Kuşatılmış piyasa ekonomisi Popüler
Eğer bir toplumda toplumun sahip olduğu varlıklar toplumu meydana getiren bireyler arasında eşit dağılmış olsaydı serbest piyasa düzeni bu toplumda doğal olarak meydana gelen farklılıklar dışında yeni farklılıklar yaratmazdı. Doğal olarak meydana gelen farklılıklar da insanların doğuştan getirdikleri farklılıklar ya da şans faktörü ile ilgili olacağından onları “meşru” kabul eder, rahatsız da olmazdık.
Ama öyle değil. Her toplumda toplumu meydana getiren bireyler arasında toplumun tarihinden devralınan varlık farkları mevcuttur ve piyasa düzeni bu farklılıkları en azından büyütür. Dolayısıyla piyasa düzeni, üzerine yaslandığı toplumun tarihsel eşitsizliklerinden etkilenerek o eşitsizlikleri ileriye doğru taşıyan bir mekanizma anlamı kazanır.
Bu nedenle de insanlar arasında eşitsizlikleri “insani” bulmayan sol ve demokrat siyasetler piyasa ekonomisi kavramına temkinli yaklaşırlar. Eskiden tümüyle onu reddederken şimdilerde onun eşitsizlikleri körüklemeyecek bir biçimde çalıştırılıp çalıştırılamayacağı üzerine kafa yoruyorlar.
Adam Smith, kendi çıkarları peşinde koşan üretici ve tüketicilerin bu davranışlarının kendileri tarafından amaçlanmamış olduğu halde sanki “görünmez bir el” varmış gibi tüm toplumun çıkarlarını da ençoklaştıracağını söylemişti.
Aralarında varlık (servet) farkları olan bireylerden oluşan bir toplumda ise piyasa düzeni Adam Smith’in iddiasının tersine “tüm” toplumun değil yalnızca “varlıklı” kesimlerin çıkarlarını ençoklaştıran bir mekanizma işlevi görür. Çünkü kendi çıkarları peşinde koşanlar aynı büyüklükte bir servete sahip olmadıklarından aynı başarıya ulaşamazlar ve piyasa karar süreçlerinden “dışlanırlar”. Bu nedenle de piyasa mekanizması tüm toplumun çıkarlarının ençoklaştırılabildiği bir mekanizma olmaktan çıkarak kazananların daha yüksek kâr ya da fayda ile ödüllendirildiği, kaybedenlerin ya da dışlananlarınsa bir çeşit cezalandırıldığı bir mekanizmaya dönüşür.
Eğer toplumun tarihsel olarak devraldığı eşitsizlikler piyasa mekanizması tarafından devam ettiriliyorsa ve bireylerin başarıları onların yeteneklerinden çok bu tarihsel eşitsizlikler tarafından belirlenebiliyorsa o zaman her toplumda kamusal çıkarlarla özel çıkarlar arasında daha iyi bir ilişki hayal etmek ve böyle bir ilişkinin peşinden koşmak da meşru demektir.
Peki ama böyle bir hayal nasıl bir piyasa ekonomisiyle karşılanabilir?
Yukarıdaki ifadelerden anlaşılabileceği gibi piyasa ekonomisinde tarihsel farkları taşıyan varlıklı aktörlerin aldıkları kararlar piyasa ekonomisinin nasıl sonuçlar üreteceğini de belirler. Bu herhangi bir zamanda toplam üretimin ne düzeyde olacağı konusunda olduğu kadar toplumun gelecekte nasıl bir gelişme trendi içinde olacağını da belirleyecek “stratejik” kararlardır ve yine yukarıda ifade ettiğim gibi bu kararlar tüm toplumun değil bu kararları alanların çıkarlarını ençoklaştıran kararlardır.
Eğer varolan ekonomik düzenin belirli bir varlıklı kesimin çıkarlarını değil de sahiden ve gerçekten “tüm toplumun” çıkarlarını gözeterek çalışması isteniyorsa bu kararlara “tüm toplumun” dahlini sağlayacak mekanizmalar oluşturmak bir çıkış yolu olabilir. Bu mekanizmaların ise hâlihazırda varolan birçok kurum ve kuruluşun toplumun farklı kesimlerinin katılımını sağlayacak bir biçimde yeniden düzenlenmesi yanında yeni katılım mekanizmalarının da oluşturulmasını gerektirir.
Böyle bir ilke üzerinden oluşturulmuş, bir başka ifadeyle “toplum tarafından kuşatılmış” bir piyasa ekonomisi bugün için daha gerçekçi, daha adil ve daha eşitlikçi bir alternatif olabilir. Böyle bir ekonomik düzen, toplumun (yani kamunun) kendi geleceğini belirleyen “stratejik” kararlara aktif katılımını sağlayarak tarihsel eşitsizliklerin sebep olduğu “dışlanmışlıkları” ve bu dışlanmışlıkların yarattığı farklılıkları da ortadan kaldırabilir ya da en aza indirebilir.
Böyle bir “hayal” mümkün müdür derseniz, neden olmasın?
http://www.taraf.com.tr/makale/7587.htm
Üye eleştirileri
-
2009-09-25 14:03:16 |Administrator| guclu
-
2009-09-24 18:00:02 |Administrator| guclu

Erol hoca, piyasa meselesine oldukça akılcı yaklaşan bir yazı kaleme almış. Benim de uzunca bir süredir kafamı meşgul eden bir konudur "piyasa ekonomisi". Bu konuda kesinleşmiş bir tutumum olmamakla beraber, sosyalistlerin belki piyasaya değil ama "piyasa ekonomisine" yönelik alternatif modeller üzerinde kafa yorması gerektiğini düşünürüm. Geçmişte yaşanan "bürokratik merkezi planlama" uygulamalarının sosyalizme belli açılardan yarardan çok zarar getirdiği kanısındayım, özellikle tüketim mallarının üretiminde.
Yine de şu an bu tartışmanın epey uzağındayız. Şu an temel meselemiz neoliberal dogmaların elinde dünyanın hızla sonunu getiren "piyasa ekonomisine" karşı nasıl direnebileceğimiz. Bunu tartışıp alternatif geliştirebildikçe önümüz açılabilecek belki de.
-
2009-09-25 13:42:44 |Administrator| AliOsman

Belli kesimler hep söyler, 'Devlet çorap üretmesin başka önemli işler ile ilgilensin'. Bu duruma kısmen katılmak ile beraber, devlet-kamunun hangi üretimlerden çıkacağı, hangilerini elinde tutacağı konusunun netlik kazanmaması ile oluşan belirsizlik, beni bu açılıma mesafeli yaklaşmaya itmiştir. Öte yandan bir girişimci çorap satarak da sınıfsal bir farklılık yaratabilir. Eğer bu kazanım kendi ömrü ile sınırlı olursa yönetilebilir-kontrol edilebilir bir hal alırken, miras yolu ile bir sonraki nesile aktarımı neticesinde oluşan 'doğuştan haksızlık hali', kamusal sistemin köküne kibrit suyu dökmüş oluyor.
Yorumlar
Üretimin nasıl ve kimin tarafından yapılacağı, üretilen malların hangi araçlarla ve hangi kriterlerle tüketicilere ulaştırılacağı solun üzerinde durması gereken çok önemli bir konudur. Bence kapitalizm koşullarındaki devlet ve devlet müdahaleciliği ile sosyalizmde varolmasını düşündüğümüz kamusal üretim ve dağıtımı birbirine karıştırmamak gerekir. Yani devletin kapitalizm koşullarındaki ince ya da kalın ayarlarının sosyalizm ile bir alakasının olmaması gerekir. Malesef sosyalizmin zihinlerde "devletçilikle" bire bir örtüştürülmesi ve reel sosyalizmin ekonomisinin aşırı verimsiz olması nedeniyle de bir handikapla karşı karşıyayız.
Bence sosyalizmin "devletçilikle" değil, "kamusallık" ile ilişkilendirilm esi gerekir. Üretim araçlarının basit biçimde "devlet"in elinde olması değil, "kamunun" yönetim ve denetiminde olması hedeflenmelidir . Çalışan vs Yöneten ayrımını sorun etmeyen; kamu yararını insanların katılımını gerçekleştirmed en, bürokratik ve "öncü" bir aygıtın eliyle sağlamaya çalışmanın tarihsel sonuçlarını tüm berraklığıyla gördük. En azından bundan sonrası için neler yapabileceğimiz i, geçmişin modellerine çok takılmadan ve bütün yaratıcılığımız ı deneyerek düşünmek zorundayız.
Yine de şu an bu tartışmanın epey uzağındayız. Şu an temel meselemiz neoliberal dogmaların elinde dünyanın hızla sonunu getiren "piyasa ekonomisine" karşı nasıl direnebileceğim iz. Bunu tartışıp alternatif geliştirebildik çe önümüz açılabilecek belki de.

Bu konu oldukça tartışmalı bence. Keşke Ayhan katılsa bu tartışmaya;-)
Üretimin nasıl ve kimin tarafından yapılacağı, üretilen malların hangi araçlarla ve hangi kriterlerle tüketicilere ulaştırılacağı solun üzerinde durması gereken çok önemli bir konudur. Bence kapitalizm koşullarındaki devlet ve devlet müdahaleciliği ile sosyalizmde varolmasını düşündüğümüz kamusal üretim ve dağıtımı birbirine karıştırmamak gerekir. Yani devletin kapitalizm koşullarındaki ince ya da kalın ayarlarının sosyalizm ile bir alakasının olmaması gerekir. Malesef sosyalizmin zihinlerde "devletçilikle" bire bir örtüştürülmesi ve reel sosyalizmin ekonomisinin aşırı verimsiz olması nedeniyle de bir handikapla karşı karşıyayız.
Bence sosyalizmin "devletçilikle" değil, "kamusallık" ile ilişkilendirilmesi gerekir. Üretim araçlarının basit biçimde "devlet"in elinde olması değil, "kamunun" yönetim ve denetiminde olması hedeflenmelidir. Çalışan vs Yöneten ayrımını sorun etmeyen; kamu yararını insanların katılımını gerçekleştirmeden, bürokratik ve "öncü" bir aygıtın eliyle sağlamaya çalışmanın tarihsel sonuçlarını tüm berraklığıyla gördük. En azından bundan sonrası için neler yapabileceğimizi, geçmişin modellerine çok takılmadan ve bütün yaratıcılığımızı deneyerek düşünmek zorundayız.