Yaygın Yanlış Fikirler Kıskacında Karl Marx / Yvon Quiniou
Popüler
Bu kitap, hakkındaki önyargıların ötesine geçerek Marx'ın kendisini okumaya teşvik ederken, insanlığımızla yüzleşmek için Marx'ın zorunlu olduğunu hatırlatıyor.
Sınıf mücadelesi, Marx'ın uydurması mıdır?
- Marx'a göre, tarih önceden mi yazılmıştır?
- Marx ilerlemeye mi inanır?
- Komünizm, devletin nefesinin her yerde hissedilmesi midir?
- Komünizm demokrasiye ters midir?
- Marx'a göre, iyilik ve kötülük diye bir şey yok mudur?
- Marx'a göre, din "halkın afyonu" mudur?
- Marx bütün insanları eşit duruma mı getirmek istiyor?
- Marx maddi üretime gereğinden fazla mı önem verir?
- Komünizm bir ütopya mıdır?
... ve nihayet "Marx öldü!" Marx hakkındaki yaygın yanlış fikirlerin belki de en büyüğüdür bu. Nitekim bu fikir, 20. yüzyılın sonunda ölümüne katkıda bulunacağı inancıyla yüksek sesle savunulmuştur.
Marx kendi görüşlerini beceriksizce savunanlara ve daha da ötede çarpıtanlara "Ben Marksist değilim!" diyerek çıkışmıştı. Tarihte ise Marksizm adına yapılan pek çok şey felaketle sonuçlandı. Peki, Marx gerçekte ne demişti?
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Marx'ın görüşlerinin derli toplu bir savunusu
Marx'ın görüşleri dünyayı etkilemeye hala devam ediyor. Yalnızca taraftarları ve Marxistler açısından değil, karşıtları ve düşmanları açısından da tartışmayı, analiz edilmeyi gerektiren bir külliyat var ortada. Fransız felsefeci Quiniou, belli başlı konular çerçevesinde, Marx'ın yapıtlarından süzerek son derece parlak ve nitelikli bir çalışma ortaya koymuş.
Kitabın ana fikri, Marx'ın düşüncesinin bütünlüklü ve sistematik olmasının yanında geliştirebilir ve yenilenebilir olması bağlamında "tamamlanmamış" olması ki bana da son derece makul gelen bir görüş bu.
Kitabı Marx ve Marxism hakkında her düzeyde bilgi/kültür sahibi okurlara öneririm. Başlangıç seviyesi için biraz ağır gelebilir belki ama mevzu hakkında orta ve üst düzey okuma yapmışsanız zorlanmadan okuyabilirsiniz.
-
2009-08-05 12:37:48 |Administrator| guclu
-
2009-08-05 20:07:48 |Administrator| guclu

"Açık Faşizm" koşullarında kitleselleşme imkanının artıp artmayacağı taş gibi bir teorik sorundur mesela:-) Bana sanki bu imkan artmazmış ya da ihtiyatlı olayım, artmayabilirmiş gibi geliyor. 1980 ve sonrası bunun ispatı gibi duruyor. Neyse, konumuz bu değil.
Eskiden resimli kitaplar vardı, çocukken birkaç tanesini hatırlıyorum: "Yeni Başlayanlar İçin Marx", "Çizgilerle Nazım Hikmet", "Sömürü nedir?" aklıma gelen ilk gelen örnekler. Çocuklar ve okuma alışkanlığı çok düşük olan veya hiç olmayan emekçiler için hazırlanmış kitaplardı. Niyet çok doğruydu o yıllar için. Günümüze o haliyle uyarlansa hemen hiçkimsenin ilgisini çekmez. O niyetin 21. yüzyıla uygun üslubunu bulmak gerekiyor. Sabırlı ve israrlı olmak gerekiyor. İnsanların bilinç sorunu çok ama çok derin. Sosyalizmi, Marksizmi çok temel bir düzeyden ve çağa uygun bir ruh ve tarzla anlatmak yükümlülüğümüz var dağ gibi. Sol dergi/gazete ya da bunun internet versiyonlarını hazırlayıp, dükkan açmış ve müşteri bekleyen esnaf gibi bir hareket tarzı benimseme durumumuz yok.
İnsanların sosyalizm hakkında yanlış fikirleri olduğu türünden bir önkabule de kapılmayalım; insanların sosyalizm hakkında hemen hiçbir fikirleri, tavırları yok Türkiye'de, şu anda. Çok temel ve başlangıç noktalarından yola çıkmak gerekiyor düşüncesindeyim.
Zor olduğu kesin.
-
2009-08-05 19:19:44 |Administrator| AliOsman

Relativite teorisi bile basitleştirilip ilkokul çocuklarına anlatılmaya çalışılıyor. Bu durum Relativite ve quantum fiziği ile uğraşan akademisyenler için bir sorun teşkil etmiyor. İsteyen istediği kadar detaya girebilir. Buna engel yok. Ama mevzunun genel hatlarının çoğunluk tarafından kavranır hale getirilmesi şart. Sanırım 'Dünyayı Sarsan On Gün'de vardı : ' İki sınıf vardır, Burjuvazi ve İşçi sınıfı. Burjuva olmadığıma göre işçi sınıfındanın ya da onun yanındayım' diyordu bir genç . Bu geniş kitleler için fazlası ile basitleştirlmiş bir yaklaşım. Bahsettiğim düzey bu değil ama bu işler ile uğraşan herkes teoriyi yalayıp yutmalı dersek de bu teorinin yaygınlaşmayacağına kesin gözü ile bakabiliriz. O zaman kitleselleşmek için ellerimizi açar ''Açık Faşizm' duası yapmak zorunda kalırız.
-
2009-07-31 18:12:34 |Administrator| AliOsman
-
2009-07-31 20:01:47 |Administrator| guclu

Oldukça akıcı ve rahat okunan bir kitap. Marksizme yapılan hücumlara yanıt vermek için yazılmış.
Bence kitabın en önemli yanı, meramını son derece anlaşılır ve olabildiğince sade bir dille anlatması. Marksistlerin meseleleri olabildiğince sade, 12-13 yaşındaki insanların dahi anlayabileceği şekilde anlatması gerektiğini düşünüyorum. Teoriyi sadece çok bilen, çok anlayan ve bir takım karmaşık lafları arka arkaya sıralayabilen insanların egemenliğinden çıkartmak gerekiyor. Bunun da en önemli tarafı, teorinin pratikle yani politikayla bağ kurabilecek şekilde üretilmesi. Kendi içinde kulağa güzel gelen ama insanlara hiçbir şey anlatmayan, pratiğe dönüşemeyecek laf salataları ile teori yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur!
-
2009-07-31 20:09:46 |Administrator| AliOsman
-
2009-07-31 20:56:51 |Administrator| guclu

Düşünsel düzeyimiz gerilesin, çok kaba ve şematik olalım demiyorum, sakın yanlış anlaşılmasın. En zor anlaşılan, üzerinde kafa patlatılan teorik meseleleri bile anlaşılır bir üsluba tercüme etme zorunluluğumuz var diyorum kısaca.
Mesela çok net bir sorunsal var ortada; deniyor ki "ulus-devlet ölüyor, bitiyor, herhangi bir anlamı kalmıyor, küreselleşme var" falan diye yazılıp çiziliyor ya, ikna edici olabilmen için bunun nedenini, nasılını berrak biçimde anlatman gerekiyor. İnsanlar son derece basit varlıklardır. Somut olarak hayatlarında karşılıklarını görmedikleri şeylere ikna olmaları imkansıza yakındır. Hele Türkiye gibi, Edirne'den 100 metre batıya gitmek için her ülkeden vize istenen bir memlekette, "ulus-devlet bitiyor, biliyor musun?" demek, insanların sana gayet sıkı bir sinkaf etmelerine neden olabilir. Herhangi bir konsolosluğun önünde vize kuyruğundaki insanları ikna etmen gerekir "ulus-devletin bittiğine" mesela. Gündelik hayatta bunun ne karşılığı olduğunu da göstermen gerekir. Merkezi olmadığı iddia edilen bir dünya sistemi tahayyülünde ABD'nin neyin nesi olduğunu açıklaman zaten zorunludur.
Sorular ve örnekler çoğaltılabilir. Gerçeklerden azade serbest uçuş, düşünsel bakımdan hoş ve nasıl diyorlar, "keyifli" olabilir ama iniş takımlarının yokluğu çanağı çömleği patlatabilir.
-
2009-08-01 02:28:10 |Publisher| erkan
Güçlü, şu sözlerine katılmak mümkün değil:
"Marksistlerin meseleleri olabildiğince sade, 12-13 yaşındaki insanların dahi anlayabileceği şekilde anlatması gerektiğini düşünüyorum. Teoriyi sadece çok bilen, çok anlayan ve bir takım karmaşık lafları arka arkaya sıralayabilen insanların egemenliğinden çıkartmak gerekiyor. Bunun da en önemli tarafı, teorinin pratikle yani politikayla bağ kurabilecek şekilde üretilmesi. Kendi içinde kulağa güzel gelen ama insanlara hiçbir şey anlatmayan, pratiğe dönüşemeyecek laf salataları ile teori yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur!"
Marks'ın herhangi bir eserini karıştıran biri, onun oluşturduğu teorinin, onüç yaşındaki bir çocuğa anlatılamayacağını bilir. Neden quantum teorisinin veya termodinamiğin belli bir bilgi birikimi gerektirdiğini düşünürken, Marksizm veya Felsefe deyince, çok anlaşılır olması gerektiğini düşünüyoruz? Bana göre Marksizm'in diferansiyel denklemlerden daha zordur, yoksa daha kolay değil.
Marks'ın konusu tektir: Kapitalist Üretim İlişkilerinin Tahlili. Bunun ruhbilimden sosyolojiye, her alanda zibil gibi yansıması vardır, o ayrı mesele. Adamın hayatını adadığı iş budur, yani kapitalizmin çözümlenmesi. Ne diyeceğiz yani? "Ya hocam, çok ağır yazmışsın, politikaya dökebileceğimiz şeylerden bahsetsen daha iyiydi". Ki Kapital fena halde politiktir.
Marks'ın eşsizliği bilim adamı olmasından gelir. Ricardo'dan ve Hegel'den aldığı ilhamların değerini azaltmadan söyleyebiliriz ki, ortaya koyduğu şey bir bilimdir. Bilim ise zordur. Marks'ın kendisi, "Bilime giden düz yol yoktur, ve ancak onun dik patikalarında yorucu tırmanmaları göze alanlar aydınlık doruklarına ulaşabilirler." demiş.
Teoriyi pratikten ayırmak ve tersi imkansız bir iştir, başarabilene bravo. Marks'ın yazdığı binlerce sayfa (ki bu sayfalar senin deyiminle, "bir takım karmaşık lafların arka arkaya sıralanması"mı oluyor?) sosyalist hareketi tepeden tırnağa değiştirmiştir. Sömürünün bilimini yapan, Tanrı-Sermaye'nin dünyayı nasıl idare ettiğini deşifre eden Marks'ın anlaması hakikaten çok zor eseri, "pratiğe dönüşmeyecek laf salataları" mıdır, ya da bunu okuyup anlamaya çalışanlar mı laf salatası yapmaktadırlar?
Çok uzatmayayım. Bu anlayış çok yanlış ve çok bireyseldir. "Ben bu tuğla gibi ciltleri okumak istemiyorum, zoruma gidiyor" sözü anlaşılabilir, ama o tuğla gibi ciltlerde anlatılanların fazla "teorik" kaldığının iddia edilmesi veya okunup yorumlanmaya çalışılmasının haybeye olduğunun düşünülmesi, bir bahanenin meşrulaştırılmasından ibarettir.
Yorumlar
Eskiden resimli kitaplar vardı, çocukken birkaç tanesini hatırlıyorum: "Yeni Başlayanlar İçin Marx", "Çizgilerle Nazım Hikmet", "Sömürü nedir?" aklıma gelen ilk gelen örnekler. Çocuklar ve okuma alışkanlığı çok düşük olan veya hiç olmayan emekçiler için hazırlanmış kitaplardı. Niyet çok doğruydu o yıllar için. Günümüze o haliyle uyarlansa hemen hiçkimsenin ilgisini çekmez. O niyetin 21. yüzyıla uygun üslubunu bulmak gerekiyor. Sabırlı ve israrlı olmak gerekiyor. İnsanların bilinç sorunu çok ama çok derin. Sosyalizmi, Marksizmi çok temel bir düzeyden ve çağa uygun bir ruh ve tarzla anlatmak yükümlülüğümüz var dağ gibi. Sol dergi/gazete ya da bunun internet versiyonlarını hazırlayıp, dükkan açmış ve müşteri bekleyen esnaf gibi bir hareket tarzı benimseme durumumuz yok.
İnsanların sosyalizm hakkında yanlış fikirleri olduğu türünden bir önkabule de kapılmayalım; insanların sosyalizm hakkında hemen hiçbir fikirleri, tavırları yok Türkiye'de, şu anda. Çok temel ve başlangıç noktalarından yola çıkmak gerekiyor düşüncesindeyim .
Zor olduğu kesin.
En zor anlaşılan, üzerinde kafa patlatılan teorik meseleleri bile anlaşılır bir üsluba tercüme etme zorunluluğumuz var.
Bütün yazdıklarımın özü yukarıdaki cümle. Yoksa, teori ile uğraşılmasın; felsefe, bilim, tarih alanları maddeci bir anlayışla değerlendirilme sin, pratiğe uyarlanabilecek bir iki retorik laf bulalım, onlarla dalgamıza bakalım tadında bir anlayışım olmadı hiç ve olamaz da. Türkiye Solunun en büyük sorununun teoriye hemen hiç önem vermemesi olduğunu düşünürüm. Ama teoriye önem vermek deyince de kendi içine kapalı, sadece dahil olabilenlerin anlayabileceği ve neredeyse skolastik bir düşünsel faaliyeti kesinlikle anlamıyorum ki malesef sosyalist hareketimizin teorik faaliyetinin hayattaki karşılığı budur.
Benim anladığım anlamıyla teorik faaliyet, dünyayı anlamamıza, yorumlamamıza ve bunu dönüştürmek için yaratacağımız araçları üretmemize hizmet edecek düşünsel çalışmadır. Biz derken, sadece sosyalistleri de kapsamıyorum; dünyayı anlamayı çalışan herkesin de kafasına en azından başlangıç aşamasında yatacak bir düşünsel çerçeveden söz ediyorum. Hani müslümanların düsturu var ya "kolaylaştırın, zorlaştırmayın" diye; aslında çok da uzak değil benim ifade etmeye çalıştığım şey.
Kafa ve kol emeği arasında fark varoldukça, bazı insanlar daha fazla pense sıkacak, bazı insanlar daha fazla yazı çizi ile uğraşacak. Teorinin zor ve kapalı dilini çözmek de muhtemelen daha fazla kafa emeği harcayan insanlara düşecek, yani bize. Bu nesnel bir ayrım ve aşmak için de epey çaba harcamamız gerekecek.
"Marksistlerin meseleleri olabildiğince sade, 12-13 yaşındaki insanların dahi anlayabileceği şekilde anlatması gerektiğini düşünüyorum. Teoriyi sadece çok bilen, çok anlayan ve bir takım karmaşık lafları arka arkaya sıralayabilen insanların egemenliğinden çıkartmak gerekiyor. Bunun da en önemli tarafı, teorinin pratikle yani politikayla bağ kurabilecek şekilde üretilmesi. Kendi içinde kulağa güzel gelen ama insanlara hiçbir şey anlatmayan, pratiğe dönüşemeyecek laf salataları ile teori yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur!"
Marks'ın herhangi bir eserini karıştıran biri, onun oluşturduğu teorinin, onüç yaşındaki bir çocuğa anlatılamayacağ ını bilir. Neden quantum teorisinin veya termodinamiğin belli bir bilgi birikimi gerektirdiğini düşünürken, Marksizm veya Felsefe deyince, çok anlaşılır olması gerektiğini düşünüyoruz? Bana göre Marksizm'in diferansiyel denklemlerden daha zordur, yoksa daha kolay değil.
Marks'ın konusu tektir: Kapitalist Üretim İlişkilerinin Tahlili. Bunun ruhbilimden sosyolojiye, her alanda zibil gibi yansıması vardır, o ayrı mesele. Adamın hayatını adadığı iş budur, yani kapitalizmin çözümlenmesi. Ne diyeceğiz yani? "Ya hocam, çok ağır yazmışsın, politikaya dökebileceğimiz şeylerden bahsetsen daha iyiydi". Ki Kapital fena halde politiktir.
Marks'ın eşsizliği bilim adamı olmasından gelir. Ricardo'dan ve Hegel'den aldığı ilhamların değerini azaltmadan söyleyebiliriz ki, ortaya koyduğu şey bir bilimdir. Bilim ise zordur. Marks'ın kendisi, "Bilime giden düz yol yoktur, ve ancak onun dik patikalarında yorucu tırmanmaları göze alanlar aydınlık doruklarına ulaşabilirler." demiş.
Teoriyi pratikten ayırmak ve tersi imkansız bir iştir, başarabilene bravo. Marks'ın yazdığı binlerce sayfa (ki bu sayfalar senin deyiminle, "bir takım karmaşık lafların arka arkaya sıralanması"mı oluyor?) sosyalist hareketi tepeden tırnağa değiştirmiştir. Sömürünün bilimini yapan, Tanrı-Sermaye'n in dünyayı nasıl idare ettiğini deşifre eden Marks'ın anlaması hakikaten çok zor eseri, "pratiğe dönüşmeyecek laf salataları" mıdır, ya da bunu okuyup anlamaya çalışanlar mı laf salatası yapmaktadırlar?
Çok uzatmayayım. Bu anlayış çok yanlış ve çok bireyseldir. "Ben bu tuğla gibi ciltleri okumak istemiyorum, zoruma gidiyor" sözü anlaşılabilir, ama o tuğla gibi ciltlerde anlatılanların fazla "teorik" kaldığının iddia edilmesi veya okunup yorumlanmaya çalışılmasının haybeye olduğunun düşünülmesi, bir bahanenin meşrulaştırılma sından ibarettir.
Mesela çok net bir sorunsal var ortada; deniyor ki "ulus-devlet ölüyor, bitiyor, herhangi bir anlamı kalmıyor, küreselleşme var" falan diye yazılıp çiziliyor ya, ikna edici olabilmen için bunun nedenini, nasılını berrak biçimde anlatman gerekiyor. İnsanlar son derece basit varlıklardır. Somut olarak hayatlarında karşılıklarını görmedikleri şeylere ikna olmaları imkansıza yakındır. Hele Türkiye gibi, Edirne'den 100 metre batıya gitmek için her ülkeden vize istenen bir memlekette, "ulus-devlet bitiyor, biliyor musun?" demek, insanların sana gayet sıkı bir sinkaf etmelerine neden olabilir. Herhangi bir konsolosluğun önünde vize kuyruğundaki insanları ikna etmen gerekir "ulus-devletin bittiğine" mesela. Gündelik hayatta bunun ne karşılığı olduğunu da göstermen gerekir. Merkezi olmadığı iddia edilen bir dünya sistemi tahayyülünde ABD'nin neyin nesi olduğunu açıklaman zaten zorunludur.
Sorular ve örnekler çoğaltılabilir. Gerçeklerden azade serbest uçuş, düşünsel bakımdan hoş ve nasıl diyorlar, "keyifli" olabilir ama iniş takımlarının yokluğu çanağı çömleği patlatabilir.
Bence kitabın en önemli yanı, meramını son derece anlaşılır ve olabildiğince sade bir dille anlatması. Marksistlerin meseleleri olabildiğince sade, 12-13 yaşındaki insanların dahi anlayabileceği şekilde anlatması gerektiğini düşünüyorum. Teoriyi sadece çok bilen, çok anlayan ve bir takım karmaşık lafları arka arkaya sıralayabilen insanların egemenliğinden çıkartmak gerekiyor. Bunun da en önemli tarafı, teorinin pratikle yani politikayla bağ kurabilecek şekilde üretilmesi. Kendi içinde kulağa güzel gelen ama insanlara hiçbir şey anlatmayan, pratiğe dönüşemeyecek laf salataları ile teori yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur!

Erkan merhaba,
En zor anlaşılan, üzerinde kafa patlatılan teorik meseleleri bile anlaşılır bir üsluba tercüme etme zorunluluğumuz var.
Bütün yazdıklarımın özü yukarıdaki cümle. Yoksa, teori ile uğraşılmasın; felsefe, bilim, tarih alanları maddeci bir anlayışla değerlendirilmesin, pratiğe uyarlanabilecek bir iki retorik laf bulalım, onlarla dalgamıza bakalım tadında bir anlayışım olmadı hiç ve olamaz da. Türkiye Solunun en büyük sorununun teoriye hemen hiç önem vermemesi olduğunu düşünürüm. Ama teoriye önem vermek deyince de kendi içine kapalı, sadece dahil olabilenlerin anlayabileceği ve neredeyse skolastik bir düşünsel faaliyeti kesinlikle anlamıyorum ki malesef sosyalist hareketimizin teorik faaliyetinin hayattaki karşılığı budur.
Benim anladığım anlamıyla teorik faaliyet, dünyayı anlamamıza, yorumlamamıza ve bunu dönüştürmek için yaratacağımız araçları üretmemize hizmet edecek düşünsel çalışmadır. Biz derken, sadece sosyalistleri de kapsamıyorum; dünyayı anlamayı çalışan herkesin de kafasına en azından başlangıç aşamasında yatacak bir düşünsel çerçeveden söz ediyorum. Hani müslümanların düsturu var ya "kolaylaştırın, zorlaştırmayın" diye; aslında çok da uzak değil benim ifade etmeye çalıştığım şey.
Kafa ve kol emeği arasında fark varoldukça, bazı insanlar daha fazla pense sıkacak, bazı insanlar daha fazla yazı çizi ile uğraşacak. Teorinin zor ve kapalı dilini çözmek de muhtemelen daha fazla kafa emeği harcayan insanlara düşecek, yani bize. Bu nesnel bir ayrım ve aşmak için de epey çaba harcamamız gerekecek.