Piri
Popüler
Piri, öykü kitaplarıyla çeşitli ödüller kazanan Faruk Duman'ın ilk romanı.
"Konuşmak tükenmekten farksızdır!" diyen Duman, "yazarının kendisini eğlendirmek için yazdığı bir yol romanı" olarak tanımladığı "Piri"yi anlattı.
Öykülerden sonra gelen ilk roman Piri. Dönüşü olmayan bir merhale mi bu değişiklik, yoksa öyküler de devam edecek mi?
Romana bir menzil demeli belki. Ya da bir han. Yazarın kendine hitabıyla başlayan bir yazı bu. Piri, yazarının kendini eğlendirmek için yazdığı bir yol romanı. İlk sözcük, "eğlen", yazıya başlama emri bir bakıma. Bir pusula. Ama eski bu pusula da sonunda ölüm düşüncesine götürüyor yazarı. Böylece, bir yazının ömrü de bir insanın ömrü gibi ölüme dönüşen bir eğlence oluveriyor.
Roman zamanını tarihi bir kesite oturtmanızda, "doğuyu" masallar diyarı klişesine mahkum eden oryantalist görüşün etkili olmadığı kanaatindeyim. Roman zamanını belirlerken kaygılarınız nelerdi?
Bu bence çok yerinde bir gözlem. Şimdi ben Piri'ye "tarihsel roman" demem, diyenlerin de sanırım içleri pek rahat etmeyecek. Benim oluşturduğum dil, her şeyden önce bana yazmayı kolaylaştıran bir dildir. Elbette bununla "kolay" yazdığımı söylemiyorum ama, "kendi yöntemlerini geliştirmiş bir yazarın, eline kalemi aldığında, başına neler geleceğini bilmesi gerekir" diye düşünüyorum. Böylece zamanın seçimi, bir bakıma biçime uygun içeriğin de seçimi anlamına gelir. Yani burada verili yöntemlerin aksi yönde bir davranış söz konusu.
Okuru, adeta üzerine deniz suyu serpilmişçesine ferahlatan bir roman Piri. Anlatıyı sarmalayan deniz, insanı sarmalayan dilin alegorisi midir romanda?
Yazar, o serüveni, elde kalem yaşadığını anlatmalı mı? Galiba bu pek mümkün de değil. O zaman yazdıklarına tam anlamıyla hakim bir yazardan söz etmek gerekirdi ki, bu bence dile de aykırı, yazınsal süreçlere de.
Elbette, her "okur" gibi yazarın da metinle bir ilişkisi vardır ve bu ilişki eninde sonunda bireysel bir ilişkidir. Yani imgeler okurda nasıl okura has serüvenler yaşıyorsa yazarda da yazara has serüvenler yaşar. Bu anlamda muhtemelen Piri hakkında hiçbir okurla aynı görüşte olamayacağımı biliyorum. Yine de sıkı okurun buna benzer çıkarımlarda bulunacağını biliyordum elbette: Denizi dilin alegorisi olarak görebiliriz. Dille ve geleneksel metinlerle kurduğum ilişki yazımı nasıl olsa buraya çıkaracaktı, bu dil adasına.
Piri, aslında anlatır göründüğü hiçbir şeyi anlatmayan bir roman, bununla modern yapıtlarla akrabalığı kurulabilir. Böylece Osmanlı paşası Yusuf'un gemisinin yalnızca bir gemi olarak görülmesi de o gemiyi dalgaların içinde yükseltip alçaltan dile haksızlık olur. Ama başta da değindiğiniz gibi, oryantalist bir roman olsaydı bu, gemi yalnızca gemi olurdu. Piri de Piri Reis…
Hissettiren, sezdiren bir dil kurmaya çalışmışsınız zaman zaman. Ve romanın bir yerinde "Hikaye, kendini saklar" diyorsunuz. Bu bağlamda, söz ve kuşkusuz şiir ile ilişkinizi tarif eder misiniz?
Ben şiir yazmadım hiç. Zaman zaman öykülerimdeki dilin şiir diline yakınlığı vurgulanır. Ama bunu öyküye bakışımla açıklarım ben. Öykülerimde sözü azaltmaya, kendi özgün cümlelerimin ardında koşmaya çalıştım. Yoğun, imge yüklü ama şiir olmayan, şiire uzak bir öykü dili kurmaya çabaladım. Bunun benim metinlerime epey katkısı oldu, bunu görebiliyorum.
(Emrah Polat, 16 Mayıs 2003, Kitap Gazetesi)
Üye eleştirileri
Toplam 1 üyeden ortalama puan:
Söz Sezilmek İster
Düş ile gerçek arasında gidip gelerek ısınan anlatısını, sık sık sokup çıkardığı denizde serinleten Faruk Duman, duru ve derin bir ilişki kuruyor dille. Ama aynı zamanda, gösterirken gizleyen bir şairinkine de benziyor Piri'deki dili.
