Makaleler Bütün Yazılar Makale Sinema Sinema Akımları : Özgür Sinema
 

Sinema Akımları : Özgür Sinema Popüler

Makale

Savaş sonrası İngilteresinde şekillenen bu sinema akımı, Sequence dergisi etrafında toplanan Lindsay Anderson, Karel Reisz ve Tony Richardson’un belge hareketidir.

1940’ların sonunda biraraya gelen bir grup sinema heveslisinin çıkardıkları dergi ve bir dizi belgesel film ile gündeme gelen Özgür Sinema hareketi, daha sonra aynı isimleri öncülük ettiği “Yeni Dalga” temellerini İngiliz sinemasının belgesel gerçekçi geleneğinden alıyordu.


1947 yılında Lindsay Anderson’un öncülüğünde üç aylık bir sinema dergisi olarak çıkan Sequence, Oxford’lu bir grup gencin ortak ürünüdür. Reisz ve Richardson’un da dergiye katılmasıyla grup, filmler üzerine değerlendirmeler yapmaya başlar. Oldukça radikal bir üslüple değerlendirmelerini yapan bu gençler belgesel gerçekçi geleneğin kimi örneklerini de yerden yere vuruyordu. Dergi bir süre sonra, grubun sinemadaki arayışlarını ortak bir ilkeye dayalı bir çevçeveye oturtacakları bir platform haline geldi. Ama grup daha çok eleştirmenlik yapar. Henüz bir üretimleri yoktur. Beklenen teklif ise 1948’de Lindsay Anderson’a gelir.

Ellinci kuruluş yıldönümünü kutlayacak olan bir maden ocağının sahipleri Anderson’dan bir belgesel çekmesini isterler. Bu teklifi önce reddeden Anderson, daha sonra kabul eder ve 33 dakikalık Meet the Pioneers adlı bir belgesel çeker. Belgeselden oldukça memnun kalan maden sahipleri ona üç belgesel daha sipariş ederler. Ayrıca yerel Wakefield Express gazetesi için bir belgesel hazırlanması için gazete yönetimine tavsiyede bulunurlar. Bu dört belgeseli 1953’te çektiği Thursday’s Children isimli yapım izler. 20 dakikalık bu belgesel, sağırlar okulundaki bir grup çocuğun okuma ve konuşmayı öğrenme süreçlerini anlatıyordu. Film beğeni kazandı ve İngiliz Film Akademisi Ödülü’nü kazandı. Anderson aynı yıl yine O Dreamland’ı çekti. Bir süre sonra derginin diğer yayın kurulu üyeleri kendi belgesellerini çekmeye başladılar. Tony Richardson ve Karel Reisz birlikte Momma Don’t Allow’u 1956’da çektiler. Bu aynı zamanda Özgür Sinema Hareketi’nin de başlangıcı olarak kabul ediliyor.

Suquence dergisi etrafında toplanan bu sinemacılar, 1956’da bir manifesoyla yaptıkları belgeselleri Özgür Sinema olarak adlandırdılar. Anderson bu durumu şöyle açıklıyordu; “Bir hareket oluşturma düşüncesi filmlerimizi göstermek amacıyla doğdu ve Özgür Sinema Manifestosu’nu hazırladık. Ama bu demek değildir ki, uydurma bir hareketti. Ancak, daha önceden biraraya gelmiş, bunlara inanmış ve bazı filmler çekmiş bir grup insan bulunduğu izlenimini vermeye çalışıyorduk- ki bu uydurmaydı. Daha sonra çektiğimiz filmlerde ne ben, ne de sanırım diğerleri bu manifestodan etkilendik-bir nokta hariç, tabi ki, manifesto bizleri yansıtıyordu.”

Bu filmler ilk kez 1956’da Özgür Sinema başlıklı bir programla Ulusal Film ve Tiyatro Merkezi’nde seyirciyle buluştu. Filmler ilgiyle karşılanır. Bu genç sinemacılar farklı bir belgesel sinema akımına imza atmaktadırlar. Özgür sinema İngiltere’de daha önce varolan Belgesel Gerçekçi akımdan etkilenmiş olsa da, gerçekçilik anlayışı farklıdır. Özgür Sinemacılar için gerçeklik yalnızca dünyaya tutulan bir ayna değilidir. Onlar için Brecht’in şu sözü geçerlidir; “Gerçekçilik gerçek şeyleri sunmak değil, o şeylerin gerçekte nasıl olduğunu göstermektir.” Anderson’a göre bunun adı doğalcılık ya da toplumsal gerçekçilik değil “sosyoloji yapmaktır.” Özgür Sinema estetik anlayışıyla da öncellerinden ayrılır. Yapıtlarında şiirsellikten etkilenen Özgür Sinemacılar çalışmalarını “şiirsel gerçekçi” olarak adlandırıyorlardı ve Gelenekçi Belgesel Sinema’nın içinden çıkmasına rağmen farklı bir yol izleyen John Grierson’un açık etkisini kabul ediyorlardı.

Özgür Sinema’nın ilanından sonra Anderson’un 1957’de çektiği Every Day Except Christmas, bu akımın en önemli yapımları arasında yer alır. Film, Londra’da bir pazar yerinde çalışanların gündelik yaşamını anlatır. Geceyarısı pazara mal taşıyan bir kamyonun peşi sıra hareket eden kamera, pazarın kuruluşu, alışveriş ve dinlenme aralarıyla sıradan bir işgünü izleyiciye sunar. Belgeselin nesnel ve mesafeli tutumu, Özgür Sinema’nın diğer örneklerinde de görülür.

Özgür Sinema’nın Etkileri

Sinema tarihi araştırmacıları Özgür Sinema konusunda faklı yaklaşımlar sergilemektedir. Kimileri, Özgür Sinema’yı Anderson, Richardson ve Raisz’in çektiği belgesellerle sınırlı tutarken; kimileri Özgür Sinema’yı takip eden yıllarda ortaya çıkan ve bu sinemacılarında örneklerini verdiği İngiliz Yeni Dalgası olarak adlandırılan filmlerin ‘Özgür Sinema’ kapsamında değerlendirilmesi gerektidiğini ifade ederler. Aslında bu yaklaşım bir bakıma da doğrudur. Çünkü İngiliz Yeni Dalgası, büyük oranda Özgür Sinema’nın belgesellerinin konu ve estetik kavrayışı üzerine temellenmiştir.

1950’lerin sonuna gelindiğinde İngiltere’de ticari sinema oldukça kötü durumdaydı. İşte bu yıllarda bir grup, köklerini gelenekçi sinema ve Özgür Sinema’dan alan; ancak yiten cemaat kültürüne duyulan özlemi toplumsal açıdan değil, bireysel açıdan elen alan filmlere yöneldiler. Bu filmde genellikle erkek olan işçi sınfı kökenli kahramanların topluma uyum sorunlarının yanısıra, cinsellikte oldukça açık bir biçimde ele alınıyordu. Yeni Dalga’nın getirdiği bir diğer yenilik de ticari sinemanın tiyatralliğini bir yana iterek yeni bir stil getirmesi oldu. Daha otantik olan bu yaklaşım seyirciler tarafından beğenildi ve sinema salonları yeniden dolmaya başladı. Bu dalganın başarısında, yönetmenlerin oyun yazarlarıyla yaptıkları işbirliğinin de önemli bir etkisi vardır. İngiliz Yeni Dalga filmleri için söylenebilecek bir başka ortak özellik ise ailenin parçanabiliriliği ve baba figürünün eksik oluşudur.

Özgür Sinema’da işçi sınıfı cemaati geleneksel değerleriyle yaşatılmaya çalışılırken, Yeni Dalga filmlerinde değişen toplumsal ortamla birlikte kişisel bir bakış açısına yönenilmiştir. Bunun örneklerinden birisi de yine Özgür Sinema’dan bir yönetmen Lindsay Anderson 1963 yapımı This Sporting Life isimli filmde vermiştir. Yine Özgür Sinemacı’lardan Tony Richardson’un 1962 yapımı The Loneliness of the Long Distance Runner isimli filmi benzer özellikler taşır. Ancak İngiliz Yeni Dalgası, ticari olarak başarı kazanmasına rağmen eleştirilerde almıştır. İşçilerin hayatını sınıfsal açıdan değil, bireysel açıdan ele almaları ve erkeklerin ön planda yer alıp kadınların gözardı edilmesi bu eleştirilerin başında gelir.

Üye eleştirileri

Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik/Fikir  
Yazıda Dile Getirilen Fikirlere Katılıyorum
Üslup  
Yazının kullandığı üslubu beğendim
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile