İran'da Neler Oluyor ? Popüler
Makale
Facebook'ta sevdiğim bir arkadaştan gelen yazıyı sizle paylaşmak istedim. Yazının menşeini bilmiyorum, pek anladığımı da söyleyemem. Lakin soldan bir yazı olduğu için İran'daki duruma farklı bir bakış getirebilir düşüncesi ile koyuyorum.
İran: Eylemle buluşan özgürlük bilinci
Rejimin gerici yapısıyla birleşik, emeğin azgın sömürüsünün emekçilerde biriktirdiği öfke patlamış, özgürlük bilinci ve eyleminin önü açılmıştır.
İran’da 12 Haziran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası yaşanan hareketlilik, ünüversite gençliği ve orta sınıflardan başlayıp, işçi sınıfı ve emekçi halk yığınlarına doğru genişleyen bir dalgaya dönüştü. Bu dalgaya kulak kabartmak gerek.
Hareketin başlamasına kaynaklık eden seçim sonuçları (hileleri) gibi, rejim içi iktidar ve güç paylaşımı kavgasının, tarafların halk kitlelerini kendine yedekleyerek saf tuttuğu bir zeminden çıkış alması, emperyalist güçlerin durumdan görev çıkartarak kendi ihtiyaçları temelinde, işbirlikçileri üzerinden hareketi kaşıması gibi durumlar söz konusudur. Bunlar görmezden gelinemez, bunların üzerinden atlanamaz. Fakat çap ve kapsamından dolayı hareket, bu kalıpların içinde tanımlamaya sığmaz. Ki her kimse bu görüngülerin içinden düşünüyor, fikir üretiyorsa sınıflar mücadelesinde, egemenlerin penceresinden bakmanın ötesine geçemiyor demektir.
Eylemlerdeki kitlesellik
Gerici Molla rejiminin yasaklamalarına, kitle gösterilerine vahşice saldırmasına, rejimin silahlı milis örgütlenmesini oluşturan “Besicî”lerin sokağa dökülen kalabalıkların üzerine ateş açmasına, hareketin önünde olduğu yanılsaması yaratan Müsavi’nin iptal edildiğini açıklamasına rağmen her bir eyleme 100 binlerin katılması, işçi sınıfı ve emekçilerde sisteme karşı biriken öfkenin harekete geçmesini tanıtlamaktan öteye geçmez.
Uygulanan sansür cep telefonu çekimleri ve internet üzerinden deliniyor
Gösterilerin içinden yazan Robert Fisk; “Göstericiler yalnızca Kuzey Tahran’ın güneş gözlüğü takan zarif genç kadınları değildi. Yoksullar, sokaklarda çalışanlar ve daha yaşlı kadınlar da oradaydı.” diyor. Bu, sokağa çıkan kitlenin bileşenlerine dair önemli bir veri sunuyor.
İşçi hareketi
Bundan daha anlamlı veri ise ekonomik ve siyasal olarak esaret altında tutulan işçi sınıfının özgürlüklerini genişletmek için bu süreçte sendikal örgütlülükleri üzerinden, kendi talepleri doğrultusunda harekete geçmesidir.
Otobüs Şoförleri Sendikası (Vahed) sokağa çıkan kitleyi “Kadın ya da erkek, her ulustan, her dinsel mezhepten, her yaştan milyonlarca kişinin inanılmaz hareketi” olarak tanımlıyor ve destekliyor. 2005'te kurulan Vahed bugüne kadar sendikal haklar ve siyasal özgürlükler için mücadelede militan duruşuyla öne çıkıyordu. Vahed 26 Haziran’ın İranlı tutsak işçiler için uluslararası dayanışma günü olduğunu dile getirerek sendikal haklar ve özgürlükler için eylem çağrısı yaptı. Bu çağrı doğrultusunda, proletaryanın gerçek kurtuluşu ekseninde uluslararası alandan İran işçi sınıfına ses vermek, el uzatmak devrimci bir sorumluluktur.
Yine Ortadoğu otomotiv sektörünün devlerinden Khodro tekeli işçileri gelişen halk hareketine sahip çıkarak 18 Haziran’da “Kadınlara, işçilere ve öğrencilere yapılan başkıyı protesto etmek için yarım saat süreyle” iş bıraktı. Sabah ve gece vardiyasında iş bırakan işçiler bugünde (23 Haziran) aynı saatlerde grev yapacaklarını açıkladılar.
Bu grevler işçi sınıfı ve emekçilerin, ekonomik-siyasal özgürlükler mücadelesinin bir parçası olarak, İran gerici rejimine karşı gelişen hareket içerisinde antikapitalist ve antiemperyalist içerikteki bir mücadeleyi ne kadar geliştirir bunun derecesini kestirmek zor.
Fakat İran’da büyüyecek bir sınıf hareketinin bölge olarak Ortadoğu’da, sosyalizm mücadelesinin gelişip güçlenmesinde ileriye doğru taşları yerinden oynatacak bir etki yaratacaktır. Bunun farkında olarak hareket etmek, proleter eksenli sosyalizm mücadelesinde, bölge düzeyinde mevziler oluşturmanın önünü açacaktır.
Hareketin önderlik sorunu
Verili durum içerisinde görüş alanına giren hareketler kapsamında İran’da gelişen mücadeleye önderlik edebilecek devrimci-komünist bir parti ya da güç maalesef görünmüyor.
Devrimci iddia ve enerjisi de aşınmış İran Emek Partisi (TUFAN) gibileri hareketin dışından konuşuyor:
İran’da 12 Haziran’da yapılan şeçimler öncesinde kimin aday olacağına başkanlığını dini lider Hamaney’in başkanlığını yaptığı konsey karar verdi. Demokratik partilerin, örgütlerin ve kişilerin aday olması kabul edilmedi. Buna rağmen milyonlarca İranlı sandık başına giderek oyunu kullandı ve 30 yıllık başkı, rüşvet ve yoksulluğa karşı çıktı ve bu hükümetin daha fazla işbaşında olmasını istemediğini ifade etti. Bu, aynı zamanda yeni bir düzene olan özlemin açık bir işaretidir.
En üst dini liderin desteğini alan Ahmedinecad hükümeti ise yeniden seçilmek için her türlü hileye başvurdu, halkın oylarını ayaklar altına aldı. Ama İran halkı, özellikle de kadınlar, bu İslami egemenler takımının yaptıklarına sessiz kalamazdı. Seçimlerde hile yapıldığının ortaya çıkmasından hemen sonra, gösteri yasağına rağmen 2 milyon insan sokaklara çıkarak, ‘Oyum nerede?’ diye sordu.
Bırakalım hareketin önüne geçmeyi ufku iktidar aygıtını elinde tutan kliği teşhirle sınırlı.
Geleneksel revizyonist parti TUDEH:
“Savaşkan halkımızın bu sesi, daha güçlü bir şekilde yankılandırmasını diliyoruz.”
Hiçbir iddia sahibi olmadığı gibi açıklamanın bütünü okunduğunda neoliberalizmin ardından yürümeye yeminli görünüyor.
Maoizmle malül İran Komünist Partisi (MLM):
“İran İslam Cumhuriyeti’nin şeçim maskaralığında yaşadığı rezalet, herhangi politik tartışma ve muhakemeden çok daha hızlı ve etkili biçimde “rejimin kendi içinde değişim ve düzelme ihtimaline” dair güveni sarstı. Hakim klik bu şekilde çok ciddi bir kumar oynadı. Ve şimdi isyancı gençlik rejimi defetmenin yolları üzerine düşünüyor.”
Hareketin ve kendisinin gerçekliğini görmekten yoksun ayakları havada “devrimci durum” tespitleri yapıyor.
Özgürlük bilinci ve eylemi
Rejimin gerici yapısıyla birleşik, emeğin azgın sömürüsü ile bölgede palazlanan kapitalizmin “yeşil” versiyonun emekçilerde biriktirdiği öfke patlamış, özgürlük bilinci ve eyleminin önü açılmıştır. Bu patlama, rejim içi iktidar-güç paylaşımı kavgasına ve emperyalist güçlerin hegemonya çatışmasına kurban edilmek isteniyor.
İşçi sınıfının kendi ekonomik-siyasi talepleri doğrultusundaki eylemli çıkışı, rejimle bu çemberin dışında dövüşmenin koşullarını yaratıyor. Bölgesel düzeyde sosyalizm mücadelesinin önünü açıyor. Buradan ileri!.
Yaşanacak Dünya
Üye eleştirileri
-
2009-07-06 20:10:39 |Publisher| BALCI
-
2009-07-06 21:54:01 |Publisher| fetekos

Ben nasıl gönderdiğimi belirteyim: Birgün’ün politika bölümünden sorumlu arkadaşıma dün özel olarak e-posta göndererek hem bu yakışıksız haber yorumlarını hem 1,5 günde bir haber güncellemeleri nedeniyle Honduras’taki darbeden 2 gün sonra, dikkatsizlik nedeniyle mi bilmiyorum Kemal Özer’in ölümünden neredeyse 5 gün sonra (iyi takip ettim ama gözümden kaçtıysa affola) haber yapmalarını eleştirdiğimi belirtebildim.
Bu, herkese açık bir yöntem değil elbette.
http://www.birgun.net/content_index.php?category_code=1094803298
linkinde İletişim: info@birgun.net
adresine e-posta gönderilebilir. Kendilerine ulaşır ama bu tepki yayınlanmaz anladığım kadarıyla. Mesaj tahtası diye bir bölüm var fakat fotoğraf ve T.C. kimlik numarasıyla üye olmak gerekiyor.
Başka yol ben de bulamadım.
-
2009-07-07 12:00:26 |Administrator| guclu
-
2009-06-29 09:39:54 |Unregistered| erdener tiknaz
Chavez`in Iran`ı düşünürken aklına AKP, Erdoğan-Ahmedinecad dostluğu, laiklik, şeriat gibi Türkiye siyasetine hakim klişeler gelme ihtimali oldukça düşük. Demem o ki, Türkiye`deki bir sosyalistin Iran`a ve Ahmedinecad`a bakış açısıyla, ABD`ye hayatında görmediği postayı koymuş Güney Amerika`daki bir sosyalistin bakış açısının çelişmesi bu bağlamda çok ta aman aman bir hal gibi gelmiyor bana. Chavez Ahmedinecad`ı ABD karşıtı olarak görüyor ve de kendisine yakın buluyor düşüncesindeyim. Düşünün ki, bu iki lider aynı ülkede siyaset yapıyorlar ve de iktidara oynuyorlar. Böyle bir durumda Chavez`in ilk boğazlayacağı kişi tabiiki de Ahmedinecad olurdu kanaatindeyim.
Birgün`de yer alan:
„Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hugo Chávez ise, seçim sonuçlarının açıklanmasından hemen sonra, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve ‘yakın dostu’ Mahmud Ahmedinecad’a gönderdiği mesajla gerici-faşist rejimin bekasını kutlayan ilk devlet başkanı oldu.“ yorumundan çok rahatsız olduğumu da belirtmek isterim. NE LAN BU ???
Ben Chavez`in Mahmud Ahmedinecad’a gönderdiği mesajla gerici-faşist rejime verdiği desteği değil, ABD karşıtlığına verdiği desteği göstermek istediğine inanıyorum. „Petroldaş“ benzetmesinden de rahatsız olduğumu da ayrıca belirtmek isterim. Dünyanın şu kokuşmuş halinde, Chavez`i gerici-faşist rejimin destekçisi olarak gören sözüm O`na „sosyalist“ puştun da bir daha düşünmesi gerektiği inancındayım.
-
2009-06-29 10:25:09 |Administrator| guclu

Birgün'deki yorum büyük bir talihsizlik. Solculuğa musallat olmuş bir rahatsızlık var; çok eminiz her şeyden ve bu emin olma haliyle büyük büyük sallamakta hiçbir sakınca görmüyoruz. O yorumu yazan kişi ve yayınlanmasını onaylayan editör muhtemelen o kadar mükemmel bir sosyalizm anlayışına sahipler ki, bu mükemmel sosyalizmde her şey çok steril, eksiksiz demokratik, hiçbir baskının olmadığı, herkesin çok özgürlükçü ve tabiri caizse şokella gibi olduğu bir ortam olacak. Kendimizden o kadar eminiz ki, Che'nin bile yaşasaydı ne yapacağını biliyoruz. Chavez kötü, ama biz oturduğumuz yerden çok iyiyiz. Üstelik ona laf sokmak da en doğal hakkımız.
Şuursuzluk mu desem, yoksa densizlik mi, belki de her ikisi de...
-
2009-06-29 13:23:37 |Publisher| fetekos

Bu yorumu da bir hastalık olarak kabul edip sakince torbaya atalım, peki... Ama densizliğin, şuursuzluğun, ayar bozukluğunun, kafa karışıklığının da bir haddi var, bunu ille de yansıtacaksanız da bir konuşma, bir yazma üslubu var.
Dün, bu haberden birkaç saat sonra, ne oldu Latin Amerika’da? Honduras'ta Orta Amerika'nın sosyalist politikalara yönelmesi tehlikesi karşısında darbe tezgahlayan, Tanrının günü sosyalizm "baş belasını" hangi faşist uygulamayla bertaraf edeceğini hesap eden emperyalist Amerika hayaleti Chavez'e mi görünüyordu ki bir tek?
Obama dönemi emperyalist, militarist, gerici baskı unsurlarının son hızla devrede olduğunun kanıtı değil midir bu darbe? Son derece yoksul 7 milyonluk bu ülke ALBA'ya üye tek Orta Amerika ülkesidir, başına gelecekleri düşününce, “ülkesiydi” diyeceğim kahrolarak. Chavez’e, Morales’e yapamadığını Zeleya’ya yaptı ABD. Mayıs’ın ikinci haftasında Honduras'ta düzenlenen Amerika Devletler Örgütü (OAS) zirvesinde ABD, Küba karşıtı politikalarına destek ummuş, Zeleya ise tam tersi Küba'yı ve Latin Amerika'nın siyasi, ticari bütünlüğünü ABD tahakkümünü reddeden modeller içerisinde savunan politikaların Orta Amerika'daki uygulayıcısı olacaklarını duyurmuştu. Son hızla da bu politikaları uygulamaya geçmişti. Anayasa değişikliği gündemdeydi, vs.... Ve işte darbe!
"Solcu", "Devrimci" Chavez ABD karşıtı mollayı kutlamış, faşist rejimi desteklemiş. 21. yy. sosyalizmiyle alay bir de! Chavez, rejimi desteklemiyor, onun ABD karşıtlığını destekliyor. Kendine dünyada ABD karşıtı müttefik arıyor. Burnunun dibinde çökertilen ABD karşıtı, sosyalizme gönül vermiş, yüzünü dönmüş, onurlu, aydınlık rejimlere destek olurken, gerekirse askeri destek vereceğini, ABD’ye karşı savaşacağını dünyaya duyururken destek arıyor çünkü. İran içerisindeki diğer unsurları desteklediği de nereden çıktı, yahu! El insaf!
Birgün'ü bu çapsız, haksız, duyarsız, akılsız yorumundan dolayı kınıyorum.
(Aynı mesajı kendilerine de göndereceğim ama iletişim kurma adına bir sekme olsun yok bu gazetede. Galiba hala Honduras’tan da pek haberdar değiller!)
-
2009-06-29 13:41:29 |Publisher| fetekos

Henüz Türkçesi yayınlanmadı, aceleyle ve kötü çevrildiği de belli ama elçilikten bir arkadaşım hemen göndermek istemiş Fidel’in Honduras darbesi hakkındaki yazısını:
YOLDAŞ FIDEL’DEN YANSIMALAR: ÖLÜMCÜL BİR HATA
Üç gün önce, ayın 25’i Perşembe günü yazdığım makalede, şöyle demiştim: “Honduras’da akşama sabaha ne olacağını bilmiyoruz, ama Zelaya’nın cesur tavrı tarihe geçecektir”.
İki paragraf öncesinde ise şunu belirtmiştim: “Orada olanlar, OAS ve mevcut Amerika Birleşik Devletleri yönetimi için bir deneme olacaktır”.
Tarih öncesi çağdan kalma Amerikalar arası (Inter Amerika) kuruluş, geçen gün Washington’da toplanarak, ilgisiz ve soğuk bir kararla, çatışan taraflar arasında bir uyum yakalamak üzere derhal gerekli işlemleri gerçekleştirmeyi taahüt etmiştir. Diğer bir deyişle, Honduras’ın Anayasal Devlet Başkanıyla darbeciler arasında bir müzakere.
Honduras Silahlı Kuvvetlerinin emirlerini yerine getiren, üst düzey bir komutan, sadece tamamen resmi bir tarzda yetkisini tanıyarak, Başkanın tutumuyla ihtilafe düşerek kamuoyuna açıklamalar yaptı.
Darbeciler, OAS haricinde başka bir şeye ihtiyaç duymamaktaydı lar. Zelaya’nın gecenin ilerleyen saatlerine kadar görüştüğü, halka danışıldığına şahitlik etmek üzere, ülkeyi ziyaret eden çok sayıda uluslar arası gözlemcinin mevcudiyetinin kendileri için zerre kadar bir ehemmiyeti bulunmamaktaydı . Bugün şafak vaktinden önce, Başkanın Konutuna 200 civarında iyi eğitimli ve silahlı profesyonel asker gönderdiler, Başkanlık Koruma müfrezesini kaba kuvvetle uzaklaştırarak, o vakit yatağında uyumakta olan, Zelaya’yı kaçırdılar ve kendisini hava üssüne götürdüler, zorla uçağa bindirerek, Kosta Rika’da bir havalimanına naklettiler.
Sabah 8:30’ta Telesur televizyon kanalından Başkanlık Konutuna saldırıldığı ve kaçırıldığı haberini aldık. Başkan, bu Pazar günü gerçekleştirilecek, halka danışma etkinliğinin ilkine katılamadı. Kendisine ne yaptıkları ise bilinmemekteydi.
Resmi televizyon kanalı susturuldu. Olaylara dair bilgi aktaran Telesur ve Cubavision Internacional’in hain eylemi vaktinden önce duyurmasına engel olmayı istiyorlardı. Bu sebepten ötürü de; yayınları durdurdular ve tüm ülkenin elektriğini keserek olayı sonlandırdılar. Kongre ve bu olaya müdahil olan yüksek mahkemeler, hâlâ bu oyunu haklı gösterecek kararlarını ilan etmedi. İlk olarak, nitelendirilemez bir askeri darbe gerçekleştirdiler ve sonra da bunu meşrulaştırdılar.
Halk, tüm bu olup biten olaylarla uyandı ve gitgide çoğalan bir kızgınlıkla tepki göstermeye başladı. Zelaya’nın kaderi bilinmiyordu. Üç saat sonra, halkın tepkisi; silahlarını sadece heyecandan ve kargaşadan neredeyse ellerinden düşerecek, askerleri kadınların yumruklar vaziyete geldiği bir hâl aldı. Önceleri, hareketleri hayaletlere karşı verilen tuhaf bir çatışmaya benziyordu, daha sonra ise Telesur’un kameralarını elleriyle kapatmaya çalışıyorlar, titreyen silahlarını muhabirlere çeviriyorlar ve çoğu zaman insanlar ilerledikçe, askerler geri çekiliyordu. Mitralyöz ve toplarla yüklü zırhlı araçlar gönderdiler. Halk korkusuzca zırhlı araçlar içerisindekilerle tartışıyordu; halkın tepkisi hayret vericiydi.
Akşam üstü 2 sularında, darbecilerle eşgüdüm içerisinde, Kongrenin ehlileştirilmiş çoğunluğu, Honduras’ın Anayasal Başkanı Zelaya’yı düşürdü ve tüm dünyaya sahte bir imzayla, Zelaya’nın istifa ettiğini duyurarak, yeni Devlet Başkanını atadı. Bir kaç dakika sonra, Zelaya, Kosta Rica’daki bir havalimanından, tüm olanları duyurdu ve istifa haberini yalanladı. Fesat çevirenler ise tüm dünya önünde gülünç duruma düştüler.
Bugün de bir çok şey oldu. Cubavision televizyonu, halkımızı her daim bilgilendirerek, tamamıyla bu darbenin maskesini düşürmeye adadı.
Beklenmediğinden ötürü olmasa da insanı hayrete düşüren çok açık bir şekilde faşist karakterde olaylar meydana geldi.
Honduras Dışişleri Bakanı Patricia Rodas, Zelaya’dan sonra darbecilerin başlıca hedefi oldu. Onun da evine önemli bir askeri birlik gönderildi. Kararlı ve cesur bakan, çok hızlı bir şekilde hareket ederek, bir saniye bile kaybetmeksizin tüm basın organlarına darbeyi duyurdu. Büyükelçimiz, tıpkı diğer Büyükelçilerin yaptığı gibi, durumu anlamak amacıyla Patricia’yla temasa geçti. Zalimce takip edilen ve diplomatik korumaya gereksinim duyan Dışişleri Bakanı; Venezüella, Nikaragua ve Küba’nın diplomatik temsilcileriyle biraraya gelmeyi talep etti. İlk andan itibaren, meşru ve anayasal Bakana azami desteği vermeğe yetkili, Büyükelçimiz, konutunda kendisini ziyaret etmeye gitti.
Evinde otururlarken, darbeci yönetim, kendisini tutuklamak üzere Oceguera’yı gönderdi. Büyükelçiler, Bayan Bakanın önüne geçerek, diplomatik koruma altında olduğunu söylediler ve kendisini sadece Büyükelçilerin refaketinde götürebileceklerini belirttiler. Oceguera, kendileriyle saygı sınırları içerisinde tartıştıktan bir kaç dakika sonra, 12 ya da 15 kadar üniformalı ve şapkalı adam eve girdi. Üç büyükelçi Patricia’ya sarıldılar; maskeli adamlar o kadar vahşi davrandılar ki, Venezüella ve Nikaragua Büyükelçilerinden ayırmayı başardılar; Hernandez bir kolundan o kadar sıkı tutmuştu ki; maskeli adamlar kamyonete ikisini birden sürüklediler; ancak orada birbirlerinden ayırabildikleri hava üssüne naklettiler ve Patricia’yı götürdüler. Orada tutuklu bulundurularak, kaçırma olayından haberdar olan Bruno, kendisiyle cep telefonu aracalığıyla haberleşti; maskeli bir adam kabaca cep telefonunu elinden almaya çalıştı; Patricia’nın evinde tartaklanan Küba Büyükelçisi, “Vurmayın bana aşağılık herifler” diye bağırıyordu. Telaffuz ettiği bu kelimenin bir kaç kez Cervantes’in de kullanıp kullanmadığını hatırlayamıyorum, ama Büyükelçi Juan Carlos Hernandez ’in dilimizi zenginleştirdiğ inden hiç şüphe yok.
Daha sonra kendisini, elçilik binasının epey uzağında yolun ortasında bıraktılar ve bırakmadan önce de; eğer konuşursa daha kötü şeylerin olabileceğini söylediler. Vakur bir şekilde “Hiçbir şey ölümden daha kötü değildir” “ve bu yüzden de sizlerden korkmuyorum” diye cevap verdi. O bölgede bulunanlar, bir kez daha hemen Bruno’yla temasa geçtiği, elçiliğe dönmesi için kendisine yardım ettiler.
Bu üst düzey darbeci yönetimle müzakere edilemez, istifalarını istemek ve daha genç ve oligarşiye bağlı olmayan subayların askeri yönetimi üstlenmelerini talep etmek gereklidir, ya da Honduras’ta bir daha asla “halktan, halk için veya halkın” bir hükümeti olmayacaktır.
Eğer sorun tüm gücüyle üzerlerine gelirse, dışlanan ve kapalı tutulan, darbecilerin kurtuluşu mümkün olmayacaktır.
Bayan Clinton bile, akşam üstü saatlerinde, Zelaya’nın Honduras’ın tek Başkanı olduğunu ve Honduraslı darbecilerin, Amerika Birleşik Devletlerinin desteği olmaksızın nefes bile alamayacakları nı açıklamıştır.
Zelaya, Honduras’ın Anayasal tek Başkanı olarak tüm dünya tarafından tanınacaktır.
-
2009-06-29 07:32:54 |Administrator| guclu

Dediğim gibi durum karışık. Hayat ve tarih karşı olduklarımızın hepsini aynı anda aynı cephede toplamıyor malesef. Aynı şu an Türkiye'deki gibi.
Zaman gazetesi Musevi ve taraftarlarını açıkça destekliyor. Vakit ise iktidardan yana. Vakit iğrenç ve faşist bir yayın ama ABD karşıtı. Zaman çok daha "demokrat" ve "rafine" ama ABD ile en azından Obama ile sorunlu değil. İslamcıların bile kafasının karıştığı bir olayda sosyalistler nasıl çok net olabilirler ki?
Ama şunu tahmin ediyorum, İran'daki İslamcı rejim çökerse burası tahminlerin çok ötesinde etkilenir, bizim 1989'da yaşadıklarımızı hatırlayalım, İslamcı hareket için "tarihsel bir dönem sona erer".
Ben her durumda molla rejimine karşıyım. Ahmedinejat işçilerin ve yoksulların desteğini almış ve Musevi de özelleştirmeci olabilir. Görüşüm değişmez.
-
2009-06-29 04:57:02 |SAdministrator| onder

Dikkat ettiniz mi, Taraf yazarları İran'daki gelişmelerden sonra kararlı bir şekilde yaşananların İslam Devrimiyle ilişkilendirilemeyeceğini göstermeye kendileri vakfetmiş durumdalar;
Cemil Ertem:
http://www.taraf.com.tr/makale/6241.htmAlýntý:
Devrimin onu yapan renklerinden arınıp yalnızca “yeşil” bir diktatörlüğe dönüşmesi, hiç şüphesiz, İslam’ın siyasal yanıyla açıklanamaz. İran devriminin devam ettiricileri, aslında İslam’ın tam aksine bir yolu tercih ettiler. Bu yol Amerika’nın istediği bir yoldu
Yağcı'nın yazısının başlığı yeter; TUDEH Haklı Çıkıyor:
http://www.taraf.com.tr/makale/6166.htmAlýntý:TUDEH ile tartışmalarımız sonucu onların özellikle din ve İslâm konusundaki farklı yaklaşımları, kendi adıma konuşursam kafamda sorular yaratmaya başlamıştı. Bu sorular, yeni düşüncelere varmada son derece yararlı oldu benim için.
Çongar:
http://www.taraf.com.tr/makale/6197.htmAlýntý:Musavi’nin vaatleri bunlar.
Amacı, İran’ı biraz daha özgürlükçü, biraz daha dünyalı kılmak...
Yoksa ne Musavi ne de “Musavi kazandı” diye sokağa dökülenlerin büyük bölümü, İslamî rejime son verme heveslisi...
-
2009-06-29 05:42:58 |SAdministrator| onder

Bu bağlamda üzücü bir haber yorum:
http://www.birgun.net/latin_index.php? news_code=1246188940&year=2009&month=06&day=28
-
2009-06-29 05:25:22 |Administrator| guclu

Eskiden özgürlük ve demokrasi mücadelesinin sosyalizm ile doğrudan bir bağlantısı vardı. Şu an bu mücadelenin "serbest piyasa", "çokseslilik", "kimliklerin tanınması" vs türünden bir paket ile meşru sayılması söz konusu. Tam da burada solcular açısından bir çelişki, bir paradoks ortaya çıkıyor. Özgürlük ve demokrasiyi doğal olarak savunup birden bire "serbest piyasacı" ve "renkli devrimler" mevzusuna bağlanmak ya da düpedüz baskıcı dinci ve/vaya faşist, kapalı rejimlerin yanına düşmek.
Pis bir durum ve şu an için tam bir çözümü yok. Mutlaka bir üçüncü yolun açılması zorunluluğu var.
Yorumlar
Bu, herkese açık bir yöntem değil elbette.
http://www.birgun.net/content_index.php?category_code=1094803298
linkinde İletişim: info
birgun.netadresine e-posta gönderilebilir. Kendilerine ulaşır ama bu tepki yayınlanmaz anladığım kadarıyla. Mesaj tahtası diye bir bölüm var fakat fotoğraf ve T.C. kimlik numarasıyla üye olmak gerekiyor.
Başka yol ben de bulamadım.
YOLDAŞ FIDEL’DEN YANSIMALAR: ÖLÜMCÜL BİR HATA
Üç gün önce, ayın 25’i Perşembe günü yazdığım makalede, şöyle demiştim: “Honduras’da akşama sabaha ne olacağını bilmiyoruz, ama Zelaya’nın cesur tavrı tarihe geçecektir”.
İki paragraf öncesinde ise şunu belirtmiştim: “Orada olanlar, OAS ve mevcut Amerika Birleşik Devletleri yönetimi için bir deneme olacaktır”.
Tarih öncesi çağdan kalma Amerikalar arası (Inter Amerika) kuruluş, geçen gün Washington’da toplanarak, ilgisiz ve soğuk bir kararla, çatışan taraflar arasında bir uyum yakalamak üzere derhal gerekli işlemleri gerçekleştirmey i taahüt etmiştir. Diğer bir deyişle, Honduras’ın Anayasal Devlet Başkanıyla darbeciler arasında bir müzakere.
Honduras Silahlı Kuvvetlerinin emirlerini yerine getiren, üst düzey bir komutan, sadece tamamen resmi bir tarzda yetkisini tanıyarak, Başkanın tutumuyla ihtilafe düşerek kamuoyuna açıklamalar yaptı.
Darbeciler, OAS haricinde başka bir şeye ihtiyaç duymamaktaydı lar. Zelaya’nın gecenin ilerleyen saatlerine kadar görüştüğü, halka danışıldığına şahitlik etmek üzere, ülkeyi ziyaret eden çok sayıda uluslar arası gözlemcinin mevcudiyetinin kendileri için zerre kadar bir ehemmiyeti bulunmamaktaydı . Bugün şafak vaktinden önce, Başkanın Konutuna 200 civarında iyi eğitimli ve silahlı profesyonel asker gönderdiler, Başkanlık Koruma müfrezesini kaba kuvvetle uzaklaştırarak, o vakit yatağında uyumakta olan, Zelaya’yı kaçırdılar ve kendisini hava üssüne götürdüler, zorla uçağa bindirerek, Kosta Rika’da bir havalimanına naklettiler.
Sabah 8:30’ta Telesur televizyon kanalından Başkanlık Konutuna saldırıldığı ve kaçırıldığı haberini aldık. Başkan, bu Pazar günü gerçekleştirile cek, halka danışma etkinliğinin ilkine katılamadı. Kendisine ne yaptıkları ise bilinmemekteydi .
Resmi televizyon kanalı susturuldu. Olaylara dair bilgi aktaran Telesur ve Cubavision Internacional’i n hain eylemi vaktinden önce duyurmasına engel olmayı istiyorlardı. Bu sebepten ötürü de; yayınları durdurdular ve tüm ülkenin elektriğini keserek olayı sonlandırdılar. Kongre ve bu olaya müdahil olan yüksek mahkemeler, hâlâ bu oyunu haklı gösterecek kararlarını ilan etmedi. İlk olarak, nitelendirileme z bir askeri darbe gerçekleştirdil er ve sonra da bunu meşrulaştırdıla r.
Halk, tüm bu olup biten olaylarla uyandı ve gitgide çoğalan bir kızgınlıkla tepki göstermeye başladı. Zelaya’nın kaderi bilinmiyordu. Üç saat sonra, halkın tepkisi; silahlarını sadece heyecandan ve kargaşadan neredeyse ellerinden düşerecek, askerleri kadınların yumruklar vaziyete geldiği bir hâl aldı. Önceleri, hareketleri hayaletlere karşı verilen tuhaf bir çatışmaya benziyordu, daha sonra ise Telesur’un kameralarını elleriyle kapatmaya çalışıyorlar, titreyen silahlarını muhabirlere çeviriyorlar ve çoğu zaman insanlar ilerledikçe, askerler geri çekiliyordu. Mitralyöz ve toplarla yüklü zırhlı araçlar gönderdiler. Halk korkusuzca zırhlı araçlar içerisindekiler le tartışıyordu; halkın tepkisi hayret vericiydi.
Akşam üstü 2 sularında, darbecilerle eşgüdüm içerisinde, Kongrenin ehlileştirilmiş çoğunluğu, Honduras’ın Anayasal Başkanı Zelaya’yı düşürdü ve tüm dünyaya sahte bir imzayla, Zelaya’nın istifa ettiğini duyurarak, yeni Devlet Başkanını atadı. Bir kaç dakika sonra, Zelaya, Kosta Rica’daki bir havalimanından, tüm olanları duyurdu ve istifa haberini yalanladı. Fesat çevirenler ise tüm dünya önünde gülünç duruma düştüler.
Bugün de bir çok şey oldu. Cubavision televizyonu, halkımızı her daim bilgilendirerek , tamamıyla bu darbenin maskesini düşürmeye adadı.
Beklenmediğinde n ötürü olmasa da insanı hayrete düşüren çok açık bir şekilde faşist karakterde olaylar meydana geldi.
Honduras Dışişleri Bakanı Patricia Rodas, Zelaya’dan sonra darbecilerin başlıca hedefi oldu. Onun da evine önemli bir askeri birlik gönderildi. Kararlı ve cesur bakan, çok hızlı bir şekilde hareket ederek, bir saniye bile kaybetmeksizin tüm basın organlarına darbeyi duyurdu. Büyükelçimiz, tıpkı diğer Büyükelçilerin yaptığı gibi, durumu anlamak amacıyla Patricia’yla temasa geçti. Zalimce takip edilen ve diplomatik korumaya gereksinim duyan Dışişleri Bakanı; Venezüella, Nikaragua ve Küba’nın diplomatik temsilcileriyle biraraya gelmeyi talep etti. İlk andan itibaren, meşru ve anayasal Bakana azami desteği vermeğe yetkili, Büyükelçimiz, konutunda kendisini ziyaret etmeye gitti.
Evinde otururlarken, darbeci yönetim, kendisini tutuklamak üzere Oceguera’yı gönderdi. Büyükelçiler, Bayan Bakanın önüne geçerek, diplomatik koruma altında olduğunu söylediler ve kendisini sadece Büyükelçilerin refaketinde götürebilecekle rini belirttiler. Oceguera, kendileriyle saygı sınırları içerisinde tartıştıktan bir kaç dakika sonra, 12 ya da 15 kadar üniformalı ve şapkalı adam eve girdi. Üç büyükelçi Patricia’ya sarıldılar; maskeli adamlar o kadar vahşi davrandılar ki, Venezüella ve Nikaragua Büyükelçilerind en ayırmayı başardılar; Hernandez bir kolundan o kadar sıkı tutmuştu ki; maskeli adamlar kamyonete ikisini birden sürüklediler; ancak orada birbirlerinden ayırabildikleri hava üssüne naklettiler ve Patricia’yı götürdüler. Orada tutuklu bulundurularak, kaçırma olayından haberdar olan Bruno, kendisiyle cep telefonu aracalığıyla haberleşti; maskeli bir adam kabaca cep telefonunu elinden almaya çalıştı; Patricia’nın evinde tartaklanan Küba Büyükelçisi, “Vurmayın bana aşağılık herifler” diye bağırıyordu. Telaffuz ettiği bu kelimenin bir kaç kez Cervantes’in de kullanıp kullanmadığını hatırlayamıyoru m, ama Büyükelçi Juan Carlos Hernandez ’in dilimizi zenginleştirdiğ inden hiç şüphe yok.
Daha sonra kendisini, elçilik binasının epey uzağında yolun ortasında bıraktılar ve bırakmadan önce de; eğer konuşursa daha kötü şeylerin olabileceğini söylediler. Vakur bir şekilde “Hiçbir şey ölümden daha kötü değildir” “ve bu yüzden de sizlerden korkmuyorum” diye cevap verdi. O bölgede bulunanlar, bir kez daha hemen Bruno’yla temasa geçtiği, elçiliğe dönmesi için kendisine yardım ettiler.
Bu üst düzey darbeci yönetimle müzakere edilemez, istifalarını istemek ve daha genç ve oligarşiye bağlı olmayan subayların askeri yönetimi üstlenmelerini talep etmek gereklidir, ya da Honduras’ta bir daha asla “halktan, halk için veya halkın” bir hükümeti olmayacaktır.
Eğer sorun tüm gücüyle üzerlerine gelirse, dışlanan ve kapalı tutulan, darbecilerin kurtuluşu mümkün olmayacaktır.
Bayan Clinton bile, akşam üstü saatlerinde, Zelaya’nın Honduras’ın tek Başkanı olduğunu ve Honduraslı darbecilerin, Amerika Birleşik Devletlerinin desteği olmaksızın nefes bile alamayacakları nı açıklamıştır.
Zelaya, Honduras’ın Anayasal tek Başkanı olarak tüm dünya tarafından tanınacaktır.
Dün, bu haberden birkaç saat sonra, ne oldu Latin Amerika’da? Honduras'ta Orta Amerika'nın sosyalist politikalara yönelmesi tehlikesi karşısında darbe tezgahlayan, Tanrının günü sosyalizm "baş belasını" hangi faşist uygulamayla bertaraf edeceğini hesap eden emperyalist Amerika hayaleti Chavez'e mi görünüyordu ki bir tek?
Obama dönemi emperyalist, militarist, gerici baskı unsurlarının son hızla devrede olduğunun kanıtı değil midir bu darbe? Son derece yoksul 7 milyonluk bu ülke ALBA'ya üye tek Orta Amerika ülkesidir, başına gelecekleri düşününce, “ülkesiydi” diyeceğim kahrolarak. Chavez’e, Morales’e yapamadığını Zeleya’ya yaptı ABD. Mayıs’ın ikinci haftasında Honduras'ta düzenlenen Amerika Devletler Örgütü (OAS) zirvesinde ABD, Küba karşıtı politikalarına destek ummuş, Zeleya ise tam tersi Küba'yı ve Latin Amerika'nın siyasi, ticari bütünlüğünü ABD tahakkümünü reddeden modeller içerisinde savunan politikaların Orta Amerika'daki uygulayıcısı olacaklarını duyurmuştu. Son hızla da bu politikaları uygulamaya geçmişti. Anayasa değişikliği gündemdeydi, vs.... Ve işte darbe!
"Solcu", "Devrimci" Chavez ABD karşıtı mollayı kutlamış, faşist rejimi desteklemiş. 21. yy. sosyalizmiyle alay bir de! Chavez, rejimi desteklemiyor, onun ABD karşıtlığını destekliyor. Kendine dünyada ABD karşıtı müttefik arıyor. Burnunun dibinde çökertilen ABD karşıtı, sosyalizme gönül vermiş, yüzünü dönmüş, onurlu, aydınlık rejimlere destek olurken, gerekirse askeri destek vereceğini, ABD’ye karşı savaşacağını dünyaya duyururken destek arıyor çünkü. İran içerisindeki diğer unsurları desteklediği de nereden çıktı, yahu! El insaf!
Birgün'ü bu çapsız, haksız, duyarsız, akılsız yorumundan dolayı kınıyorum.
(Aynı mesajı kendilerine de göndereceğim ama iletişim kurma adına bir sekme olsun yok bu gazetede. Galiba hala Honduras’tan da pek haberdar değiller!)
Şuursuzluk mu desem, yoksa densizlik mi, belki de her ikisi de...
Birgün`de yer alan:
„Venezuela Bolivar Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hugo Chávez ise, seçim sonuçlarının açıklanmasından hemen sonra, İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve ‘yakın dostu’ Mahmud Ahmedinecad’a gönderdiği mesajla gerici-faşist rejimin bekasını kutlayan ilk devlet başkanı oldu.“ yorumundan çok rahatsız olduğumu da belirtmek isterim. NE LAN BU ???
Ben Chavez`in Mahmud Ahmedinecad’a gönderdiği mesajla gerici-faşist rejime verdiği desteği değil, ABD karşıtlığına verdiği desteği göstermek istediğine inanıyorum. „Petroldaş“ benzetmesinden de rahatsız olduğumu da ayrıca belirtmek isterim. Dünyanın şu kokuşmuş halinde, Chavez`i gerici-faşist rejimin destekçisi olarak gören sözüm O`na „sosyalist“ puştun da bir daha düşünmesi gerektiği inancındayım.
Zaman gazetesi Musevi ve taraftarlarını açıkça destekliyor. Vakit ise iktidardan yana. Vakit iğrenç ve faşist bir yayın ama ABD karşıtı. Zaman çok daha "demokrat" ve "rafine" ama ABD ile en azından Obama ile sorunlu değil. İslamcıların bile kafasının karıştığı bir olayda sosyalistler nasıl çok net olabilirler ki?
Ama şunu tahmin ediyorum, İran'daki İslamcı rejim çökerse burası tahminlerin çok ötesinde etkilenir, bizim 1989'da yaşadıklarımızı hatırlayalım, İslamcı hareket için "tarihsel bir dönem sona erer".
Ben her durumda molla rejimine karşıyım. Ahmedinejat işçilerin ve yoksulların desteğini almış ve Musevi de özelleştirmeci olabilir. Görüşüm değişmez.
www.birgun.net/latin_index.php?news_code=1246188940&year=2009&month=06&day=28
Pis bir durum ve şu an için tam bir çözümü yok. Mutlaka bir üçüncü yolun açılması zorunluluğu var.

Birgün'e eleştiri mesajını nasıl göndereceğini bilen işmar etsin, yolundan gidelim. Bir yandan ön bahçemiz diye sayfa yaparken, öte yandan böyle bir saçmalığa nasıl göz yumulmuş anlaşılır şey değil. Adam sosyalizme antiemperyalizme tek tüfek siper olmuş, bizimkilerin yediği naneye bak.