Makaleler Bütün Yazılar Makale Sinema BATAKLIĞA BULANMIŞ BİR DEĞER: SİNEMA
 

BATAKLIĞA BULANMIŞ BİR DEĞER: SİNEMA Popüler

 

Sinemamız nasıl olmalı sorusunun bir sinema televizyon bölümü öğrencisi olarak neresindeyim diye sorgularken bu soru ve sorunun odak noktasında olduğumu fark ettim. Görsel sanatların zirvesinde yer alan sinema, yüz yıllık tarihine rağmen kat ettiği mesafe ile beni büyülemeyi sürdürüyor. Bu tutku ve heyecan, sinema alanında yapacağım üretim için temel malzemedir diye düşünüyorum. Ve bu önemli soruya kendimden pay biçerek gitmek istiyorum. Bizim sinemamız maalesef tutkusunu ve öz dokusunu yitirdi. Gittikçe göçük altında kalmaya mahkum edilen sinemamızın biriken sorunlarına “uzanamayan” eller, tecimsel sinemanın bu denli öne çıkmasına bir katkı koyuyor. Türk sineması var olduğu potansiyeli ile dünyanın sayılı sinemalarından olmaya adaydır. Bunu duygusal bir tavırla dile getirmiyorum, kesinlikle jeopolitik konumu, sosyal siyasal yapısı, göç, yoksulluk ve ötekilik gibi can alıcı temaların odağında yer alışıyla genel anlamdaki gelişme hızındaki yavaşlığının aksine bu önemli sanat alanında bir mesafe kat edebilirdi.

Ülke sinemalarının onların genel gelişmişlik veya zenginlik düzeyleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Bugün Hint sineması, İran sineması, Güney Amerika sineması gibi sinemalar, ülkelerinin az gelişmişliği ve dar perspektifliklerine karsın muazzam derecede iyi öyküler üretmeyi bilmişlerdir. Çünkü sinema yoksulluktan, noksanlıklardan doğar. Sansürün çok olduğu ülkelerin ne kadar iyi filmler ürettiğini göreceksiniz. Yasaklar, baskılar, imkansızlıklar kişiyi tutkulu kılar. Sinema anlatacak bir şeyi olanların yani bir derdi olanların alanıdır. buradan hareketle bunca geniş mozaiğe sahip, bunca malzemeye sahip bir ülkenin sineması neden geride kalmıştır sorusuna” karşı teknik” sorunları öne sürmek hayalcilik olur. Meselenin özü bence öykü üretmeyi bilmekten ve sinema bilinci var olan bir zihniyeti oluşturmaktan geçiyor. Popüler sinema dünyanın her ülkesinde var. Doğal olarak piyasa kaygısı taşıyan filmlerin bizde olması garip bir durum değil . Ancak entelektüel sinema diyebileceğimiz alanın ya da bir başka deyişle sanat için üretilmiş sinema ürünlerinin ulaştığı kitlenin boyutu. Bizler bu filmlere prim tanımadığımız sürece, bu ülkenin saf sineması yerinde sayıklamaya devam eder. Sanat filmlerinde de ciddi bir içerik yanlışlığına doğru gidiliyor. Bizde kolay anlaşılan çabuk izlenen filmlere karşı bir önyargı vardır. Bir film ne kadar kolay anlaşılırsa o kadar tecimseldir diye bir düşünce hakim. Bu yüzden sanat filmlerinde de anlaşılamamak filmin başarısı için ölçü haline dönüşür oldu. Film ne kadar zor anlaşılıyorsa film o kadar sanatsaldır gibi bir anlayış. Bizdeki popüler filmleri ve sanat filmleri inanılmaz uç noktadalar. Yani sanat filmleri çok durgun ve çok soyut, popüler filmler de aşırı bayağı ve aşırı ucuz. Sanatsal, yani iyi niyetli kayda değer film üretimiyle küçük popülist yaklaşımların harmanlanıp seyirciye sunulduğu filmlerin oluşmaması bu zıtlığın arasındaki mesafeyi uçurum haline getiriyor maalesef.

Benim yalnızca bu alanda değil her alanda en çok önem verdiğim kriter özgünlüktür. Yani sinemamız bugün neden bir ekol oluşturamadı sorusunun muhatabı olan bir kriter. Biz, orijinal bir tarz yakalayamadık maalesef. Filmler birbirinden kopuk. Bilinçli film üretiminden uzaklaşmak bu ekolün oluşmamasını sağlıyor. İyi niyetli sinema üreticisi o denli cılız kalıyor ki fark edilmiyor bile. Pastanın büyük bölümünü oluşturan kesimse görünürde bu ülkenin sinemasına katkı koyan insanlar. Bunların bir çoğu sinema bilinci, zekası ve en önemlisi tutkusu olmayan insanlardan oluşuyor. Bir alanda heyecan yoksa başarılı işlerin çıkması mucizedir. Olsun bitsin, “para kazanalımcı” tavır bizim sinemamıza darbe indirmektedir. Temalardaki kopuşlar, gereksiz ve birbirinin aynı olan senaryolar, kendi ülkesinin orijinal konularına sırtını çevirmiş gözünü para hırsı bürümüş kişiler var oldukça ülkemizin sineması için iyi konuşmak pollynacı bir tavır olur maalesef.

Sinemamız dil konusunda topallıyor veya öksürüyor. Dil üslup ve anlatım olanaklarının yetersiz kullanımı filmlerin vasatın altında kalmasına sebep oluyor. Bugün ülkemizde kaç tane entelektüel, bilinçli yönetmen var. Ya da şöyle sormak gerekiyor. Ülkemizde kaç tane hem yönetmen hem şair insan var. Benim aklıma ilk gelen isim Semih Kaplanoğlu. Bu en basit örnekti. Demek istediğim edebiyatla, şiirle, resimle vb. sanatsal alanlara doğuştan yeteneği ve ilgisi olan yönetmenlerin başarısı. İyi filmler için iyi entelektüeller şart. Görmek ve bakmak apayrı şeylerdir. Bizim ülkemizde sinemacılar etraflarına bakıyorlar ancak göremiyorlar. Ya da görmezden geliyorlar. Para kazanmak için bir film daha kurban ediliyor. Bu bataktan çıkmak yine bizim elimizde. Bir ülkenin sineması o toplumun aynasıdır. Onu akıllıca kullanmak, ondan doğru faydalanmak gerekiyor. Bu alan asla şakaya gelmez.

Bence ülkemizde sinema merkezleri kurulmalı, gençler sinema konusunda daha çok bilinçlendirmelidir, setlerde uygun koşullar sağlanmalıdır. En önemlisi başarılı yönetmenlerimize sahip çıkmalıyız. Yeni siyasetçiler yetiştirmeye harcayacağımız enerjiyi ve parayı yeni yönetmenler ve yazarlar için harcasak çok daha etkili olacaktır. Çünkü bu ülkenin geleceğine yön verecek olanlar ne siyasetçilerdir ne diğerleri. Belki biraz iddialı olacak ama yönetmenler, filmleriyle toplumu etkileme gücüne sahip birer tanrıdırlar. Bu tanrılara itaat etmekte biraz geç kalmadık mı?

"kankardeş"

 

Üye eleştirileri

Toplam 3 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
8.7
İçerik/Fikir 
 
8.7  (3)
Üslup 
 
8.7  (3)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
BATAKLIĞA BULANMIŞ BİR DEĞER: SİNEMA 2010-07-30 04:53:57 Önder Kurt
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Temmuz 30, 2010
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

"Yaratıcılık Enerjisi"

Ali Osman haklısın dünyanın hiçbir yerinde Tarkovsky filmleri önünde kuyruk oluşmuyor. Ama ben eleştirimi Türkiye'de "yüksek sanat"a yönelik talep olmaması gibi "tikel" bir görüngüye dayandırmadım. Eleştirimi ontolojik bağlamda yapmaya çalıştım, bu anlamda yüzlerce yıl boyunca oluşan ontolojik bir dinamik olarak kültürden bahsettim. Şöyle açmaya çalışayım;

İlk yorumumda da dile getirmeye çalıştığım gibi büyük eserleri yaratan büyük sanatçılar değil genel kolllektif bir yaratıcı ruh, toplumsal bir yaratıcı enerjidir..

Gel büyük eserlerin, büyük felsefelerin, büyük buluşların ortaya çıkmasını sağlayan gücü ham bir enerji gibi tasavvur edelim; Marxismde heryerde olan sınıf savaşımı gibi bir güç olarak algılayalım. Nasıl sınıf savaşımı farklı coğrafyalarda, farklı toplumlarda farklı şekilde bürünürse yaratıcılık enerjisi de farklı formlara bürünür. Ya da analojiyi başka bir açıdan kuralım; ışık mutlak ve sonsuz, evrensel enerji kaynağıdır; bütün herşey son tahlilde ondan türer. Işık enerjisi nasıl sonsuz bir çevrim içinde bir formdan diğerine geçerse, yaratıcılık enerjisi de 14.yüzyılın İtalya'sında Dante'de şiir olarak çıkar, 16.yüzyılın Holllandasına Spinoza'da Felsefe olarak, 21.yüzyılın ABD'sinde de Software olarak. Bilmiyorum bir gözatma fırsatın oldu mu, Warcraft diye bir oyun var. İçtenlikle iddia ediyorum Warcraft'ın arkasında Rönesansın şahaserlerini yaratandan geri kalmayacak bir yaratıcılık vardır. Bana göre Michalangelo'ya David heykelini yaptıran güçle Amerikalı/hintli adsız mühendislere, grafikerlere Warcraft'ı yaptıran yaratıcı güç, özsel olarak ele aldığında, ontolojik kaynağı açısından baktığında bir ve aynı şeydir..Ha ama elbette Warcraft altı üstü bir oyundur ve dolayısıyla yaratıcı enerjinin görkemli bir israfıdır..Ama Warcraft şunu gösterir; yaratıcı enerji hala orada bir yerlerde, üretmeye devam ediyor..Bok püsur üretiyor ama orda duruyor, burda değil..

Ben içinde bulunduğumuz kültürü Tarkovsky üretemiyor olmasına bakarak eleştirmedim; çok daha popüler düzlemde ürettiklerine bakarak sonuca varıyorum..Mesala Cem Yılmaz'a "hala" gülebiliyor olmak için insanın belli bir maksimum zeka eşik değerinin üstüne çıkmaması gerekir..İngilizcede "Toilet Humor" şeklinde bir tabir var; sırf cinsel organların adının bile geçmesinin bir "komedi" unsuru olarak kullanılmasına gönderme yapar..Facebook'ta şimdi bir video dolaşıyor; Bir almanca öğretmeni kadın almanca edat "am"ı açıklarken "Napıyoruz? bu tür isimlerden önce amımızı koymayı unutmuyoruz" diyor.."Zeki" Türk insanını bu güldürürken "aptal" amerikalıyı South Park, Simpsonlar, Family Guy, Woody Allen, Monty Python güldürüyor ki bunlara gülebilmek için de Cem Yılmaz'ın "espirilerinin" aksine belli bir minumum zeka eşik değerinin altına inmemek gerekir..Ben bunlara bakıyorum, Tarkovsky gibi doruklara değil..

Bir başka örnek de çok başka bir alandan vereyim; bir iki yıl önce "Tekbir Giyim Haute Couture olabilir mi" diye bir yazı yazmıştım..Aynen burdakine benzer bir konuyu ele alıyordum..Bak dikkat et burda da yüksek sanatta kendini ifade eden yaratıcılığı değil, moda gibi son derece tecimsel bir alanda kendini ifade eden yaratıcılığı ele almıştım..O yazımı hatırlarsan önceki ve şimdiki yorumlarımda da sinema, felsefe vs gibi özel/tikel alanlardaki spesifik yaratıcılıktan değil, özsel/ontolojik anlamda yaratıcılıktan bahsettiğimi daha çok takdir edersin diye düşünüyorum..

Evet yine iddia ediyorum, Paris'in / Milan'ın podyumlarında sergilenen yaratıcılıkla Tarkovsky'deki yaratıclık ontolojik olarak aynı kaynaktan çıkar..Aynı evrensel yaratıcı enerji farklı formlara bürünür..Tekbir giyim Haute-Couture olabilir mi diye sorarken de, "Bunlar iktidara gelirse Tarkovsky gibi dehaların çıkmasını engelleyecektir" demiyordum .Derdim daha çok,bunlar iktidara gelirse kendi bindikleri dali bile besleyen enerjinin akışını keserler demek istiyordum..Burda Paris modası olarak ortaya çıkan şey orda Tarkovsky olarak çıkar..Toplumsal ahlakımızı bozuyor diye Tarkovsky'i yasakladığın anda burda da kasanı dolduran Modayı/yani tekstili besleyen başka bir yaratıcılık formunu yasaklamış olursun..Korktuğun edebiyatı, felsefeyi yasaklamakla işin biteceğini sanırsın ama onları yasaklarken iktisadi gelişimin dinamiklerini de yasaklamış oluyorsun. Zira, (tekrar), yaratıcılık ontolojik anlamda bölüp parçalayabileceğin, yaratıcılığın şu tarzını destekliyorum,bu tarzını yasaklıyorum diyebileceğin birşey değildir.."Basit" bir şiiri yasaklarken aynı zamanda endüstriyel yaratıcılığı da yasaklamış olursun..İslamın 1500 yıllık tarihinin kısa bir özeti ve istisnasız her islam ülkesinin istisnasız her alanda geri kalmış olmasının nedeni de bu değil mi?..Sanatta başarılı olamayan sanayide ticarette de başarılı olamaz. Çin'in muazzam iktisadi atılımı, tam bir fenomen haline gelmiş piyanist Lang Lang'ın çıkması ya da olimpiyatlarda Çin'in bütün altınları silip süpürmesi ile ele ele gider...Bu benim yaratıcılığın genel evrensel bir güç olduğu tezimi doğrulamıyor mu?

Bu gibi verilere baktığımda, Warcraft, Haute-Couture, Facebook, Lost, Family Guy, South Park, iPad, iPod, iPhone gibi şeylere harcanıyor olsa da dinin boyunduruğundan kurtulmuş ülkelerde yaratıcılık enerjisi akışını hala sürdürüyor..Üstünde ölü toprağı ekili olan, iktisadi, bilimsel, sportif, eğlencelik vs.vs hangi alanda olursa olsun hiçbir yaratıcı dinamizme sahip olmayan tek coğrafya İslam coğrafyası artık..İSlam coğrafyası moda üretemez, bu anlamda Tekbir giyim Taraf çakallarının iddia ettiği gibi yükselen yeni kapitalizmin temsilcisi de olamaz -Modayı çok iplediğimden değil tabii ki--Kapitalizm, hele hele iyice köşeye sıkışmış, iki gram (relatif) arti değer sızdırabilmek için atmadığı takla kalmayan kapitalizm, her geçen günü bırak her geçen dakika yaratıcı olmak zorundadır..Yeni modalar, yeni hevesler yaratarak talebi sürekli canlı tutmak zorundadır.."Tekbir giyim" ile sembolize olan mentalite böylesi vahşi bir yaratıcılık yarışı ile başedemez..Yapısal olarak müsait değil..İslam coğrafyası ancak fason üretebilir, Tekbir giyim gibi..Dünyanın 17. büyük ekonomisi olduk diye övünmüyorlar mı deli oluyorum..Ulan fasondan, montajdan başka ne üretiyorsun da 17. büyük ekonomi olmakla övünüyorsun..Üşenmedim gittim baktım tükiye 17.büyük ekonomi ama nüfus açısından da 18.büyük ülke..Yani nüfusuyla orantılı ekonomisi ancak..Bu nüfusa dayalı ekonomik büyüklük modeline göre Türkiye mesala bir Norveç'ten, Finlandiya'dan, İsveç'ten, İrlanda'dan, Yeni Zelanda'dan, İsrail'den daha ileri bir ülke.

Bilmiyorum derdimi anlatabildim mi? Tamam bütün dünyada yüksek yaratıcı faaliyetler durgunluk içinde..Ama dinin boyunduruğundan kurtulmuş ülkelerde tecimsel alanlara yönelmiş olsa da, genel yaratıcılık enerjisi akışını ve çevrimini sürdürüyor..Hatta şunu ekleyeyim, Negri için işte tam olarak bu yaratıcı enerji geleceğin toplumunu kuracak olan faildir, Negri'nin bütün entellektüel dikkatinin yöneldiği dinamiktir bu..Tamam şu an gereksiz şeyler üretiyor olabilir, ama dinamizmin hala olduğunu gösterir..Bu genel yaratıcı enerji bağlamında baktığında "aptal" amerikalılar bile son derece dinamik ve gelecek için umut veren bir potansiyele, canlılığa sahip..Bugün o enerji Facebook üretiyor olabilir ancak bu karamsarlık sebebi değil aksine umut kaynağıdır, dün Michalengelo'yu üreten aynı yaratıcı enerji bugün Facebook'u üretiyor ama yarın da geleceğin toplumuna gidecek yola bir taş koyacaktır..Facebook'un ortaya çıkışı bu kadim enerjinin hala aktığını gösterir sadece..

Bugün asıl karamsarlık kaynağı şu ya da bu alanda -ne olduğu fark etmez- hiçbirşey üretmeden ya da fason üreterek seyirci kalmaktır..Türkiye'nin daha doğrusu bütün İslam dünyasının içinde bulunduğu durum da tam olarak bu..Bütün dünya tam bir vahşi kapitalist yaratıcılık yarışı içindeyken İslam ülkeleri hala kadınlarla uğraşmakla megul..İşte Hamas kadınların bütün haklarını tek tek ellerinden almaya başladı..Nargile içmelerini yasaklamıştı geçen hafta, şimdi de çok temel eğlence haklarını ahlakı korumak adına birbir yasaklıyor..İslam'ın yapısı gereği nefret ettiği şey değişim ve dönüşümdür, başka bir ifadeyle yaratıcılığın her tezahürü İslamın nefretini uyandırır, zira "YARATICILIK ALLAH'a MAHSUSTUR"..South Park'da Family Guy'da adamların kendi dinlerine yapmadıkları, sokmadıkları şekil kalmadı ama bizimkiler Danimarka'da yayınlanan bir karikatüre, Salman Rüşdi gibi vasat bir yazarın yazdıklarına bile tahammül edemiyor..Bu kadar tahamülsüz bir kültürden de ne Warcraft çıkar, Ne Tarkovsky, ne South Park, Ne Facebook, Ne Haute-Couture, ne Matrix, ne Lost, ne de iPhone çıkar..Bütün bunları bile aşacak komunist bir duyarlılık ise hiç çıkmaz...Zira bu kültür zamanın akışını ve evrensel yaratıcı enerjinin oluşunu durdurmak ister. Bütün dünyayı "Huzur Apt." haline getirmeye çalışır..Zira kendileri için asıl dünyaya, yani ahirete gidene dek bu dünya sadece bir mola yeridir..Dolayısıyla bu dünyayla ilgili olan herşey sahtedir,önemsizdir..Bu dünyadan bütün bekledikleri şehirlerarası otobüslerin mola yerlerindeki mekanlardan beklediklerinden farklı değildir..İşte demli bir çay ve simit, ya da bir fırın sütlaç..Hepsi o..

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
20
Bu eleştiriyi ihbar et
BATAKLIĞA BULANMIŞ BİR DEĞER: SİNEMA 2010-07-29 13:41:29 AliOsman KOCAK
Genel Puan 
 
7.0
İçerik/Fikir 
 
7.0
Üslup 
 
7.0
AliOsman KOCAK Eleştiren AliOsman KOCAK    Temmuz 29, 2010
Son Güncelleme: Temmuz 29, 2010
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Batı-Doğu meselesi değil... Bu kapitalizm meselesi.

Önder'in Tanrısal yönetmen, Orientalizm, yoksulluk ve kaliteli film ilişkisi konusundaki yaptığı saptamalara katılmamak mümkün değil. Solcusunu da sağcısının da entellektüellik talebi olmadığı konusunda da haklı elbette ama öyle de olsa böyle de olsa Yılmaz Güney, Ömer Kavur, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan da bu memleketten yetişti ve sahiplenildi. Bence memleketin ahvali her ne kadar iç karartıcı olsa da gözardı edilmeyecek bir altyapı da mevcut. Bunların Sinan Çetin, Elif Şafak ve Cem Yılmaz kadar takip ediliyor olması zaten mümkün değil. Bu anlamda kapitalizme fazla anlam yüklemeye gerek yok. Onların derdi popüler olanla... Para orada çünkü. Bu durum sadece bizde değil dünyanın her hangi bir yerinde daha farklı değil. Hiçbir yerde Tarkovski filmleri önünde kuyruk oluşmuyor ( ihtmalen Rusya'da film festivalleri dahil hiç gösterilmiyordur), ya da Hegel, Kant kitapları yok satmıyor.

Batının entellektüel seviyesi konusunda işimden kaynaklı biraz tecrübem var. Bence yerlerde sürünüyor. Bir kesim çok iyi durumda olabilir ama onların benim çalıştığım hayatta olduklarını düşünmüyorum. Çoğunun en kaba haliyle dünyadan haberi yok. Her zaman Amerika aptallıkla beraber anılır. Bence Avrupa'da bazı konularda ABD'yi zorlar.

Ben yabancı insanlar ile beraber oldukca daha çok sosyalist oldum. Kapitalizmin en iyileri bunlarsa... diye düşündürttüler bana.

Bu açıdan bakıldığında mutlak suretle entellektüel sinema eleştirisi, kapitalist ve feodalist bir eleştiri de olmak durumda.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
BATAKLIĞA BULANMIŞ BİR DEĞER: SİNEMA 2010-07-28 04:59:08 Önder Kurt
Genel Puan 
 
9.0
İçerik/Fikir 
 
9.0
Üslup 
 
9.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Temmuz 28, 2010
Son Güncelleme: Temmuz 28, 2010
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

Kaplumbağayı Terbiye Etmek

Sevgili Erkan,

Tam "Ne güzel bir yazı olmuş" diyerekten 10 vermeye hazırlanırken, yönetmenleri tanrılar olarak ilan ettiğin kapanış cümleni görüp hevesim kursağımda kaldı. Sadece sinema alanında değil herhangi bir alanda kişi kültüne ben pek sıcak bakamıyorum.

Neyse bu apayrı bir konu, zaten benim en büyük sorunsallarımdan biri olduğu için her fırsatta işliyorum, o yüzden geçebiliriz.

Bence bu yazıda dile getirdiğin mesele sadece sinema ile ilgili değil, çok daha geniş kapsamlı ontolojik bir durumun sinema özelinde tezahür etmesi. Bizde iyi sinema yapılmıyor da, iyi müzik, iyi edebiyat, iyi bilim yapılıyor mu sanki?

İşte bu anlamda kanımca o ontolojik süreci yani kültür'ün etkisini gözden kaçırıyorsun. Kültür-Sanat tabirindeki günlük anlamıyla kültürü kastetmiyorum elbette, bir toplumun genel varoluşunu, beğenilerini, hayatla kurduğu ilişkilenme tarzını vs ifade eden kadim tarihsel anlamıyla kültürü kastediyorum. Bazı kültürler yaratıcılığı besler bazıları da tam aksine köreltir. Bizimkisi malum körelten bir kültür. Bu halk sahip olduğu kültür itibariyle yaratıcı faaliyetlere hiçbir zaman ihtiyaç duymadı, şimdi de duymuyor, birkaç yüzyıl daha duyacak gibi de görünmüyor..

Osman Hamdi Bey'in ünlü tablosu, "Kablumbağa Terbiyecisi" neyi anlatır? Bu tabloyu ilk gördüğümde tepkim "Ya kablumbağa da terbiye mi edilirmiş?" olmuştu. Sonradan öğrendim, adamcağız bu tablo ile Türkiye gibi kültürel ve iktisadi olarak geri kalmış bir ülkede aydının trajedisini anlatıyormuş. Elin oğlu aslan terbiye ederken bizdeki garibanlar ancak kaplumbağa terbiye etmeye çalışabilmişler ancak.

İşte bu tablo bu ülkenin genel durumunun tablosu aslında; derinde ama çok derinde yatan yaratıcı enerjisini Sisyphos beyhudeliği ile çıkarmaya çalışan herkesin trajedisini anlatıyor.

Hiç beğenmediğim son cümlenin hilafına bir saptamada bulunayım; iyi filmleri iyi yönetmenler yaratmaz, iyi filmleri derdi olan, sorgulayan, merak eden, mücadele eden belli bir felsefi ve kültürel birikimi olan toplumlar yaratır. Sadece yoksuluk iyi film üretmek için yeterli değil bence; yoksulluğu görebilecek gözler ve zihinler de gerekir..Mesala bizde yoksulluk görülmez, zihnin gözüyle görülmez demek istiyorum tabii ki..Sokak köpekleri gibi arkaplana dahil olan yaratıklardır. Ramazanlarda çadır kurulup, beslenir, seçim zamanlarda sadakası dağıtılır, oğulları toplu sünnet ettirilir, gençleri toplu evlendirilir..Yani yoksullar bizim tolumun "güzel ruhları" için önüne bir tas süt konan minnoş kediden farklı değildir..Sosyal bir fenomen olarak değil, Tanrı'nın yarattığı doğal bir durum olarak algılanır..

Hindistan ve İran örneklerini vermişsin..Ama maalesef oryentalizmi ikinci bir düzlemde tekrar etmiş oluyorsun.."Ya Hindistan ve İran bile yaptı biz yapamıyoruz, neyimiz eksik, eğitim şart" moduna girmiş oluyoruz bunu demekle..Benzer bir yaklaşımı bizim mühendisler de gösterir, hatta itiraf edeyim kendim bile gösteririm.."Ulan elin Hintlisi nerelere gelmiş ben hala sefil mühendislik yapıyorum" derken yakalıyorum kendimi bazen..Bir Hintliyi yüksek bir pozisyona yakıştıramıyorum..Ama sonradan silkeliyorum kendimi.."Olm naapıyorsun Koca Hint kültürü bu", ya da Koca İran..Bunlar binlere yıldır yerleşik, kendini kültürünü kurmuş kadim toplumlardır..Bizimkiler steplerde ok atıp, kımız içerken bu adamlar binlerce yıllık kütüre sahipti..Benim bildiğim en eski Türçe yazılı eser Orhun Yazıtlarıdır ki topu topu 6-7. yüzyılda yazılmıştır..Ama Hinduizmin yazılı kaynakları herhalde bir 5 bin yıl öncesine gidiyordur..Binlerce dilin, onlarca kültürün, Dharmatik bütün dinlerin çıktığı beşiktir.

Keza İran..Bizim sandıp övündüğümüz en rafine değerlerimizin bile kökeni aslında İran'dır..Maniciliğin, Zerdüştün vatanıdır ki O Manikeizm aslında bütün Semavi dinlerin de en temel kaynağıdır.

Bize gelelim..Göçebe adam ne üretir ki? Yalçın Hoca'nın dediği gibi göçebede üretim adına varolan çataldır kaşıktır, sanat adına olan da dantelir nakıştır..

Ha uzak tarihin sinema ile ne alakası var diye sorabilirsin; Roger Waters'ın The Body albümünden bir parçayla cevap vereyim;

Your child is growing fast
His future is your past
Good time, lifetime
Good line, lifeline
His future is your past

Atalarımızın geçmişi bizim geleceğimiz maalesef.

Daha somuta inerek konuşalım; Sinema görsel bir sanattır değil mi? Peki görsel sanatların bizdeki tarihi nedir? Söz Osman Hamdi'den açıldı da bir tane ressam sayabildik..İkinci bir isim akla geliyor mu? Hadi "taharet ibriği ressamı" Abidin Dino'yu da ekleyelim, ve medya starı Baykam'ı da..Başka?Peki bir tane olsun heykeltraş sayabiliyor muyuz?

Michalengelo, Rembrandt, Van Gogh , Rubens, Dali, Picasso, felsefede de Hegel, Kant, Goethe, Descartes, Spinoza vs.s.vs olmasa idi Avrupa'dan bu kadar büyük yönetmen biraz zor çıkardı.

Tarkovsky, malum Andrey Rublev filmi ile resim sanatına selamına da yollamıştır..

Resim ve sinema aynı duyarlılığa hitap eder..Sahip olduğu dini gereği tasviri yasaklayan bir kültürde kafadan yaratıcılık kabızlığı ortamına verili doğuyorsun.

Hazır Tarkovsky demişken dinin etkisine de değinelim..

Bu ülkenin en büyük garabetlerinden biri sağcısının cahili cühela oluşudur..Yaw numunelik olsun herhangi bir dalda sağcı büyük bir sanatçısı olmaz mı bir ülkenin..Bizimkiler sanatsal esrikliği yaşamak için gül şerbeti içer, felsefei forum havası yaşamak için mevlüt düzenler..Bu toplumun "düşünen adamı" şu cübbeli imam gibilerdir işte..Bunları niye anlatıyorum.?

Tarkovky biliyoruz ki aşırı dindar bir adamdı..Ama bu onu çok sevmemizi engellemiyor..Bergman bir papazın oğludur..Yoğun bir dinsel eğitimden geçmiştir..Bütün filmleri esinlerini Hristiyan teolojisinden alır aslında..Hep hristiyanlığın temel metafizik ve varoluşsal sorunlarıyla uğraşır durur..Yani Batı'da, ya da Hindistan'ta, Ya da Çin'de Ya da İran'da din yaratıcılığı besleyen temel bir kaynaktır; dolaylı ya da dolaysız..Biz kendi dinimizin felsefi sorunlarıyla uğraşmayı bırak, çoğunlukla ne dediğini bile bilmeyiz..Çünkü arapçadır..İbadetini anlamadığı bir dille yapan başkaları da var mı bilmiyorum..İncil'in farklı el yazmaları vardır, latincedir, yunancadır vs ama bir amerikalı pazar günü kiliseye gittiğinde duasını latince yapmaz, ingilizce yapar..Ortalama bir hristiyan İncil'i hatim etmiştir, ya da en azından en ünlü öykülerini bilir..Bir roman gibi okur.Dolayısıyla en temel teolojik sorunlardan köşedeki kasap bile haberdardır..Ama bizimkiler ne anlama geldiğini bilmediği birşeyler okur sadece, o da okursa..

Bizde İslamcı bir yönetmen, İslamcı bir Ressam, İslamcı Romancı var mı? Ama öyle fason değil, T.S Elliot gibi yetenekli olan türden..

Yani bütün bu söylediklerimin özeti şu; Sinema aslında bireysel bir sanat değildir..Dolayısıyla yönetmenler de Tanrı olamaz..Olsa olsa elçidirler, özneyi aşan toplumsal bir dinamiğin elçişi, kadim bir yaratıcı enerjinin üzerinden aktığı bir kanal..O kadim yaratıcı enerji de hiçbir tikel bireyde lokalize edilemez..Hiçbir başyapıt yoktur ki asıl yaratıcısı arkasındaki toplumsal dinamikler olmasın..Nasıl çölde bir kardelen yetişemezse, kemalist kültür devrimine, rönesansına ihaneti tamamlanmak üzere olan bu ülkeden de hiçbir büyük yazar, düşünür, sanatçı, bilim adamı çıkamaz. Bol bol hafızımız, ulemamız, hattatımız olacaktır ama.


Dolayısıyla sunduğun iradi çözüm önerileri bence işe yaramaz..Özel olarak iyi bir sinema, genel olarak yüksek bir yaratıcılık tepeden kurumsal müdahalelerle oluşturulamaz. Gerekli olan kollektif bir kültür hareketidir öncelikle; bir tür rönesans, sıradan günlük toplumsal ilişilerde bir rönesans..

Şöyle düşün; Sinan Çetin denen dallamaya 500 milyon dolar bütçe ayırsan ne yumurtlayabilir ki boktan bir süprüntüden başka?..Hadi o kapitalizm ve muhafazakar yalakasını geçelim; gelecek vaat eden çocuklara en pahallı kameraları ver, ne çekebilirler ki? Öncesinde ne çekebileceğini bilmesi gerekmez mi, yani bir derdi, içini kemirip duran bir derdi olacak ki çekebilsin..İşin tekniğini öğrenmesi yetmez ki..Öyle olsaydı moda bikini fotoğrafçılarının iyi yönetmen olması gerekirdi..Bu toplum sanatsal, felsefi duyarlılık üretmiyor ki..

Bırakalım ortalama insanını, en ilericisinin bu tür üretimlere ihtiyacı yok ki..Birkaç ay önce Metin Çulhaoğlu'nun bir yazısını aktarmıştım, başlık "Sinemaseverleri kızdırma pahasına" idi..Ki bu adam sıradan biri değil ülkenin solcu kesiminin en çok düşünenlerinden biri..İşte o bile sinemayı gereksiz bir uğraş olarak mahkum edebiliyor..

Yok istemiyor..Bu ülke sağcısı ile solcusu ile ne iyi müzik istiyor, ne iyi sinema istiyor ne iyi edebiyat ne de felsefe..

Recep İvedik, Elif Şafak, Sinan Çetin vs idare ediyor onları..

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
30
Bu eleştiriyi ihbar et
BATAKLIĞA BULANMIŞ BİR DEĞER: SİNEMA 2010-07-27 11:33:19 hasever
Genel Puan 
 
10.0
İçerik/Fikir 
 
10.0
Üslup 
 
10.0

Sevgili Kankardeş,

Nereye imza atmam gerekiyor :)
(Küçük bir not: Yasak ve baskılara yine de bir olumluluk yüklemeyelim derim.)

Eline sağlık.

Hasan

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (3)
  • AliOsman
    avatar

    Önder'in Tanrısal yönetmen, Orientalizm, yoksulluk ve kaliteli film ilişkisi konusundaki yaptığı saptamalara katılmamak mümkün değil. Solcusunu da sağcısının da entellektüellik talebi olmadığı konusunda da haklı elbette ama öyle de olsa böyle de olsa Yılmaz Güney, Ömer Kavur, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan da bu memleketten yetişti ve sahiplenildi. Bence memleketin ahvali her ne kadar iç karartıcı olsa da gözardı edilmeyecek bir altyapı da mevcut. Bunların Sinan Çetin, Elif Şafak ve Cem Yılmaz kadar takip ediliyor olması zaten mümkün değil. Bu anlamda kapitalizme fazla anlam yüklemeye gerek yok. Onların derdi popüler olanla... Para orada çünkü. Bu durum sadece bizde değil dünyanın her hangi bir yerinde daha farklı değil. Hiçbir yerde Tarkovski filmleri önünde kuyruk oluşmuyor ( ihtmalen Rusya'da film festivalleri dahil hiç gösterilmiyordur), ya da Hegel, Kant kitapları yok satmıyor.

    Batının entellektüel seviyesi konusunda işimden kaynaklı biraz tecrübem var. Bence yerlerde sürünüyor. Bir kesim çok iyi durumda olabilir ama onların benim çalıştığım hayatta olduklarını düşünmüyorum. Çoğunun en kaba haliyle dünyadan haberi yok. Her zaman Amerika aptallıkla beraber anılır. Bence Avrupa'da bazı konularda ABD'yi zorlar.

    Ben yabancı insanlar ile beraber oldukca daha çok sosyalist oldum. Kapitalizmin en iyileri bunlarsa... diye düşündürttüler bana.

    Bu açıdan bakıldığında mutlak suretle entellektüel sinema eleştirisi, kapitalist ve feodalist bir eleştiri de olmak durumda.

  • AliOsman
    avatar

    Önder, 'Yaratıcılık enerjisi' başlıklı eleştirini çok başarılı buldum. Çok sağlam ve aydınlatıcı bir yazı olmuş, eline sağlık.

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorumlar   

 
0 #3 Önder Kurt 30-07-2010 17:44
Sağol Ali Osman..Beğenmen e sevindim..
Alıntı
 
 
0 #2 AliOsman KOCAK 30-07-2010 10:27
Önder, 'Yaratıcılık enerjisi' başlıklı eleştirini çok başarılı buldum. Çok sağlam ve aydınlatıcı bir yazı olmuş, eline sağlık.
Alıntı
 
 
0 #1 AliOsman KOCAK 29-07-2010 15:39
Önder'in Tanrısal yönetmen, Orientalizm, yoksulluk ve kaliteli film ilişkisi konusundaki yaptığı saptamalara katılmamak mümkün değil. Solcusunu da sağcısının da entellektüellik talebi olmadığı konusunda da haklı elbette ama öyle de olsa böyle de olsa Yılmaz Güney, Ömer Kavur, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan da bu memleketten yetişti ve sahiplenildi. Bence memleketin ahvali her ne kadar iç karartıcı olsa da gözardı edilmeyecek bir altyapı da mevcut. Bunların Sinan Çetin, Elif Şafak ve Cem Yılmaz kadar takip ediliyor olması zaten mümkün değil. Bu anlamda kapitalizme fazla anlam yüklemeye gerek yok. Onların derdi popüler olanla... Para orada çünkü. Bu durum sadece bizde değil dünyanın her hangi bir yerinde daha farklı değil. Hiçbir yerde Tarkovski filmleri önünde kuyruk oluşmuyor ( ihtmalen Rusya'da film festivalleri dahil hiç gösterilmiyordu r), ya da Hegel, Kant kitapları yok satmıyor.

Batının entellektüel seviyesi konusunda işimden kaynaklı biraz tecrübem var. Bence yerlerde sürünüyor. Bir kesim çok iyi durumda olabilir ama onların benim çalıştığım hayatta olduklarını düşünmüyorum. Çoğunun en kaba haliyle dünyadan haberi yok. Her zaman Amerika aptallıkla beraber anılır. Bence Avrupa'da bazı konularda ABD'yi zorlar.

Ben yabancı insanlar ile beraber oldukca daha çok sosyalist oldum. Kapitalizmin en iyileri bunlarsa... diye düşündürttüler bana.

Bu açıdan bakıldığında mutlak suretle entellektüel sinema eleştirisi, kapitalist ve feodalist bir eleştiri de olmak durumda.
Alıntı
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile