Dava Dava Popüler

Dava

Kitap

Yayın Evi
Çevirmen

Josef K. bir sabah uyandığında kendisini sebebini anlamadığı bir suç nedeniyle tutuklanmış bulur. Bir bankada şef olarak çalışan ve toplumda saygın bir yeri olan kahramanımızın bundan sonraki yaşamı tamamen değişecektir.

Gerçekdışı niteliğiyle Kafka'nın şaşırtıcı yapıtları arasında çok önemli bir yeri olan Dava, tamamlanmamış bölümleriyle birlikte  yazarın ölümünden iki yıl sonra, 1926'da yayımlanmıştır. Bir sabah ansızın tutuklandığını, ama normal yaşamına devam edebileceğini öğrenen Josef K., neyle suçlandığı bildirilmediği için önce bunu bir şaka sansa da, kısa sürede durumun ciddiyetini kavrar. Ancak ne mahkemeye çıkarılır ne de savcılarla görüşebilir. Çalıştığı bankada, kaldığı pansiyonda, gittiği yerlerde herkes, anlaşılmaz bir biçimde bu davadan haberdardır. Kaderin bir tür oyunuyla sürüklenir durur, savunma gücü yoktur, bir hiçtir o. Yavaş yavaş bir saplantı haline getirdiği davasıyla arasında hiçbir aracı bulunmadığını, kaçınılmaz bir biçimde bu davanın tam merkezinde kendisinin yer aldığını anladığında ise, cezasını beklemeye başlar... (kitabın arka kapağından)

Üye eleştirileri

Toplam 2 üyeden ortalama puan:

Genel Puan 
 
9.9
İçerik 
 
10.0  (2)
Çeviri 
 
9.0  (2)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik
Çeviri
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Dava 2010-01-15 19:18:34 Önder Kurt
Genel Puan 
 
10.0
İçerik 
 
10.0
Çeviri 
 
10.0
Önder Kurt Eleştiren Önder Kurt    Ocak 15, 2010
#1 Eleştirmen  -   Bütün eleştirilerime bakın

İkinci Bir Kafka Yok

Hangi dev yazarı alırsak alalım, tarız onunkine benzer bir ikinci yazar bulabiliriz bence.

Ama edebiyat tarihinde Kafka ile uzaktan yakından benzeşen ikinci bir yazarı şahsen ben bilmiyorum; aynısı Dava için de geçerli.

Açıkca Sürrealist olan hiçbirşey yokken, yani tüm karakterler ve olaylar bilinen gerçeklik içinde meydan geliyormuş gibi görünürken, böylesine hortlaksı, böylesine tuhaf bir atmosfer nasıl ortaya çıkar?

Fazla lafa gerek yok; insan dehasının en rafine eserlerinden biri.

Jonathan Hoag

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
Dava 2010-01-15 12:26:55 Slavoj Žižek
Slavoj Žižek Eleştiren Slavoj Žižek    Ocak 15, 2010
Son Güncelleme: Ocak 15, 2010
İlk 50 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Kafka'da "Dışarı" ile "İçeri"nin Oransızlığı

İçeri ile dışarı arasındaki bu uyumsuzluk, bu orantısızlık Kafka' nın mimarisinin de temel özelliklerinden biridir.

(Robert A. Heinlein'ın "Jonathan Hoag'un Nahoş Mesleği" adlı kitabında analiz ettiği sahneye gönderme)
Eserlerindeki bir di­zi binanın (Dava'da mahkemenin bulunduğu daireler, Amerika'da amcanın sarayı, vb.) ortak özelliği, dışarıdan mütevazı bir ev gibi gö­rünen yerin, içine girdiğimizde mucizevi bir biçimde merdivenler ve salonlardan oluşan bitimsizbir labirente dönüşmesidir. (piranesi'nin hapishane merdivenleri ve hücrelerden oluşan yeraltı labirentlerini resmeden ünlü çizimleri geliyor aklımıza.) Bir yeri duvarla ya da çit­e çevirir çevinnez, "içeri"yi dışarıdan bakan bir gözün görebilece­ğinden daha geniş bir yermiş gibi deneyimleriz. Süreklilik, orantı mümkün değildir çünkü orantısızlık ("içeri"nin "dışarı"ya göre sahip olduğu fazla/ artı), tam da içeriyi dışarıdan ayıran engelin zorunlu, yapısal bir sonucudur. Bu orantısızlık ancak engeli yıkarak, dışarının içeriyi yutmasına izin verilerek ortadan kaldırılabilir.

Slavoj Zizek, Yamuk Bakmak, Metis 1999, sh 30

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
Dava 2010-01-13 17:23:17 Slavoj Žižek
Slavoj Žižek Eleştiren Slavoj Žižek    Ocak 13, 2010
Son Güncelleme: Ocak 13, 2010
İlk 50 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Aptal Polonyalı/Açıkgöz Yahudi ve Kafka'nın Kapısı

Doğrunun yanlış-tanımadan çıktığını -doğruya giden yolumuzun doğrunun kendisiyle çakıştığını- mükemmelen gösteren ünlü ve son derece Hegelci bir fıkra vardır. Bu yüzyıl başlarında bir Polonyalı ile bir Yahudı bır trende karşı karşıya oturmuşlar. Polonyalı tedirgin bir biçimde yana kayıyor, bu arada da gözlerini Yahudi'nin üzerinden ayırmıyormuş; bir şey onu rahatsız ediyormuş, en sonunda kendini ar­tık daha fazla tutamayarak patlamış: "Söyler misin, siz Yahudiler in­sanların cebini son kuruşuna kadar boşaltıp servet biriktirmeyi nasıl başarıyorsunuz?" Yahudi cevap vermiş: "Tabii söylerim ama bedava­ya olmaz, önce bana beş zloti ver."

Yahudi bu parayı aldıktan Sonra anlatmaya başlamış: "Önce ölü bir balık bul, kafasını kes ve içine içi su dolu bir bardak yerleştir. Sonra geceyarısı, ay tam tepedeyken, bir bardagı bir kilisenin bahçesine göm ...

"Polonyalı açgözlü bir tavırla "Ee," diye sözünü kesmiş, "bütün bunları yaparsam, ben de zengin olur muyum?" "Öyle hemen olmaz" diye cevap vermiş Yahudi, "da­ha başka şeyler de yapman lazım, ama geri kalanını öğrenmek istiyor­san beş zlotı daha vermelisin!"

Yahudi parayı aldıktan sonra hikayesi­ne devam etmış; kısa bır süre sonra yine para istemiş ve bu, sonunda Polonyalı öfkeyle bağırana kadar böyle devam etmiş: "Seni aşağılık herıf, ne yapmak istediğini anlamadım mı sandın? Bu işin sırrı mırrı yok, sen sadece cebimi son kuruşuna kadar boşaltmaya çalışıyorsun!" Yahudiı, sakin, sakin, uysal bir tavırla cevap vermiş: "İşte şimdi biz Ya­hudilerın bu işi nasıl yaptığımızı anladın ... "
Bu küçük hikayedeki her şey, en başta da Polanyalıh'nın Yahudi'ye acayip, meraklı gözlerle bakışı yoruma açık - bu, Polonyah'nın en baştan beri bir aktarım ilişkisi içine yakalanmış olduğu anlamına geli­yor:. Yahudi onun için "bildiği (insanların ceplerini boşaltmanın sırrı­nı bildiği) varsayılan özne'nin cisimleşmiş hali durumunda. Hikaye­de önemli olan nokta, Yahudi'nin Polonyalı'yı aldatmamış olmasıdır:
Sözünü tutup ona insanların cebini nasıl boşaltabileceğini öğretmiştir.

Burada canalıcı olan sonuçtaki çifte harekettir - Polonyalı'nın öfkeyle patladığı an ile Yahudi'nin son cevabı arasındaki mesafe. Polonyalı . düşünmeksizin "Bu işin sırrı mırrı yok, sen sadece cebimi son kuruşu­na kadar boşaltmaya çalışı yorsun!" dediğinde, farkında olmadan doğ­ruyu söylemektedir zaten - yani Yahudi'nin manipülasyonunda basit bir aldatma görür. Ama şunu gözden kaçırmaktadır: Yahudi tam da bu aldatma sayesinde sözünü tutmuş, ona parasını ödediği şeyi (işin sırrını) vermiştir. Polonyalı'nın hatası perspektifindedir: "Sır"rın son­larda bir yerde açığa çıkarılacağını ummaktadır; Yahudi'nin anlattık­larını "sır"rın nihayet açığa çıkmasına giden bir yololarak konumlan­dırır; ama gerçek "sır" zaten anlatımın kendisindedir: Yahudi'nin an­latım tarzı sayesinde Polonyalı'nın arzusunu ele geçiriş biçiminde; Polonyalı'nın anlatılan hikayeye kendini kaptırmasında ve parasını ödemeye hazır oluşundadır.
Demek ki Yahudi'nin "sır"rı kendi arzumuzdadır (Polonyalı'nın arzusunda): Yahudi'nin bizim arzumuzu nasıl hesaba katacağını bil­mesindedir. İşte bu yüzden, hikayenin sonunun, o çifte dönüm nokta­sıyla, psikanalitik tedavinin son uğrağına, aktarıının çözülmesi ve "fantaziden geçme"ye tekabül ettiğini söyleyebiliriz: Polonyalı öfkeyle bağırdığı zaman aktanmdan çıkmış durumdadır, ama hala fan­tazisini katetmek zorundadır - bu da ancak Yahudi'nin sözünü tam da onu aldatarak tutmuş olduğunu kavrayarak yapılır. Bizi Yahudi'nin anlatımını dikkatle izlemeye iten cazip "sır" tam da fantazinin hayali nesnesi olan Lacancı objet petit a 'dır, yani hem arzumuza neden olan hem de aynı zamanda -paradoks da buradadır- bu arzu tarafından ge­ri dönüşlü olarak gündeme getirilen nesnedir; "fantaziden geçerek" bu fantazi-nesnenin ("sır"rın) ancak arzumuzun boşluğu içinde mad­dileşebileceğini görürüz.

Tam bu yapıya sahip olan ünlü bir fıkra daha vardır, ama çoğun­lukla ihmal edilir - Kafka'nın Dava'sının dokuzuncu bölümündeki' Yasa Kapısı şakasından bahsediyoruz tabii ki, ölmek üzere olan taşra­lı adamın kapıcıya şu soruyu sorduğu son sahneden:

Benim bildiğim, herkes yasaya ulaşmak için çabalar. Peki nasıloluyor da, bunca yıl benden başkası girmek istemedi bu kapıdan?" Kapıcı adamın artık son anlarını yaşadığını görür. Onun gittikçe sağırlaşan kulaklarına sesini işitti­rebilmek için var gücüyle haykırır: "Bu kapıdan senden başkası giremezdi, çün­kü yalnız senin içindi bu kapı. Gideyim de kapatayım bari." (Kafka 1985: 237; Kamuran Şipa! çevirisi: Dava, Cem, 1984: 241)


Bu son dönüm noktası Polonyalı ile Yahudi hakkındaki hikayenin so­nundakine bütünüyle benzer: Özne, kendisinin (kendi arzusunun) en baştan beri oyunun-parçası olduğunu, kapının sadece kendisi için ol­duğunu, anlatırnın tek amacının onun arzusunu yakalamak olduğunu anlar. Kafka'nın hikayesini Polonyalı ile Yahudi fıkrasına yaklaştır­mak için başka bir son bile uydurabiliriz: Uzun bir bekleyişten sonra, taşralı adam öfkeye kapılıp kapıcıya bağırmaya başlar: "Seni aşağılık herif, bu kapının ardında sır mır olmadığını, bu kapının sadece benim için, benim arzumu yakalamak için burada bulunduğunu gayet iyi bil­diğin halde, niye büyük bir sırra giden bir kapıda nöbet tutuyor gibi yapıyorsun?" Kapıcı da (eğer bir analist olsaydı) sakin sakin şu ceva­bı verirdi: "Tamam işte, gerçek sırrı keşfettin artık: Kapının ardında yalnızca senin arzunun oraya koydukları var ... "

Her iki durumda da, son dönüm noktasının mahiyeti Hegelci "kötü sonsuzluğu" aşma, ortadan kaldırma mantığını izler. Yani, her iki du­rumda da kalkış noktası aynıdır: Özne çok temel bir Hakikat'le, dış­landığı, sonsuza dek ondan kaçan bir sırla -Yasa'nın sonsuz sayıda kapının ardındaki ulaşılmaz merkeziyle; ulaşılmaz son cevapla, Ya­hudi'nin anlatısının sonunda (ki bu sonsuza dek sürebilir) bizleri bek­leyen, Yahudilerin ceplerimizi nasıl boşalttığına dair sırla- karşı kar­şıya gelir. Çözüm her iki durumda da aynıdır: Özne, oyunun en başın­dan beri, sırrı saklayan kapının sadece onun için olduğunu, Yahu­di'nin anlatısının sonundaki gerçek sırrın bizzat kendi arzusu olduğu­nu - kısacası, kendisinin Öteki karşısındaki dışsal konumunun (ken­dini Öteki'nin sırrından dışlanmış olarak yaşamasının) Öteki'nin ken­disine içsel olduğunu kavramak zorundadır. Burada felsefi düşünceye indirgenemeyecek bir tür "düşünümsellik" (reflexivity) ile karşılaşı­rız: Özneyi Öteki'den dışlarınış gibi görünen özelliğin kendisi (Öte­ki'nin sırrına -Yasa'nın sırrına, Yahudilerin ceplerimizi nasıl boşalt­tıklarının sırrına- nüfuz etme arzusu) zaten Öteki'nin "düşünümsel bir belirlenimi"dir; tam da Öteki'den dışlanmış olduğumuz için, çoktan onun oyununun bir parçasıyızdır.

İdeolojinin Yüce Nesnesi, Slavoj Zizek, Sh 79-81, Metis Yayınları

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
00
Bu eleştiriyi ihbar et
Dava 2009-09-10 10:48:34 Murat
Genel Puan 
 
9.8
İçerik 
 
10.0
Çeviri 
 
8.0
Murat Eleştiren Murat    Eylül 10, 2009
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Acayip bir bürokrasi, mantık dışı konuşmalar, nasıl işlediği anlaşılamayan bir hukuk sistemi...

Kafka, bu romanında bir insanın başına gelebilecek mantık dışı her şeyi o kadar olağan ve normal bir şekilde anlatıyor ki okurken böyle bir şey nasıl olabilir bile demiyorsunuz.

K. dışında herkesin bir görevi var, herkes bu davadan bir şekilde haberdar ve önemsemiyorlar. K. ise kendi sonuna doğru ilerliyor. Okunması akla, mantığa iyi gelir.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
10
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile