Son Moda Saçmalar / Alan Sokal, Jean Bricmont
Popüler
Son Moda Saçmalar, literatüre `Sokal Vakası` olarak geçen entelektüel skandalın kitabı.
Fizikçi Alan Sokal, saygın Amerikan kültür çalışmaları dergisi Social Text´e, baştan sona saçmalıklarla dolu bir yazı gönderir. İtibar gören bir entelektüel jargona sadık kalarak yazdığı yazıda, son yılların meşhur kuramcılarından bol bol alıntı yapar. Modaya uygun şekilde yazısına Aydınlanma eleştirisi ile başlar; fizik, matematik ve sosyal kuram arasındaki sınırları aşmanın gerekliliğinden söz eder ve fiziksel gerçekliğin toplumsal gerçeklik gibi dilsel bir oluşum olduğunu savunur. Yazı dergide yayımlanır ve hemen ardından Sokal bunun bir aldatmaca olduğunu açıklar. Sözkonusu olay, popüler ve akademik basında fırtınalar koparır, tartışmalara yol açar. Alan Sokal, Jean Bricmont´la beraber yazdığı bu kitapta, uydurma makalesinde alıntıladığı Lacan, Kristeva, Irigaray, Latour, Baudrillard, Virilio ve Deleuze ile Guattari gibi kuramcıların matematik ve fiziğin kavramlarını nasıl kötüye kullandıklarını gösteriyor ve bu kuramcıların yazdıklarının anlaşılmazlığının, içeriğin derinliğinden değil gerçekten anlaşılmaz olmalarından kaynaklandığını iddia ediyor. Aşırı öznel söylemlere karşı çıkan yazarlar, Aydınlanma´nın akılcı geleneğini sahipleniyor. Amaçları, solu eleştirmek değil; solda moda olmuş bir akıma karşı solu korumak ve toplumsal kuramın varlık sebebini hatırlatmak.
Üye eleştirileri
Toplam 3 üyeden ortalama puan:
Büyük bir şarlatanlık, Utanmaz bir vandalizm
Is yerinde bir abimde gordukten sonra alip okumustum. Guclu guzel anlatmis, tavsiye edilir.
Postmodern düşünürler neden anlaşılamaz?
Postmodern düşünürleri anlamıyor musunuz? Anlatılan mevzulara, ne yaparsanız yapın, bir türlü dahil olamıyor musunuz? Kendinizi ne kadar zorlasanız da meseleyi kavrayamıyor musunuz? Bazı ortamlarda son derece "seksi" gelen bu mevzuların hakkında, bunların muhabbetini yapıp "şekilli" durabilen arkadaşların yanında hafiften eziklik mi hissediyorsunuz?
Üzülmeyin, çünkü yalnız değilsiniz. Fizikçi Alan Sokal da aynen sizin gibi hissedip düşünüyormuş ki "mevzuya" girmeye çalışmış. Oturmuş, bir dizi "meşhur" isme bol bol gönderme yapan saçmasapan bir yazı kaleme almış. Yazıyı gönderdiği dergi de bu zırvalarda bir hikmet vardır diye bir güzel basmış. Sokal hoca da hemen akabinde yazısının zırva olduğunu ve hiçbir mantık taşımadığını ilan ederek, çarşıyı bir güzel karıştırmış. Sonra da bu kitap ortaya çıkmış. Anlayacağınız, bir dizi "meşhur" düşünürün neden anlaşılamadığı hakkında bu kitap.
Kitapta adı geçen "meşhur" düşünürleri anlayamayan herkese tavsiye olunur.
-
2010-01-11 17:32:35 |Administrator| guclu
-
2010-01-11 17:34:08 |SAdministrator| onder

Ali Osman,
Benim tartışmayı uzatmak gibi bir niyetim yoktu. 3-4 ay önce ben bu defteri kapamıştım zaten.
Ancak bir insanın bütün bir varoluşunu hedef alan imalar karşısında sessiz kalamazdım..2 yıl boyunca Gecelerimi gündüzlerime katıp bu kadar emek verdiğim bir sitede yapmaya çalıştığım benim çabalarımın , dolaylı ya da dolaysız, bilerek ya da bilmeyerek, şekilli görünmek gibi bir ifadeyle mahkum edilmesini sineye çekecek halim yoktu..Zira benim "bazı ortam"ım burasıdır, ve de tam da Sokal'ın eleştirdiği adamlardan bahsediyorum, bunu da "şekilli" görünmek için de yapmıyorum. Bu ülkede, şu siteyle alakası olanlar arasında Lacan/Deleuze'den bahsederek şekilli görünme suçlamasından rencide olacak 10 tane insan varsa bir tanesi benimdir..Şimdiye kadar yazdıklarımdan bu çok açık değil mi? Zizek , Zizek deyip durmuyor muyum her firsatta..Eeh Zizek eşittir Lacan ise, kime gönderimde bulunur bu suçlamalar?.
Yazılanların kaldırılmasına da şiddetle karşı çıkıyorum; arşivde dursun kim zamanında neler demiş, iş nasıl akıl sağlığını kaybetmiş olma suçlamasına kadar getirilmiş görülsün.
-
2010-01-11 16:39:10 |SAdministrator| onder

Ali Osman,
Siyaseten sadece kendilerine ortodoks, sekter vs denenler mi rencide olur?
Birilerinin üzerinde yıllar harcamış olabileceği mevzuları, "bazı ortamlarda çok seksi gelen" diye nitelemek, böyle mevzuları uğraşmayı da "şekilli" görünme çabası diye mahkum etmek yeterince rencide edici değil midir ki, listene almamışsın?
Burda bahsi geçen "bazı ortamlar"ın ne kadar yargılayıcı, hangi malum imalarla, bu "seksi mevzularlarla" uğraşanları üstü kapalı olarak nasıl bir varoluşa sahip olmakla suçladığı ortada değil mi? Bunun Çorumlu kahvehanesi eleştirelliğinden farkı var mı?
İşin tuhafı, ilk saldırganlığı yapanlar bu ifadeler olmasına rağme, dikkatli olunması gerekenler arasına almaman.
İlginç yani, asıl saldırganın laflarını es geçip, kendini savunanın sözlerini rencide edici bulmak.
Kusura bakma ama burda nötr bir tavır, değil belli bir yöne meyleden bir tavır görüyorum ben.
-
2010-01-11 17:17:25 |SAdministrator| onder

Ha ben de burda çaresizce arkadaşlar ne yapın edin de şu herifle aramı düzeltin diye kulis yapıyordum.
Fikir düzeyinde birşeyler üretemeyince böyle psikoloğa git falan diye bel atlına vurmalar asil kimin terapiye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor..
Tabii olayın beni muhattap almadan yazıp yazmadığın olmadığını anlayamaman da..
Akıl ruh sağlımı dert edecek kadar bir empati kırıntısı kalmiş olması senin adina iyi birşey.
Merak etme benim akil, ruh sağlım gayet yerinde..
-
2010-01-11 17:24:27 |Administrator| AliOsman

Her durumdan da ziyadesi ile rahatsız olduğumu belirtmek isterim. Artık aleni hale gelen gerginliğiniz sanırım herkesi rahatsız etmekte. Kişiselleşen sorunun 'çözümü' sanırım başka bir yazışma ortamından geçmekte. Burası kimsenin kalesi ya da mülkü değil. Siteye fazlası ile zarar vermeye başladınız. Aylarca uğraşıp 3-5 kişiyi yanyana getiriyoruz, artık manasızlaşan tartışmalarınızla bu uğraşıları çöpe atıyorsunuz. En kötüsü olan insanların da heyecanını kaybetmelerini sağlıyorsunuz. Kusura bakmayın ama buna müsade edemeyiz. Acilen bir çözüm üretmenizi rica ediyor ve bu tartışmaları da kayıtlardan çıkartılmasını öneriyorum.
-
2010-01-11 15:41:25 |Administrator| AliOsman

Site içerisinde her isteyen, sitenin bakışını ve duruşunu zedelemeden, istediği düşünceyi köşesine ya da yorumlarına taşıyabilir. Tüm bunları yaparken, hemen her yerde yapılan ve beklenen saygı çerçevesinin dışına çıkamama için elden gelenin maksimumunu yapılmanın da beklendiğini hatırlatırım. Kişiselleşen veya potansiyelini barındıran tartışmalardan kaçınmak, belli bir tartışma adabını korumak, sitenin hafiften yeşermeye başladığını hissediğimiz şu günler için ziyadesi ile önemli olduğunu düşünüyorum.
Site ziyadesi ile büyük. Hemen herkes kendine bir yer bulabilir. Fikir çatışmalarının olmaması zaten mümkün değil. Üstelik istediğimiz bir şbu. Lakin ortodoks, sekter vs gibi siyaseten karşıdakini rencide edebilecek terminolojileri kullanımı konusunda biraz daha dikkatli olmak gerekiyor. Nihayetinde, tabiri caizse diş ve tırnalarımızla geldik bu günlere. Her ne kadar kimse kafamıza silah dayamasa da aile ve özel hayatlarımızdan fedakarlıklar yaptığımız zamanlar hiç de az olmadığının herkes farkındadır diye düşünüyorum. İşin ekonomik boyutunu ise söylemeye gerek bile duymuyorum. Siteye bazısının görece daha az bazısının ise daha çok emeği olasına karşın, kişisel sıkıntılar ile bu emekleri çöpe atma niyetinde olmadığımın altını çizmek isterim.
-
2010-01-11 15:37:18 |SAdministrator| onder

Ohh be ne güzel..Sen kendin önce başkalarını incit, saldırdığın insanlar da dönüp misilleme yapınca mazlumları oyna.
Sen, derdin herhangi biriyle sağlıklı ilişki kurmak olduğunda, onun değer verdiği, uğruna zaman ayırdığı, arkadaşlar burda önemli şeyler var dikkat etmeliyiz diye didinip durduğu, birazcık tanıtmak için sayısız saatler, günler, aylar ayırdığı şeylerle ;"Bazı ortamlarda son derece 'seksi' gelen bu mevzuların hakkında, bunların muhabbetini yapıp 'şekilli durabilen arkadaşların yanında hafiften eziklik mi hissediyorsunuz" diyerek alay mı edersin? Bu mu senin birileriyle sağlıklı iletişim kurma anlayışın?
Git kayıtlara bak kaç defa hiç de hatanın bende olmamasına rağmen senin bu nemrut tartışma uslubun karşısında ortamı germemek için tutup özür dilemişim..git bak kayıtlarda duruyor..
sen güya sağlıklı bir ilişki kurmak istediğin insana şimdiki gibi gerilmiş ortamda değil, gayet normal seyrederken herşey "koca ama bir o kadar da boş laf etmişsin" diyebilen, sigara yasağı gibi salak bir konunun tartışılmasında bile karşındaki liberal olmakla suçlamayı başarabilen birisin, sanki kapitalist bir dünyada herşey bitti de sigara yasağı konusunda "komunist" bir tavır geliştirilebilirmiş gibi; ama senin egon o kadar büyük ki, karşındakinin tuvalet adabından bile liberal mi komunist mi olduğunu çıkarabilirsin..ki geliştirdiğin "komunist" tavrın mantık zinciri de şu "benim tercihim bu, ben sigara içmiyorum, ben komunistim, öyleyse sigara konusunda komunist tavır sigara içmemektir"
Başkasını böylesine boktan bir konuda liberal olmakla suçlarken, en çok sigara yasağı ile kendini gösteren, postmodern zamanların sağlık fetişizminin, onu yeme bunu yeme, tuvalet kağıdın bile organik olsun mantığının neoliberalizmin en güçlü kitle manipulasyon aracı olduğunu, insanları nevrotik bir saplantı içinde bütün ilgilerini kendi vücütlarına yöneltip, toplumsal ilişkilerden iyice kopardığını, liberal TV'lerin bu zırvalıklarla dolup taştığını aklına bile getirmezsin..Bu eski defterleri gündeme getirmek falan değil; sigara yasağı konusunda aldığın tavırla Sokal meselesinde gösterdiğin tavır arasında zerre fark yok; her iki durumda da kendi beğenilerini, seçimlerini, düşüncelerini evrenin merkezine alıp, onlardan farklı olan herşeyi, ucunun nereye gideceğini zerre hesap etmeden, asıl problemli şeye nokta atışı yapacağına, beraberinde neyi yıkıma götüreceğini hesap etmeden topyekün yokedişe tabii tutuyorsun; yani o çok onore ettiğin bu toprakların "değerler"inden biri olan kendinden olmayanı külliyen linç dürtüsünü nezaketten, incelikten uzak torba eleştiri mantığını yineliyorsun;
Güya sağlıklı bir iletişim kurmaya çalıştığın benim Deleuze, Lacan konusundaki hassasiyetimi dikkate alıp, kırıcı olmama inceliğini göstermeni geçtim, zira sigara yasağı konusunda gösterdiğin faşizan egoizminden sonra böyle bir incelik, empati göstermeni beklemek hayal olurdu; sen Sokal'ın süprüntü kitabına 10'ları basarken, genel düşünsel üretimi, entellektüel birikimi yerlerde sürünen bu ülkede böyle bir tavrın ucunun nerelere varabileceğini hesap etmek gibi primitif bir siyasi duyarlılıktan da yoksunsun;
Ha bekle! Bu kitabı okuyanların "anlaşılmayan", "seksi mevzular"a olan nefretleri "meşhur" postmodern düşünürlerle sınırlı kalacak; sankı kimin postmodern olup olmadığını anlayabilcek birikime sahiplermiş gibi; toplumsal analize ilgi duyan kampusteki 17-18 yaşlarındaki gençlerde Sokal vandalizminin ucunun nereler varacağını hesap etmiyorsun; 2.5 saatte okuduğun bir kitap hakkında edindiğin izlenimleri böylesine incelikten uzak, indirgemeci bir tavırlar göklere çıkarmanın kampüsteki sonucunun ne olacağını hesap etme minimal özenini bile göstermiyorsun;
Git bak eleştirinde, linç söyleminin dışına çıkan minni minnacık bir düşünce kırıntısı var mı? Gerekçelendirmeden, ayrıntılandırmadan, artık çok bariz bir şekilde bilindiği gibi şöhret peşinde koşan pozitivist bir amerikalıyı sırf kendi varoluşuna uymuyor diye beğenmediğin fikirleri mahkum etmek için otorite figürü olarak kullan;
Benim tavrımı Stalin'in kendinden olmayan aydınları mahkum etmeyle benzetmen tam türk usulu zübüklük..Sokal'ın kitabını okumadım bile; eleştirdiği düşünürleri de bir kaçı dışında bilmem bile..ama sen temel meselenin bu olmadığını görebilecek duyarlılıktan çok uzaksın; asıl meselenin teoriye karşı bir cadı avı, bir çeşit McCarthy'cilik olduğu ihtimalini aklına bile getirmezsin, özellikle bu konuda sicili malum şu ülkede. Sen sanıyormusun ki bu cadı avı bir kez başladı mı Sadece Lacan ile, Deleuze ile duracak? Eagleton, Sweezy, Mandel, Tarık Ali, Said, Bourdieu vs bilumum kanonik düşünürleri bile çarmıha göndermeyecek? Öyle değil midir ki, burda sana göre "Lacan " ortamlarda "şekilli" görünmeni sağlayan biridir, ama orda biryerlerde de "düzgün" düşünürler öyle algılanacaktır.
Meselenin şu ya da bu düşünüre toz kondurmamak değil bu olduğunu görmekten o kadar uzaksın ki, ucuz stalin paralelliğini kuruyorsun.
Sokal operasyonunun, Türkan Saylan gibi biriyle bir mafya çakalını popüler tahayyülde aynı komplonun içinde yeralıyormuş gibi algılanmasını sağlayan Ergenekon mantığından farklı olmadığını, Baudrillard gibi özgürleşmenin olanaklılığını düşünmek gibi hiçbir derdi olmayan köşe yazarlığından bozma bir "düşünürle" Deleuze gibi bilincin oluştuğu andan itibaren köpek gibi felsefe yapmış bir adamı aynı kefeye koyduğunu hiç görmüyorsun..Daha da önemlisi onun yarım bıraktığı işi sonuna kadar götürmeye heveslilerin olacağını, bunun şöhret heveslisi bir adamın sadece deleuze'e karşı falan değil koca bir felsefe bütününe karşı başlattığı boktan bir cadı avı olduğunu anlamıyorsun; yaw bu adam kim diye akla ilk gelmesi gereken soruyu bile sormuyorsun; sormadığın sorunun cevabını ben vereyim; BU ADAM BİR FİZİKÇİ. Başka lafa gerek var mı?
Diyelim söyledikleri tamamen doğru; tamam bay Sokal sizin istediğinizi yapıyoruz, bütün bu adamların kitaplarını yakıyoruz..Öyleyse hadi sizden bekliyoruz, bize Fizik dışında toplumsal meseleler hakkında ne söyleyebilirsiniz? Tamam sadece sizin düşünceleriniz dışında eylemlerimizi yönlendireceğiz desek, ağzını açıp iki çift laf edecek mi?
İnsanlarla gerçekten sağlıklı bir ilişki kurmayı gerçekten istiyorsan, ben buyum, benim tercihlerim bunlar, istediğimle alay ederim, istediğimin duyarlılığını paramparça ederim, beni olduğum gibi kabul etmek zorundasınız demekten biraz vazgeç de, sözlerim karşımdaki insanın kulağında nasıl çınlar, benim için anlamsız da olsa onun duygularını incitebilir mi diye sorgulama konusunda kendini eğit biraz.
Deleuze, Lacan konusunda bu kadar laf eden benim duyarlılığım ortadayken kör gözüm parmağına, bu adamlardan bahsetmenin "şekilli" görünmek için olduğunu iddia etme terbiyesizliğinin beni nasıl etkileyeceği ortadayken, hakettiğin cevabı alınca madur edilmiş pozlarına yatma..
Şöyle bir otur kendi uslubunu sorgula; bak bakalım anlamadığı, çalışmadığı, hakkında bir fikri olmadığı konularda, radikal görüş bildirmekten nazikçe imtina eden, o kalender, mülayim, incelikli bir marxist tavrı mı var, yoksa cehaletin verdiği cüretkarlıkla ucunun nereye varacağını hesap etmeden onun bunun duyarlılıklarına şirret bir kasaba politikacısına yakışan bir saldırganla dan dun girmek mi?
-
2010-01-11 13:32:00 |Administrator| guclu

Yılbaşı tatili sırasında kütüphanemde yıllardır unutulmuş olarak duran bu kitap gözüme çarptı ve iki buçuk günlük hızlı bir okumayla kitabı bitirdim. Bütün mevzuları anladığımı söyleyemem, zaten kitap da az çok bunun hakkındaydı.
Neyse, okuduğum bu kitabı sitede tanıtmamın ardından hiç ummadığım sertlikte bir yazı yayınlandı ön sayfada. Bu tanıtımın içimizden bir arkadaşı bu kadar sinirlendireceğini, olayı kişisel garez ve öfke boyutuna
taşıyacağını gerçekten bilemezdim. Olay Sokal'ın şarlatan olduğu iddiasından tutun da, doğrudan doğruya bana yönelmiş bir takım göndermelerle, ruh sağlığı nispeten normal olan herhangi bir kişinin yaşamayacağı büyük bir hezeyana kadar ulaştı.
Sanırım elli altmış word sayfasına denk gelen bir yazı ile
aleni saldırıya geçen bu arkadaşa yönelik herhangi bir şey yazıp çizmeyi iki gün için erteledim; çünkü amacım, bu siteyi kişisel hezeyanlarımızın ve çekişmelerimizin
sergilendiği bir ortam olmaktan uzak tutmaktı. İki gün, yatışmak ve mantıklı düşünmek için de yeterli bir süreydi hem.
Sonuçta bu arkadaşımızın yazdıklarına yönelik bir şey yazmamaya karar verdim. Çünkü gerçekten bunun bir önemi yok. Çünkü bu arkadaşımız ile sağlıklı bir ilişki kurabilme umudumu tamamen kaybetmiş durumdayım. Yaklaşık üç ay boyunca, herhangi bir kavgaya mahal vermeme isteğinin de belirleyici bir neden olduğu bir dizi etken nedeniyle siteye katkıda bulunmadım. Geri dönmemin hemen ardından bu kadar büyük bir hınçla saldırıya uğrayınca, insan buradaki varlığını açıkçası sorgulamaya başlıyor.
Çok kısa bir iki şey yazıp bitireceğim. Bu arkadaşımızın devamlı saldırdığı ve "ortodoks" olarak tanımladığı anlayış, yalnızca bir teorik ve politik pozisyonu değil, bir dünya görüşünün, bir hayat anlayışının da tanımıdır. Ortodoksi, bir inanca bağlanma tarzına da isim olarak verilebilir. Mesela, eski günlerde, Arnavutluk Emek Partisi çizgisindeki bir komüniste Stalin hakkında negatif bir şey söylettiremezdiniz ve bu tür şeyleri yanlarında konuşamazdınız. Buna çok benzer biçimde bu arkadaşımızın yanında da inandığı, güvendiği bir dizi düşünür ve filozof hakkında olumsuz herhangi bir şey söyleyemezsiniz. Bu da taş gibi bir ortodoksidir. Söylediğiniz herhangi bir olumsuz şey yahut bu arkadaşın olumsuz olarak değerlendireceği herhangi bir şey, size şartlatan denmesi için yeterli oluyor, "ejderha olsan farketmez", fizik profesörü olmanız da kurtarmaz.
Bitirirken son olarak şunu yazayım. O çok aşağılanan ve bazı çokbilmiş hırt solcuların dalga geçmeyi marifet bildiği George Politzer, belki çok şematik ve yetersiz felsefe kitapları yazmış olabilir ama tüm hayatının hesabını Nazilerin idam mangasının karşısında şerefiyle vermiştir. Kabahat Politzer'de veya okuma yazmayı ancak bilen 1930'ların işçilerine yönelik hazırlanmış olan bu kaba felsefe kitaplarında değil, bu kitapları kullanarak 60-70'lerde gençlere ve işçilere felsefe öğretmeye çalışan Türkiye'nin sosyalist ortamındadır. Bu kadar yetersiz kitaplar dahi bazı insanları felsefe öğrenme yolunda teşvik etmişse başarılıdır ve amacına ulaşmış sayılır. Sokal'ın kitabında sözünü ettiği ve namusları tuhaf bir şekilde korunmaya çalışan bir dizi düşünürün çalışmalarından yola çıkan herhangi bir devrimci siyasi çalışmaya henüz rastlanmamıştır, muhtemelen de rastlanmayacaktır; çünkü yazılanları anlamak biz sıradan, ölümlü ve orta zekalılar için neredeyse imkansızdır. Eğer bir gün bu ülkede ve dünya da bir devrim yapılacaksa da bu devrim son derece sıradan ve orta zekalı insanlarca ve aşağıdan bir tazda yapılacaktır. O güne kadar da bu düşünürlerin büyük fanları kendileri çalıp kendileri oynayabilirler. Anlaşılmaz entelektüel faaliyetlerden aldıkları doyum onlara ömürleri boyunca yeter.
-
2010-01-11 17:11:04 |Administrator| guclu

Önder,
Bu senin ismini anarak yazacağım son mesajdır.
1- İstediğin yerde sigara içebilirsin.
2- "Seks" ile ilgili olarak geçen ifadelerde seni kastetmemiştim. Hatta bu kitap tanıtımıyla ilgili olarak yazdığım yorumda da seni kastetmemiştim. Bunu üzerine alıp yüzlerce satırlık menkıbeler üreten sensin. Ben seni herhangi bir şekilde muhattap almaktan vazgeçeli çok oluyor. Bulunduğun ortamlara gelmek gibi bir niyetim dahi yok. Ortak arkadaşlarımıza sorabilirsin, senin olduğun ortamlarda bulunmak istemiyorum ve sanırım arkadaşlarımız da bunu sağlıyorlar ki görüşmüyoruz. İyi de oluyor.
3- Ben senin herhangi bir mesajına ya da yazına ne ilişirim ne de ilgi gösteririm. Aynısını da senden bekliyorum.
4- Sana tavsiyem, bunu cidden öneriyorum, bir psikoloğa gitmen. O, gerekirse seni daha ileri tetkik için psikiyatriste de yönlendirir. Ama şu anki halin gerçekten son derece sağlıksız.
5- Eğer yapabilirsen, neden insanlarla sağlıklı ilişkiler kuramadığını falan sorgula. Çünkü bu neredeyse imkansız. Sende çokbilmişlik, yüksek ego ve herkese haddini bildirmeye büyük bir eğilim var. Bir süre sonra tahammül edilmez bir hale geliyorsun. Eğer değiştirilemez bir kişiklik özelliğin değilse, belki de tedavi edilebiliyordur. Umarım daha sağlıklı bir insan haline gelebilirsin.
Sana akıl, fikir ve ruh sağlığı diliyorum.
-
2010-01-10 16:51:50 |Unregistered| emmanuel
Bay gilles, keşke "vandalizm, şarlatanlık" gibi incilerinizi sıralamadan
önce neden öyle olduğuna dair,yani BİÇİMİNE değil İÇERİĞİNE ilişkin bir kelam etme
zahmetine girseydiniz, gizemli adınız, koca puntolu şişik başlığınızdan ve
ölçüsüz notunuzdan daha fazla ilgi çeker, belki de bir fayda sağlardı. Yoksa
kitabı OKUMADINIZ mı???
Diğer eleştiren arkadaşlar post-modernizmin, savunucularının diyelim, özgürlük kisvesi altında ne kadar TUTUCU olduğunu unutmamışlarsa bay gillese şaşmamışlardır...
Yorumlar
Benim tartışmayı uzatmak gibi bir niyetim yoktu. 3-4 ay önce ben bu defteri kapamıştım zaten.
Ancak bir insanın bütün bir varoluşunu hedef alan imalar karşısında sessiz kalamazdım..2 yıl boyunca Gecelerimi gündüzlerime katıp bu kadar emek verdiğim bir sitede yapmaya çalıştığım benim çabalarımın , dolaylı ya da dolaysız, bilerek ya da bilmeyerek, şekilli görünmek gibi bir ifadeyle mahkum edilmesini sineye çekecek halim yoktu..Zira benim "bazı ortam"ım burasıdır, ve de tam da Sokal'ın eleştirdiği adamlardan bahsediyorum, bunu da "şekilli" görünmek için de yapmıyorum. Bu ülkede, şu siteyle alakası olanlar arasında Lacan/Deleuze'd en bahsederek şekilli görünme suçlamasından rencide olacak 10 tane insan varsa bir tanesi benimdir..Şimdi ye kadar yazdıklarımdan bu çok açık değil mi? Zizek , Zizek deyip durmuyor muyum her firsatta..Eeh Zizek eşittir Lacan ise, kime gönderimde bulunur bu suçlamalar?.
Yazılanların kaldırılmasına da şiddetle karşı çıkıyorum; arşivde dursun kim zamanında neler demiş, iş nasıl akıl sağlığını kaybetmiş olma suçlamasına kadar getirilmiş görülsün.
Ben çözüm yolumu açıklıyorum:
Bundan sonra yokum. Yazdığım yazıları ve dahil olduğum tartışmaları bir word dökümanına kaydedip burası ile olan ilişkimi kesiyorum. Ortamınızı bozmayacağım artık.
Fikir düzeyinde birşeyler üretemeyince böyle psikoloğa git falan diye bel atlına vurmalar asil kimin terapiye ihtiyaç duyduğunu gösteriyor..
Tabii olayın beni muhattap almadan yazıp yazmadığın olmadığını anlayamaman da..
Akıl ruh sağlımı dert edecek kadar bir empati kırıntısı kalmiş olması senin adina iyi birşey.
Merak etme benim akil, ruh sağlım gayet yerinde..
Bu senin ismini anarak yazacağım son mesajdır.
1- İstediğin yerde sigara içebilirsin.
2- "Seks" ile ilgili olarak geçen ifadelerde seni kastetmemiştim. Hatta bu kitap tanıtımıyla ilgili olarak yazdığım yorumda da seni kastetmemiştim. Bunu üzerine alıp yüzlerce satırlık menkıbeler üreten sensin. Ben seni herhangi bir şekilde muhattap almaktan vazgeçeli çok oluyor. Bulunduğun ortamlara gelmek gibi bir niyetim dahi yok. Ortak arkadaşlarımıza sorabilirsin, senin olduğun ortamlarda bulunmak istemiyorum ve sanırım arkadaşlarımız da bunu sağlıyorlar ki görüşmüyoruz. İyi de oluyor.
3- Ben senin herhangi bir mesajına ya da yazına ne ilişirim ne de ilgi gösteririm. Aynısını da senden bekliyorum.
4- Sana tavsiyem, bunu cidden öneriyorum, bir psikoloğa gitmen. O, gerekirse seni daha ileri tetkik için psikiyatriste de yönlendirir. Ama şu anki halin gerçekten son derece sağlıksız.
5- Eğer yapabilirsen, neden insanlarla sağlıklı ilişkiler kuramadığını falan sorgula. Çünkü bu neredeyse imkansız. Sende çokbilmişlik, yüksek ego ve herkese haddini bildirmeye büyük bir eğilim var. Bir süre sonra tahammül edilmez bir hale geliyorsun. Eğer değiştirilemez bir kişiklik özelliğin değilse, belki de tedavi edilebiliyordur . Umarım daha sağlıklı bir insan haline gelebilirsin.
Sana akıl, fikir ve ruh sağlığı diliyorum.
Siyaseten sadece kendilerine ortodoks, sekter vs denenler mi rencide olur?
Birilerinin üzerinde yıllar harcamış olabileceği mevzuları, "bazı ortamlarda çok seksi gelen" diye nitelemek, böyle mevzuları uğraşmayı da "şekilli" görünme çabası diye mahkum etmek yeterince rencide edici değil midir ki, listene almamışsın?
Burda bahsi geçen "bazı ortamlar"ın ne kadar yargılayıcı, hangi malum imalarla, bu "seksi mevzularlarla" uğraşanları üstü kapalı olarak nasıl bir varoluşa sahip olmakla suçladığı ortada değil mi? Bunun Çorumlu kahvehanesi eleştirelliğind en farkı var mı?
İşin tuhafı, ilk saldırganlığı yapanlar bu ifadeler olmasına rağme, dikkatli olunması gerekenler arasına almaman.
İlginç yani, asıl saldırganın laflarını es geçip, kendini savunanın sözlerini rencide edici bulmak.
Kusura bakma ama burda nötr bir tavır, değil belli bir yöne meyleden bir tavır görüyorum ben.
Site ziyadesi ile büyük. Hemen herkes kendine bir yer bulabilir. Fikir çatışmalarının olmaması zaten mümkün değil. Üstelik istediğimiz bir şbu. Lakin ortodoks, sekter vs gibi siyaseten karşıdakini rencide edebilecek terminolojileri kullanımı konusunda biraz daha dikkatli olmak gerekiyor. Nihayetinde, tabiri caizse diş ve tırnalarımızla geldik bu günlere. Her ne kadar kimse kafamıza silah dayamasa da aile ve özel hayatlarımızdan fedakarlıklar yaptığımız zamanlar hiç de az olmadığının herkes farkındadır diye düşünüyorum. İşin ekonomik boyutunu ise söylemeye gerek bile duymuyorum. Siteye bazısının görece daha az bazısının ise daha çok emeği olasına karşın, kişisel sıkıntılar ile bu emekleri çöpe atma niyetinde olmadığımın altını çizmek isterim.
Sen, derdin herhangi biriyle sağlıklı ilişki kurmak olduğunda, onun değer verdiği, uğruna zaman ayırdığı, arkadaşlar burda önemli şeyler var dikkat etmeliyiz diye didinip durduğu, birazcık tanıtmak için sayısız saatler, günler, aylar ayırdığı şeylerle ;"Bazı ortamlarda son derece 'seksi' gelen bu mevzuların hakkında, bunların muhabbetini yapıp 'şekilli durabilen arkadaşların yanında hafiften eziklik mi hissediyorsunuz " diyerek alay mı edersin? Bu mu senin birileriyle sağlıklı iletişim kurma anlayışın?
Git kayıtlara bak kaç defa hiç de hatanın bende olmamasına rağmen senin bu nemrut tartışma uslubun karşısında ortamı germemek için tutup özür dilemişim..git bak kayıtlarda duruyor..
sen güya sağlıklı bir ilişki kurmak istediğin insana şimdiki gibi gerilmiş ortamda değil, gayet normal seyrederken herşey "koca ama bir o kadar da boş laf etmişsin" diyebilen, sigara yasağı gibi salak bir konunun tartışılmasında bile karşındaki liberal olmakla suçlamayı başarabilen birisin, sanki kapitalist bir dünyada herşey bitti de sigara yasağı konusunda "komunist" bir tavır geliştirilebili rmiş gibi; ama senin egon o kadar büyük ki, karşındakinin tuvalet adabından bile liberal mi komunist mi olduğunu çıkarabilirsin. .ki geliştirdiğin "komunist" tavrın mantık zinciri de şu "benim tercihim bu, ben sigara içmiyorum, ben komunistim, öyleyse sigara konusunda komunist tavır sigara içmemektir"
Başkasını böylesine boktan bir konuda liberal olmakla suçlarken, en çok sigara yasağı ile kendini gösteren, postmodern zamanların sağlık fetişizminin, onu yeme bunu yeme, tuvalet kağıdın bile organik olsun mantığının neoliberalizmin en güçlü kitle manipulasyon aracı olduğunu, insanları nevrotik bir saplantı içinde bütün ilgilerini kendi vücütlarına yöneltip, toplumsal ilişkilerden iyice kopardığını, liberal TV'lerin bu zırvalıklarla dolup taştığını aklına bile getirmezsin..Bu eski defterleri gündeme getirmek falan değil; sigara yasağı konusunda aldığın tavırla Sokal meselesinde gösterdiğin tavır arasında zerre fark yok; her iki durumda da kendi beğenilerini, seçimlerini, düşüncelerini evrenin merkezine alıp, onlardan farklı olan herşeyi, ucunun nereye gideceğini zerre hesap etmeden, asıl problemli şeye nokta atışı yapacağına, beraberinde neyi yıkıma götüreceğini hesap etmeden topyekün yokedişe tabii tutuyorsun; yani o çok onore ettiğin bu toprakların "değerler"inden biri olan kendinden olmayanı külliyen linç dürtüsünü nezaketten, incelikten uzak torba eleştiri mantığını yineliyorsun;
Güya sağlıklı bir iletişim kurmaya çalıştığın benim Deleuze, Lacan konusundaki hassasiyetimi dikkate alıp, kırıcı olmama inceliğini göstermeni geçtim, zira sigara yasağı konusunda gösterdiğin faşizan egoizminden sonra böyle bir incelik, empati göstermeni beklemek hayal olurdu; sen Sokal'ın süprüntü kitabına 10'ları basarken, genel düşünsel üretimi, entellektüel birikimi yerlerde sürünen bu ülkede böyle bir tavrın ucunun nerelere varabileceğini hesap etmek gibi primitif bir siyasi duyarlılıktan da yoksunsun;
Ha bekle! Bu kitabı okuyanların "anlaşılmayan", "seksi mevzular"a olan nefretleri "meşhur" postmodern düşünürlerle sınırlı kalacak; sankı kimin postmodern olup olmadığını anlayabilcek birikime sahiplermiş gibi; toplumsal analize ilgi duyan kampusteki 17-18 yaşlarındaki gençlerde Sokal vandalizminin ucunun nereler varacağını hesap etmiyorsun; 2.5 saatte okuduğun bir kitap hakkında edindiğin izlenimleri böylesine incelikten uzak, indirgemeci bir tavırlar göklere çıkarmanın kampüsteki sonucunun ne olacağını hesap etme minimal özenini bile göstermiyorsun;
Git bak eleştirinde, linç söyleminin dışına çıkan minni minnacık bir düşünce kırıntısı var mı? Gerekçelendirme den, ayrıntılandırma dan, artık çok bariz bir şekilde bilindiği gibi şöhret peşinde koşan pozitivist bir amerikalıyı sırf kendi varoluşuna uymuyor diye beğenmediğin fikirleri mahkum etmek için otorite figürü olarak kullan;
Benim tavrımı Stalin'in kendinden olmayan aydınları mahkum etmeyle benzetmen tam türk usulu zübüklük..Sokal 'ın kitabını okumadım bile; eleştirdiği düşünürleri de bir kaçı dışında bilmem bile..ama sen temel meselenin bu olmadığını görebilecek duyarlılıktan çok uzaksın; asıl meselenin teoriye karşı bir cadı avı, bir çeşit McCarthy'cilik olduğu ihtimalini aklına bile getirmezsin, özellikle bu konuda sicili malum şu ülkede. Sen sanıyormusun ki bu cadı avı bir kez başladı mı Sadece Lacan ile, Deleuze ile duracak? Eagleton, Sweezy, Mandel, Tarık Ali, Said, Bourdieu vs bilumum kanonik düşünürleri bile çarmıha göndermeyecek? Öyle değil midir ki, burda sana göre "Lacan " ortamlarda "şekilli" görünmeni sağlayan biridir, ama orda biryerlerde de "düzgün" düşünürler öyle algılanacaktır.
Meselenin şu ya da bu düşünüre toz kondurmamak değil bu olduğunu görmekten o kadar uzaksın ki, ucuz stalin paralelliğini kuruyorsun.
Sokal operasyonunun, Türkan Saylan gibi biriyle bir mafya çakalını popüler tahayyülde aynı komplonun içinde yeralıyormuş gibi algılanmasını sağlayan Ergenekon mantığından farklı olmadığını, Baudrillard gibi özgürleşmenin olanaklılığını düşünmek gibi hiçbir derdi olmayan köşe yazarlığından bozma bir "düşünürle" Deleuze gibi bilincin oluştuğu andan itibaren köpek gibi felsefe yapmış bir adamı aynı kefeye koyduğunu hiç görmüyorsun..Da ha da önemlisi onun yarım bıraktığı işi sonuna kadar götürmeye heveslilerin olacağını, bunun şöhret heveslisi bir adamın sadece deleuze'e karşı falan değil koca bir felsefe bütününe karşı başlattığı boktan bir cadı avı olduğunu anlamıyorsun; yaw bu adam kim diye akla ilk gelmesi gereken soruyu bile sormuyorsun; sormadığın sorunun cevabını ben vereyim; BU ADAM BİR FİZİKÇİ. Başka lafa gerek var mı?
Diyelim söyledikleri tamamen doğru; tamam bay Sokal sizin istediğinizi yapıyoruz, bütün bu adamların kitaplarını yakıyoruz..Öyle yse hadi sizden bekliyoruz, bize Fizik dışında toplumsal meseleler hakkında ne söyleyebilirsin iz? Tamam sadece sizin düşünceleriniz dışında eylemlerimizi yönlendireceğiz desek, ağzını açıp iki çift laf edecek mi?
İnsanlarla gerçekten sağlıklı bir ilişki kurmayı gerçekten istiyorsan, ben buyum, benim tercihlerim bunlar, istediğimle alay ederim, istediğimin duyarlılığını paramparça ederim, beni olduğum gibi kabul etmek zorundasınız demekten biraz vazgeç de, sözlerim karşımdaki insanın kulağında nasıl çınlar, benim için anlamsız da olsa onun duygularını incitebilir mi diye sorgulama konusunda kendini eğit biraz.
Deleuze, Lacan konusunda bu kadar laf eden benim duyarlılığım ortadayken kör gözüm parmağına, bu adamlardan bahsetmenin "şekilli" görünmek için olduğunu iddia etme terbiyesizliğin in beni nasıl etkileyeceği ortadayken, hakettiğin cevabı alınca madur edilmiş pozlarına yatma..
Şöyle bir otur kendi uslubunu sorgula; bak bakalım anlamadığı, çalışmadığı, hakkında bir fikri olmadığı konularda, radikal görüş bildirmekten nazikçe imtina eden, o kalender, mülayim, incelikli bir marxist tavrı mı var, yoksa cehaletin verdiği cüretkarlıkla ucunun nereye varacağını hesap etmeden onun bunun duyarlılıkların a şirret bir kasaba politikacısına yakışan bir saldırganla dan dun girmek mi?
Neyse, okuduğum bu kitabı sitede tanıtmamın ardından hiç ummadığım sertlikte bir yazı yayınlandı ön sayfada. Bu tanıtımın içimizden bir arkadaşı bu kadar sinirlendireceğ ini, olayı kişisel garez ve öfke boyutuna
taşıyacağını gerçekten bilemezdim. Olay Sokal'ın şarlatan olduğu iddiasından tutun da, doğrudan doğruya bana yönelmiş bir takım göndermelerle, ruh sağlığı nispeten normal olan herhangi bir kişinin yaşamayacağı büyük bir hezeyana kadar ulaştı.
Sanırım elli altmış word sayfasına denk gelen bir yazı ile
aleni saldırıya geçen bu arkadaşa yönelik herhangi bir şey yazıp çizmeyi iki gün için erteledim; çünkü amacım, bu siteyi kişisel hezeyanlarımızı n ve çekişmelerimizi n
sergilendiği bir ortam olmaktan uzak tutmaktı. İki gün, yatışmak ve mantıklı düşünmek için de yeterli bir süreydi hem.
Sonuçta bu arkadaşımızın yazdıklarına yönelik bir şey yazmamaya karar verdim. Çünkü gerçekten bunun bir önemi yok. Çünkü bu arkadaşımız ile sağlıklı bir ilişki kurabilme umudumu tamamen kaybetmiş durumdayım. Yaklaşık üç ay boyunca, herhangi bir kavgaya mahal vermeme isteğinin de belirleyici bir neden olduğu bir dizi etken nedeniyle siteye katkıda bulunmadım. Geri dönmemin hemen ardından bu kadar büyük bir hınçla saldırıya uğrayınca, insan buradaki varlığını açıkçası sorgulamaya başlıyor.
Çok kısa bir iki şey yazıp bitireceğim. Bu arkadaşımızın devamlı saldırdığı ve "ortodoks" olarak tanımladığı anlayış, yalnızca bir teorik ve politik pozisyonu değil, bir dünya görüşünün, bir hayat anlayışının da tanımıdır. Ortodoksi, bir inanca bağlanma tarzına da isim olarak verilebilir. Mesela, eski günlerde, Arnavutluk Emek Partisi çizgisindeki bir komüniste Stalin hakkında negatif bir şey söylettiremezdi niz ve bu tür şeyleri yanlarında konuşamazdınız. Buna çok benzer biçimde bu arkadaşımızın yanında da inandığı, güvendiği bir dizi düşünür ve filozof hakkında olumsuz herhangi bir şey söyleyemezsiniz . Bu da taş gibi bir ortodoksidir. Söylediğiniz herhangi bir olumsuz şey yahut bu arkadaşın olumsuz olarak değerlendireceğ i herhangi bir şey, size şartlatan denmesi için yeterli oluyor, "ejderha olsan farketmez", fizik profesörü olmanız da kurtarmaz.
Bitirirken son olarak şunu yazayım. O çok aşağılanan ve bazı çokbilmiş hırt solcuların dalga geçmeyi marifet bildiği George Politzer, belki çok şematik ve yetersiz felsefe kitapları yazmış olabilir ama tüm hayatının hesabını Nazilerin idam mangasının karşısında şerefiyle vermiştir. Kabahat Politzer'de veya okuma yazmayı ancak bilen 1930'ların işçilerine yönelik hazırlanmış olan bu kaba felsefe kitaplarında değil, bu kitapları kullanarak 60-70'lerde gençlere ve işçilere felsefe öğretmeye çalışan Türkiye'nin sosyalist ortamındadır. Bu kadar yetersiz kitaplar dahi bazı insanları felsefe öğrenme yolunda teşvik etmişse başarılıdır ve amacına ulaşmış sayılır. Sokal'ın kitabında sözünü ettiği ve namusları tuhaf bir şekilde korunmaya çalışan bir dizi düşünürün çalışmalarından yola çıkan herhangi bir devrimci siyasi çalışmaya henüz rastlanmamıştır , muhtemelen de rastlanmayacakt ır; çünkü yazılanları anlamak biz sıradan, ölümlü ve orta zekalılar için neredeyse imkansızdır. Eğer bir gün bu ülkede ve dünya da bir devrim yapılacaksa da bu devrim son derece sıradan ve orta zekalı insanlarca ve aşağıdan bir tazda yapılacaktır. O güne kadar da bu düşünürlerin büyük fanları kendileri çalıp kendileri oynayabilirler. Anlaşılmaz entelektüel faaliyetlerden aldıkları doyum onlara ömürleri boyunca yeter.
önce neden öyle olduğuna dair,yani BİÇİMİNE değil İÇERİĞİNE ilişkin bir kelam etme
zahmetine girseydiniz, gizemli adınız, koca puntolu şişik başlığınızdan ve
ölçüsüz notunuzdan daha fazla ilgi çeker, belki de bir fayda sağlardı. Yoksa
kitabı OKUMADINIZ mı???
Diğer eleştiren arkadaşlar post-modernizmi n, savunucularının diyelim, özgürlük kisvesi altında ne kadar TUTUCU olduğunu unutmamışlarsa bay gillese şaşmamışlardır. ..

Ali Osman,
Ben çözüm yolumu açıklıyorum:
Bundan sonra yokum. Yazdığım yazıları ve dahil olduğum tartışmaları bir word dökümanına kaydedip burası ile olan ilişkimi kesiyorum. Ortamınızı bozmayacağım artık.