Kultur-Sanat Kitap Tanıtım Anı Yeraltında Beş Yıl
 

Yeraltında Beş Yıl Yeraltında Beş Yıl Popüler

Yeraltında Beş Yıl

Kitap

Yayın Evi
Etiketler
Yıl
2011
Sayfa Adedi
416

Bu kitap, bir avuç devrimcinin 12 Eylül cuntasına karşı mücadelesini anlatıyor. 12 Eylül darbesini sert bir direnişle karşılayan, yurtdışına gitmek veya dağılmak yerine, yeraltında mücadele etmeyi savunan ve uygulayan siyasal bir grubun direnişi, bu direnişin en etkin noktasında yer alan bir devrimci tarafından anlatılıyor.

Aynı zamanda 68 Hareketinin aktif isimlerinden olan Yaşar Ayaşlı, 12 Eylül darbesinden yakalanmasına uzanan beş yıl boyunca verdikleri yeraltı mücadelesini tüm sıcaklığıyla canlandırıyor. İşkence, kitlesel tutuklamalar, sokak infazları, büyük takipler ortamında soluk soluğa verilen bu mücadeleyi ve işkencehanelerdeki başeğmez direnişleri anlatırken, polis sorgu ve tutanaklarından, iddianamelerden, mahkeme kararlarından ve gazetelerden de yararlanıyor.

Ayaşlı, anılarını aktarırken, 12 Eylül darbesi neden yapıldı, hedefleri nelerdi, 12 Eylül’le gerçekte nasıl hesaplaşılır sorularını da yanıtlamaya çalışıyor, yorum kutuları içinde değerlendirmelerde bulunuyor.

Yaşar Ayaşlı’nın, yeraltında başlayıp işkencehane ve cezaevinde devam eden ve uzun bir mahpuslukla tamamlanan 12 Eylül hikâyesi yakın tarihimize ışık tutacak nitelikte.

Üye eleştirileri

Toplam 1 üyeden ortalama puan:

İçerik 
 
9.0  (1)
Puanlar (daha yüksek daha iyi)
İçerik
Çeviri
Yorum
    Please enter the security code.
 
 
Yeraltında Beş Yıl 2011-09-09 08:07:21 Güçlü Kuvvetli
İçerik 
 
9.0
Güçlü Kuvvetli Eleştiren Güçlü Kuvvetli    Eylül 09, 2011
Son Güncelleme: Eylül 09, 2011
İlk 10 Eleştirmen Arasında  -   Bütün eleştirilerime bakın

Bir direniş hareketinin tarihi

En son söyleyeceğimi ilk baştan diyeyim: Çok güzel bir kitap bu. Öncelikle, çok akıcı. Başlayınca hemen olayların içine girmekle kalmıyor, aslında tamamı kanlı canlı, gerçek birer insan olan kahramanlarla da çok hızlı bir özdeşleşme yaşıyorsunuz. Eğer siyasetle, solculukla bir ilginiz yoksa da bu kitap bir polisiye olarak gayet rahat okunabilir. Hatta şunu söylemeliyim ki, Yaşar Ayaşlı keşke bunu denese, yani keşke polisiye türünde kitaplar yazsa. Çok ciddiyim.

Yaşar Ayaşlı, muhtemelen alçakgönüllülüğünden olsa gerek, son derece ayrıntılı bir metin ortaya koymasına rağmen, belleğinin güçlü olmadığından yakınıyor. Halbuki belleğinin gücüne hayran olmamak mümkün değil. Neredeyse ay ay, randevu randevu, şehir şehir, sokak sokak yaşananları tüm ayrıntılarıyla anlatıyor. Mensubu olduğu örgütün ana şiarı sorguda çözülmemek ve hatta hiç ifade bile vermemek olduğu düşünülürse, zamanında şubede anlatmadığı ne kadar olay, kişi, eylem varsa tamamını bizimle büyük bir zevkle paylaşıyor Ayaşlı. "Bakın size o zaman anlatmadım işkenceci faşistler, şu an anlatıyorum ve ancak ben anlatmak istersem bu olayların ayrıntısını öğrenebilirsiniz" diyor sanki; en azından ben öyle okudum.

Ayaşlı'nın merkezinde yeraldığı örgüt olan TİKB, 80 öncesi sol yükselişin en önünde yer almamasına rağmen, arka arkaya indirilen darbelerle dağıtılan kitlesel yapıların çözülmeye yüz tutmasıyla birlikte ayakta kalabilmeyi belli bir dönem için başarıyor. Zaten örgütün temel varoluş amacı da o dönem için olabildiğince illegal koşullarda hayatta kalabilmek ve çok zor koşullarda yayınlayabildikleri illegal yayın organlarını düzenli olarak basıp bin türlü zorluğa karşın dağıtabilmek. Bütün kaynak ve insanlarını bunun için kullanıyorlar neredeyse. Son derece sıkı prensipleri var. Mesela darbenin ardından tüm üyelerinin yurtdışına çıkışlarını yasaklıyorlar. İllegalite kurallarına son derece katı şekilde riayet ediyorlar. Yakalanan üyelerin büyük çoğunluğu çok ağır işkenceden geçmelerine rağmen ifade vermiyor, ölümü göze alarak konuşmamayı başarıyorlar. Zaten darbeden sonra beş yıl boyunca bir şekilde ayakta kalmayı başarabilmelerinin nedeni de bu. Örgütün çökertilmesi ise, merkeze yakın düzeydeki bir kadronun itirafçı ve işbirlikçiliğe kayması, tüm bildiklerini devlete aktarması; ev ev, mahalle mahalle tüm ilişkileri yer göstererek ihbarcılığa başlamasıyla oluyor. Çok önemli militanların çatışmalarda, işkencede ve açlık grevlerinde ölmesiyle örgüt gittikçe zayıflıyor ve 1985 yılında son büyük bir operasyonla büyük bir darbe yiyor.

Ayaşlı'nın örgütü söyledikleri ve yaptıklarıyla kendi içinde tutarlı bir yapı. Son derece katı bir disiplinleri var. Zaten bir savaş örgütü olarak tasarlanmış ve buna uygun şekilde davranıyorlar. Çok küçük olmalarının da getirdiği bir avantajla hemen hemen tüm üye ve sempatizanlarının üzerinde de bir hakimiyetleri var. Sosyalizmin genel sorunları ve teorik meseleler hakkında Ayaşlı ve belki bir, iki kişi hariç kimsenin bir ilgi ve belki de pek bir bilgisi yok. Tabiri caizse "asker" olarak bulunuyorlar örgütlerinde. Üyeler, verilen görevleri en doğru şekilde yapmaya çalışan, polise düşerlerse konuşmamakla, cezaevinde de itaat etmemekle yükümlü insanlar. Ayaşlı kitabında örgütsel yapılarının aslında "sol sekter" bir çizgide olduğundan yakınıyor sonlara doğru bir yerde. Sorguda direnme ve cezaevinde uzlaşmama tavırlarının, örgütteki sorunlu yanların üzerini örttüğünü de ekliyor.

Ayaşlı, Türkiye'deki sosyalistler arası bölünme içinde Maoizmi reddedip Arnavutluk taraftarı olan ilk yapının kendileri olduğunu da özellikle vurguluyor. Bu ayrımların son derece katı ve sert biçimde yaşanmasının yanlışlığını teslim etmekle birlikte, o dönemde Arnavutluk Emek Partisi'nin "en doğru çizgiyi" savunduğunu da bir yerde yazmaktan kendisini alamamış. Dikkatimi çeken yanlardan birisi de kendileri dışındaki sol grupların ideolojik-teorik bakımdan hemen hiç ele almaması; tüm örgütleri direnme, savaşma ve devletle girdiği mücadele çerçevesinde taratışması. Bu çerçeveye göre de elekten geçebilen sadece kendi örgütleri var. Açıkçası genellikle kitle bağları düşük, küçük yapıların kendilerini merkeze koyarak yaptıkları aşırı öznel değerlendirmelerine fazlasıyla aşina olduğum için, bu da bana çok şaşırtıcı gelmedi.

Üyelerinin çoğu ölen, işkencede ve açlık grevinde sakat kalan, savundukları değerler uğruna gözünü budaktan sakınmayan bir örgütün, Türkiye tarihinin en karanlık dönemindeki hikayesini öğrenmek istiyorsanız, bu kitabı mutlaka okuyun derim. Kitapta anlatılanlar içinde, 2011 senesinde sahip olduğumuz sol bilincin ve ideolojik formasyonumuzun eleğinden geçebilecek çeşitli öğelerin hala olduğunu, benim gibi mutlulukla göreceksiniz.

Bu eleştiriyi beğendiniz mi? 
233
Bu eleştiriyi ihbar et
 
Powered by JReviews
Yorumlar (2)
  • Atilla

    Erken edinmiş olmama rağmen henüz bitirebildim.Güçlü'nin yukarıda yazdıkları iyi bir özet olmuş.Ek olarak benim en çok dikkatimi çeken şey kitap boyunca yine malum hastalığın nüksetmesi ; "bizden daha iyi solcu yok" algısı.

  • Anonim

    Atilla arkadaş,
    Yeraltında Beş Yıl eleştiri hak eden bir kitapsa da, "bizden daha iyi solcu yok" denip geçiştirilemez. Seninki eleştiri değil "yaftala geç" tavrı. Belli ki, geçmişinden hoşnut değilsin, en azından onlardan birisin.
    12 Eylül'ü tartışmak gerek. Türkiye solunun yaptıklarını tartışmak gerek. Bu, fazla sol olabilir, sağ da... Beğenebiliriz de, beğenmeyebiliriz de.... Ama biz tartışmalıyız. Yoksa Halil Berktay açar meseleyi ve o zaman çıkar çıkarabilirsen kuyuya atılan taşı...

Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile