Kultur-Sanat Kitap Tanıtım Çeviri Roman Jonathan Hoag'un Nahoş Mesleği
 

Jonathan Hoag'un Nahoş Mesleği Jonathan Hoag'un Nahoş Mesleği Popüler

Jonathan Hoag'un Nahoş Mesleği

Kitap

Orjinal Başlık
The Unpleasant Profession of Jonathan Hoag
Yayın Evi
Yıl
1942

Olay gü­nümüz New York'unda geçer; Jonathan H6ag diye biri Acme binası­nın (var olmayan) on üçüncü katındaki işyerine girdikten sonra ken­disine neler olduğunu bulması için özel detektif Randall'ı tutar ­Hoag bu süre zarfında orada neler yaptığını hiç bilmemektedir.

Erte­si gün Randall Hoag'u işe giderken takip eder, ama on ikinci ve on dördüncü katlar arasında Hoag birden ortadan kaybolur; Randall on üçüncü katın yerini bulmayı başaramaz. Aynı akşam, yatak odasında­ki aynada Randall'ın bir ikizi belirir ve onu peşinden aynanın öbür ta­rafına geçmeye çağırır, komite onu çağırmaktadır. Aynanın öbür ta­rafında, ikizi Randall'ı büyük bir toplantı salonuna götürür, burada on iki kişilik komitenin başkanı ona şu anda on üçüncü katta olduğunu, ara sıra sorgulanmak amacıyla buraya çağrılacağını söyler. Daha sonra yapılan sorgulamalar sırasında Randall bu esrarengiz komite­nin üyelerinin, kendi doğurduğu küçük kuşları yetiştirip evreni onlar­la birlikte yönettiği varsayılan bir Büyük Kuş'a inandıklarını öğrenir. Hikayenin sonu: Hoag en sonunda gerçek kimliğinin farkına varır ve Randall'la karısİ Cynthia'yı kırda bir pikniğe davet. edip onlara bütün hikayeyi anlatır. Onlara bir sanat eleştirmeni olduğunu söyler - ama değişik türden bir sanat eleştirmeni. İnsani evrenimiz var olan evren­Ierden sadece biridir; bütün dünyaların gerçek efendileri bizim bil­mediğimiz, sanat yapıtları niyetiyle farklı dünyalar, farklı evrenler yaratan esrarengiz varlıklardır. Bizim evrenimiz bu evren sanatçıla­rından biri tarafından yaratılmıştır. Bu sanatçılar, ürünlerinin estetik '. kusursuzluğunu denetlemek.için, zaman zaman yarattıkları evrenIere kendi türlerinden birini, söz konusu evrenin sakinlerinden biri kılığı­na sokarak (mesela Hoag'u insan kılığına sokarak) gönderirler, onlar da bir tür evrensel sanat eleştirmeni rolünü oynarlar. (Hoag'da bir kı­sa devre olmuş, aslında kim olduğunu,unutup Randall'dan yardım is­temek zorunda kalmıştır). Randall'ı sorgulayan esrarengiz komitenin üyeleri, gerçek "tanrılar" olan evren sanatçılarının işlerini bozmaya çalışan daha alçak statüde, kötücül bir tarırının temsilcileridir sadece. Hoag daha sonra Randall'la Cynthia'ya,' evrenimizde önümüzdeki birkaç saat içinde hemen onarılacak birkaç ufak tefek kusur keşfetti­ğini anlatır. Eğer arabalarıyla New York'a dönerken -ne olursa olsun, neler görürlerse görsünler- arabalarının penceresini açmazlarsa, bunların farkına bile varmayacaklardır. Sonra Hoag ayrılır; hala heye­canlı olan Randall'la Cynthia evlerine gitmek üzere arabaya binerler. Yasağa uydukları için işler yolunda gider. Ama daha sonra bir kaza­ya şahit olurlar, bir çocuk bir arabanın altında kalır. Çiftimiz başta sü­kunetlerini koruyup yollarına devam ederler, ama bir devriye görün­ce görev duyguları ağır basar ve ona kazayı haber vermek için araba­yı durdururlar. Randall Cynthia'dan yan camı biraz açmasını ister:

o da camı açtı, sonra da derin bir soluk alıp çığlığını içinde tuttu. Randall çığlık atmadı, ama istemediğinden değiL.
Açık pencerenin dışında gün ışığı, polis, çocuk yoktu - hiçbir şey yok­tu. Adeta rüşeym halinde bir hayatla ağır ağır zonklayan gri, şekilsiz bir sis­ten başka hiçbir şey yoktu. Sisin içinden şehrin hiçbir yerini göremiyorlardı, sis çok yoğun olduğu için değil, boş olduğu için. Sisten hiçbir ses gelmiyor­du; içinde hiçbir hareket görülmüyordu.
Sis pencerenin çerçevesine kadar geldi ve içeri girmeye başladı. Randall "Kapa pencereyi!" diye bağırdı. Cynthia kapamaya çalıştı, ama ellerinde hiç güç kalmamıştı; Randall onun üzerinden uzanıp sıkıca yuvasına bastırarak kendi kapattı.
Güneşli sahne geri geldi; camdan devriye gezen polisi, gürültülü ortami, kaldırımı ve arkada uzanan şehri görüyorlardı. Cynthia elini Randall'ın ko­lunun üzerine koydu. "Sür şu arabayı, Teddy!"
"Bir dakika," dedi Randall ters ters ve yanındaki pencereye döndü. Çok dikkatli bir biçimde indirdi - azıcık, bir santim kadar.
Bu kadan yetmişti. Şekilsiz gri akış hala oradaydı; pencereden şehir tra­fiği ve güneşli cadde açıkça görülüyordu, ama pencerenin üstündeki açıklık­tan hiçbir şey görünmüyordu.

Slavoj Zizek, Yamuk Bakmak, Metis 1999, sh 29-30

Üye eleştirileri

Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik
Çeviri
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Jonathan Hoag'un Nahoş Mesleği 2010-01-15 12:21:42 Slavoj Žižek

"Dışarısının Sinematik Gerçekliği"

Bu "adeta rüşeym halinde bir hayatla ağır ağır zonklayan gri, şe­kilsiz sis", Lacancı Gerçek, yani simge-öncesi tözün iğrenç hayatiye­tiyle zonklaması değil de nedir? Ama burada bizim için can alıcı nok­ta, bu gerçeğin sökün ettiği yerdir: Dışarıyı içeriden ayıran (bu ör­nekte pencereyle cisimleşen) sınır çizgisi. Burada, bir araba içinde bulunmuş herkesin yaşadığı temel fenomenolojik deneyimden, içeri ile dışarı arasındaki uyumsuzluk, orantısızlık deneyiminden bahset­memiz gerekir. Dışarıdan araba küçük görünür; içine girerken bazen klostrofobiye kapılırız, ama içine girdikten sonra araba birdenbire çok daha büyük görünür ve kendimizi gayet rahat hissederiz. Bu ra­hatlık için ödenen bedel, "içeri" ile "dışarı" arasındaki her türlü sü­rekliliğin yitirilmesidir. Bir arabanın içinde oturanlara, dışarıdaki gerçeklik biraz uzak, camın cisimleştirdiği bir engel ya da ekranın öte tarafındaymış gibi gelir. Dış gerçekliği, arabanın dışındaki dün­yayı, arabanın içindeki gerçeklikle dolaysız bir süreklilik içinde ol­mayan "bir başka gerçeklik", bir başka gerçeklik tarzı olarak algıla­rız. Bu süreksizliğin kanıtı, pencereyi birdenbire indirip dış gerçekli­ğin, maddi mevcudiyetinin bütün yakınlığıyla bize çarpmasına izin verdiğimiz zaman üstümüze çöken tedirginliktir. Tedirginliğimiz, bir tür koruyucu perde işlevi gören pencerenin emniyetli bir mesafede tuttuğu şeyin aslında ne kadar yakın olduğunu birdenbire deneyimle­mekten gelir. Ama arabanın içinde, kapalı camların ardında emniyet­te olduğumuzda, dışsal nesneler, deyim yerindeyse, bir başka moda taşınırlar. Sanki gerçeklikleri askıya alınmış, paranteze alınmış gibi temelde "gerçekdışı" bir görünüm verirler - kısacası, pencere perde­sine yansıyan bir tür sinematik gerçeklik gibi görünürler. Heinlein'ın romanında son sahnenin dehşet verici etkisini yaratan şey, tam da içeriyi dışarıdan ayıran bu engelin hissedildiği, dışarının son kertede "kurgusal" olduğunun hissedildiği bu fenomenolojik deneyimdir. Sanki, bir an için dış gerçekliğin "yansıtılması" kesilmiş, sanki bir an için şekilsiz grilikle, perdenin boşluğuyla, -belki bu bağlamda den­siz kaçacak ama, Mallarme'dan bir alıntıyla söyleyeyim- "yerden başka hiçbir şeyin olmadığı yer"le yüz yüze gelmişizdir.

Slavoj Zizek, Yamuk Bakmak, Metis 1999, sh 30-31

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile