Mavi Çimenlerde Nefes Al
Popüler
"...hayal kurmaktan korkmamışsanız, platonik aşklarınızdan acı çekmişseniz, farklı olana değer veriyorsanız ve anlamak istiyorsanız garip dünyaları ve bunu emek harcamaya değer görüyorsanız bu kitap kesinlikle size göre..."
Psk. Ahmet Yasin Şenyurt
“'Bilmiyorum' diyebilmek insanı yaşama bağlayan şey… Yazma eylemi özü arayış… Hişt hişt!!! Köşenize çekilmeyin nefes alın sizler de Mavi Çimenlerin Üzerinde, bu çok zor değil…"
Murat Koçak
"...Her sözcük mutlu aslında kederi de anlatsa, efkârı da anlatsa Yasemin’in kaleminden düştüğü için. Anlatımları öyle özgün ki, hiç görmediğiniz bir ada sanki coşkun akan bir şelale henüz keşfedilmemiş. Kitabın bu özgünlüğe, bu sıradışılığa uygun tasarımı ise, Yasemin’in sihirli sözcüklerini ters çevirerek daha da zenginleştirmiş illüzyonu. İlk sayfadan son sayfaya doğru büyünün etkisi azalmıyor, artıyor."
Psk. Merve Yüksel
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Son Güncelleme: Mart 26, 2009
#1 Eleştirmen - Bütün eleştirilerime bakın
Kategorize Etmek Zor
Aslında Yasemin'in kitabı hakkında bir eleştiri yazmak için doğru kişi değilim galiba. Zira "Mavi Çimenlerde Nefes Al", benzerini çok az okuduğum türden bir kitap, ki türünün ne olduğunu da bilemedim açıkcası. Yoğun felsefi temalar var ama şiirsel bir dille aktarılmış. Buna karşın bir şiir kitabı da değil.
Eleştirimin genel çerçevesini, kitabı okumadan önce Yasemin'in benzer bir usluba sahip "Ne Kadar Gerçek" başlıklı Blog'unda dile getirmiştim. Umarım tekrara girmem.
Bir sanat ürünün temel misyonu ne olmalıdır? Bu soruya benim yanıtım sanırım biraz muhafazakar; sanat ürünü hitap ettiği öznelere kendisiyle ilişkilenebilme olanakları sunmalı. Bu ilişkilenme üzerinden hitap edilen özneler, sanat ürününü çıkaran insanlık durumunu kendi gerçekliği içinde yeniden üretebilmelidir. Bu yeniden üretim deneyimini ben daha çok sinema (büyük yönetmen sineması ama) ve müzikte yaşıyorum. Bu iki dalda da, sanatçının varlığı doğrudan hissedilmez, izleyiciye/dinleyiciye ürünü hep tekrar tekrar üretme şansı tanınır, aktarılan durumu kendi algılarımızla bir de kendi gerçekliğimiz içinde yeniden üretiriz. Bir anlamda sanat ürünün tekrar tekrar yeniden üretilmesine katılırız. Mesala Korosawa'nın bir filminde bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmur sahnesini gördüğümde bunu kimbilir ne zaman tanık olduğum yitik bir zamana ait kendi deneyimim ile ilişkilendirebilirim. Ya da sevdiğim bir müziği dinlerken, kendimi onun icra edilişine bizzat katılıyormuşum gibi hissederim; hayali bir gitarı ya da bateriyi çalıyor gibi yapabilirim. Hatta daha güzeli, aklımda müzik hiç yokken, karşılaştığım bir sahne aklıma otomatik olarak bir melodiyi getirir.
Yani olmuş, bitmiş, yalıtık, kapalı ürünler veren dışsallaştıran bir sanat yerine, sanatçının sadece başlama vuruşunu yaptığı, bizlerin ise devam ettirdiği bir süreç olarak sanatı tercih ederim.
Bu perspektiften değerlendirdiğim zaman "Mavi Çimenlerde Nefes Al" biraz opak geldi bana. İlişkilenebilmekte zorlandım, zira kullanılan imgeler, ele alınan enstantaneler çok özel, çok bireysel. Çağrışım yapmıyor. Hatta zaman zaman birilerinin özel alanını ihlal ediyormuş, mahrem detaylarına kulak misafiri oluyormuşum gibi hisettim.
Ancak bu genel çatıya karşın, pek çok yerde de tamamen diğer uçtaki betimlemelerle de karşılaştım. Yani çok tanıdık, çok kolay ilişkilenebilecek gözlemler. Bunlardan bazı örnekleri de yorum kısmında vereyim; Zira alıntılar yorumlarda daha güzel yapılıyor.
Örneklere geçmeden önce kitap ve Yasemin hakkında sonuç olarak şunu söyleyebilirim; "Mavi Çimenlerde Nefes Al" birikimli ve anlatacak çok şeyi olan biri tarafından kaleme alındığını ve bunların estetik değeri olan bir uslupla anlatabileceğini hisettiriyor. Doğmak üzere olan bir yazarın ana karnındaki ilk tekmeleri gibi. Başka bir benzetmeyle, iyi bir mobilya ustası, bir yığın farklı kalitede ve işlevde malzeme karşısında duruyor. Ama onlardan hangilerini kullanarak, nasıl bir şey yapmak istediğine karar veremiyor. Terasında sadece kendisinin kullanacağı ucuz malzemeden bir tabure mi, yoksa misafir odasının başköşesine konuklarını rahat ettirmek için konforlu lüks bir koltuk mu, ya da bir halk kütüphanesine pekçok insanın yıllarca kullanacağı iyi bir okuma masası mı, yoksa kendi konforu için bir sallanan koltuk mu? Sonuçta ise hiçbiri değil, hepsinin karması birşey çıkmış gibi.
Yorumlar
Bu konuyla ilgili Felsefe ve Psikopatoloji kitabından şunu aktarmak istiyorum: Örnek olarak önümdeki kağıt yaprağı çevirdiğimde önceki beyaz zeminin yerine yeşil bir zemini dolaysız olarak algıladığımı varsayalım. Bu olguda zihinsel yaşamım önceki beyaz zeminin gerçekliğini otomatik olarak iptal edecek ve bundan sonra yeşil zemine gerçeklik olarak yönelecektir (Husserl 1973b, s. 87-101).Nesnele rin varlıksal durumlarındaki bu değişmeler evrenin değiştirilemez varlıksal durumu temelinde ortaya çıkar. Benim kağıdın beyazlığı üzerine olan algım onun beyazlığına ilişkin kesinlikten beyazlığına ilişkin kuşkuya ve yeşilliğine ilişkin yeni bir kesinliğe doğru değişim gösterebilir. Fakat zihinsel yaşamımdaki böylesine sıradan doxic değişimlerin altında Husserl�in Urdoxa adını verdiği, kendimin ve evrenin temel özelliklerine ilişkin ilk niteliksel (primordial), sarsılmaz bir kesinlik yatmaktadır (Husserl 1973b, s. 28-31).
Örneğin kağıdın beyaz yerine yeşil olduğu ortaya çıkabilir. Gerçekten de �kağıt�ı biraz daha yakından inceleyerek onun ince ve beyaz bir metal parçası olduğunu ortaya koyabilirim. Sonraki yaşantılar öncekileri daha doğru kılabilir ve fakat inançtaki bu düzeltmeler sırasında nesnelerin ve kendimin bazı özellikleri değişim göstermez ve zorunlu olarak varlığını sürdürür.
Nesne, önceki gibi beyaz olmak yerine siyah olduğu bile görülse bazı temel niteliklere sahiptir. Nesnenin evrenin uzayında bir yeri vardır, uzaysal nesne esnek bir kağıt yerine esnemez bir metal bile olsa bu böyledir. Söz konusu şey canlılık kazanamaz ve benimle bilinmeyen (fakat şaşılacak kadar tanıdık) bir dille konuşmaya başlayamaz.
Nesnenin farklı olduğu ortaya çıkabilir, fakat bu olası farklılıklara ilişkin ontolojik sınırlar vardır.
Nesne, temel bir düzeyde aynı kalmak durumundadır. Kuşkusuz bu fenomen hiçbir şekilde bir nesne olarak ortaya çıkmayabilir; o var olmayabilir. Fakat nesnelik değişmez kalır; ve evrende nesneler olarak varlığını sürdürür.
Işte, Urdoxa şeylerin ilk niteliksel özelliklerindek i ilk niteliksel kesinliktir ve şizofreninin erken evrelerinde sarsıntıya uğrar. Bu, şizofreni için söylemiş olduğumuz olanaksızın gerçek olması halinin nedenidir: şeylerin yalnızca olumsal nitelikleri değil, esas ve zorunlu nitelikleri de kesinlikten uzak ve belirsiz bir hale gelir.
Kesinlikten uzak ve belirsiz olmak zaman zaman benim seçtiğim bir tutum zaman zaman da yaşadıklarımın getirdiği bir sonuçtu. Bunu söylerken yanlış anlaşılmak istemem. Elimden gelen buydu demiyorum asla. Daha güzel ve daha anlamlı yazılar yazmak olacak hep amacım. Bu noktada kitabımla ilgili yazdığın her cümle benim için çok önemli...

Öncelikle yazın için çok teşekkür ederim. Kitabı okuduğun ve bu yazıyı kaleme aldığın için... Sanırım temel sorun: karar verememek. Kitabın kategorisinden başlayıp içeriğinin biçimlenişine kadar bir karar verememe söz konusu. Aslında bu karar verememe durumunun insanları tedirgin ettiğini düşünüyorum.
Bu konuyla ilgili Felsefe ve Psikopatoloji kitabından şunu aktarmak istiyorum: Örnek olarak önümdeki kağıt yaprağı çevirdiğimde önceki beyaz zeminin yerine yeşil bir zemini dolaysız olarak algıladığımı varsayalım. Bu olguda zihinsel yaşamım önceki beyaz zeminin gerçekliğini otomatik olarak iptal edecek ve bundan sonra yeşil zemine gerçeklik olarak yönelecektir (Husserl 1973b, s. 87-101).Nesnelerin varlıksal durumlarındaki bu değişmeler evrenin değiştirilemez varlıksal durumu temelinde ortaya çıkar. Benim kağıdın beyazlığı üzerine olan algım onun beyazlığına ilişkin kesinlikten beyazlığına ilişkin kuşkuya ve yeşilliğine ilişkin yeni bir kesinliğe doğru değişim gösterebilir. Fakat zihinsel yaşamımdaki böylesine sıradan doxic değişimlerin altında Husserl�in Urdoxa adını verdiği, kendimin ve evrenin temel özelliklerine ilişkin ilk niteliksel (primordial), sarsılmaz bir kesinlik yatmaktadır (Husserl 1973b, s. 28-31).
Örneğin kağıdın beyaz yerine yeşil olduğu ortaya çıkabilir. Gerçekten de �kağıt�ı biraz daha yakından inceleyerek onun ince ve beyaz bir metal parçası olduğunu ortaya koyabilirim. Sonraki yaşantılar öncekileri daha doğru kılabilir ve fakat inançtaki bu düzeltmeler sırasında nesnelerin ve kendimin bazı özellikleri değişim göstermez ve zorunlu olarak varlığını sürdürür.
Nesne, önceki gibi beyaz olmak yerine siyah olduğu bile görülse bazı temel niteliklere sahiptir. Nesnenin evrenin uzayında bir yeri vardır, uzaysal nesne esnek bir kağıt yerine esnemez bir metal bile olsa bu böyledir. Söz konusu şey canlılık kazanamaz ve benimle bilinmeyen (fakat şaşılacak kadar tanıdık) bir dille konuşmaya başlayamaz.
Nesnenin farklı olduğu ortaya çıkabilir, fakat bu olası farklılıklara ilişkin ontolojik sınırlar vardır.
Nesne, temel bir düzeyde aynı kalmak durumundadır. Kuşkusuz bu fenomen hiçbir şekilde bir nesne olarak ortaya çıkmayabilir; o var olmayabilir. Fakat nesnelik değişmez kalır; ve evrende nesneler olarak varlığını sürdürür.
Işte, Urdoxa şeylerin ilk niteliksel özelliklerindeki ilk niteliksel kesinliktir ve şizofreninin erken evrelerinde sarsıntıya uğrar. Bu, şizofreni için söylemiş olduğumuz olanaksızın gerçek olması halinin nedenidir: şeylerin yalnızca olumsal nitelikleri değil, esas ve zorunlu nitelikleri de kesinlikten uzak ve belirsiz bir hale gelir.
Kesinlikten uzak ve belirsiz olmak zaman zaman benim seçtiğim bir tutum zaman zaman da yaşadıklarımın getirdiği bir sonuçtu. Bunu söylerken yanlış anlaşılmak istemem. Elimden gelen buydu demiyorum asla. Daha güzel ve daha anlamlı yazılar yazmak olacak hep amacım. Bu noktada kitabımla ilgili yazdığın her cümle benim için çok önemli...