hasever
Go to profile
Selamsiz Bandosu - 4 - ben belki mebus bile olurum.flv
COM_COMMUNITY_VIDEOS_UPLOADED_BY hasever. Ekleme tarihi: 26 Kasım 2011.
Comments
Sağolun, kişisel tarihimde ilginç anoktodlardan birini sizlerle paylaşmak beni de mutlu etti. Ve Ali' nin dediği gibi büyük sonuçlar çıkarmaya imkan tanıyan -bugünle kıyaslandığında- acıklı bir anıdır... Bugün sahip olduklarımızı modernizm içinde cereyan eden zihinsel sıçramalara borçluyuz, kaybettiklerimizi de. Modernizmi olumsuzlamak anlamında söylemiyorum, tam tersi, politik felsefi bağlamda ontolojik açmazlarını görüp iyileştirmek anlamında söylüyorum. Biraz temelden kavrayarak Hegel-Marx dialektiği iyi bir örnektir diyebilirim. Hegel, Marx' ın entelektüel motivasyonlarından biridir iyi bildiğiniz üzre. Daha yapısal bir iyileşmeyi benim indimde aşkınlık-içkinlik antagonizmasında da görebiliriz. Dışarıdan/Tepeden download edilen değerlerin yerine kendini bütünüyle resetlemiş varlığın içerden oluşturacağı ve giderek/kaçınılmaz olarak bütüne entegre olmasını sağlayıcı öz-değerlere ihtiyacımız var. O gün işçilere müzik yaptıran ve bana kalırsa doğal ve makul olanın kapısını açan zihniyet, aydınlanma ve modernizm içinde aydınlanma ve modernizmle ters düşerek çok önemli kapıları da kapadı. Bugün daha iyi bir noktada olabilirdik, binlerce işçi ve mahalle orkestralarımız olabilirdi ama olmadı. Bana kalırsa Cumhuriyeti kuranların çoğunun 'işçi olmak ve müzik yapmak' la ilişkisi özsel değil görseldi. Dolayısıyla, modernist olup kontrol altında tutma paradoksuyla çok uzun ömürlü olamadı. 'Halk' bir noktadan bir noktaya taşındı elbette, ama rejimi tehdit eden en önemli unsur olduğu da bilinerek atıldı pek çok adım. Yapısal geçişler umut edildi ama hareket yapısal olmadığından pek çok aydın rejimi terk etti vs... Bu ülke hiçbir zaman emekçilerin olmadığı gibi, emekçilerin iktidarlarla olan "kadim" çatışması gerçek bir özgürlük zemininde tesis edilemedi, Kemalisti, kapitalisti, faşisti, muhafazakarı vs "mutlak iktidarlar" tarafından buna izin verilmedi, verilmesi de beklenemezdi. Ama alınamadı da, gelgelelim alınaması üzerine sol tarafından ilerici sorgulamalar yapılmadı... Muhafazakarlık ve neo-liberalizmin sarmaş dolaşlığında mütemadiyen neo-liberalizmin lehine veri sunan bir pragmatizm bugün yaşamın ve reel siyaset(ler)in kurucu unsurudur. Onu çözecek ve çökertecek ağırlıklar sorgulanarak iyileştirilecek bir modernizmin ve sol ideolojilerin yeni dinamikleriyle ancak mümkündür. 20 yıl önce o işçinin sırtındaki kazmayı taşa vurmaya son vermek için bir kez adam gibi dibe vurmak en hayırlısı belki. Başka türlü suyun yüzeyini göreceğe benzemiyoruz. Kusura bakmayın uzattım.
Ben de bayıldım Murat'ın anısına... Film karesi gibi geldi. Hatta modernite ve anadolu konulu bir film çeksek, kesin kullanılması gereken bir sekans olurmuş.
Hasan'ın isteği üzerine Facebook'ta yaptığım yorum : "Birazdan izdiham olacak" . Modernitenin Anadolu topraklarında gümlediğinin ya da çarpıp sektiğinin belgesi gibi...."Bir hayır diyen çıksın bakalım" ise moderniteyi tepeden indiren, eli sopalı Kemalizm...
Murat,
Sitemizin bu tür çaprazlıkları oluyor; çoğunu "faredir" diyerek zamanın tedavisine bırakıyoruz :) Fakat senin hatıra muhteşemmiş.
Sitemizin bu tür çaprazlıkları oluyor; çoğunu "faredir" diyerek zamanın tedavisine bırakıyoruz :) Fakat senin hatıra muhteşemmiş.
Hasan, sabahleyin sana cevap yazmıştım ama nedense sayfada çıkmamış. Yazdıklarım aynen doğrudur. Çok sevdiğim bir filmdir, iyi ki hatırlattın.
Alim, Facebook' yaptığın yorumu buraya da aktar lütfen. Bence Murat'ın bu hatırası ve senin o yorumun işe noktayı koydu; gerisini katılımcılarımızın beğenisine bırakalım.
"İzmir'n dağlarında çicekler açar" gibi olmuş. Tepeden inmeci modernite bile memleketin olmadık yerlerinde izler bırakmış.
Murat,
"Gerçekten mi" deyip bir kabalık yapmak istemiyorum; ama gereçekten mi? Hani "kurgulansa bu kadar güzel olmaz" denen türde bir gerçeklik. Her kula nasip olmaz!
Selamsız Bandosu'na olan borcumu ödediğimi düşünüyorum. Beni çok mutlu etti; ben de tanıtmak için elimden geleni yaptım. Senin katkın da işin kaymağı oldu. Eyvallah.
"Gerçekten mi" deyip bir kabalık yapmak istemiyorum; ama gereçekten mi? Hani "kurgulansa bu kadar güzel olmaz" denen türde bir gerçeklik. Her kula nasip olmaz!
Selamsız Bandosu'na olan borcumu ödediğimi düşünüyorum. Beni çok mutlu etti; ben de tanıtmak için elimden geleni yaptım. Senin katkın da işin kaymağı oldu. Eyvallah.
90 lı yılların başı, Ankara’ da öğrenciyiz, soğuk puslu bir Cumartesi, arkadaşlarla sinemada Selamsız Bandosu’ nu izliyoruz, bitince, tadına doyulmaz Şener Şen filmlerinden birini daha geride bırakarak Sakarya Caddesi’ nin keyfine karışıyoruz.
...
Aylar sonra ilk stajım için Tavşanlı’ dayım, işçi pansiyonunda kalıyorum, haftasonu, hava yanıyor, pencereyi açmış tavla oynuyoruz, çamlık bir arazi, rüzgar dışardan reçine kokusuyla birlikte tangolar getiriyor, durumun enteresanlığını düşünüyorum, aynı anda zarları savuruyor pulları tablaya vuruyorum, rakibim sadece oyuna konsantre olmuş, bir noktadan sonra oyundan kopuyorum, ben bu seslerin kaynağına gidiyorum arkadaş, deyip kalkııyorum, pansiyondan çıkıp çamların arasında seslerin peşine düşüyorum, güçlü bir teyipten çıktığını tahmin ettiğim sesler ilerlerken hakikileşiyor, derme çatma tek katlı bir kulübeye ulaşıyorum, kapısında GLİ(Garp Linyitleri İşletmesi) Bandosu yazıyor, kapıyı yavaşça itiyorum, salaş bir oda, ortada BB King kılıklı bir amca saksafon çalıyor, grup arkadaşları duvar diplerindeki sandalyelere oturmuş enstrümanlarıyla eşlik ediyor, BB King Amca beni fark edince çalmayı kesmeden başıyla boş sandalyelerden birini gösteriyor, gidip oturuyorum, tango bitiyor, hoşgeldin diyor, hoşbulduk deyip lisede bizim de böyle bir orkestramız olduğunu ve trombon çaldığımı söylüyorum, çok güzel deyip bir kağıt uzatıyor, repertuarımız diye ekliyor, alıp inceliyorum, listedeki zor parçalar dikkatimi çekiyor, bizimki bunun yarısından da azdı deyip kağıdı iade ediyorum... biz de buraların Selamsız Bandosu’ yuz, diyor, latife yaptığını düşünerek gülümsüyorum, parmağını yanımdaki adama uzatıyor, kendisi filmdeki tenorcudur, bu klarnetçi, bak şu hocadan tokat yiyen deyip tek tek bütün ekibi tanıtıyor... ağzım açık kalakalıyorum
.
. Ertesi gün, işletmenin ana galerisinde işçilerle birlikte yer altına doğru ilerliyoruz, bir el sırtımda patlıyor, sen de kimsin der gibi elin sahibine bakıyorum, tenorcu tenorcu diye sırıtıyor, önüm sıra giderken sırtındaki kazmaya gözüm takılıyor
.
. O kazmayla o gün bugündür kazı yapıyorum.
...
Aylar sonra ilk stajım için Tavşanlı’ dayım, işçi pansiyonunda kalıyorum, haftasonu, hava yanıyor, pencereyi açmış tavla oynuyoruz, çamlık bir arazi, rüzgar dışardan reçine kokusuyla birlikte tangolar getiriyor, durumun enteresanlığını düşünüyorum, aynı anda zarları savuruyor pulları tablaya vuruyorum, rakibim sadece oyuna konsantre olmuş, bir noktadan sonra oyundan kopuyorum, ben bu seslerin kaynağına gidiyorum arkadaş, deyip kalkııyorum, pansiyondan çıkıp çamların arasında seslerin peşine düşüyorum, güçlü bir teyipten çıktığını tahmin ettiğim sesler ilerlerken hakikileşiyor, derme çatma tek katlı bir kulübeye ulaşıyorum, kapısında GLİ(Garp Linyitleri İşletmesi) Bandosu yazıyor, kapıyı yavaşça itiyorum, salaş bir oda, ortada BB King kılıklı bir amca saksafon çalıyor, grup arkadaşları duvar diplerindeki sandalyelere oturmuş enstrümanlarıyla eşlik ediyor, BB King Amca beni fark edince çalmayı kesmeden başıyla boş sandalyelerden birini gösteriyor, gidip oturuyorum, tango bitiyor, hoşgeldin diyor, hoşbulduk deyip lisede bizim de böyle bir orkestramız olduğunu ve trombon çaldığımı söylüyorum, çok güzel deyip bir kağıt uzatıyor, repertuarımız diye ekliyor, alıp inceliyorum, listedeki zor parçalar dikkatimi çekiyor, bizimki bunun yarısından da azdı deyip kağıdı iade ediyorum... biz de buraların Selamsız Bandosu’ yuz, diyor, latife yaptığını düşünerek gülümsüyorum, parmağını yanımdaki adama uzatıyor, kendisi filmdeki tenorcudur, bu klarnetçi, bak şu hocadan tokat yiyen deyip tek tek bütün ekibi tanıtıyor... ağzım açık kalakalıyorum
.
. Ertesi gün, işletmenin ana galerisinde işçilerle birlikte yer altına doğru ilerliyoruz, bir el sırtımda patlıyor, sen de kimsin der gibi elin sahibine bakıyorum, tenorcu tenorcu diye sırıtıyor, önüm sıra giderken sırtındaki kazmaya gözüm takılıyor
.
. O kazmayla o gün bugündür kazı yapıyorum.
