Bori s Vian'ın yanlış hatırlamıyorsam "Mezarlarınıza Tüküreceğim" kitabındaydı, Sartre'nın nerdeyse yarı Tanrı düzeyine yükseltilmesiyl e mükemmel bir şekilde dalga geçiliyordu..O yazı da bana Boris Vian'ı hatırlattı..
Bu edebiyat oluşumlarına karşı, Deleuze hakkında yazılan bir kitaptan Kafka/Minör edebiyat hakkında pasajlar aktarmıştım sitedeki Kafka adlı grupta..Ama maalesef kimsenin dikkatini çekmedi..Volkan 'ın aktardığı Aslı Erdoğan methiyesine yazacağım yorumda tekrar aktarayım bari.
ASLINDA "EDITING" İŞLEMİNİN YAPILMASINA BENZER BİR ÜRETİM MODELİNİ ÖNGÖRÜYORSUN. BU ZATEN YAPILIYOR, HANGİ BEST SELLER YAZARININ ARKASINDA HANGİ ÜVERTÜR YAZAR VAR O BİLİNMİYOR. BİLDİĞİM KADARIYLA "LOST" DİZİSİNİN SENARYOSU COLLOBORATE-EDI TING TARZLA YAZILMIŞ, SAYISINI BİLMİYORUM AMA EDEBİYAT, BİLİM VE FELSEFE DANIŞMANLARI İLE BİRLİKTE EPEYCE KİŞİ TARAFINDAN SENARYO KOTARILIYOR. ASLINDA BİR BOKADA BENZEMİYOR. JURASİC PARKIN LOST'UN SENARYOSU BİR KİTAP HALİNE ÇOK RAHATLIKLA GETİREBİLİR VE BEST SELLER OLABİLİR.
DİĞER TARAFTAN, MERT ATAOL TARAFINDAN, BİR AÇIK ROMAN YAZILIYOR. YAZAR TARAFINDAN MEKAN BELİRLENİYOR, KONU "DENİZ VE SARDALYA AVI", OKUYUCU İLE ÇEVRİMİÇİ İNTERAKTİF ETKİLEŞİMLE YAZILDIĞI SÖYLENİYOR. BİR BAK İSTERSEN. YANİ BÖYLE BİR TREND VAR GİBİ.
www.sardalyaavi.com
EDEBİYATIN BİTMİŞ OLDUĞUNU İLANI, DEMEK GÜNEŞİN DÜYAYI ARTIK ISITMADIĞI SAVINDA BULUNMAK DEMEKTİR. BİRDE E-HAYALETİN ÖNEMLİ BİR KALEMİNİN BU DÜŞÜNCEDE OLMASI, 2010 ÖYKÜ YARIŞMASINA KATILACAK OLANLARIN ŞEVKİNİ KIRABİLİR. HA BİRE YAYINLIYORSUNUZ MARX'ıN SÖZÜNÜ SİTEDE "İNSANIN OLDUĞU YERDE SON SÖZÜN SÖYLENMEMİŞ OLACAĞINI UNUTMAMAK GEREKİR"
DÜNYADA 7 MİLYAR İNSAN VAR KAÇ KİŞİ DOSTOYEVSKİ OKUMUŞTUR. HERKESİN OKUMASI ÇOKDA ÖNEMLİ DEĞİL, OKUYANLAR BİZE YETER. İNSAN ORTAYA ÇIKTI MI, YOK HEGOMANYAYMIŞ, YOK KARTEL MEDYAYMIŞ,YOK EĞİTİMMİŞ YOK BİLMEMNEYMİŞ BUNUN ÖNÜNDE DURAMAZ.
HER ÇAĞ KENDİ DAHİLERİNİ YARATMAK ZORUNDADIR. BU ÇAĞIN DA DEHALARA İHTİYACI VAR. BEN UMUTSUZ DEĞİLİM.
SEVGİLİ ULUS'UN YAZISI 1998'DE VİRGÜL DERGİSİNDE YAYIMLANMIŞ.ŞİM Dİ BİZ YAYINLIYORUZ. ASLININ MUCİVEZİ MANDARİN İSE 1996'DA. SANA MESAJDA SÖYLEDİĞİM ÜZERE, AVRUPANIN GELECEKTE EN İYİ 50 YAZARI ARASINDA OLDUĞU SÖYLENİYOR.
ZAMANI GELMİŞ BİR ŞEYİN ÖNÜNE GEÇİLEMİYOR.

Erdem,
Sitenin arşivlemeye uygun olacak şekilde yapılandırılması çok önemli. Bu konuyu gündeme getirdiği için teşekkürler.
E-HayalEt'in başlangıcında alelacele bir bölümlendirme yaptık ama karman çorman olduğu kesin. Farklı kategori ve alt-kategori yapısı oluşturmak, basit gibi görünse de aslında bayağı karmaşık bir iş. Kollektif bir beyin fırtınası gerektiriyor. Ulus Baker'in yazılarını derleyip toplama fikri çok yerinde.
Maalesef korotonomedya sitesi, bence oldukça elit, akademik çevre tarafından takip edilen bir site..O sitede Ulus'un yazılarına, onu tanıyıp Google'da aratmadıkça, herhangi birinin ulaşması çok zor..Bizimkisi gibi herkese açık bir sitede bulunması daha iyi bence de..
Aslında daha önce aklımıza geldi ama derme çatma yaptık ..Sen bile fark edemediğine göre demek ki siteyi şöyle bir ziyaret eden insanların farketmesi imkansız..Ana menü'de yazılar menüsünde, teori kısmına gidersen Ulus Baker için bir bölüm olduğunu görebilirsin..Demek ki "Yazılar" diye bir menü kalemi çok açıklayıcı değil..
Şu an kullandığımı sistem, en fazla iki düzeyde bölümlendirme yapmaya izin veriyor; en üste Bölüm/Section yer alıyor, onun altında Kategori/Category. Bir üçüncü alt-seviyeye gitme olanağı yok..Mesala en üstte Kültür-Sanat bölümü açtıktan Sonra, kategori olarak diyelim Edebiyat açtık..Ama edebiyatın altında mesala öykü, şiir, denem gibi alt bölümler açma imkanı kalmıyor..İşi biraz da bu karmaşık hale getiriyordu..
Ama çok yakın bir tarihte, sanırım bir ay içinde kullandığımız sistemin pekçok yeni özellik getiren yeni versiyonu çıkacak..Bu yeni versiyonda, tıpkı herhangi bir bilgisayarın klasör yapısında olduğu gibi, istediğimiz kadar çok seviyede alt bölümler yapabileceğiz..Örneğin diyelim
Kültür-Sanat/Edebiyat/Öykü/Öyküler/Rus Öykücüler/Çehov gibi bir yapılandırmaya gitmemiz mümkün olacak.
Benim tavsiyem, senin kafanda bir bölümlendirme yapısı varsa bir taslak halinde bizimle Forum'un ilgili bir kategorisinde paylaş, belki başkalarının da katkıları gelir..Uygun bir çatı bulduğumuzda uygulamaya sokarız..Ama bu bir iki aya yayılacak bir süreç olacağı için, acil bölümleri geçici bir bölüm/kategori altında toplayabiliriz..Eğer mevcut bölümler/kategoriler yeterli değilse söyle değiştirelim ya da ekleyelim..Bu geçici bölümlere ilgili yazıları toplamaya başladıktan sonra, ana çatıyı oluşturduğumuzda taşırız..
Yalnız bir yazarın yazısını eklerken şuna dikkat edelim; yazıyı kendi kullanıcı adımızla ekleyince, sistem onu bizim yazımız gibi sınıflıyor, filtreleme yaparken Yazarın değil bizim yazımız gibi tarıyor..O yüzden ben şöyle bir çözüm buldum; önemli bir yazarı sitemizin kullanıcı gibi ekliyorum, profil resmi falan da koyuyorum..Bu yazarın bir yazısını gireceksem, kendi kullanıcı adımla değil, o yazar için oluşturduğum kullanıcı adıyla giriyorum..Böyle o yazarın bütün yazılarına, sitenin normal bölüm/kategori/menü yapısıyla ulaşılabildiği gibi, yazarın profilinde de toplu halde görmek mümkün oluyor..Ama kendi adımızla eklersek, yazarın yazısı bizim kendi profilimizde görünür..Bu da aranmasını zorlaştırır..Her önemli yazarı "site kullanıcısı" olarak ekleyebilir, "onun" şifresini de herkesle paylaşırız..(Kötü niyetli kullanımların önüne geçeriz zaten, siteye öyle haylazlar pek takılmıyor..Ulus'un bir kullanıcı adı var mesala..ulus ve walnut80 diye girince, kendisinin adıyla yazılarını Makale-Teori-Ulus Baker bölümüne girebilirsin.
Başka önerilerini de bekliyoruz..