Gülün Mucizesi Popüler
JEAN GENET (Jan Jöne)
Hırsız, dolandırıcı, eşcinsel, antipatik, gaddar, ağzı bozuk, gayri meşru çocuk... Bir o kadar da yaratıcı...
Masum olduğu halde hırsızlıktan mahkum olunca hırsız olmayı seçer.
Bir kaç defa kaçıp kurtulduğu ıslahevi ve hapishanelerde geçen hayatını, Avrupa'nın çeşitli kentlerindeki serserilik, hırsızlık deneyimlerini ve Paris'in muhabbet tellallarının, fahişelerinin, sapıklarının, katillerinin, ip kaçkınlarının yaşadıklarını otobiyografik romanlarına aktarır; "Hırsızlığın Günlüğü" (1949), "Çiçeklerin Meryem Anası" (1944).
"Gülün Mucizesi"nde (1945-1946) kendisinin de kaldığı kötülükleriyle meşhur Mettray Islahevi ve Fontevrault hapishanesindeki zorlu ve aşağılayıcı yaşamı, yanı sıra "sevdalar"ı anlatır. Söz konusu kitaplar Jean Cocteau'nun Sartre'ın ve Simone de Beauvoir'ın ilgisini çeker.
1947'de onuncu kez hırsızlık suçundan yargılanıp ömür boyu hapis cezasına çarptırılmasına rağmen, ülkenin aydınlarının Cumhurbaşkanı'na başvurması sonucu serbest bırakılır. Kendisini dünya çapında üne kavuşturacak olan "Hizmetçiler", "Balkon", "Gözetim Altında", "Paravanlar" adlı anti-kapitalist eleştirel tiyatro eserlerinden bir kısmı Fransa'dan önce Londra, New York ve Batı Almanya'da sahnelenir.
Hem yaşadığı, hem de yazdığı itici, kimi zaman zorbaca ve aşağılayıcı erotizm, hatta pornografi paradoksal bir biçimde alçakgönüllülük erdemine götürür.
Yeraltı argosu, açık saçık kaba bir dil ve şiir yan yana, iç içedir.
Genet, ikiyüzlülüğü deşifre etmek için ona olabildiğince şiddetle ve ağız dolusu saldırır.
Burjuva liberal düzenin hukuk anlayışını ve suç kavramını eleştirir. Suç ve hukuk birbirinin "maskara"sıdır.
Genet, "sağduyu" tarafından lanetlenen sefillerin dünyasını resmederken, oradaki gözlemlerini değil, yaşadıklarını anlatır. Bu nedenle, bu dünyaya bir fanusa bakar gibi bakmaz, "ona" dokunur.
Kendi de bir lanetlenmiş olduğundan, Genet, 15 Nisan 1986'da bir otel odasında ölü bulunur.
"Gülün Mucizesi"nden (Miracle de la Rose) bir kaç pasaj:
"Fontevrault Santral'i Fransa'daki tüm cezaevlerinin en berbat olanıdır. Beni sıkıntıdan bitiren, bunaltıp perişan eden odur. Üstelik biliyorum ki başka kodeslerde bulunan hükümlüler daha onun adını duyar duymaz benimkine benzer bir kaygıya, benzer bir tasaya kapılmışlardır. Bizde uyandırdığı bu etkinin nedenini kurcalamayacağım. Bunu ister manastır geçmişinden, kız-oğlan-kız Fransa başrahibelerinden almış olsun; ister görüntüsünden, duvarlarından, duvarlarını saran sarmaşıklardan; ister Cayenne'e giden mahkumların buradan geçiyor olmasından, ister en belalı hükümlülerin burada bulunmasından olsun, ister adından alıyor olsun, önemi yok bunun. Bütün bu gerekçelere benim açımdan eklenen biri daha var: Mettray Islahevi'ndeyken çocukluk hayallerimizin yöneldiği kutsal bir yer olmuş olması." (s. 5)
"--Sana fena halde kesikti, biliyor musun! Sık sık senden söz ederdik, pek bir sayıyordu seni canım!
'Kesik olmak' Mettray'da bir kopuğun gacısına olan dostluğunu belirtmek için kullandığımız deyimdi. 'Ona kesik' demek 'ona vuruyor' anlamına geliyordu. İşte on beş yıl sonra, Villeroy'dan söz ederken bir kez daha söylüyor bana. Calvi'yi ve orada olsaydım başkaldırmış tayfaları özgürce sevmekten duyacağım mutluluğu anlatıyor. Tekrar uzun uzun Villeroy'dan söz etti; fakat şu şaşırtıcı şey oluyordu; o bana durmadan Villeroy'ı anlattıkça puştumun belleğimdeki hayali netleşip belirginleşeceğine, silikleşiyordu. Divers, ona benim bilmediğim nitelikler yakıştırıyordu. Bir çok kez taş gibi pazularından söz etti. Oysa Villeroy'ınkiler sıradan kollardı. Bir de giyinme biçimi ve malafatı üzerinde ısrarla durdu. Seni baştan çıkarıp kendine bağladığına göre zamalifkası pek güzel olmalı, dedi. Villeroy'nın eski hayali yerini iyice biçemlenmiş bir başkasına bıraktı yavaş yavaş." (s. 126)
"Bana bir çaylak tutmaya karar verdi... bizi tanıştırdığında yüzüme karşı gülüp beni gırgıra alan anasının gözü bir veletti. Beni göstererek:
--Bak, dedi Villeroy, işte adamın bu. Ben öyle uygun gördüm, tamam mı!
Küçük puştu gözünün önünde düzmemi istiyordu..." (s. 190)
"Bu kitap bana pek zor geldi. Yazarken tad almadım hiç. Zevk almadan dalıyorum balıklama, bu olağandışı çocukluk serüvenlerine. İçimden kendi kendime eğlendiğim, bu anının işaretiyle eski öykülerimle kafayı bulduğum hâlâ oluyor elbette. Onları kafamda tekrar canlandırıyor, her birini esas oğlanı ben olduğum destanlara dönüştüren günün acıklılık, korkunçluk modasına göre tamamlayabiliyorum ama aynı tutkuyla olmuyor artık. Bu sadece kendime verdiğim bir lüks oluyor... Mettray'den söz ederken simgelerden yararlanmak, sadece göstermektense olguları tanımlamak ve yorumlamak eğilimindeyim." (s. 146-147)
Yayınevi : Ekin Yayınları
Çevirmen : Hamdi Tuncer
Yayın tarihi : Haziran 1994
Sayfa : 271
Fransızca'dan aktarılan romanın çevirisi de -argo karşılıklar vs.- oldukça başarılı.
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
kötülüğün şiiri
dün romandan bende kalan izler üzerine benim ölçütlerimde uzun sayılabilecek bir yorum yazmıştım. ancak üye girişi yapmayıp misafir olarak eklediğim için yorum çıkmamış.
bu kitabın siteye eklenmesi önemli çünkü, steril yaşamlarımızdan "kötü" diye izlediklerimizin şiirsel olabileceğini ya da "kötü" olanın "iyi" anlatılabileceğini kanıtlayan bir roman. okuyanı sarsabilecek bir anlatımı var, içi dışkı dolu bir varilin çevresinde tüm rezilliğiyle, tüm onuruyla aşkın olabileceğini aktarıyor bize. kuş, böcek edebiyatı arayanların okumaması gerek, estetikten anlamayanların, dünyaya önyargıyla bakanların içini kaldırabilir...
Ayrıca kitabın Ayrıntı'dan çıkmış basımı da var. çevirmen aynı sanırım.
kötülüğün şiiri
kuş böcek edebiyatını öteden beri sevmem. dünyanın pisliğini ikiyüzlülüğünü yüze vurmalı sarsmalı edebiyat. "gülün mucizesi"ni Ayrıntı yayınlarından okumuştum. Çevirmen aynı sanırım. Bende kalan şiirin steril ortamlarda yaşanır ve yazılır olmadığına dairdi, hapisanede, herkesin içine pislediği bir varilin çevresinde de aşk olabilirdi, hemcinsler arasında aşk; bir erkeğin kadına, kadının erkeğe duyduğu kadar onurlu, bazen de o kadar rezilce olabilirdi. Daha da önemlisi yazının ve kurmacanın gücünün 3. sayfa haberlerinin içinden tadı damakta kalan sayfalarca şiir çıkarabiliyor olmasıydı...
Romandan bende kalanlar...
-

Hırsız, dolandırıcı, eşcinsel, antipatik, gaddar, ağzı bozuk, gayri meşru çocuk... Bir o kadar da yaratıcı...
Böyle bir kişilik özelliklerini tasarlarsanız- kaldi ki otobiyografiniz hakketen böyleye üstelik bir de yaratıcısanız - ister istemez ortalamanın dışında ve sıradanlığın ötesinde bir anomali ve patalojiyi anlatırsanız unutulmayacak ve asla hafızalarınızdan silenemeycek bir roman kahramanı yaratmış olursunuz.
Ancak şu soru sormak gerekiyor yine de "Gerçeklik", kendi gerçekliğini de aşan bir gerçeklikle büyütülüp abartılırsa karşımıza bir roman kahramanı mı? yoksa bir masal kahramanı mı? yoksa Picasso’nun Guernica tablosundaki dağılmış ve paramparca haldeki insansı ve kiniksi uzuv desenleriyle çizilen bir tablomu karşımıza çıkar?
Masum olduğu halde hırsızlıktan mahkum olunca hırsız olmayı seçer.
Üsteki cümleyle devam eden cümle arasında bir çelişki var ve bu cümleden şu anlaşılıyor, adalet ve güven duygusu incinmiş olan bir kişiliğin, üstüne üstelik hırsız, dolandırıcıyı bir tarafa bırakalım, "gaddarın" dışa vurumu ancak böyle olamaz.
Ama "kendine gaddar" kişiliklerde bu durum sözkonusu olabilir, kaldi ki bu kişilik dışarıya ve hayata karşı gaddardır. Kahraman ise sisteme karşı mesaj verme niyetindedir. Gaddarlara kuralsız diyemeyiz, kural, kaide ve kanunlara sıkı sıkıya bağlıdırlar, minimum da olsa adalet duyguları vardır bunu kabul ediyorum. Sorun gaddarların vicdanlarındadır. Ancak vicdanlarında hiç esneme payı olmadığından motomot inanclarının uygulayıcısı olduklarından gaddardırlar. Demek istediğim şudur, gaddar olan kişilik sistemin değerlerinin kurbanı olduğundan hırsızlığı seçmez. Seçim tam ters istikematte olmalı, gerçeklik payı zyıftır, bir masalsa bu olabilir. Buradaki artistik abartının nedeni belkide gaddar sıfatının kullanılmasındadır.
Yorumlar
Böyle bir kişilik özelliklerini tasarlarsanız- kaldi ki otobiyografiniz hakketen böyleye üstelik bir de yaratıcısanız - ister istemez ortalamanın dışında ve sıradanlığın ötesinde bir anomali ve patalojiyi anlatırsanız unutulmayacak ve asla hafızalarınızda n silenemeycek bir roman kahramanı yaratmış olursunuz.
Ancak şu soru sormak gerekiyor yine de "Gerçeklik", kendi gerçekliğini de aşan bir gerçeklikle büyütülüp abartılırsa karşımıza bir roman kahramanı mı? yoksa bir masal kahramanı mı? yoksa Picasso’nun Guernica tablosundaki dağılmış ve paramparca haldeki insansı ve kiniksi uzuv desenleriyle çizilen bir tablomu karşımıza çıkar?
Masum olduğu halde hırsızlıktan mahkum olunca hırsız olmayı seçer.
Üsteki cümleyle devam eden cümle arasında bir çelişki var ve bu cümleden şu anlaşılıyor, adalet ve güven duygusu incinmiş olan bir kişiliğin, üstüne üstelik hırsız, dolandırıcıyı bir tarafa bırakalım, "gaddarın" dışa vurumu ancak böyle olamaz.
Ama "kendine gaddar" kişiliklerde bu durum sözkonusu olabilir, kaldi ki bu kişilik dışarıya ve hayata karşı gaddardır. Kahraman ise sisteme karşı mesaj verme niyetindedir. Gaddarlara kuralsız diyemeyiz, kural, kaide ve kanunlara sıkı sıkıya bağlıdırlar, minimum da olsa adalet duyguları vardır bunu kabul ediyorum. Sorun gaddarların vicdanlarındadı r. Ancak vicdanlarında hiç esneme payı olmadığından motomot inanclarının uygulayıcısı olduklarından gaddardırlar. Demek istediğim şudur, gaddar olan kişilik sistemin değerlerinin kurbanı olduğundan hırsızlığı seçmez. Seçim tam ters istikematte olmalı, gerçeklik payı zyıftır, bir masalsa bu olabilir. Buradaki artistik abartının nedeni belkide gaddar sıfatının kullanılmasında dır.

Ben de zamanında bir çeviri yapmıştım. Anton Panakoek'in "Filozof Olarak Lenin"i çevirmiştim. 2 yıl sonra bir baktım Ayrıntı yayınlarından çıkmış. Şaşırdım.