Makaleler Bütün Yazılar Makale Önemli Makaleler ‘DEVLET PARTİSİYLE’ DEMOKRATİK CEPHE Mİ?
 

‘DEVLET PARTİSİYLE’ DEMOKRATİK CEPHE Mİ? Popüler

Makale

Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız

 

Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk

Ece Ayhan (Yort Savul)

1-Sonuna geldiğimiz bir şeyler var. Elbette memleketin içinden geçtiği sürece paralel olarak gelişen fakat bu durumun dışında, kendine has dinamikleri de ihtiva eden bir kırılma yaşanıyor “muhalif söylemde”. “Sol” değil de “muhalif söylem” tabirini kullanmamız sebepsiz değil. Zira bu memlekette solun kendisini bir türlü ayrıştıramadığı bir “muhalif söylem” mevzu bahis. Tüm Türkiye (hatta Osmanlı) tarihini devlet-sivil toplum çelişkisi çerçevesi dâhilinde okuyan, demokratikleşmeyi ikincisinin ilki aleyhine gerçekleştirdiği mücadele olarak anlayan bir söylem bu. Bu söylemin tüm “muhalefeti” etkisi altına alabilmiş olmasının sebepleri muhteliftir elbette: Solun tüm dünyada geri çekilişi, Türkiye’deki askeri vesayet rejimi vs. vs.

 

 

2-Son zamanlarda en saf hâlini Taraf gazetesinde bulabileceğimiz “muhalif analiz” şöyle demektedir biz solculara: Türkiye’de bir “kırılma” yaşanmaktadır. Bu kırılma, devletçi/statükocu ve en önemlisi de darbeci kesimle, aralarında siyasi görüş farklılıkları olsa da liberal demokratik rejimin temel esaslarını kabullenenler arasındadır. Her türden siyaset yapabilmenin yegâne şartı, darbeci kesimin tasfiyesi olduğundan, solun yapması gereken ikinci cephe içersinde yerini almasıdır. Kısacası, solun demokrasiden yana taraf olması, “muhafazakârları”, “Anadolu sermayesini”, “çevreyi”, “sivil toplumu”, falanı filanı kucaklayacak bir demokrasi cephesinde yer almasıyla olanaklıdır ancak. Bundan gerisi daha sonrasına aittir; herkesin kendi bileceği iştir.Darbeden ve akabinde yaşanabilecek bir faşizm tehlikesinden mi dem vuruyorsunuz? Size faşizmin dik âlâsını yaşamış bir bilgenin sesiyle sesleniyoruz o zaman: “Kapitalizmi eleştirmeyen faşizm hakkında sussun” -Horkheimer-.

 

 

 

3-Bahsettiğimiz “muhalif söylem”le teorik düzeyde hesaplaşmanın yeri elbette ki bir gazete yazısı değil. Bu nedenle meseleyi politik bir minvalde ortaya koymakta fayda var. Temel soru şudur: Sosyalist hareket açısından günümüzde liberalizmle bir “demokrasi cephesi” kurmak mümkün müdür? El cevap: Hayır; zira liberalizmin bizatihi kendisi antidemokratiktir. Hatta günümüz itibariyle anti demokrasinin kurucu söylemidir. Zira kapitalist küreselleşme süreci, “aşağıdakilerin” kendi hayatlarını kurma ve kendi kaderlerini tayin etme enerjilerini zayıflatmakta, tahrip etmektedir. Her geçen gün toplumun kıyısına, çeperine itilen çalışan yoksullardan, gıda tröstlerince küresel bir tasfiye sürecine maruz bırakılan küçük köylülükten, fabrikada makine başında çalışırken çalıştığı her dakikanın elli saniyesinden fazlasını ürettiği metâya gömmeye zorlanan tekstildeki kadın işçiden, her daim performans ölçümü cenderesine sokulmaya çalışılan kamu emekçisinden bahsetmiyorsanız demokrat olamazsınız. Tüm bu barbarlığı, piyasanın “görünmez eli” yetmeyip de kitlelere gerektiğinde polis gücüyle dayatanlarla aynı cephede olduğunuzda ise olsa olsa “kendinize demokrat” olursunuz. Kapitalist küreselleşme çerçevesinde metalaşma sürecinin derinleşmesi, demokrasinin alanını genişletmek bir yana, daraltıcı bir işleve sahiptir. Çünkü kapitalist küreselleşme ekonomi-siyaset ayrımını derinleştirirken toplumsal hayatın birçok veçhesini siyasal hesap verilebilirlik ve denetim alanının dışına çıkarır. Günümüzde daha fazla ‘küresel entegrasyonun’ daha fazla demokrasiyle sonuçlanacağını savunmak açıkça yalancılık değilse samimiyetsizliktir.

Kapitalist küreselleşme çerçevesinde metalaşma sürecinin derinleşmesi, demokrasinin alanını genişletmek bir yana, daraltıcı bir işleve sahiptir. Çünkü kapitalist küreselleşme ekonomi-siyaset ayrımını derinleştirirken toplumsal hayatın birçok veçhesini siyasal hesap verilebilirlik ve denetim alanının dışına çıkarır. Günümüzde daha fazla ‘küresel entegrasyonun’ daha fazla demokrasiyle sonuçlanacağını savunmak açıkça yalancılık değilse samimiyetsizliktir.

4-Özelleştirme, taşeronlaştırma, esnekleştirme, ticarileştirme ve ilgili bin bir melanet, şu an karşı karşıya olduğumuz tabloyu belirlemeyen detaylar mı dediniz? Pekâlâ. Zaten siyaset sizin “detay” ya da “ayrıntı” olarak gördüğünüz şeyin bizce “esas” addedilmesidir. Zaten sosyalistler için demokrasi, sizin “özel”, “kişisel” ya da “ekonominin gerekleri” dediğiniz şeylerin bizce siyasetin alanına dâhil edilmesidir. Darbeden ve akabinde yaşanabilecek bir faşizm tehlikesinden mi dem vuruyorsunuz? Size faşizmin dik âlâsını yaşamış bir bilgenin sesiyle sesleniyoruz o zaman: “Kapitalizmi eleştirmeyen faşizm hakkında sussun” -Horkheimer-.

 

5- Sosyalist hareket, liberal istibdat ile milliyetçi istibdat arasında binamaz kalmaya mahkûm edilmiş adeta. Bir ara “cumhuriyet mitinglerine” katılmadıkları için siyasal İslam ile flört etmekle ve liberallikle suçlanan aynı sosyalistler, son zamanlarda da “demokrasi” adına askeri vesayete ve “darbeye” karşı muhafazakâr otoriterliğin yanında saf tutmadıkları için zılgıt yiyorlar. Buna göre solun, solcuların içine düştükleri “aymazlık” bu iki cephe arasında bir fark görmemeleri ve yaşanan süreci “fillerin tepişmesi” olarak değerlendirmeleriymiş. Bu temel bir hataymış; zira Alper Görmüş’ün de buyurduğu gibi, “bir de ‘nispîlik’ diye bir şey var(mış) canım. Siyaset denilen şey de bunun üzerinden yapılır(mış) zaten” (Taraf, 08.07.2008).

Bir üçüncü seçenek arayışı, aslında mevcut “reel” siyaseti bölen ekseni değiştirme iddiasıdır, siyasetin mevcut iki kutupla işlemesine reddiyedir; toplumu başka bir biçimde “bölme” ya da toplumu devindiren çatışmaları bir başka eksende kurma, dolayısıyla da aslında hegemonik olabilmenin arayışıdır. Siyasette hegemonya iddianız, arayışınız yoksa o da sizin sorununuzdur; bizi bulaştırmayın.

Alper Görmüş’ün kafasındaki siyasetin ufku bu olabilir. Garip olan, demokrasi mücadelesi verdiğini iddia eden herkesi bu ufuk ile -nispilikler üzerine oynamakla- sınırlamak istemesidir. Bu son derece ilginç bir ruh halidir. Kendilerini memleketin en sıkı muhalifi, yegâne anti-militaristi ilan eden bir grup insan pervasız, saldırırcasına ve bazen de had bilmezce solculuk “öğretmeye” soyunmuşlardır. Enikonu önerdikleri de budur: Nispilikler üzerine oynamak, mevcudun ötesinde bir seçenek arayışından, üçüncü cephe hayalperestliğinden vazgeçip mevcut iki kutupluluğu kabullenmek ve bunun üzerinden siyaset

yapmak. Gerçekten çok radikal! Son on, belki on beş yıldır solda çokça kullanılan bir slogan, bir iddia bu “üçüncü cephe”. Anlatmak lazım demek hâlâ. “Üçüncü cephe” bir simetri iddiası, yani “taraflara” karşı “eşit mesafede” durmaya çağıran bir tutum değildir, öyle anlaşılmamalıdır. Zira böylesi bir tutumun varacağı yegâne yer ortalamacılık, idare-i maslahatçılık olacaktır. Bir üçüncü seçenek arayışı, aslında mevcut “reel” siyaseti bölen ekseni değiştirme iddiasıdır, siyasetin mevcut iki kutupla işlemesine reddiyedir; toplumu başka bir biçimde “bölme” ya da toplumu devindiren çatışmaları bir başka eksende kurma, dolayısıyla da aslında hegemonik olabilmenin arayışıdır. Siyasette hegemonya iddianız, arayışınız yoksa o da sizin sorununuzdur; bizi bulaştırmayın.

Maalesef, siyasal tahayyülümüzün ‘ulusal bağımsızlık’ ya da ‘liberal demokrasinin’ ötesine gitmediği, siyasi lügatimizin de neredeyse ‘demokrat’ siviller ile ‘cuntacı’ askerlerden ibaret kaldığı bir fukaralıktan mustaribiz. Ütopik boyutun düşünsel ufuktan sınır dışı edildiği bir entelektüel ve siyasal iklimin memlekette egemen olduğu malum. Hal böyle olunca ‘reel’ olana sıkışmış, müesses olan dahilinde devinen bir “eleştirellik”, Hayri Kozanoğlu’nun deyimiyle “muteber solculuk” geçer akçe oluyor.

6- Mağduriyet söyleminin iktidar söylemine dönüşebilme potansiyeline çokça işaret edilmiştir. Önümüzdeki örnek bunun en olgun hâlidir belki de. “Devlet partisi”nin tahakkümü altındaki sistemden mağdur olanlar adına konuşanların yukarıda bahsettiğimiz saldırgan ve pervasız tutumlarını sadece birikmiş öfkelerine mi bağlamak gerekir acaba? Yoksa muktedir olmanın tadını almış olmalarına mı? Bilemeyiz, ama “muhalif söylemi” sahiplenenlerin “devlet partisi” derken artık edinecekleri bir takke karşısında düşünmeleri elzem hale gelmiştir. Zira artık devlet de ortasından çatlamıştır, sivil toplum da. Zira artık kendileri de belirli bir “devlet partisinin” üyeleri, “bir kısım sivil toplumun” unsurudurlar. Gramsci’den beri bildiğimiz, iktidarın “devlet+sivil toplum” şeklinde işlediği tezi bir değer taşıyorsa hâlâ -ki bizce taşıyor-, bu formülü hafızalarımızdan geri çağırmanın tam zamanıdır. Ya da bırakalım Gramsci’yi, bahsettiğimiz mahfillerde öne sürülen bir belirlemeden hareket edelim. Ne denmektedir: Türkiye en sonunda, yıllardır beklediği burjuva devrimini idrak etmektedir (kutlu olsun!)

Hadi diyelim ki öyle (ve hadi bu yaklaşımın ima ettiği otomatik, çizgisel tarih anlayışını da görmezlikten gelelim); yine de bu belirlemeyi yapanlara şunu hatırlatmak isteriz: Burjuva devrimi, burjuvazinin “devlet partisi” haline geldiği ana tekabül eder. Bu partiye eklemlenmeyi kendileri açısından sorun addetmeyen muhalifler olabilir elbet, ama solcuların herhangi bir devlet partisinden öğrenecekleri bir şey olmasını da beklemesinler lütfen. Her ne kadar “öğretmeye” meraklı olsalar da.

7-Maalesef, siyasal tahayyülümüzün ‘ulusal bağımsızlık’ ya da ‘liberal demokrasinin’ ötesine gitmediği, siyasi lügatimizin de neredeyse ‘demokrat’ siviller ile ‘cuntacı’ askerlerden ibaret kaldığı bir fukaralıktan mustaribiz. Ütopik boyutun düşünsel ufuktan sınır dışı edildiği bir entelektüel ve siyasal iklimin memlekette egemen olduğu malum. Hal böyle olunca ‘reel’ olana sıkışmış, müesses olan dahilinde devinen bir “eleştirellik”, Hayri Kozanoğlu’nun deyimiyle “muteber solculuk” geçer akçe oluyor. Oysa siyaset, tam da hâkim olan tarafından bastırılan, görünmez kılınan yeni bir imkânın açığa çıkarılmasına dönük kolektif eylemdir. Bu anlayış, devrimci bir siyaseti savunanların âlâmet-i farikasıdır. İşte bu yüzden mesele, solun kendi evrensel/tarihsel hafızasını -elbette eleştirel bir sahiplenmeyle- bugüne taşıyabilme yetisini kazanmasıyla ilgilidir. Artık, ‘80 sonrasında siyasal muhayyilemizi adeta iğdiş eden “muhalif söylemden” kopuşun tam zamanıdır; zira bu kopuş için pratik zemin hâsıl olmuştur. Ama bu kopuş, bizim burada yaptığımız gibi, söylemsel düzeyde ortaya konacaklarla gerçekleştirilecek bir şey değildir. Bu kopuş yazmakla değil, yapmakla gerçekleşebilir ancak. Yani sosyalist sol, siyaseti ezilenlerin hayatlarını kurma mücadelesinin bir parçası olarak inşa edebildiği oranda demokrasiyi bir kitlesel talep haline getirebilir. Yani siyasal faaliyet toplumsallaştığı ve demokrasi gündelik mücadeleler ve direniş pratikleri içerisinde yer edindiği ve bu mücadeleler içerisinde ezilenler kendi hayatlarını kurabildikleri, “güç kazandıkları” ölçüde.

8-Ancak bu, öncelikle şu cümleyi sarf edebilecek siyasi cesaretimizin olmasını gerektirir: Lekum dinukum veliye din (Sizin dininiz size, benim dinim bana/ Kafirûn Suresi-Ayet 6).

 

artı-değer

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (44)
  • onder
    avatar

    "Ben bu adamlardan ideolojik yenilenme adına olmulu işlev beklemiştim"

    olaya bu açıdan baktığın zaman haklısın Güçlü..Ben hatta onlardan bir hareket bile olabilirler beklentisi içindeydim. Bu kapsamda bir misyon aşırı büyük geldi galiba..Ama bu da küresel yenilgini genel bir sonucu..Hangi ülkede kim çıkabildi ki sosyalizm adına..

    tarihsel blok konusunda ısrarcı olmayacağım zira bu konuda bir okumuşluğum yok..Ama blok'u daha basit bir kavram olarak cephe ile karşılarsam, bana hala çok abartı geliyor..Bir kere, bir blok oluşturacak sınıfların karşısında tek başına alt edilemeyen, politize olmuş, sınıfsal bilinci yüksek bir muhalif sınıf olması gerekir herhalde..1 Mayıs'ta güdük bir işçi sınıfına karşı, liboşların bile tenkit ettiği bir polisiye güç kullanımını ya da güneydoğu sorununu tarihsel blok'un bir ibaresi olarak görmek bana çok makul görünmüyor..Türkiye işçi sınıfı karşısında blok oluşturacak kadar güçlü mü ki?

    AKP konusu aşırı teorize ediliyor gibi geliyor..Bence 1950'lerdeki DP, 70'lerdeki AP ve 80'lerdeki ANAP fenomenlerinden çok da öyle ahım şahım bir farkı yok, öyle over-theorize edilecek bir otantikliğini ben göremiyorum.

    Istanbul - Anadolu sermayesi ayrımı Taraf'ın ve Nabi Yağcı'nın temel argümanlarından biri ama bana inandırıcı gelmiyor..Bildik bir Anadolu muhafazakarlığını, zamanla kaçınılmaz olan metamofozundan öte birşey ben göremiyorum..

    Bu adamların etrafında yeni bir tarihsel blok kurulacak kadar özgün bir yapı olduğunu iddia etmek, taraf tezlerini yinelemek gibi geliyor bana..

  • mehmet özgür
    avatar

    özgün bir yapı olması gerekmiyor ki tarihsel blok kurması için, ha keza over-theorized bir durum da değil eğer kavramları böyle durumlarda kullanmayacaksak, pek de anlamları kalmıyor. kendi için sınıf hareketleri ne kadar zayıf olsa da, krizleri atlatabilecek, dizginleri çözülmüş kitleyi tekrar stabilize edebilecek bir ideolojik mayası var ve bu yeterince emekçi sınıfları ciddiye alan bir tavır, örtük olarak. kürt meselesi ise genelkurmay-akp uzlaşmasının en görünür hallerinden biri.
    tarihsel blok ezilen sınıfların belirli taleplerini içererek de kuruluyor ki zaten blok olmasının sebebi o bir yerde. bakınız. müsiad - hakiş ortak akıl eylemleri, kamuda büyüyen akp kökenlilerin ittirdiği sendikalar...
    tarihsel blok tanımlamasının adlarını koymak olduğunu düşünüyorum, onlara olmadıkları değeri atfetmekten öte.

  • onder
    avatar

    özgün derken AKP'yi değil ülkenin sınıfsal mücadele sahnesinde kürselleşme haricinde bir özgünlük yok demek istedim..

    ANAP'tan bu yana egemenlerin bir tarihsel blok kurmalarını gerektirecek sınıfsal bir keskinleşme yok bence..

    Emekçi sınıflara dönem dönem çeşitli tavizler vermekse zaten sistemin iç mantığı gereği..

    Ama neyse sırf tartışıyor olmak için yazıyor olmayayım..Åžimdilik tıkandım..Bakalım belki konu bağlamında daha ufuk açıcı birşeyler çıkar..

  • guclu
    avatar

    Seksen öncesine bahsettiğin bağlamda dönme eğilimde değilim ama sosyal hareketlilik, solun canlanması ve insanların kaderlerine sahip çıkmaya kalkışması olarak iyi yıllarmış.

    Blok'un düzeni 2002'ye kadar idare eden güçlere karşı kurulduğunu düşünüyorum. Askerler, sivil bürokratik çekirdek, ve onların iradesine destek olan şehirli konvansiyonel orta sınıflar. İstanbul sermayesi 2002'ye kadar askerler ve bürokrasi ile beraberdi, Refah ve Fazilet'in defterinin dürülmesinin nedenlerinden biri de budur. AKP yola çıkarken dışarda hem ABD hem AB'den, içerde de TÜSİAD'dan destek aldı; "adil düzen" falan gibi saçmalıklarla ilgisi olmadığını ispatladı. Küreselleşme ile uyumlu ve eski ulus devlet mantalitesinini tasfiyesini öngören bir blok oluşturdular.

    Birikim meselesi ise, belki abartıyorum ama şahsi hayal kırıklığımı da kapsıyor. Ben bu adamlardan ideolojik yenilenme adına olmulu işlev beklemiştim. Åžu an liberalizmden başka bir adres göstermiyorlar fiili olarak. Bunu samimiyetle yapıyorlar tabi ki ve durumun vahametini artırıyor malesef..

  • guclu
    avatar

    Azıcık nostalji yapmama izin vein, biraz dertleşeyim. Aklıma düştü akşam akşam.

    Bence Birikim'in solculuk çizgisi 1989 işçi eylemleri ve ardından reel sosyalizmin çöküşü ile bitti. Taner Akçam'ın "Bilimsel Sosyalizmin Sonu" diye bir makalesi yayınlanmıştı 1992'deki bir sayıda ve biz ODTÜ yurdunda kalırken resmen tarumar olmuştuk. Haftalarca tartıştığımızı hatırlıyorum bu yazıyı. Büyük bir hayal kırıklığı idi her açıdan. O yıllarda normaldi belki, korkunç bir mağlubiyet dönemiydi. Her ay başka bir sosyalist ülke "demokrasiye geçiyordu". Hiç unutmuyorum,"Özgürlük Dünyası" okuru arkadaşlar vardı ve Arnavutlugun taş gibi durduğunu, sosyalizmin kalesi olduklarını falan anlatıyorlardı, neredeyse bir ay sonra Arnavutluk rejimi de çöktü ;-)

    Birikim tam o dönemlerde "Birlikte yaşama" diyebileceğimiz postmodern bir çizginin takipçisi oldu. "Medine Vesikası" tartışmasını başlattı ve 1993 2 Temmuz'a kadar da sürdürdü. Bu dönemde Antikemalist ve yer yer antikomunist pozisyona da düştüler gibime de geliyor. Sınıf kavramını analizlerinin dışına bu dönemde taşıdılar.

    Geçenlerde Laçiner yazdı, islamcılar hakkında "onlar bizi katletmek isteyebilirler ama biz onların haklarının savunucusuyuz, bizim duruşumuzdur bu" diye. Pekdemir de acayip sert bir cevap verdi Laçiner'e, liberalizm dininin rahibi dedi ona. Laçiner'in yazısı Birikim'in üç veya dört önceki sayısında yayınlandı; o sayının kapağı ise ırk ayrımı döneminde siyahların uğradığı hakaretler ile türbanlı kızların okul kapılarındaki durumunu eşitleyen bir tasarım vardı. Solda yenileneceğiz diye gelinen nokta orası olmamalıydı diye düşündüm ben de.

  • mehmet özgür
    avatar

    bence de tarihsel blok'un az çok anlamına uygun bir durum olduğunu düşnüyorum şu konjonktürde varolan durumun. chp bile, ordu ile akp'nin arası pek sıcak diyor :-)
    yani bu tarihsel blokun -ki adı üstünde blok, tarihsel ve ittifaklar üzerinden mümkün oluyor- kime karşı olduğu güneydoğu'da açık, ortadoğu'da az çok belli yurtiçindeyse dayak yiyenlerin kim olduğuna bakıldığında seçilebiliyor gibi geliyor.
    ekşisözlükte babaerenler'den alıntı yaparsak:
    "antonio gramsci'ye göre, hakim bir grubun, ülke idaresi için bazı diğer grupları eklemleyip bazı başka gruplara tavizler ve teşvikler vermesiyle inşa ettiği iktidar ittifakı. ancak kavram burada sadece gruplar-arası ilişkileri içermez, gruplarla sosyal yapılar arasındaki ilişkileri de kapsar. mesela, bir yönetim ittifakını tasvir eden üstyapıların karmaşıklığı, gramsci'ye göre sosyal üretim ilişkilerinin karmaşıklığını yansıtır. politik-ahlaki formasyon ile ekonomik yapı arasında bir mütekabiliyet olmalıdır. bu mütekabiliyet yoksa yönetici sınıflar sadece zor kullanarak "baskın" olabilirler, bir tarihsel blok kuramazlar, rıza üretemezler.

    tarihsel blok içindeki grupların oyun alanının sınırlandırılmış olduğunu düşünür usta. blokta hegemonik olabilecek grubun belirli ekonomik, politik ve kültürel koşulları yerine getirmesi gerekir liderlik konumuna gelebilmesi için."

    birikim içinse, forumdaki murat belge başlığına da yazdım. şu an için özgürlükçü sosyalizmin hem sağ hem sol yorumlarını yayınlayan tek dergi. taraf'a denk düşecek isimleri barındırdığı gibi, cepheden tavır alanların da yazıları çıkabiliyor.

  • guclu
    avatar

    Burokrasi ve militarizmin rejimin vesayetini burjuvazi adina onyillarca surdurdugu bir donemden, daha liberal, daha sivil ve daha gorunur kapitalist bir doneme giriyoruz ya da resmen girdik. Artik Turkiye'ye bakan biri ulkenin kapitalist olup olmadigi hakkinda hicbir supheye dusemeyecek.

    Devletin hicbir ekonomik faaliyeti yok, kirsal nufus ve kucuk ureticilik hizla bitiyor, sehirler tiklim tikis dolu, kuresel finans sermayesi tam egemenlik saglamis durumda, cok partili secimler yapiliyor, devlet baskaninin halkin oyuyla secilmesini saglayacak "demokratik" degisiklik yapilmis halde ve "istikrarli" bir tek parti hukumeti saglanmis vaziyette.

    Sekil tam bati tipi kapitalizm, icerik ise cok karmasik. AKP'nin tek bir krizle dagilp gidecegini hic dusunemiyorum. Bu, butun sermaye sinifinin, sehirli orta siniflarin muhazafakar unsurlarinin ve ulke geneline yayilmis cemaatlerin olusturdugu "tarihsel bloktur". Eskiden TUSIAD'da temsil edilen buyuk sermaye konvansiyonel merkez sag ve sol arasinda tercihte bulunurdu, simdi AKP uzerinde tam uzlasma saglanmis halde. Ustelik ABD ve AB'nin de tam bir gorusbirligine vardiklari ender koumlardan biri de AKP hukumeti. Tarihte bu kadar buyuk bir ic ve dis destegi saglayabilmis bir politik guc hic olmus mudur acaba, hic zannetmiyorum.

  • guclu
    avatar

    Bir de şunu yazmassam çatlarım: Liberallerin sola olumsuz, dindarlara ise olumlu yaklaşımlarına geçirdikleri kılıflardan biri de "yerlilik" meselesidir. Solun fazlasıyla ithal ve muhafazakarlığın bu topraklara ait bir görüş olduğu muhabbeti yaygındır. Bunun oldukça tartışılabilir olduğunu düşünüyorum, hele ki bu önermenin liberalizm gibi harbiden de "kökü dışarıda" bir akıma ait olduğu düşünülürse. Bu memlekette her türlü görüş bir şekilde yaşam alanı bulabilmiştir ama liberalizm tutmamıştır. Kapitalist gelişmenin olduğundan daha azmış gibi algılanmasının nedenlerinden biri de bu olsa gerek.

    Sosyalist hareketin 60-80 arası yaşadığı muazzam sıçramanın, 80-90 arası yaşadığı duraklamanın ve 90 sonrası hızlı çöküşünün incelenmeye ihtiyacı var. Solun milliyetçi ve liberal akımların av sahası haline gelmesinin temelleri son 40 senedeki toplumsal dönüşüm içinde azar azar atılmış olmalı. Ben sol içinde IP ve Türk Solu hariç aleni bir milliyetçi akım görmedim mesela ki bunlar da belli ki "derin" yapılar. Ömrünü doldurmuş bir yurtseverlik veya eski tip komünist militanlık anlayışı bolca vardır hala ya da bir çeşit teknolojik fetişizmle sulandırılmış Marksizm çerçevesinde anlatılan, N. Yağcı ve benzerlerinin liberalizminde kendini gösteren bir anlayış da vardır.

    Son 20 yılda usul usul içimize işleyen bir değişim ve yenilenme söylemi ile şu anki liberalizme ulaşıldı. Adamlar açık açık yazıyorlar liberal görüşlerini ve bunun da solculuk olarak kabul görmesini istiyorlar. Aslında böyle bir sonuca ulaşılsın istenmemiştir doğal olarak ama gelinen nokta bu.

    Bu bir zihniyet değişiminin de göstergesi. Mesela Ömer Laçiner, Birikim'deki başyazılarında içinde tek bir kelime kapitalizm geçmeyen ve sınıfsal meseleyi tamamen bilinçli bir şekilde analiz dışı bırakan yazılar yazıyor. Ulaşılması hedeflenen bir ideal olarak ele aldığı "Modern Demokratik Değerler" çerçevesinde ne sömürü var ne küresel hegemonya var ne de ABD'nin bir imparatorluk olarak dunya uzerindeki etkisi. Geçen yıllarda bir "devrim" özel sayısı yaptılar, içinde devrimcilik ve devrim hariç her şey vardı.

    Laçiner'in pazar günü Radikal 2'deki yazısını okuyun, lafı dolandırmak ve demagoji dışında tek bir lakırdı yok. AKP hakkında tek bir eleştiri yok, varsa yoksa bir süre öncesine kadar üzerlerinde hegemonya kurdukları ama artık bu etkiyi hızla yitirdikleri solcu kesime dert anlatma çabası. Ben Birikim'in de Taraf'tan çok ayrı tutulamayacağını düşünüyorum. Daha dolaylı ve cilalılar sadece.

    Sol'da teorik bir yayın boşluğu var malesef..

  • onder
    avatar

    AKP etrafindaki uzlaşımın tarihsel blok olduğunu iddia etmek bana son derece abartılı bir yaklaşım geliyor..Mübarek öyle bir blok ki ülkenin bütün sınıflarını içeriyor..Tarihsel blok buysa kime karşı yapılıyor, askerlere karşı mı? Bana çok makul gelmiyor...

    Birikim'i takip ettiğimden değil ama Taraf'la aynı kefeye konmasının da henüz hala erken olduğunu düşünüyorum..

    Sende liberalizme karşı çıkacağım diye 80 öncesi sola temayül etme gibi bir durum görüyorum.. ;-)

    Laçiner bu ülkedeki kalbur üstü ve en azından iyi niyetli olduğuna inandığım bir yazardır..Bahsettiğin yazısı ortamın gazına gelmiş gibi görünse de, vakti zamanında hem ÖS'ye attığım hem de Reply-all grubunda tartıştığımız bir röportajı vardır ki, kelimesi kelimesine noktası virgülüne katılırım..

    İçinde devrim ve devrimcilik geçmeyen devrimci yazıları ben daha çok seviyorum. Kendimin de "Devrim Konusu" adlı bir yazım vardır..

    Devrim sol'un boş gösterenlerinden biridir bence..Tekrar hatırlatma boş gösteren önemsiz olduğu anlamına gelmez..Bunun bir ideoloji yapılandırması için kullanılması sözkonusudur..Somut Analitik bir değeri bence yoktur..Devrim kavramın bir retorik unsuru olarak kullanılması başka birşeydir, ki türk solunda bence sadece bu şekilde kullanılıyor, bir analiz aracı olarak kullanılması, bir soyutlama olması başka birşey..

    Aynı durum sınıf ve emek kavramları için de geçerli..Ben bu kavramlara boğulmuş bir yazı gördüğüm anda okumaktan vazgeçiyorum..Ama bu sınıf'ın, devrim'in, emek'in olmadığı anlamına gelmez..

    Mesala devrim deyince ne anlıyorsun? Öncü sınıf toplumun ezici çoğunluğu olacak, merkezileşmiş iktidar aygıtını ele geçirecek, proleterya diktatörlüğünü uygulayarak, sınıfsız topluma ulaşacak..Böyle bir yaklaşımın herhangi bir analitik geçerliliği pek varmış gibi gelmiyor bana..Kullanılan bütün terimle eskisi gibi sarih ve homojen değil..

    İktidar nedir? Al sana başlı başına araştırma konusu..Devlet aygıtı mı? Foucault'nın söylediği bence önemli şeyler noolacak?

    Sınıf mı? Hangi sınıf? Sanayi işcisi olarak porleterya mı? Bir sınıfı toplumsal öncü yapan dinamikler nelerdir? vs.vs.vs

    Bu konular etrafında çok önemli bir külliyat var..Bunları yok sayıp, klasik 3 terimli sosyalizm söylemine dönmek mehter yürüyüşü yapmaktan başka bir anlama gelmez.

  • onder
    avatar

    Yok ben de altyapi-üstyapı sığlığında düşünüyor değilim..Senin de öyle düşünmediğini biliyorum..Oldukça güzel özetlemişsin nasıl yaklaşılması gerektiğini. Kesinlikle katılıyorum..

    "yani dinin de sınıfsal/politik mücadelenin nesnesi olabileceğini düşünüyorum; yansıması değil."

    Bu çok yerinde bir saptama..Hep diyorum ya hegemonya kavramına ne kadar çok önem atfetsek azdır..Ama bu konuda ben şahsi olarak çok karamsarım..Olabilirliğini bir türlü tasavvur edemiyorum..Çünkü en küçük bir şekilde herhangi bir müslüman coğrafyasında, herhangi bir dönemde örneğini bilmiyorum..

    Türkiye'de onca farklı İslami hareket var, işi yoksulların/sömürülenlerin davası olarak ele alan, marjinal de olsa bir grup var mı? Ben bilmiyorum...

    Bu açıdan tek olabilir perspektif Deleuzyen bir ikili ilişkiler ağı gibi geliyor bana..

    İnançlı ama toplumdaki ana çelişki olarak sınıfsal çelişkiyi gören insanlarla tanışmayı, dost olmayı çok isterdim..BU konuda bir kusurumuz olduğuna inanmıyorum..

    Hegemonya konusunda şunu sormak lazım; Hegemonya kurumsal yapılarla üstten mi kurulur, yoksa bireylerin somut günlük hayatlarında alttan mı?

    Ben ikincisinden yanayım..

    Bir de şu satırına katılıyorum;

    "sınıf ilişkileri kültürün içine sızar, sınıflar kendi kültürlerini oluşturur gibi basitçe bir içeriği var"

    Ama örneğini göremiyorum Türkiye'de..Örneğin burjuvalara tekabül eden bir dinsel yapı ile yoksullarınkine tekabül eden var mı?

    Hristiyanlıkta olduğunu duyduk..Ama buralarda ben pek duymadım..Aleviler var tabii ama o da sınıfsal olmaktan çok kadim bir kültürel çelişkinin siyasete stratejik olarak eklemlenmesi gibi geliyor..

  • onder
    avatar

    Bence jeostratejiyi ulusalcıların, strateji uzamanı emekli generallerin ya da nihat genç'in kullanmasından dolayı biraz tepkilisin..

    Sonuçta senin jeostrateji dediğin, sermayenin küresel çelişkilerini çözmek için bulduğu çözümler..Bu anlamda otonomistlerin sermayenin, emeğin hareketine tepki veren bir soyutlama olduğu fikrine ters değil ki..Sermaye tam da emeğin olası yeni patlamalarına karşı kendini yapılandırıyor olabilir, olası kürsel çapta sınıfsal patlamaları öngörüp ona göre yapılanıyor olabilir..Bu bizi çok da fazla sahaya indirecek bir şey..

    Elbette sınıf kimliklerinin yerine ulus kimliklerini ikame eden bir yaklaşım sözkonusu değil..Bunu kabul etmek mümkün mü? Neden ulusalcılara karşıyız diyoruz, onlarla farkımızı vurguluyoruz ki?

    Ama politikanın uzun vadeli stratejileri yanında çok opportunist kısa vadeli taktik hamleleri de olabilir.

    "çulhaoğlu'nun handikapı, öz ve biçim arasına büyük açı koyması"

    İşte beni düşündüren de bu..Ya gerçekten öz ve biçim arasındaki açının gerçekten çok açıldığı bir dönem yaşıyorsak, ki bana yaşıyoruz gibi geliyor; ülkenin temel siyasi havasını betimlemek bu fikri vermiyor mu?

    İktidarın sahibi olarak bürokrasi/militarizm ve onun karşısında neo-muhafazakar bir halk hareketi, diğer yanda güçlü bir etnik hareket, yükselen bir faşizm ve tüm bunların karşısında binde bir bile oyu olmayan bir sosyalist sol..

    Bu koşullarda sosyalist kalmaya çalışıyoruz..Açı daha ne kadar açılabilir ki?

  • mehmet özgür
    avatar

    şimdi okudum diğer yazdıklarını... açıkçası bu konuda ben seçmeci davranılması taraftarayım, evet jeostrateji kesinlikle gözönünde tutulması gereken bir şey olabilir. amma velakin güncelde bunun oluşturduğu durum; ideolojinin kendi öznelerini yekpare görmek oluyor.. abd öznesi, çin öznesi, rusya öznesi, türkiye öznesi... oysa bunlar da her şekilde bölünmüş toplumlar ve allahtan güç/iktidar ilişkileri parçalıyor bunları ki, umudumuz daim kalıyor.
    komplo teorileri gerçek olabilir, niye olmasın, ama beni sahaya inmediğim sürece ilgilendirmiyor...
    otonomist marksizmin mottosunu buraya doğru büküyorum. zira onların da çıkışı, kapitalizmi sadece sermayenin toplumu yutma ve boğma hareketi olarak gören frankfurt okulu/althussercilik/ortodoks marksizm gibi akımlara karşı; sermayeyi oluşturanın emeğin kendisi olduğundan hareketle (kapital/grundrisse yorumu) sermayenin her halükarda bizim mücadelemize tepki veren bir soyutlama olduğunu hatırlatmak.
    kendi gücümüzü arttırmaya hizmet eden bir bakış değil jeostrateji, demeye çalıştığım bu. tarih kitabı yazsak içinde geçer; ama ne yapmalı/etmeli diye düşünürken bence dikkate almamak gerek veya en sonlarda dikkate almak gerek.
    çulhaoğlu'nun handikapı, öz ve biçim arasına büyük açı koyması; zira bugünün şartlarında yurtseverliği savunmasını sağlayan da bu bakış açısı. kapitalist devleti unuttuğundan, yurtseverliği devrimci bir slogan haline getirebileceğini düşünüyor. yukarıdaki cümlesi de tam da bunun meşruiyetini oluşturmak için söylediği bir şey.

  • mehmet özgür
    avatar

    açıkçası iktisat - politika - kültür ayrımını bu kadar net kurmuyorum; en basitinden iktisat - siyaset ikiliğinin oluşumu bile kapitalizm altında mümkün olan bir durum. yani altyapı - üstyapı diyalektiği de bu anlamda tasvirsel anlatım dışında geçerli değil, en azından benim anlatmaya çalıştığım şey bakımından.sınıf derken veya üretim tarzı derken altyapı, kültür derken onun üzerinden yükselen simgesel kümeler değil kastım; tam tersine her iki alanın da birbirini kuvvetlendiren, içiçe giren özellikler taşıdığını düşünüyorum. yani dinin de sınıfsal/politik mücadelenin nesnesi olabileceğini düşünüyorum; yansıması değil. tabii ki bunun özneleri ateistler olmayacak, böyle bir temsiliyet bizim açımızdan anlamsız. amma velakin müslümanları kuran'ı bu şekilde yorumlamaya itebilecek bir yeni hegemonik çizginin çekilmesine dolaylı etkimiz olabilir. aynen yukarıda ahmet b ve foti b.'nin hegemonya bahsinde anlattığı gibi. bu da dinin dizginden çok, eşitlikçi bir yoruma tabi tutulması demek. yoksa alevi demokrat mahallelere gireriz de sittin sene bu memleketin sünni mahallerinde tutunamayız gibi geliyor. zira burada bahsi geçen din kitabi değil, bir tür gündelik hayat ahlakı anlamında din.

    dinle ilişkinin sorunsallaştırılması anlamında bir yazı asacağım forum kısmına.

    asıl buradan taşan bir konu var ki, halen araştırıyorum. bu da şu oluyor; sınıf deyince, üretim deyince anında iktisat gibi kendi başına özerk bir alan canlanıyor. burada ekonomi herşeyin temelidir demekten çok, sınıf ilişkileri kültürün içine sızar, sınıflar kendi kültürlerini oluşturur gibi basitçe bir içeriği var. ben anlatamamış olabilirim tam derdimi.

  • onder
    avatar

    Çulhaoğlu'nun şu lafları soruna ışık tutuyor bence;

    "bir burjuva toplumundaki devlete, onun kurumlarına ve aygıtlarına ilişkin çok doğru, kitaba çok uygun tanımlar yapılabilir. Gelgelelim, siyasal analizlerde bu tanımların ötesinde, kurumların içinde bulundukları güncel süreçlere, bu süreçlerin getirdiği dinamiklere/çelişkilere de bakmak gerekecektir. Tartışmadaki bir kesim, işte bunu yapamayacak, döne döne bina okuyacaktır. Böyle bir tartışmanın ise kimseye hayrı olmayacaktır."

    "son olarak jeostratejik bakışın da bizi yine egemenlerin hareketlerine fazla önem vermeye götürdüğünü düşünüyorum"

    Burda belli ölçülerde haklısın ama bu komplocu zihniyete teslim olmayacağız diye, jeostratejik/jeopolitik'in önemini de çok da küçümsememek lazım..Küresel egemenlerin böylesine design'ları sık sık yaptığı biline birşey..Marshal Planı, Truman Planı, Yeşil Kuşak, Bir Polonyalının Papa olması vs..vs

    Åžu anda yaşanmakta olan dünya konjüktürünün bu tür grand design'lar yapmak için çok ama çok uygun olduğunu düşünüyorum; azalan enerji kaynakları, kapitalizmin gittikçe derinleşen yapısal çelişkileri, ekolojik kriz, küresel ısınma ve doğuracağı muazzam nüfus hareketleri..

    Dünya kontrol edilmesi gittikçe imkansız hale gelen bir yere doğru gidiyor..Komplo teorileri komplo teori olmayabilir artık..

  • onder
    avatar

    "bence yine sorunsal olarak "kültürel"e yönelmek ister istemez işin içinden çıkılmaz hale sokuyor olay" demişsin ama bunun yegane alternatifi olan altyapı süreçlerine yönelmek de daha çıkılır hale sokmuyor bence.

    Kutuplardan birini ya da diğerini seçmek durumunda değiliz, diyalektik deyip sıyrılalım şimdilik..Lakin kültür meselesini küçümsememek lazım..,

    Åžimdi benim bildiğim, sosyalizmle şöyle böyle eklemlenebilen, ya da en azından sosyalizan öğeler içeren bir islami hareket yok..Geçen Birgün'de bir yazar sanırım Sudan/Somali civarından Åžeriati diye birinden bahsediyordu..Ben bu konuda cahilim..Ama evrensel anlamda İslamın bir sınıfsal muhalefet olarak çıkabildiğini pek bilmiyoruz. İslami muhalefet her zaman kültürel temelli oluyor, yani kendini diğer dinlere karşı konumluyor.

    Sosyalistlerin din'e net bir şekilde karşısına alması kesinlikle doğru değil, böylesine vandalist bir sosyalizmin yaşama şansı yok..Din toplumların bağrında son derece güçlü..

    Eeh peki "dinle kurulan ilişkinin kendisini sorunsallaştırmak" nasıl mümkün olacak? İtiraz etmek mümkün mü? Tamam yüzde yüz doğru, ama nasıl? Bu çok büyük bir soru..Ama şahsen ben bu soruya "kültür"ü dışlayan salt ekonomist bir perspektifle cevap verilebileceğine inanmıyorum. Çünkü iktisadi süreçlerle ilişkilendirebilmek için çok ciddi bir toplumsal güç olmak gerekir, yani ciddi bir hareket, kitlesel bir yapı olmak lazım ki insanlar dinle kurdukları ilişkiler konusunda senin söylediklerini kaale alsın..

    Ama "kültür" alanında, mütevazi de olsa birebir ilişkiler üzerinden, insanların dinle kurdukları ilişki sorunsallaştırılabilir..

    Son olarak moda konusu..Bunu çok çok kısa vadeli, oldukça aktüel bir gözlem olarak aktarıyorum..

    İş yerinde mesala bir tip var, klasik aklı uçkurunda bir tip..Proje alınsa da Ukrayna'ya kapak atsam diye yırtınıyor..Geçen baktım diğer arkadaşını hadi Cuma'ya gidelim diye çağırdı..Bunun gibi yüzlerce örnekle karşılaşıyorum hergün..Eşi başörtülü tiplerin yaptığu çapkınlıkları, "yoz" batılılar yapmaz..Ne bilim klasik reklamcı/işletmeci tipli kadınlar oruç tutuyor vs..

    Ha bunlar belirleyici değil tabii, sosyalistler toplumsal kimliklerin iktisadi dinamiklerle, sınıfsal çelişkilerle belirlendiği kabul eder daha çok..

    Ama her konjüktürel, otantik toplumsal fenomeni de "teorik sisteme" oturtma yaklaşımına da karşıyım..İktisadi süreçlerle hiç alakası olmayan toplumsal görüngüler de vardır..Aksini iddia edersek, "büyük anlatıcı" oluruz hakikaten..

  • guclu
    avatar

    Önder,

    Rus Devrimi'ni örnek olarak verdim, Türkiye ile paralellik kurmayı amaçlamadım. Bu anakronizm olur ve düpedüz yanlıştır. Vurgum liberalizm içindi.

    Türkiye'nin İran ve Irak olmasından ziyade, muhafazakar bir gündelik hayatın aşırı güçlendiği ama kapitalist ilişkilerin de tam gaz sürdüğü bir ülke olma riski var. Yani, devlet islamileşmeyecek belki ama milyonlarca kadın "kendi gönül rızalarıyla" örtünecekler, içkili restoran bulmak zorlaşacak, cuma günleri öğle saatleri erkeklerin akın akın camilere koştuklarını göreceğiz vb; zaten bu süreç şu an başlamış durumda.

    Böyle bir ortamda sosyalist hatta modern bir insan olarak var kalabilmek ne kadar mümkün, onu konuşmalıyız belki de. Sosyalist harekete, liberalizm olarak sızan ama aslında bu süreci olumlayıcı bir bakış açısı empoze etmeyi ana hedef olarak belirlemiş akıma karşı mücadele etmemiz gerekiyor belki öncelikle. Yani "kendi evimizin önünü süpürmek" gerekiyor, çünkü şu an zaten bataklığı kurutmaktan çok ama çok uzağız ama salonumuzun tozunu alabiliriz. Defansif bir pozisyon bu, biliyorum ama zaten dönem de bizim açımızdan öyle gibime geliyor.

  • onder
    avatar

    Güçlü,

    İkinci paragrafına katılıyorum. Benim de demek istediğim öyle birşeydi.

    Lakin 3.paragrafta bir hesap farkı var..Yani bizim pek öyle kendi kapımızın önünün süpürecek kadar dahi bir etkinliğimiz yok..Ama bunu bildik anlamda merkez sağ parti yapabilir.

    Åžunu demek istiyorum; senin ikinci paragrafında güzelce betimlediğin gibi "milyonlarca" kadın gönül rızasıyla başörtüsü takmasının önüne ya da Bodrum'daki balıkçının nolur noolmaz diyerekten Atatürk potresini kaldırması ile kendini belli eden bir panik vaziyetine girmesini, solcular değil bildik bir liberal parti engelleyebilir. Sadece ama sadece bu anlamda iyi bir liberal parti olabilir. Liberalizmi sosyalizme alternatif olarak herhalde sunuyor olamam di mi?

    Senin milyonlarca kadının gönüllü olarak başörtüsü takması dediğin şey bence şuanda en öncelikli meseledir. Bu bir başladı mı çığ gibi büyür. Moda gibi salgın şeklinde yayılır. Sadece ve sadece buna dur diyecek, şu moda muhafazakarlığın havasını söndürecek bir hareket bekliyorum ben..

  • guclu
    avatar

    Önder kardeşim,

    Türkiye'de liberalizmin, AKP tipi bir muhazakarlığın önünü kesebilecek bir perspektif ve gücü yok. Aslına bakarsan pür liberal diyebileceğin insanlar, sosyalistlerin yüzde biri kadar bile yoktur. Bu adamlar şu an AKP'nin sırtına binmiş pireler gibiler, hınç duydukları ve kollektivist nitelikler buldukları devletten rövanş almak için AKP'den yararlanıyorlar. Çoğu soldan devşirme, eli kalem tutan, AB bürokratları ve ABD temsilcileri ile sıkı fıkı, yurtdışı fonlardan nemalanan insanlar. Görüşlerine uygun bir hayat yaşıyorlar, kendi içlerinde tutarlılar. AKP iktidarının onlar için bahşettiği habitatta soluk alıyorlar. AKP onlardan konjonkturel olarak yararlanıyor, fikirlerinden ve dışarısı ile kurdukları ilişkiden yararlanıyorlar. Yarın ne getirir bilinmez ama şu anki dönemin yıldızı bunlar.

    Merkez sağda AKP dışı bir odak doğma olasılığını çok zayıf görüyorum. Demirel, Cindoruk, Mesut Yılmaz ya da Çiller'in ne mecalleri ne de toplumsal tabanları var. Özellikle son ikisinin dolaylı olarak "ergenekon" hadisesi ile de birtakım bağlantıları olması muhtemel, o sebeple siyasal yaşamları bitti gibi bir şey.

    CHP,AKP'ye karşı eski düzeni temsil edip savunabilecek yegane güçtür. Ama o da tam da bu nedenle çıkmazda ve kısır döngüdedir. Deniz Baykal ve ekibi, partide hiçbir alternatif gücün gelişmesine izin vermediler ve Baykal sonrası tamamen meçhul.Yaşı 50'den az olup da yönetime talip olacak birileri, bir kişi demiyorum, bir ekipten söz ediyorum, bulmak imkansız. Fikri olarak da donmuş haldeler. 30'ların Kemalizmine defansif olarak yığılmış vaziyetteler. Oradan bir cacık olmaz.

    AKP en az bir seçim daha kazanabilecek siyasal güce sahip. Ekonomik veriler, özellikle artan enflasyon ve AB ile devam etmeyen görüşmeler yükselişin resmen durduğunu gösteriyor ama ortada hiçbir alternatifin olmadığı koşullarda AKP'yi önümüzdeki 6-7 senenin egemen gücü olarak görebiliriz. Dananın kuyruğu altı sene sonra Abdullah Gül cumhurbaşkanlığından ayrılırken kopar, yerine kimin geçeceği ve memleketteki siyasal atmosfere bağlı olarak tabi ama şu anki varsayımım ceteris paribus.

    ABD'nin politikasının ne olacağı da aşırı önem taşıyor doğal olarak. Muhtemel bir Obama yönetiminin ne tür bir dünya, Ortadoğu ve Türkiye planı var, buna bağlı olarak bir sürü şey birden değişebilir. Bir bakmışız, şu an siyasal mevta olan Abdüllatif Åžener, azımsanmayacak bir AKP ekibiyle kendi dükkanını açmış ve merkez sağdaki eski kurtlarla ve hatta CHP ile birlikte başka bir şey deniyor. Fantezi gibi duruyor ama 10 sene önce bu adamlar yüzde 47 alacaklar deseydiler, inanamazdık. Koptukları parti 99 seçimlerinde  barajına doğru inişe geçmiş ve üçüncü olmuştu. Günlerin ne getireceğini kesin olarak bilmek imkansız.

  • onder
    avatar

    Güçlü biraderim,

    sana verebileceğim cevabı sen kendin zaten kullanmışsın;

    "Fantezi gibi duruyor ama 10 sene önce bu adamlar yüzde 47 alacaklar deseydiler, inanamazdık."

    Sen de diğerleri gibi bu adamları kanıksamışa benziyorsun..Yaw bunların oyu daha 3-5 yıl öncesine kadar tabanı neydi?

    Bence Türkiye politik arenası çok stabil değil..Bir takım reklam şirketleri etkili olabiliyor..

    Cem Uzan dediğin adamın politik geçmişi, hitabet yeteneği, politik birikim neydi ki? Adam ısmarlama parti ile daha ilk seçimde 1-2 yıllık çalışma ile nerdeyse barajı geçmiyor muydu? Yanlış mı hatırlıyorum? Hatta galiba İzmir'de 15% civarı oy alabilmişti.

    AKP'ye bir ekonomik kriz yeter..O kadar da karamsar olmamak lazım..

    Eğer durum senin dediğin gibiyse, bir an önce tüymeye bakmak gerekir.

  • mehmet özgür
    avatar

    bence türkiye'nin iran veya ırak olmasının oluşturucusu ne kadar güçlü olursa olsun, "dış dinamikler" olamaz. belki de iran veya ırak olmaktan ne anladığımızı da tartışmak lazım. zira iran, biraz da kemalistlerin çoşturmasıyla, sanki ebedi uykusundaki bir toplum olarak tasavvur ediliyor ki, bu da bence hem bize, hem o coğrafyaya yazık eden bir tutum. konuya dönersem, bence yine sorunsal olarak "kültürel"e yönelmek ister istemez işin içinden çıkılmaz hale sokuyor olayı. zira muhafazakarlık, moda olmanın ötesinde aynı zamanda sıradan insanların hayatında bir tür güvenlik kaygısını da ifade etmiyor mu? tu kaka edilen neo-liberal lafı aslında tam da bu güvenlik kaygısını türetmiyor mu? modern eğitimin çöktüğü, sağlık sisteminin iflas ettiği, kadınların bedenden ibaret görülüp acaip bir tedirginliğe büründüğü durumda muhafazakarlık da olası bir çözüm arayışı olarak gözüküyor. üç beş tane gerizekalı burjuva, şekil olsun diye haca, umreye gidebilir; çok önemli değil.
    ama basit insanların ki bir şekilde ayakta kalma çabasının ürünü; iyi veya kötü. dini net olarak karşıya almaktansa (bence marx'ın aşmaya çalıştığı bir tavır), dinle kurulan ilişkinin kendisini sorunsallaştırmak gerek. zira geçen seneki sığ malezya tartışması bir taraftan doğru bir adres gösteriyordu. asya kaplanları hayaliyle büyümüş bir anadolu taşra sermayesi gerçekten ondan öğrendiği şeyleri şu an uygulamaya başlayacak. tayyip erdoğan bir ahmedinejad değil, daha çok malezya, singapur, tayvan başbakanı kıvamında. kültürel otantiklikten hareketle yoğun, sorgulamasız sömürü ortamı inşa edilecek.
    bu muhafazakarlık da aslında "gericilik (bu terim üretim tarzlarını ifade şekilde)" değil, tam tersine günümüz kapitalizminin kendine uygun elbisesi. arif dirlik'in kitapları bence tam önümüzdeki döneme dair bir hikaye anlatıyor.
    yukarıda anlattığım tarzda güncel analizi yapamıyor liberaller, ideolojilerinin kör noktası sebebiyle. zira olayı sadece tarihselin günümüze yansıması sebebiyle ele alıyorlar (çevre, merkeze geldi; merkez karşı koydu v.b.) bu bakış açısı da aslında liberalizmin normal hali bence. dünyanın büyük kısmında (özellikle batı avrupa dışında) liberalizmin kendi saf haliyle politika sahnesine giremediğini düşünüyorum. zizek'in slovenya'da denediği bir liberal partiden cumhurbaşkanı seçilme çabası var; tam da önder'in bahsettiği şekilde. ama orada da konjonktür/tarihsellik bağlamı bambaşka. şu an durum ne bilemiyorum.

    son olarak jeostratejik bakışın da bizi yine egemenlerin hareketlerine fazla önem vermeye götürdüğünü düşünüyorum. kendimizi kötürüm bırakıyoruz. bu anlamda ezilenlerin, işçilerin, kadınların, madunların hareketlerine öncelikle yer veren bir teorizasyonun öncelikli olması gerekiyor bence.

    radikal 2 ile ilgili başlığı açtım.

  • onder
    avatar

    Güçlü,

    Türk köylüsü ile Rus köylüsünü aynı kefeye koymak, SD'lerle (narodnik partisi) ile AKP'iyi aynı kefeye koymak kadar absürd birşey olur. Bolşeviklerin karşılarında buldukları ile bugün bizim karşı karşıya olduğumuz durum arasında herhangi bir paralellik bence kesinlikle imkansızdır.

    Liberaller sözkonusu olduğunda da ilkesel olarak kimse senden farklı düşünüyor değildir..

    Ama bugün bizim karşı karşıya kaldığımız oldukça özgün bir durum..Menşeviklerin mekanist sosyalist devrimden önce kapitalist devrim olsun mantığını izleyen yok..Lakin tavizsiz bir sosyalist politika yapabilmen için öncelikle bir sosyalist kadro olması lazım..Türkiye'de nerde bu sosyalist kadro? Kendine sosyalist diyen bir avuç insan var..Onların bir kısmı ÖS, ÖDP gibi yapıların etkisiyle iyice demokrasi söylemine angaje olmuş, bir kısmı mecazi anlamda değil gerçek anlamda kazma sosyalistlik yapıyor..Bir de bizim gibi boğazına kadar küçük burjuva varoluşa gömülmüş, masa başı sosyalistlik yapan orta yaşlılar var..Böylesi bir sosyalist taban ile mi liberallere karşı tavizsiz politika yapacaksın.?

    Benim politik mücadelede en nefret ettiğim şey romantik solculuktur..Kendini, gücünü, potansiyelini hesap etmeden ilk ara gazla dolmuşa binilmesidir..Ne kadar ekmek o kadar köfte basit hesabının yapılamamasıdır..

    En iğrenç liberal bir sistemde dahi solcuların iyi kötü politika yapma şanşı olur..Eylül karanlığında üniversitede öğrenci idik..Onlarca dergi çıkardık, iyi kötü politika yapabildik...Bu tarihimizin en otoriter, en karanlık çağlarında bile mümkün oldu..Ama eğer küresel güçler Türkiyeye BOP içinde yeni bir misyon biçtiyse, ılımlı islam çerçevesinde yeni bir design sözkonusu ise bu topraklarda solu gelecek bir iki yüzyılda unutmak gerekir..

    Türkiye bal gibi de İran ya da Irak olabilir. Küresel egemenler bunu istiyorlarsa kim engel olacak?

  • onder
    avatar

    Mehmet katiliyorum..Forum uzun tartışmalar için daha uygun bir formata sahip.

    Eğer yeni bir kategoriye ihtiyaç olursa açabiliriz.

  • mehmet özgür
    avatar

    bugünkü radikal 2 bu tartışmayı uzatacak bir çok yazıyla dolu. en azından tarafların argümanları üzerinde konuşabilecek malzemeler çeşit çeşit. laçiner/insel, sungur savran, özgürlükçü sosyalist aydın özkorucu, 3.cepheciler v.b.
    salı günü internette yayınlanır; ama ben bir şekilde bulabildiğim online hallerini forum kısmına koymaya çalışacağım. oradaki yazışma formatı daha uygun sanki.

  • guclu
    avatar

    Bir de demokrasi ve demokrat olmak meselesi var ki onu da uzun uzun tartismak gerekiyor. Orada da bir kopus yasanmasi gerekiyor dusuncesindeyim. Ama ayrica ele alinabilecek bir konu bu.

  • guclu
    avatar

    Benim sahsi olarak liberalizme yllardir devam eden bir gicigim ve hatta kinim vardir, hatta solculugumun motivasyon kaynaklarindan biri de budur diyebilirim. "Bu baglamda" liberallerin herhangi bir kelami ya da yayini bana oldum olasi itici gelir hep. Kapitalizmi dogrudan savunma uzerine kurulu baska hangi ideoloji vardir ki, degil mi?

    Bundan daha 100 sene once Lenin, Duma'da liberallerin olasi bir guclenme durumuna onceden mani olmak adina, sosyalist milletvekillerinin liberallere karsi mucadele surdurmesi gerektigini soyler ve bunu partisine empoze eder. Adam liberallerin 1840'lardan baslayarak sol ile herhangi bir olumlu etkilesim ihtimalinin kalmadigini, buna yolaçacak her turden tutumun isci sinifina zarar verecegini defalarca yazar. Teorik olarak liberallerin koylulere gore daha "ileri" bir pozisyonda olmasi gerekir, degil mi; ama Lenin sosyalistlerin liberallerle degil, ozellikle koylu kitlelerini temsil eden partilerle ittifak yapmasini savunur. Bu, o zamana dek ortodoks Marksist akimda yer alan, uretici guclerin gelisimi icin eski uretim iliskilerini tasfiye eden yani feoadalizmi yikip kapitalizmi guclendiren "uretici gucler teorisi"nin de inkaridir. Bu teori 2. Enternsyonal'in resmi gorusudur ve butun "revizyonist" sosyal demokrat partilere burjuvazi ve devletle ittifak kurmalarina yol acacak teorik cephaneyi saglar.

    Simdi bunu neden yazdim; ML skolastiginin pekismesi adina degil dogal olarak. Hepimizde belli olcude liberalizm ve liberallere karsi hayirah tutum var. Bu belki Kemalizm'in devamli anlatilgelen ideolojik etkisinden kurtulmak, belki de gecmisten bu yana inanageldigimiz "yarifeodal, yarikapialist, bagimli ulke" kompozisyonu ile alakali. Bilemiyorum. Ama bildigimi dusundugum bir sey var ki, liberalizmin istedigimiz saf hali ile, "ilerici" bicimi ile bulmamiz mumkun degil. Bir, tarihsel olarak mumkun degil; liberalizm tarihsel olarak sosyalizmen daha ileri, daha ozgurlukcu bir medeniyet sunamaz, buna savundugu sinif bakimindan imkan yok ve zaten liberalizm dunyanin su anki resmi ideolojisi ve tum dusuncelerini yutan kara deligidir. Iki, daha karmasik ve azicik siyaset bilimi parcalamak gerekecek ama liberalizm saf, pur haliyle degil, hemen her zaman verili ideolojik menuye eklemlenerek ortaya cikacaktir.Yani muhazakarlik ile vaya azicik solculuk sosuyla. Saf bir liberalizm pesinde olan Besim Tibuk'un partisi onbinde bilmemkac oy alirken, Boyner'i hareketi bir secimle biterken ekonomik liberalizmin tillahini savunan AKP'nin 16 milyon oy almasi bosuna degildir. Sol sosuna bulasik Taraf yazarlari ise en fazla AKP uzerinde dolasan sineklerdir.

    Bu nedenlerle, ben liberalizmin 20 yildir uzerimizde yarattigi tahribata karsilik, cubugu sola kirmamizin zaruri oldugunu, hatta azicik kazma solculuk yapmamamizin da epey faydali olacagi kanaatindeyim.

  • onder
    avatar

    "şimdi toptan bakıyorum da genel olarak bakınca sanki her yazan farklı kelimelerle benzer durumları/kaygıları anlatıyor." böyle bir izlenim bende de oluştu. Gerçekten öyle mi yoksa bazı perspektif farkları var mı biraz netleştirmeye çalışıp bakalım. Asıl metinle ya da senin "yanlış bilinç"/"toplumsal fail"-sınıf ın niteliği gibi devasa konularla birleştirmek çok zor... onu biraz zamana yayalım. Ama kendi adıma çok önemsediğim bazı tezlerimi tane tane sıralayabilirim;

    1. Birncisini sen formüle etmişsin zaten;
    "zira taraf, akp'nin sadece bir kanadını ifade ediyor, yeni şafak başka, zaman başka hatta vakit başka". Bu çok önemli bir tespit benim için. Kendini sol sanan bir kesimin gözden kaçırdığı en önemli şeylerden biri de bu.."Sol" içinde şöyle bir algılayış var Taraf'a yönelik; "Taraf, AKP'ye dışsaldır, kendi teorik/demokratik tutarlılığını korumak adına AKP'ye destek veriyor." Demokrasi kendin gibi olmayanların da hakkını savunmaktır geyiği var ya. Oysa Taraf'ın misyonu bu değil. "Kötü niyet" derken kastım buydu. Taraf AKP'ye içkin bir yapıdır.

    2. Taraf ve AKP "liberal" değildir. Liberal bir gelişme modelinin gereklerini yerine getiremez. "Tekbir Giyim Haute-Couture Olabilir mi?" başlıklı yazımın iddiası buydu. Sanırım Ali Osman ile ayrıştığımız nokta da bu, zira o yazıma yaptığı yorumda da bunun sinyalini vermişti. Onun "tarz olarak radikal demokrat gördüğüm bu insanlara Türk siyasetinin ihtiyacı var" demesinin Taraf'ın liberal olduğunu varsaymasından kaynaklandığını düşünüyorum.

    3. Türkiye'de gerçek/batılı anlamda liberal sağ/sosyal demokrat bir partiye ihtiyaç vardır ve kısa vadede AKP'yi durdurmanın yegane yolu budur. Ama elbette bu solun değil, Taraf gibi yapıların maske olarak kullandıkları söylemin pratiğini "içkin olarak" icra edebilecek benzeri bir oluşumun işidir. Ama sol şimdilerde Ufuk Uras'ın machiavelist ya da taktisyen bir Leninist olarak değil de ilkeli Davut abi olarak icra ettiğine benzer bir şekilde taktiksel olarak dışarıdan desteklenebilir.

    4. Böylesine bir liberal merkez sağ yapı Türkiye'de mümkündür ve gayet de başarılı olabilir (yani AKP'yi kısa vadede durdurabilir). Çünkü AKP'in 47'si Taraf'ın ikna etmeye çalıştığı gibi homojen ve dinsel bir toplum olmayı isteyen insanlardan oluşmuş değildir. Bu 47 konjuktürel, şişirilmiş bir orandır. Türkiye toplumun sağcılığının ben daha çok AP-DYP-ANAP tarzı olduğuna inanıyorum. 47 yapay bir şekilde toplumun muhafazkarlaştığının bir kanıtı ve kabul edilip sineye çekilmesi gereken bir olgu olduğu fikri pompalanmakta, böylece ancak monolitik ve çok kararlı bir 47 ile gerçekleştirilebilecek yapısal dönüşümler topluma bir oldu bittiyle dayatılmak istenmektedir. Türkiye seçmen tabanı bu tür tercihleri büyük bir adanmışlıkla, kendi iradesiyle dayatabilecek bir düzeyde değildir. "egemen fikirler, egemen olanların fikirleridir" ilkesi uyarınca, dar bir kesimin talebi, toplumun ezici bir çoğunluğunun talebi gibi lanse edilmektedir. Bodrumlu bir Balıkçının Atatürk potresini noolur nolmaz diyerek dükkanından kaldırması bu yönde anlamlı bir anektod benim için. Dayatılan bir yanılsamanın doğuracağı toplumsal dönüşümün hızını küçümsememek lazım. 30'ların Almanyasının tarihini okumak çok faydalı olabilir.

    5. Dolayısıyla, Taraf'a karşı sadece solu değil, "kısa vadede" liberalizmi/burjuva demokratik devrimini de savunmak gerekmektedir. Bu çok ters anti-sosyalist bir iddia gibi gelebilir. Ama şu anda Taraf'ın peşine takılanları hegemonize eden liberalizmin öncülleri değil mi? Taraf'ın kendi iddialarına bile ihanet eden bir yapı olduğu gösterilmelidir.

    6. Bütün yukarıdakiler sonucunda Taraf/AKP çizgisine muhalafet şu konjüktürde solun en acil görevidir. Başka herşey bir yana, burda bir Gramsci'ci hegemonya mücadelesi olduğu için böyledir. Benim Taraf karşıtlığımın en büyük gerekçesi budur, yani klasik sol eleştiriden farklı olarak, yani neo-liberalizmin çıkarlarının dayatılması, sömürünü arttırılacak olması vs gibi standart eleştirilerden çok daha fazla ben hegemonya mücadelesine önem veriyorum. İşte burda çok kadim bir tartışma başlığı daha ortaya çıkıyor; altyapı-üstyapı diyalektiği. Üstyapısal iktidarı yani hegemonyayı altyapısal/iktisadi iktidardan çok daha tehlikeli buluyorum. Çünkü hegemonyanın yıkılması çok daha zordur..Türkiye sağcı bir toplumdur deriz, yani Türkiyede sağ idealojik hegemonya vardır anlamında. Eski kemalist/modernist hegemonyanın yerine çok daha da otoriter bir hegemonya tesis edilmek istenmektedir. Asıl metinde bu çok güzel özetleniyor;

    "Maalesef, siyasal tahayyülümüzün ‘ulusal bağımsızlık’ ya da ‘liberal demokrasinin’ ötesine gitmediği, siyasi lügatimizin de neredeyse ‘demokrat’ siviller ile ‘cuntacı’ askerlerden ibaret kaldığı bir fukaralıktan mustaribiz. Ütopik boyutun düşünsel ufuktan sınır dışı edildiği bir entelektüel ve siyasal iklimin memlekette egemen olduğu malum. Hal böyle olunca ‘reel’ olana sıkışmış, müesses olan dahilinde devinen bir “eleştirellik”, Hayri Kozanoğlu’nun deyimiyle “muteber solculuk” geçer akçe oluyor."

    İşlem başarılı olur ve bu yönde bir hegemonya kurulursa, demokrasi/kişisel hak ve özgürlükler/insan hakları/kimlik hakları vs gibi proto-sosyalist nosyonlar, sisteme entegre edilir. İşte bu noktada asıl metinden bir açıdan ayrılıyorum;

    O çok güzel paragrafı hatırlayalım;

    "Bir üçüncü seçenek arayışı, aslında mevcut “reel” siyaseti bölen ekseni değiştirme iddiasıdır, siyasetin mevcut iki kutupla işlemesine reddiyedir; toplumu başka bir biçimde “bölme” ya da toplumu devindiren çatışmaları bir başka eksende kurma, dolayısıyla da aslında hegemonik olabilmenin arayışıdır. Siyasette hegemonya iddianız, arayışınız yoksa o da sizin sorununuzdur; bizi bulaştırmayın."

    Taraf'ın hegemonya iddiası olmadığı fikri bence son derece yanlış..Taraf hareketinin tamı tamına modus operandi'si yukarıda sıralanan proto-sosyalist nosyonları, yani normalde yüzlerce yıldır solla anılan nosyonları son derece gerici bir egemenlik yapısına hegemonize etmektir. Bu hegemonya üzerinden "toplumu devindiren çatışmaları bir başka eksende kurma"ya çalışmaktadır. İşte bu yüzden kulağa abartı gibi gelebilir ama Taraf sol için 80 darbesinden çok daha büyük bir tahribat verebilir. Özgürlükçü Sol'da yaptığımız tartışmaları hatırlayın, ordaki insanların Taraf'ı savunurken kullandıkları argümanları sol adına, hatta Lenin'e referansla savunmalarını hatırlayın, tehlikenin boyutu ortaya çıkar diye düşünüyorum.

    Taraf'a karşı kayıtsız şartsız, politikanın bütün tatktiksel/stratejik inceliklerini kullanarak, hatta ve hatta bıkıp usanmadan onların beyaz dediğine siyah diyerek mücadele etmek gerekmektedir.

    Taraf'ı ne sosyalizm adına, ne burjuva demokratiklik adına, ne liberalizm adına en küçük şekilde dahi rasyonalize etmemek gerekir.

    Ali Osman'ın müdahalesi bende böyle bir rasyonalizasyon izlenimi bıraktığı için tepki gösterdim.

  • mehmet özgür
    avatar

    sondan başlarsak, aslında o cümle; bir önceki kızmaya/üzülmeye gerek yok bağlamındaydı. senin belirttiğin gibi makyavel bunu öyle ya da böyle anlattı. politikada borunuzun ötmesi için kaynağı apayrı bir tartışma olmakla beraber, gücünüzün olması gerek. gücünüz yoksa, teori maddileşemiyorsa, en nihayetinde "egemen fikirler, egemen olanların fikirleridir" ilkesine bağlı kalıyor herşey.
    anlatmaya çalıştığım tam da senin belirttiğin gibi "ihanet" olarak algılamıyorum yaptıkları işleri.

    asıl metne gelirsek, evet son halini okumamışım yazdıklarının. aslında kendi şerhlerimi düşeceğim noktalar var; ama bu sefer konunun islam veya en geneliyle 3.dünya, burjuvazi, demokratik devrim v.b. yerlere doğru genişlemesi gerekiyor. bilemedim buradan mı devam etsek?
    asıl metnin ruhuna tamamen mutabık olmakla beraber, kendi tartışmamızın geldiği noktalar üzerinden genleşmesi gerekiyor sanki. zira başka başlıklarda da aslında az çok aynı yerlere geliyoruz. dyp, anap çizgisiyle mukayese edilmesi gereken bence taraf değil.
    zira taraf, akp'nin sadece bir kanadını ifade ediyor, yeni şafak başka, zaman başka hatta vakit başka. yani bir harita çizmek gerekiyor bence. bu gazetelerin dillendirdikleri konuların bile (hissiyat olarak söylüyorum pek tabii) farklı zümresel çıkarlarla koşullandığını düşünüyorum. bunların arkasındaki sermaye yapılarına bakıldığında bence ilginç durumlar ortaya çıkabilir.

    ek olarak "cemaat sermayesi" derken demeye çalıştığım bu fikirsel akımın yoğunlaşma noktalarının farklılaştığını (ydh, ikinci cumhuriyet, yeni yüzyıl/binyıl, radikal, taraf) söylesek de, sadece kullanılıp atılacak, işlevsel parçalar olmadıkları. burjuvazi her halükarda bu adamlarla işbirliği yapmak zorunda, bunun en somut örneği de heralde; yeni şafak'ın yazarları olan ve otantik bir akpli denebilecek fehmi koru ile liberal ali bayramoğlu'nun kankalık hali. ki ali bayramoğlu fransız ekolünden yetişmiş, deleuze, foucault gibi isimlere en azından genel anlamıyla vakıf bir isim. andıç sebebiyle uzaklaştırıldığında islamcı kesim (islamı kullanan burjuvazi) sahiplenmişti kendisini. ama yeniden düzenlediğin mesajında dediğin gibi bu başlıkta asıl metnin daha da nasıl genişletilebileceği üzerine düşünmeliyiz.
    kavramların serbest çağrışımlarını biraz durdurmak lazım, şimdi toptan bakıyorum da genel olarak bakınca sanki her yazan farklı kelimelerle benzer durumları/kaygıları anlatıyor.

  • onder
    avatar

    Herhalde bunu en son yorumum gelmeden önce yazdın mehmet. Zira son mesajımdaki şu pasajımla senin ilk paragrafın arasında pek bir fark yok.
    "Ona bakarsan Zaman, Yeni Åžafak vs de bilmem kaç yüz bin basıyor..Bunların ki net bir toplumsal tabana gönderme yapıyor, ama Taraf'ın böyle bir tabanı olduğuna hiç ihtimal veremiyorum..Bu Yeni Yüzyıl, Radikal çizgisinin biraz daha sağ bir versiyonu..Bu tür bir tarz subvansiyon olmadan devam edemiyor"

    Cemaat spekülasyonu ile (islamcı cemaati değil de genel olarak cemaati kastediyorsan) subvansiyon olmadan devam etmek bence mümkün değil..Bahsettiğin gibi bir "beyaz türk" kitle var..Ve bunlar diet kola gibi bir diet gazete'den gayet de hoşlanırlar..Ama bunların hevesi de geçicidir..Bunlara bel bağlayarak gazete çıkmaz..

    Neyse ana konu bu değil ki nerden geldik bilmniyorum ama bir iletişim kopukluğu var galiba..

    "bu adamlar fikriyatları ne gerektiriyorsa onu yapıyorlar, kızılacak ve üzülecek bir nokta yok bence" fıkrıne katiliyorum tabii..Ben asla üzülmüyorum bilhakis seviniyorum çıkmış olmalarına, solu kendine getirdi bir anlamda, can havliyle irkilmesini sağladı..Ama kızma ayrı..Tabii ki kızıyorum, ama kapitalizme kızar gibi..Yoksa ihanet etmiş bir dosta kızar gibi değil..Bu gazeteye en küçük sempati duyanlara hiçbir zaman yakın olmadım zaten. Ama Cemil Ertem'i severdim..Onun Taraf'a geçmesine çok üzüldüm..Bir tek onu anlayamadım..

    "ali osman'dan ayrıldığım nokta bunun hasardan öte, en nihayetinde güçle alakalı olduğunu ve bizim de sosyalistler olarak bu durumun yükünü diğerleri üzerine yıkmamamız gerektiğini düşünüyorum"

    bu kısmı ise anlayamadım..biraz açarsan iyi olur..

  • mehmet özgür
    avatar

    açıkçası ali osman'ın söylediklerine ben de katılıyorum. "ö.s.'den ayrılış yazım" başlığında ifade etmeye çalışmıştım. taraf'ın kitlesi, radikal 2'dir, atlas'tır... sadece cemaat spekülasyonu ile gelinebilecek bir nokta değil bence. baskın oran kampanyasına bakıldığında görülecektir taraf'ın alıcı kitlesi veya express'te aynı dönemde çıkan eski solcu birisinin ifade ttiği gibi, "kerhen akp'ye oy atabilecek" bir taban vardır. kendim de bilerek ve isteyerek o kampanyada çalışmış bir insan olarak gözümde canlandırması hiç zor değil bu kitleyi.

    ali osman'dan ayrıldığım nokta bunun hasardan öte, en nihayetinde güçle alakalı olduğunu ve bizim de sosyalistler olarak bu durumun yükünü diğerleri üzerine yıkmamamız gerektiğini düşünüyorum. bu adamlar fikriyatları ne gerektiriyorsa onu yapıyorlar, kızılacak ve üzülecek bir nokta yok bence. sscb ve 80 öncesinin toplumsal hareketinin eleştirisini yaratıcı bir şekilde karşılamadığımız da, maalesef bu samimi dertler, kaygılar böyle bir yöne kanalize oluyor.

  • onder
    avatar

    Mesai bitimine doğru yazdığımı için önceki yorum çalakalem oldu. Biraz daha derli toplu yazayım.

    "Yorumun neresine katılmadın onu bile anlamadım" diye sormuşsun, ona açayım biraz.

    Önce bir atmosferi vereyim; Ana yazı Taraf'a çok güçlü bir eleştiri yükseltiyor. Bence yapılması gereken bu yazıdaki o "tavizsiz" eleştiriyi alıp devam ettirmekti, daha da saldırganlaştırmak, daha da radikalize etmekti yapılan yorumlarla.

    Senin yazın bunu yapmaktan ziyade sanki sağduyuya, sakin olmaya davet eden bir itidal çağrısı gibi tınlıyor. Başka yerde yapılabilir, ama bu yazıya yazılan yorum olarak çok ender bir ortak ruh yakalama fırsatını frenlıyor. Bir anlamda Taraf o kadar da kötü değil canım etkisi bırakıyor. Mükellef yemeğin keyfini kaçıran boğaz temizleme örneğini de o yüzden verdim.

    Tikel olarak beni rahatsız eden saptamalar ise şunlar;

    "Siyaseten sağ, tarz olarak radikal demokrat gördüğüm bu insanlara Türk siyasetinin ihtiyacı var."

    Tamam burda vermeye çalıştığın mesajı anlıyorum. Bu adamlar yeni bir ANAP gibi demek istiyorsun sanıyorum. Ama bence yanlış. Bir kere sağ ve radikal demokrasi yan yana gelmez. Bilmiyorum isteyerek mi kullandın ama "radikal demokrasi" sol içi bir kavramdır. Her ne kadar pekçok fikirlerine katılmasam da sol içi tartışmalarda bir klasik olan Laclau ve Mouffe'nin "Sosyalist Strateji ve Hegemonya" kitabının ana bitiriş tezidir "radikal demokrasi"..Yani bir sürü çözümleme yaparlar, eh sonuç ne diye sorduğun zaman verdikleri cevaptır radikal demokrasi..Taraf gibi entellektüel açıdan son derece sığ bir yapıyla anılamayacak kadar önemli bir kavramdır..Doğru yanlış, o ayrı. Ama bu denli yüzeysel bir oluşuma radikal demokrasi gibi entellektüel açıdan yüklü bir nosyonu yakıştırmak ekmeklerine yağ sürmektir.

    Kaldı ki Taraf, ANAP'ın bile fersah fersah gerisinde bir yapıdır. ANAP "dört eğilimi" birleştiren sonuçta sağcı/muhafazakar bir yapıydı ama ana ekseni liberalizm idi. Muhafazakarlığı Cemil Çiçek, Mehmet Keçeciler gibi adamlar üzerinden evrensel liberalizme eklemlendiriyorlardı. Yani vulgarize ederek "iyi sağ" idiler. Åžimdi Nabi Yağcı gibi adamların değişen anadolu sermayesi, küresel pazarlara eklemlenen muhafazakar sermaye denen şeyi de AKP değil ANAP'ın bu muhafazakarları merkeze çeken politikaları idi. Taraf'ın çığırtkanlığını yaptığı ise bunun tam tersi; evrensel liberalizmi ana eksen olarak muhafazakarlığa eklemlemlemeye çalışan bir anlayışın mübaşirleri bunlar.

    Bu anlamda batı tarzı liberalizmin temel kriterleri açısından "bile" son derece gerici ve tam da bu anlamda "kötü niyetli" bir yapı. Evrensel liberalizm, mufazakarlığa karşı, ona "rağmen" kurulur, onları dönüşmeye zorlar. Bunlar ise liberalizmi dinsel fundementalizme uymaya zorluyorlar ki küreselleşmiş bir dünyada mümkün değil, ha demek ki siyasi bir manevra, bir jeopolitik design sözkonusu..Farklı bir gelişim çizgisi izleyen sermayenin ihtiyaçlarına karşılık verme falan sözkonusu olamaz. Zira bunu iddia eden, dünyanın herhangi bir coğrafyasında ve tarihin herhangi bir döneminde, liberalizmin gerektirdiği burjuva demokratik süreçleri hayata geçirebilmiş bir islami toplum gösterebilmek zorundadır..Ama böyle bir toplum bilmiyoruz..En yaklaşan Malezya gibi ülkelerdir ki onlarda da şeriat resmi olarak her geçen gün yerleşiyor. Bunların giydiği liberal maske de çok eğreti duruyor..İnsanlık tarihinde yok böyle bir gelişim çizgisi..

    Yani Taraf "Türkiyenin ihtiyaç duyabileceği" bir "sağ yapı" bile değildir. ANAP'tan, DYP'den bile çok daha gericidir. Amaçları küresel pazarlarda güçlü bir oyuncu olacak bir Türkiye bile değildir..Zira dünya pazarları zaten paylaşılmıştır..Küresel egemenler için sahnede yeni bir iktisadi güç isteyecekleri en son şeydir. Yani bence dünyada yürürlükte olan iktidar savaşı bizim gibi enerji kaynaklarının kavşağına yakın olan ülkelerde iktisadi süreçlerle değil, jeopolitik süreçlerle belirleniyor.

    En çok canımı sıkan ise "Kurdun suçu yoktur. Samimi olmayabilir ama şuçu yoktur." lafı oldu. Özellikle bu laf bu yazının atmosferi içinde yeralmamalıydı.

    Taraf'ı çok iyi eleştiren bir yazıya yazılan yorumda her ne amaçla olursa olsun, Taraf suçsuzdur denilmemeliydi.

    Biz kendimizi acımasızca özeleştiriye tabii tuttuk. nerdeyse 20 yıldır böyle..Özeleştiriden çıkıp sonunda biraz da rakiplere eleştiriye başladığımız anda senin tutup bizi yine özeleştiriye çekiyorsun..Taaruzdan, geri çekilmeye dönderiyorsun..

    Kaldı ki Taraf özelinde solcuların bir suçu da yok..Taraf'a şöyle ya da böyle sempati duyabilen biri bence solcu olamaz. Taraf'ın etkisine girenler, Taraf'tan çok daha önce liboş olan tiplerdi..Başka bir yapı olmadığı için ÖDP'ye doluştular..Biz de onları bu yüzden solcu sandık..Åžimdi kendilerine uyan daha uygun bir yapı çıktı ve kendilerini buldular..İyi ki de buldular..

    Geçen sen benim Özgürlükçü Sol istatistiklerime hiç umrumda değil demiştin..Ben de tiraj rakamları umrumda değil diyorum..Ona bakarsan Zaman, Yeni Åžafak vs de bilmem kaç yüz bin basıyor..Bunların ki net bir toplumsal tabana gönderme yapıyor, ama Taraf'ın böyle bir tabanı olduğuna hiç ihtimal veremiyorum..Bu Yeni Yüzyıl, Radikal çizgisinin biraz daha sağ bir versiyonu..Bu tür bir tarz subvansiyon olmadan devam edemiyor..Çünkü okuyucusu yok..Radikal'ın de arkasında doğan olmasa süremez..Yeni Yüzyıl, ardından Yeni Binyıl'ın nasıl battığını biliyoruz..Bunları birileri siyasi amaçları için subvanse etmeye devam ederlerse sürerler, ama hiçbir sermayenin bunları uzun süre besleyebileceğine ihtimal vermiyorum..

  • AliOsman
    avatar

    Partileşemeyebilirler ama 'sel gider izi kalır' hesabı entellektüel camiada ya da az da olsa tabanda ideolojik hasar verebilirler. Zaten bizim oynak orta sınıf solunun, sosyalizmden uzaklaşmak,kendini kandırmak, vicdanı rahatlatmak için masallara ve 'açılımlara' ihtiyacı var. Bunlar da bu dertlere ilaç olabilirler.

    Bir dönem YDH'da böyle bir işlev görmedi mi ? Önce Sol, radikal hal ve tavırlar. Sonra Ordu ve genel muhafazakarlık bastırınca geriye liberal arkadaşlar kalmadı mı ? Yani YDH'ya girerken sol-sosyalist, çıkarken liberal olmadılar mı ? Aynısı işte... Neredeyse aynı terane ! Ve maalesef beslendikleri kaynak da yine sol !!! Kardeşim ortada başka oynak kobra mı yok ! 70 ve 80'lerin biriki ile YDH, 90 ve 2000'lerin sol birikimi ile (Bu konuda da en fazla ÖDP katkı yaptı sanırım) TARAF ve Genç Siviller... Allah tepenizden baksın !

  • onder
    avatar

    Taraf hakkında ikinci yorumda daha da geliştirdiğin görüşlere katılmıyorum..Ama Taraf hakkında bizim gözden kaçırdığını düşündüğümüz yönleri de olduğunu düşünüyorsan bence ayrı bir başlık altında tartışalım..

    Bu yazı Taraf'a çok güzel bir eleştiri olarak kalsın, fazla bulandırmayalım yazıyı..

    artı-değer, artı değer, arti-deger

  • AliOsman
    avatar

    Önder, yazdığım yazıyı bir daha okudum. Mükellef sofra kısmına itirazım yok ama boğaz temzileme durumuna iki yönden itirazım var. Birincisi benim yorumumda, Tarafla aramıza kalın çizgiler ile çizilmiş ciddi ve görünebilen bir çizgi çektiğimi düşüyorum. İkinci itirazım ise genelde takılmamaya çalışırım, önemli olan niyettir çoğu zaman ama üsluba biraz daha dikkat etsek derim.

    Hatta şöyle diyeyim... Yorumun neresine katılmadın onu bile anlamadım. Karşı tarafın duruşunu, siyaset yapma biçimini tespit etmeden 'şeytan taşlar ' gibi eleştiri yapılmaz ki ?

  • onder
    avatar

    Ali Osman gercekten saldirgan olmak icin vermedim bogaz temizleme ornegini..Yani bilirsin iste keyifle birsey yapmaya hazirlanirsin biri cikar kotu niyetle olmasi gerekmiyor, tutar mesala corbada sinek var der..Ya da yemek yerken bir tuvalet espirisi falan yapar..Bu minvalde bir ornek vermeye calistim..

    Neye itiraz ettigime gelince..

    Taraf'a bir girip bakar misin simdi benim icin? Su anda bizim yapmakta oldugumuz gibi, farkli bir ses olmaya, farkli bir acilim getirmeye calisan tekbir siradisi haber/yazi/roportaj var mi?

    Yurttan sesler korosu gibi tamami ayni teraneyi sakiyip duruyor..

    Peki biz niye olur olmaz her yerde bak soyle de bir durum var diye cikiyoruz en kucuk firsatta..Yani birak da bu yazida cok saglam bir Taraf elestirisi olarak gecsin..Taraf'in nesnel, tarafsiz bir sekilde masaya yatirilacagi yer burasi mi?

    Bizim suanda en cok ihtiyacimiz olan ne? En azindan temel oncullerde ortak ve gur bir ses olarak cikabilmek..Bu homojenleselim anlaminda degil..Ama Taraf meselesi hassa bir konu..Bunun uzerinden bir ideolojik hegemonya mucadelesi veriliyor..Bu tur mucadeleler dogrucu davut yaklasimi ile verilmez, nesnellikten, elestirilellikten taviz vermeyecegim tavri ile olmaz..Bunun kurllari 3-4 yuzyil once Machiavelli tarafindan yazilmis..Opportunist olalim demiyorum, ama senin karsina mermer bir blok gibi homojen bir sekilde cikan yapiya karsi niye tereddut icindeymis gorunutusu veriyorsun ki?

    Kaldi ki, nesnel olarak konuya yaklasilmaya kalkilsa bile argumanlarin cok guclu degil..Taraf bir parti falan olamaz..Cunku bir toplumsal sinifi falan temsil etmiyor..Butun isi yazip cizmek olan bir takim aydinlarin kendi kaprislerini realize ettikleri bir yapi hepsi o..Keske parti olsalar..Ilk secimde darmadagin olacaklarindan zerre kadar kusku duymuyorum..Tipki Uzan'in Genc Partisi gibi..Bir arkadas cok sogukkanli bir sekilde Genc Parti'ye en fazl iki secim omur bicmisti..Hakli oldugu ortaya cikti..

    Taraf liberalizmin soylemini kullaniyor..Liberalizm kucuk burjuvanin ideolojisidir..Toplumsal bir sinif olarak kucuk burjuva ben, sen ve diger arkadaslar gibi insanlar, ya da cok uluslu firmalarda calisan insanlar..Bu insanlar Taraf partisine oy vermez, bu insanlar muhafazaklari destekleyen bir partiye oy vermez..AKP'in tabanindan ise tek bir oy bile koparamazlar..

  • onder
    avatar

    Sözlerin arkasında durmaksa mesele ben de benimkilerin arkasındayım canım noolacak ki..

    Ama doğrusu kendimi biraz Özgürlükçü Sol sitesine bu yazıyı yollamışım gibi hissettim sayende. Bu yazı bende çok büyük çoşku yarattı, gerçekten insanı heyacanlandıran, son derece ustaca, oldukça zekice yazılmış bir yazı. Taraf'ın başlattığı saldırıya verilmiş çok iyi bir yanıt..

    Birlikte bu yazıyı kutlamak varken bir bakıyoruz "Taraf radikal demokrasiyi savunuyor", "Taraf bu topluma gereklidir" gibi saptamalar hiç beklemediğimiz yerden geliyor..Adeta damdan düşer gibi..

    Olabilir, Taraf hakkında farklı bir bakış getirmek istemiş olabilirsin ama bunun yeri sence bu yazı mıydı? Oturmuş mükellef bir sofranın etrafında iştahlarımız iyi,yemeye hazırlanıyoruz ama adeta çıkıyorsun boğazını temizliyorsun...

    Kusura bakma ama böyle yaparak türk solunun klikçi incir çekirdeğini doldurmayan konulardaki anlaşmazlıklardan, kanlı bıçaklı olmaları şeklinde zuhur eden tavrını sergiliyorsun..

    Eleştirel olmak kolay, herkes her konuda hoşa da gitse o anda etkileyici olan bir fikırde dahi eleştirebilecek bir nokta bulabilir. Bunun yeri ve zamanına da dikkat etmek lazım..

    Åžahsen ben bu yazının benim gibi büyük bir çoşkuyla karşılanacağını umuyordum ama tam aksini buldum..Bu yazı şimdiye kadar okuduğum en güçlü Taraf eleştirisi idi..Bu şekilde harcanmamalıydı, ya da Taraf'ın bir toplumsal faydası olduğunun söyleneceği yer bu olmamalıydı..

    Sol içinde hiçbir zaman herkes yüzde yüz aynı düşünemez..Lakin bu gibi tarihsel dönemeçlerde, ayrımları değil, benzerlikleri ortaya çıkarmak lazım..Bunu yapamadığımız için devrim şehirden mi kırdan mı başlayacağı gibi ayrımlardan fraksiyonlaşıyoruz..

    Ben soL dergisini çok beğendiğim için mi Ya da Çulhaoğlu'nun düşüncelerini çok tuttuğum için mi koydum yazısını?

    Devir Taraf'ın başlattığı ideolojik saldırı karşısında her türlü ikincil ayrımları arkaplana atıp, sosyalist sol olarak benzerlikleri ortaya çıkarma devri..Ben de bu sitede bunu yapıyoruz sanıyordum..

    Sonra durduk yere bir bakıyoruz en olmayacak yerde, en çok ortak bir ses çıkarmamız gereken yerde, Taraf aslında bu topluma lazım gibi fikir çıkıyor ortaya..

    Genç siviller okuyorsa gülüyordur herhalde kıs kıs..

  • AliOsman
    avatar

    Sözlerimin arkasındayım... Ordunun siyaset içindeki ağırlığından, 'Kemalizm' içi dolu ya da boş bir toplum modeli olarak dayatılmasından, toplumun giderek dindarlşmasından, Kürt sorunu ötekinin sorunu olarak görülmesinden... rahatsızım. Bu taife ( ABD, Think Tank'ler, CIA, Taraf, Genç Siviller) toplumun dindarlaşması hariç, diğerlerinden rahatsızlık duyuyorlar. Ve bunları değiştirmek için siyaset yapmaya çalışıyorlar. Fakat bu, daha demokratik bir devlet veya daha demokrat bir toplum yaratma derdinden ziyade ( En azında ABD tarafı), kendi politikalarını uygulayabilmek için ihtiyaç duydukları bir değişim bu. Türkiye uzantılarının niyetinin iyi ya da kötü olması (Mehmet'in dediği gibi) önemli değil. İçlerinde ajan varmış-yokmuş kimin umrunda ? Yaptıkları politikanın tekabül ettiği yer belli. İzdüşümümüz birbirimizden çok farklı, yani biz sola, onlar sağa düşüyor. Radikal demokrasi maskesi ise koyun postu-kurt metaforu ile açıklayabileceğim bir durum yaratıyorlar.

    Bugün bir grup elit olarak gördüğün kişiler, bizce 'derinliği olmayan' ama ortalıkta hami (doğru söyleyen, doğru-zekice yaklaşımlar) arayan insanlar için cazibe merkezi haline gelebilir.

    Taraf ilk çıktığı dönemde 5-6 bin tirajlarında sürünüyordu. Film CD'si vermeye başladığında 20 binlere çıktığında Ahmet Altan'ın zil takıp oynadığını hatırlıyorum. Åžimdi 55-60 bin tirajdalar ( Ve yaz sezonunda olduğumuzu unutmayalım). Radikal 40 bin, Birgün ve Evrensel 6-7 bin civarında seyrediyor (Bu arada Cumhuriyet 90 bini vuruyor sürekli)... Haliyle, ama öyle ama böyle bir taban yaratmaya başladılar. Sol soslu bir merkez partisi, hadi en iyi ihtimalle bir sosyal demokrat parti olma yolunda ilerlediklerini düşünüyorum. Ama illaki partileşmek durumunda değiller. Zaman 'Cemaat Zamanı' ne de olsa... DY'nin yarattığı halet-i ruhiye olma hali çoook çesitli boyutları ile Türk Siyasetinde vücut buluyor.

  • onder
    avatar

    Mehmet,

    Ilk paragrafin cok dogru, katiliyorum..Bir Perincek ya da Nihat Genc soylemi kullanmak degildi amacim.

    Ali Osman'inin "Siyaseten sağ, tarz olarak radikal demokrat gördüğüm bu insanlara Türk siyasetinin ihtiyacı var." seklindeki iddiasini cok abartili buldum.

    Derdimi aciklamak icin soyle absurd bir ornek vereyim..MHP, DTP, AKP vs. gibi yapilara turk siyasetinin ihtiyaci var denebilir, ama Taraf gibi bir olusum icin denemez..Zira bunlar maddi bir toplumsal temeli yok, kendilerinden baska herhangi bir toplumsal katmani temsil etmiyorlar, gonderim kumeleri bos..Yani bir grup aydin bir araya geliyor, senin fantezi tanimina uygun kopuk bir kavrayis gelistiriyorlar, bu kavrayis birilerinin isine geliyor ve seslerini yukseltmelerine izin veriyorlar, sponsor oluyorlar..Yani illa ki birileriyle pazarlik yapmis olmalari gerekmiyor..Bu topluca hareket edebilen, birlikte hareket edebilen herhangi bir grup olabilirdi..Ne bilim bizim sitede bir cikar grubunun hosuna gitse, hadi siz guzel seyler soyluyorsunuz, biz vatana hizmet icin sizi desteklemek istiyoruz da diyebilirdi.Sonrasinda bu teklifi tek tek bireyler rasyonalize edip etmemek bizim birysel duruslarimizla ilgili birsey olurdu..

    Sonraki pasajlarindaki goruslerinde ise katilmadigim bir hayli konu var, olmamasi da mumkun degil zira ele aldigin konular basli basina kendi alt kulliyati birikmis konular..

    "Yanlis Bilinc" dedigin zaman ideolojinin alanina girersin ki ne denli bela ve devasa bir konu oldugu malum..

    Su asagidaki pasajinla ile de "toplumsal fail" olusumu, toplumsal faili yaratan kurucu surecler vs gibi baska bir bela alana girmis oluyorsun.

    "sınıf konusunda da evet tüketim/bölüşüm ilişkileri bazında orta sınıf olduğumuz bariz de, hepimizin öyle ya da böyle hayatı için "iş"e mahkum olması anlamında aynı sınıfın insanları değil miyiz?"

    Simdi bunlari bir yorum yazisi icinde ele almak mumkun degil..Zaten birikimim de yeterince yuksek degil..Ihtiyac varsa oturur bunlari uzun uzun okur konusuruz..Ciddi bir calisma gerektiriyor..

    Ama suanki zihinsel yapim acisindan, toplumsal oznenin olusumunda zorunlu sureclerden cok olumsal sureclere, olumsal degil de iradi/etik sureclere daha cok onem veriyorum..Ama biri aleyhine digerine agirlik vermek gerekmiyor..Ikisi de var..

    Ama Turkiye kosullarinda sinifsal yapilarin duzlestirilmesi, homojenlestirilmesi bizi alir ortodoks marxismin kucagina atar..Cunku sen istedigin kadar farkli yorumla, sinifin, oncunun vs. yerlesmis bir algilanisi vardir..

    "Is"e mahkum olmanin bizleri ayni sinifa dahil edebilecegi, ya da kendimizin olmasa dahi ailmezin sinifsal kokenleri nedeniyle sosyalistlige yatkin oldugumuz fikirlerine katilamiyorum..

    Mesala ben kendi 15 yillik meslek hayatimda hemen hic "sosyalist" muhendisle karsilasmadim...Mesala ben herhangi birine hesap vermiyorum, kafami bozduklarinda kapiyi carpip gidiyorum..Bu sure boyunca 15-20 farkli is yerinde calistim..Simdi boyle bir benin Tuzla tersane iscileri ile ayni sinifsal tepkiyi vermesini bekleyebilir misin?

  • guclu
    avatar

    "Ekonomizm" meselesinde Mehmet'in yorumu gibi dusunuyorum. "Sinif" deyince negatif refleks gelistirmis bir kesim var ve bu kesimin bu tutumu, sosyalist mucadelenin sinifsal boyutunu perdeleme islevi goren, sosyalist olmayi salt bir etik tercihe indirgeyen bir islev goruyor.

    Sosyalist olmak tabi ki bir etik tercihtir ayni zamanda ama bu sosyalizmin emekcilerin cikarina oldugu ve onlarin eseri olmasi halinde yasayacagini reddetmez.

  • mehmet özgür
    avatar

    "Bence bu adamlar gercekten, cok ciddi anlamda kotu niyetli..Ben reel politik'i ortodoks sol gibi hicbir zaman kucumsemem..Ama bu adamlarin yaptigi reel politik bile son derece gerici ve bir hayli art niyetli..Belli bir odaktan yonetiliyor olmalari son derece ihtimal dahilindedir..Bu adamlarin bir misyonu var ve ben o misyonun demokrasi oldugunu da hic sanmiyorum.."

    bence bu da yanlış bir yorumlama tarzı. olayların somut güncelliğinde böyle şeyler vardır/yoktur, ama bizim bakmamız gereken en nihayetinde bu heriflerin hegemonyalarına kapılan toplumsallığın nasıl üretildiği değil mi? yani aralarından üç beş tane amerikan ajanı çıksa da ajitasyon dışında bizim için bir faydası yok bence böyle yorumlama tarzının. zira bu da tam daha önce tartıştığımız konunun tersinden üretilişi sanki. zira onların "görevlendirildiğini" ifade etmek bile aslında temize çekmek. ama liberalizm gerçekten böyle birşey değil mi? express'in son sayısındaki güzel başyazısıyla söyledikleri gibi böyle çirkin bir kavram zaten. yani kemal derviş bu anlamda "görevlendirilmesi" bakımından çok daha açık bir örnek aslında.


    politika yapma bahsinde ise, nasıl bir özneden konuştuğumuza göre değişir bence durum. zira parti formunda düşündüğümüz bir hareketin gerçekten toplumun bütün mağduriyet üreten mekanizmalarını kendi ekseni üzerinden kesmesi gerekirken (lenin'in hatırlattığı konum); toplumsal hareket formundaki örgütlerin ise kendi gündemlerini/alanlarını açmaya yönelmesi daha önemli, zira zaten "sahadalar".(brezilya topraksızları, sendikal hareketler v.s.) belki burada eski parti sendika/dköler sorunu ortaya çıkıyor.

    ----

    ekonomizm konusunda ise güçlü'nin dediğini farklı anladım. kendisi de galiba ekonomizm eleştirilerini kulak ardı etmiyor. lakin özgürlükçü sol/sosyalizmin yaygınlaştığı çevrelerde genel olarak kapitalizmin de belki farklı yorumlanmasından ötürü, "emek" duyulduğu an "ekonomizm" lambası yanıp sönmeye başlıyor. yani bu emek de dilimize çevirirsek, sendikal haklardır, atıyorum key ödemeleridir v.b. yani aslında bir taraftan çok somut bir karşılığı da var bence. ama evet, buradan senin kullandığın manada "pozitif" içerikli bir program oluşturulmaya başlandığı an, eksiklik hasıl oluyor.

    bir de sınıfsal pozisyon anlamında, bence zaten bir sınıfsal pozisyonun "dosdoğru" politik bir karşılık bulabilmesi pek mümkün değil. bi ton sağcı sendika, bi ton faşist partinin işçi desteğine sahip olduğunu düşündüğümüzda; senin verdiğin öncülden hareketle varacağımız yer herkes "yanlış bilinç" sahibi gibi bir yer sanki.

    sınıf konusunda da evet tüketim/bölüşüm ilişkileri bazında orta sınıf olduğumuz bariz de, hepimizin öyle ya da böyle hayatı için "iş"e mahkum olması anlamında aynı sınıfın insanları değil miyiz? buradan gelmeye çalıştığım hepimiz işçiyizden çok, acaba sadece "etik" bir tercih olduğu için mi sosyalistiz yoksa buna kendi sınıf konumumuzdan (üretim ilişkileri bağlamında) gelen bir "yatkınlığımız" yok mu?

  • onder
    avatar

    Güçlü ileri sürdüğün 4 temel öncüle kesinlikle katılıyorum. Bunların sosyalist sol'un kendi dışarısına karşı çizeceği çizgiyi belirlemede temel öncüller olması gerektiğine katılıyorum. Belki bunlara birde kapitalizmle daha doğrusu özel mülkiyetin güç ilişkileri ile de ilintilendirilerek cinsiyetçileğe karşı olmak eklenebilir.

    Lakin "ekonomizm" bağlamında söylediklerine katılmıyorum. Post-modern çağlarda sol içinde yapılan tartışmaların önemli başlıklarından biri olduğuna inanıyorum ve bu tartışmalar sonucu kazanılan birikimin sıfırlanıp, bildik sendikalist perspektife düşülmesini doğru bulmuyorum..Klasik marxisme yöneltilen "ekonomizm" eleştirlerinin bence son derece geçerli ve sağlam temelleri var. Liberalizme duyulan tepkiyi Pavlos tepkisi düzeyine indirgememek lazım. Ama elbette mekanist ekonomist bakışa karşı olacağız diye, kimlik politikalarının sığ sularında da debelenmemek lazım..

    Salt bizlerin sınıfsal konumuna rağmen sosyalist olabilmesi bile, emek tabanlı mücadele perspektifinin yetersizliğinin kanıtıdır.

    Daha önce de pek çok belirttiğim gibi, nasıl "demokrasi" liboşlar, vatan-millet faşistler için birer "boş gösteren" ise, "emek" de sosyalistler için "boş gösteren"dir..Ha bununla önemsizdir demeyi kastetmiyorum, tıpkı demokrasinin önemsiz olmaması gibi..Emek/demokrasi zaten sahip olunan muhalif konuma "içkin" olan şeylerdir. Ama bu tür boş gösterenler somut, net bir politik pratik sunumuyor. ÖDP mesala "emeğin avrupası" diyor..Nedir allaskına bu "emeğin avrupası". Sende somut, uygulanabilir bir politik perspektif uyandırıyor mu? Bende uyandırmıyor..Ameğin Avrupası gibi bir talep yükseltmek, Almanya, Fransa, İtalya sosyalist olsun sloganı gibi içeriksiz birşey..

    Emek eksenli politikalar, kolay yoldan solcu bir retorik kurmak için joker görevi gören bir perspektif..ahmet çakmak'ın bu konuda güzel bir yazısı vardı..

  • guclu
    avatar

    Bu gelinen noktaya bir birikim sonucu ulasildigi asikar. Sosyalist hareketin ana parametrelerinden olan sinif, emek ve esitlik kavramlarinin yerine afaki bir demokrasi soylemi, her turden emek vurgusunu "ekonomizm" diye dislama cabasi ve esitligin adini almayan ve sinifsal iceriginden soyutlanmis bir "ozgurluk" slogani ile varilan yer liberalizm olacaktir.
    Bu liberal geyigin temel meselesi kapitalizm degil, emek somurusu degil ve buna bagli olarak demokrasi falan da degil. Sosyalistlerin:
    1) antikapitalizmi,
    2)dogrudan demokrasi ideali olarak komunizmi,
    3)sinifsal mucadelenin nasil politize edilerek canlandirilacagi meselesini
    ve 4) enternasyonalizmin nasil iceriklendirilecegini tartismalari gerekiyor.

    Bu dort sacayagi uzerinden politik bir tartisma yurutulebilir.

  • AliOsman
    avatar

    Aslında bu adamların temel sorunu kendilerine solcu demeleri ya da solcu olmadıkları halde solu kendi durdukları noktadan eleştirmeleri... Fakat paradigmalarımız, dertlerimiz haliyle çözümlerimiz farklıdır. Yani ayrı dünyaların insanlarıyız. Ama şunu da belirtmekte fayda var. Siyaseten sağ, tarz olarak radikal demokrat gördüğüm bu insanlara Türk siyasetinin ihtiyacı var.

    Sorun : Ortalıkta anasını arayan kuzu gibi dolaşan solcu arkadaşların, koyun postunda bu kurtlara yanaşıp emmeye çalışmasıdır. Kurdun suçu yoktur. Samimi olmayabilir ama şuçu yoktur. Suç (varsa) en safdilli haliyle, kuzu gibi ortalıkta hami arayan soldadır.

  • onder
    avatar

    Yok maalesef ben bu fikre hic ama hic katilamayacagim..

    Bence bu adamlar gercekten, cok ciddi anlamda kotu niyetli..Ben reel politik'i ortodoks sol gibi hicbir zaman kucumsemem..Ama bu adamlarin yaptigi reel politik bile son derece gerici ve bir hayli art niyetli..Belli bir odaktan yonetiliyor olmalari son derece ihtimal dahilindedir..Bu adamlarin bir misyonu var ve ben o misyonun demokrasi oldugunu da hic sanmiyorum..

    Metafor da cok uygun gelmedi bana..Sol anasini arayan kuzu gibi hami bulmaktan cok, tam aksine her hiyarim diyene elinde tuzlukla kosmasi yuzunden bu hale dusmustur..Tam da aksine ona buna hamilik yapmaya calismaktan, kendi isine bakmamasi yuzunden..

    Senin bu adamlara bictigin pozisyonu anliyorum, yani klasik liberal demokratlik, samimi liberallik gibi..Kemal Dervis'e boyle bir misyon yuklenebilir, ama halkin en arkaik duygularini somuren yapilari destekleyen bu adamlar asla...

  • onder
    avatar

    Kusursuz bir yazı..Taraf'ın ortalığa saldığı tiksindirici laham kokusuna karşı, bir reyhan kokusu gibi havayı yeniden solunabilir hale getirdi..

    Yürek dolusu sevgiler Ahmet Bekmen ve Foti Benlisoy'a...

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #44 Önder Kurt 05-08-2008 08:55
özgün derken AKP'yi değil ülkenin sınıfsal mücadele sahnesinde kürselleşme haricinde bir özgünlük yok demek istedim..

ANAP'tan bu yana egemenlerin bir tarihsel blok kurmalarını gerektirecek sınıfsal bir keskinleşme yok bence..

Emekçi sınıflara dönem dönem çeşitli tavizler vermekse zaten sistemin iç mantığı gereği..

Ama neyse sırf tartışıyor olmak için yazıyor olmayayım..Åžim dilik tıkandım..Bakal ım belki konu bağlamında daha ufuk açıcı birşeyler çıkar..
Alıntı
 
 
0 #43 mehmet özgür 05-08-2008 08:14
özgün bir yapı olması gerekmiyor ki tarihsel blok kurması için, ha keza over-theorized bir durum da değil eğer kavramları böyle durumlarda kullanmayacaksa k, pek de anlamları kalmıyor. kendi için sınıf hareketleri ne kadar zayıf olsa da, krizleri atlatabilecek, dizginleri çözülmüş kitleyi tekrar stabilize edebilecek bir ideolojik mayası var ve bu yeterince emekçi sınıfları ciddiye alan bir tavır, örtük olarak. kürt meselesi ise genelkurmay-akp uzlaşmasının en görünür hallerinden biri.
tarihsel blok ezilen sınıfların belirli taleplerini içererek de kuruluyor ki zaten blok olmasının sebebi o bir yerde. bakınız. müsiad - hakiş ortak akıl eylemleri, kamuda büyüyen akp kökenlilerin ittirdiği sendikalar...
tarihsel blok tanımlamasının adlarını koymak olduğunu düşünüyorum, onlara olmadıkları değeri atfetmekten öte.
Alıntı
 
 
0 #42 Önder Kurt 05-08-2008 07:15
"Ben bu adamlardan ideolojik yenilenme adına olmulu işlev beklemiştim"

olaya bu açıdan baktığın zaman haklısın Güçlü..Ben hatta onlardan bir hareket bile olabilirler beklentisi içindeydim. Bu kapsamda bir misyon aşırı büyük geldi galiba..Ama bu da küresel yenilgini genel bir sonucu..Hangi ülkede kim çıkabildi ki sosyalizm adına..

tarihsel blok konusunda ısrarcı olmayacağım zira bu konuda bir okumuşluğum yok..Ama blok'u daha basit bir kavram olarak cephe ile karşılarsam, bana hala çok abartı geliyor..Bir kere, bir blok oluşturacak sınıfların karşısında tek başına alt edilemeyen, politize olmuş, sınıfsal bilinci yüksek bir muhalif sınıf olması gerekir herhalde..1 Mayıs'ta güdük bir işçi sınıfına karşı, liboşların bile tenkit ettiği bir polisiye güç kullanımını ya da güneydoğu sorununu tarihsel blok'un bir ibaresi olarak görmek bana çok makul görünmüyor..Tür kiye işçi sınıfı karşısında blok oluşturacak kadar güçlü mü ki?

AKP konusu aşırı teorize ediliyor gibi geliyor..Bence 1950'lerdeki DP, 70'lerdeki AP ve 80'lerdeki ANAP fenomenlerinden çok da öyle ahım şahım bir farkı yok, öyle over-theorize edilecek bir otantikliğini ben göremiyorum.

Istanbul - Anadolu sermayesi ayrımı Taraf'ın ve Nabi Yağcı'nın temel argümanlarından biri ama bana inandırıcı gelmiyor..Bildi k bir Anadolu muhafazakarlığı nı, zamanla kaçınılmaz olan metamofozundan öte birşey ben göremiyorum..

Bu adamların etrafında yeni bir tarihsel blok kurulacak kadar özgün bir yapı olduğunu iddia etmek, taraf tezlerini yinelemek gibi geliyor bana..
Alıntı
 
 
0 #41 Güçlü Kuvvetli 05-08-2008 06:52
Azıcık nostalji yapmama izin vein, biraz dertleşeyim. Aklıma düştü akşam akşam.

Bence Birikim'in solculuk çizgisi 1989 işçi eylemleri ve ardından reel sosyalizmin çöküşü ile bitti. Taner Akçam'ın "Bilimsel Sosyalizmin Sonu" diye bir makalesi yayınlanmıştı 1992'deki bir sayıda ve biz ODTÜ yurdunda kalırken resmen tarumar olmuştuk. Haftalarca tartıştığımızı hatırlıyorum bu yazıyı. Büyük bir hayal kırıklığı idi her açıdan. O yıllarda normaldi belki, korkunç bir mağlubiyet dönemiydi. Her ay başka bir sosyalist ülke "demokrasiye geçiyordu". Hiç unutmuyorum,"Öz gürlük Dünyası" okuru arkadaşlar vardı ve Arnavutlugun taş gibi durduğunu, sosyalizmin kalesi olduklarını falan anlatıyorlardı, neredeyse bir ay sonra Arnavutluk rejimi de çöktü ;-)

Birikim tam o dönemlerde "Birlikte yaşama" diyebileceğimiz postmodern bir çizginin takipçisi oldu. "Medine Vesikası" tartışmasını başlattı ve 1993 2 Temmuz'a kadar da sürdürdü. Bu dönemde Antikemalist ve yer yer antikomunist pozisyona da düştüler gibime de geliyor. Sınıf kavramını analizlerinin dışına bu dönemde taşıdılar.

Geçenlerde Laçiner yazdı, islamcılar hakkında "onlar bizi katletmek isteyebilirler ama biz onların haklarının savunucusuyuz, bizim duruşumuzdur bu" diye. Pekdemir de acayip sert bir cevap verdi Laçiner'e, liberalizm dininin rahibi dedi ona. Laçiner'in yazısı Birikim'in üç veya dört önceki sayısında yayınlandı; o sayının kapağı ise ırk ayrımı döneminde siyahların uğradığı hakaretler ile türbanlı kızların okul kapılarındaki durumunu eşitleyen bir tasarım vardı. Solda yenileneceğiz diye gelinen nokta orası olmamalıydı diye düşündüm ben de.
Alıntı
 
 
0 #40 Güçlü Kuvvetli 05-08-2008 06:30
Seksen öncesine bahsettiğin bağlamda dönme eğilimde değilim ama sosyal hareketlilik, solun canlanması ve insanların kaderlerine sahip çıkmaya kalkışması olarak iyi yıllarmış.

Blok'un düzeni 2002'ye kadar idare eden güçlere karşı kurulduğunu düşünüyorum. Askerler, sivil bürokratik çekirdek, ve onların iradesine destek olan şehirli konvansiyonel orta sınıflar. İstanbul sermayesi 2002'ye kadar askerler ve bürokrasi ile beraberdi, Refah ve Fazilet'in defterinin dürülmesinin nedenlerinden biri de budur. AKP yola çıkarken dışarda hem ABD hem AB'den, içerde de TÜSİAD'dan destek aldı; "adil düzen" falan gibi saçmalıklarla ilgisi olmadığını ispatladı. Küreselleşme ile uyumlu ve eski ulus devlet mantalitesinini tasfiyesini öngören bir blok oluşturdular.

Birikim meselesi ise, belki abartıyorum ama şahsi hayal kırıklığımı da kapsıyor. Ben bu adamlardan ideolojik yenilenme adına olmulu işlev beklemiştim. Åžu an liberalizmden başka bir adres göstermiyorlar fiili olarak. Bunu samimiyetle yapıyorlar tabi ki ve durumun vahametini artırıyor malesef..
Alıntı
 
 
0 #39 mehmet özgür 05-08-2008 06:00
bence de tarihsel blok'un az çok anlamına uygun bir durum olduğunu düşnüyorum şu konjonktürde varolan durumun. chp bile, ordu ile akp'nin arası pek sıcak diyor :-)
yani bu tarihsel blokun -ki adı üstünde blok, tarihsel ve ittifaklar üzerinden mümkün oluyor- kime karşı olduğu güneydoğu'da açık, ortadoğu'da az çok belli yurtiçindeyse dayak yiyenlerin kim olduğuna bakıldığında seçilebiliyor gibi geliyor.
ekşisözlükte babaerenler'den alıntı yaparsak:
"antonio gramsci'ye göre, hakim bir grubun, ülke idaresi için bazı diğer grupları eklemleyip bazı başka gruplara tavizler ve teşvikler vermesiyle inşa ettiği iktidar ittifakı. ancak kavram burada sadece gruplar-arası ilişkileri içermez, gruplarla sosyal yapılar arasındaki ilişkileri de kapsar. mesela, bir yönetim ittifakını tasvir eden üstyapıların karmaşıklığı, gramsci'ye göre sosyal üretim ilişkilerinin karmaşıklığını yansıtır. politik-ahlaki formasyon ile ekonomik yapı arasında bir mütekabiliyet olmalıdır. bu mütekabiliyet yoksa yönetici sınıflar sadece zor kullanarak "baskın" olabilirler, bir tarihsel blok kuramazlar, rıza üretemezler.

tarihsel blok içindeki grupların oyun alanının sınırlandırılmı ş olduğunu düşünür usta. blokta hegemonik olabilecek grubun belirli ekonomik, politik ve kültürel koşulları yerine getirmesi gerekir liderlik konumuna gelebilmesi için."

birikim içinse, forumdaki murat belge başlığına da yazdım. şu an için özgürlükçü sosyalizmin hem sağ hem sol yorumlarını yayınlayan tek dergi. taraf'a denk düşecek isimleri barındırdığı gibi, cepheden tavır alanların da yazıları çıkabiliyor.
Alıntı
 
 
0 #38 Önder Kurt 05-08-2008 05:50
AKP etrafindaki uzlaşımın tarihsel blok olduğunu iddia etmek bana son derece abartılı bir yaklaşım geliyor..Mübare k öyle bir blok ki ülkenin bütün sınıflarını içeriyor..Tarih sel blok buysa kime karşı yapılıyor, askerlere karşı mı? Bana çok makul gelmiyor...

Birikim'i takip ettiğimden değil ama Taraf'la aynı kefeye konmasının da henüz hala erken olduğunu düşünüyorum..

Sende liberalizme karşı çıkacağım diye 80 öncesi sola temayül etme gibi bir durum görüyorum.. ;-)

Laçiner bu ülkedeki kalbur üstü ve en azından iyi niyetli olduğuna inandığım bir yazardır..Bahse ttiğin yazısı ortamın gazına gelmiş gibi görünse de, vakti zamanında hem ÖS'ye attığım hem de Reply-all grubunda tartıştığımız bir röportajı vardır ki, kelimesi kelimesine noktası virgülüne katılırım..

İçinde devrim ve devrimcilik geçmeyen devrimci yazıları ben daha çok seviyorum. Kendimin de "Devrim Konusu" adlı bir yazım vardır..

Devrim sol'un boş gösterenlerinde n biridir bence..Tekrar hatırlatma boş gösteren önemsiz olduğu anlamına gelmez..Bunun bir ideoloji yapılandırması için kullanılması sözkonusudur..S omut Analitik bir değeri bence yoktur..Devrim kavramın bir retorik unsuru olarak kullanılması başka birşeydir, ki türk solunda bence sadece bu şekilde kullanılıyor, bir analiz aracı olarak kullanılması, bir soyutlama olması başka birşey..

Aynı durum sınıf ve emek kavramları için de geçerli..Ben bu kavramlara boğulmuş bir yazı gördüğüm anda okumaktan vazgeçiyorum..A ma bu sınıf'ın, devrim'in, emek'in olmadığı anlamına gelmez..

Mesala devrim deyince ne anlıyorsun? Öncü sınıf toplumun ezici çoğunluğu olacak, merkezileşmiş iktidar aygıtını ele geçirecek, proleterya diktatörlüğünü uygulayarak, sınıfsız topluma ulaşacak..Böyle bir yaklaşımın herhangi bir analitik geçerliliği pek varmış gibi gelmiyor bana..Kullanıla n bütün terimle eskisi gibi sarih ve homojen değil..

İktidar nedir? Al sana başlı başına araştırma konusu..Devlet aygıtı mı? Foucault'nın söylediği bence önemli şeyler noolacak?

Sınıf mı? Hangi sınıf? Sanayi işcisi olarak porleterya mı? Bir sınıfı toplumsal öncü yapan dinamikler nelerdir? vs.vs.vs

Bu konular etrafında çok önemli bir külliyat var..Bunları yok sayıp, klasik 3 terimli sosyalizm söylemine dönmek mehter yürüyüşü yapmaktan başka bir anlama gelmez.
Alıntı
 
 
0 #37 Güçlü Kuvvetli 05-08-2008 05:00
Bir de şunu yazmassam çatlarım: Liberallerin sola olumsuz, dindarlara ise olumlu yaklaşımlarına geçirdikleri kılıflardan biri de "yerlilik" meselesidir. Solun fazlasıyla ithal ve muhafazakarlığı n bu topraklara ait bir görüş olduğu muhabbeti yaygındır. Bunun oldukça tartışılabilir olduğunu düşünüyorum, hele ki bu önermenin liberalizm gibi harbiden de "kökü dışarıda" bir akıma ait olduğu düşünülürse. Bu memlekette her türlü görüş bir şekilde yaşam alanı bulabilmiştir ama liberalizm tutmamıştır. Kapitalist gelişmenin olduğundan daha azmış gibi algılanmasının nedenlerinden biri de bu olsa gerek.

Sosyalist hareketin 60-80 arası yaşadığı muazzam sıçramanın, 80-90 arası yaşadığı duraklamanın ve 90 sonrası hızlı çöküşünün incelenmeye ihtiyacı var. Solun milliyetçi ve liberal akımların av sahası haline gelmesinin temelleri son 40 senedeki toplumsal dönüşüm içinde azar azar atılmış olmalı. Ben sol içinde IP ve Türk Solu hariç aleni bir milliyetçi akım görmedim mesela ki bunlar da belli ki "derin" yapılar. Ömrünü doldurmuş bir yurtseverlik veya eski tip komünist militanlık anlayışı bolca vardır hala ya da bir çeşit teknolojik fetişizmle sulandırılmış Marksizm çerçevesinde anlatılan, N. Yağcı ve benzerlerinin liberalizminde kendini gösteren bir anlayış da vardır.

Son 20 yılda usul usul içimize işleyen bir değişim ve yenilenme söylemi ile şu anki liberalizme ulaşıldı. Adamlar açık açık yazıyorlar liberal görüşlerini ve bunun da solculuk olarak kabul görmesini istiyorlar. Aslında böyle bir sonuca ulaşılsın istenmemiştir doğal olarak ama gelinen nokta bu.

Bu bir zihniyet değişiminin de göstergesi. Mesela Ömer Laçiner, Birikim'deki başyazılarında içinde tek bir kelime kapitalizm geçmeyen ve sınıfsal meseleyi tamamen bilinçli bir şekilde analiz dışı bırakan yazılar yazıyor. Ulaşılması hedeflenen bir ideal olarak ele aldığı "Modern Demokratik Değerler" çerçevesinde ne sömürü var ne küresel hegemonya var ne de ABD'nin bir imparatorluk olarak dunya uzerindeki etkisi. Geçen yıllarda bir "devrim" özel sayısı yaptılar, içinde devrimcilik ve devrim hariç her şey vardı.

Laçiner'in pazar günü Radikal 2'deki yazısını okuyun, lafı dolandırmak ve demagoji dışında tek bir lakırdı yok. AKP hakkında tek bir eleştiri yok, varsa yoksa bir süre öncesine kadar üzerlerinde hegemonya kurdukları ama artık bu etkiyi hızla yitirdikleri solcu kesime dert anlatma çabası. Ben Birikim'in de Taraf'tan çok ayrı tutulamayacağın ı düşünüyorum. Daha dolaylı ve cilalılar sadece.

Sol'da teorik bir yayın boşluğu var malesef..
Alıntı
 
 
0 #36 Güçlü Kuvvetli 05-08-2008 03:59
Burokrasi ve militarizmin rejimin vesayetini burjuvazi adina onyillarca surdurdugu bir donemden, daha liberal, daha sivil ve daha gorunur kapitalist bir doneme giriyoruz ya da resmen girdik. Artik Turkiye'ye bakan biri ulkenin kapitalist olup olmadigi hakkinda hicbir supheye dusemeyecek.

Devletin hicbir ekonomik faaliyeti yok, kirsal nufus ve kucuk ureticilik hizla bitiyor, sehirler tiklim tikis dolu, kuresel finans sermayesi tam egemenlik saglamis durumda, cok partili secimler yapiliyor, devlet baskaninin halkin oyuyla secilmesini saglayacak "demokratik" degisiklik yapilmis halde ve "istikrarli" bir tek parti hukumeti saglanmis vaziyette.

Sekil tam bati tipi kapitalizm, icerik ise cok karmasik. AKP'nin tek bir krizle dagilp gidecegini hic dusunemiyorum. Bu, butun sermaye sinifinin, sehirli orta siniflarin muhazafakar unsurlarinin ve ulke geneline yayilmis cemaatlerin olusturdugu "tarihsel bloktur". Eskiden TUSIAD'da temsil edilen buyuk sermaye konvansiyonel merkez sag ve sol arasinda tercihte bulunurdu, simdi AKP uzerinde tam uzlasma saglanmis halde. Ustelik ABD ve AB'nin de tam bir gorusbirligine vardiklari ender koumlardan biri de AKP hukumeti. Tarihte bu kadar buyuk bir ic ve dis destegi saglayabilmis bir politik guc hic olmus mudur acaba, hic zannetmiyorum.
Alıntı
 
 
0 #35 Önder Kurt 05-08-2008 03:23
Bence jeostratejiyi ulusalcıların, strateji uzamanı emekli generallerin ya da nihat genç'in kullanmasından dolayı biraz tepkilisin..

Sonuçta senin jeostrateji dediğin, sermayenin küresel çelişkilerini çözmek için bulduğu çözümler..Bu anlamda otonomistlerin sermayenin, emeğin hareketine tepki veren bir soyutlama olduğu fikrine ters değil ki..Sermaye tam da emeğin olası yeni patlamalarına karşı kendini yapılandırıyor olabilir, olası kürsel çapta sınıfsal patlamaları öngörüp ona göre yapılanıyor olabilir..Bu bizi çok da fazla sahaya indirecek bir şey..

Elbette sınıf kimliklerinin yerine ulus kimliklerini ikame eden bir yaklaşım sözkonusu değil..Bunu kabul etmek mümkün mü? Neden ulusalcılara karşıyız diyoruz, onlarla farkımızı vurguluyoruz ki?

Ama politikanın uzun vadeli stratejileri yanında çok opportunist kısa vadeli taktik hamleleri de olabilir.

"çulhaoğlu'nun handikapı, öz ve biçim arasına büyük açı koyması"

İşte beni düşündüren de bu..Ya gerçekten öz ve biçim arasındaki açının gerçekten çok açıldığı bir dönem yaşıyorsak, ki bana yaşıyoruz gibi geliyor; ülkenin temel siyasi havasını betimlemek bu fikri vermiyor mu?

İktidarın sahibi olarak bürokrasi/milit arizm ve onun karşısında neo-muhafazakar bir halk hareketi, diğer yanda güçlü bir etnik hareket, yükselen bir faşizm ve tüm bunların karşısında binde bir bile oyu olmayan bir sosyalist sol..

Bu koşullarda sosyalist kalmaya çalışıyoruz..Aç ı daha ne kadar açılabilir ki?
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile