İktidar Olmadan Dünyayı Değiştirmek
Popüler
Holloway'in kitabı tamamen tek bir tema etrafında dönüyor demek abartı olmayacaktır; Yabancılaşma/Meta Fetişzmi.
Meta fetişizmin Marxist teorinin aslında orjinal özü olduğu ve sonraki gelişiminde ihmal edildiği sıkça dile getirilen bir iddiadır. Ancak bu bildik iddiayı Holloway çok anlaşılabilir adeta teorik değil de bir deneme, bir anlatı diliyle detaylandırıyor.
Meta fetişizmi ve bağlantılı kardeş kavramları yabancılaşma ya da dahaaz bilinenin şeyleşme, popüler marxist tahayyülde, işçinin kendiemeğinin ürününden uzak düşmesi olarak algılanır. Özü itibariyle de zaten budur. Ancak, meta fetişizmin kapsamı son derece dar bir şekilde, sadece üretim süreçlerini etkileyen bir fenomen olarak algılanır. Oysa sonuçları çok derinlere kadar inen, kapitalist toplumu sadece iktisadi yönüyle değil, kültürel yönüyle de açıklayan bir süreçtir.
Meta fetişizmini, sınıfsal mücadelenin çıkış noktası olarak alan perspektif, toplumsal çelişkileri olmuş bitmiş kendilikler, kesin olarak tanımlanabilir ve birbirlerinden kesin sınırlarla ayrılmış farklı öznelliklerin arasında cerayan ediyor gibi görmez. Meta fetişizmi tabanlı açılımlar, sınıfsal mücadeleyi her bireyin kendi içinde de cerayan ediyor olarak görür. Tanımlanabilir kesin failler belirlemez. Toplumsalın bütün alanı sürekli bir yeniden oluşum, yeniden kuruluş arenasıdır. Sabit kendilikler yoktur. Bunun sonucu olarak hepimiz sınıflı toplumun hem kurbanı hem de suçlusuyuzdur.
Meta fetişizmi bizim bütün bir bireysel ve toplumsal varoluşumuz belirler. Onun yüzünden söylemde muhalif de olsak aslında kapitalist sistemin bizzat yeniden üretiriz.
Meta fetişizmi kavramına unutulan önemini tekrar kazandırmak için mutlaka okunması gereken bir kitap.
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Kasım 30, 2008
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Yaşanan Zamanlarn Politzer'i
George Politzer'in efsanevi "Felsefenin Temel İlkeleri" adlı kitabının, sosyalist gençlerin yetişmesinde oynadığı muazzam, resmen tarihsel rol bilinir. Marxist teoriyi olabilecek en üst seviyede vulgarize eden bu kitabın, son derece tahripkar etkisine rağmen ne kadar "başarılı" olduğu bilinir. Herhangi bir temel eser okunmadan bu kitap sayesinden marxist olunması mümkün olagelemiştir.
Okuduktan sonra, bu kitabın da "Felsefenin Temel İlkeleri" gibi sosyalizme merak saran gençlerin okuması gereken ilk kitap olmasa bile en azından belli temel kavramlar öğrenildikten sonra hemen tavsiye edilmesi gereken ilk kitap olduğunu düşündüm. Belli bir yaşa gelmiş sosyalistlerin ise okumamış olmasının asla kabul edilemeyeceği bir kitap olduğunu iddia ediyorum. Bu kitabı okumamış olmak kesinlikle ayıplanması gereken bir ihmaldir. Neden?
Bir kere marxist yaklaşımın son derece ihmal edilen orjinal özüne bir yeniden dönüşü vaaz ediyor; yaşamın bir sürekli eyleyiş, sürekli bir akış olarak kavranışına dönüşü.
Sonra yine hep ihmal edilegelmiş olan bir başka çok önemli perspektifi hatırlatıyor; mücadelenin sadece kurumsal yapılarda değil, bizzat kendi bireysel varoluşumuz içinde de devam ettiğini. Klişe bir lafla, devrimin öncelikle kendi bireysel varoluşlarımızda yapılması gerektiğini. Kendi bireysel hayatlarında devrim yapamayanlar, toplumsal devrime hiç soyunmasın düsturunu gözümüze sokuyor.
Kısa bir eleştiri ile harcanacak bir kitap değil; üzerinde bıkıp usanmadan tartışmak gereken bir kitap.
