Hakkımda

Kişisel Bilgiler

Cinsiyet
Erkek
Şehir
Ankara
Memleket
Ankara
Doğum Günü
18/03/1974
Meslek
www.emrahpolat.com www.edebiyathaber.net

Hakkımda

Hangi Bölümlere Katkı Yapabilirim?
Blog
Makale
Etkinlik Takibi
Sinema
Kitap
Forum

Arkadaşlar

  • Önder Kurt
  • Murat
  • AliOsman KOCAK
  • pia
  • hasever
  • ismet tekerek

Son Girdiler

  • Sinema
  • Kitap
  • Müzik
Yalanın İcadı
Üye Puanı
 
0.0 (0)
Torino Atı - Béla Tarr
Üye Puanı
 
10.0 (1)
Benny's Video - Michael Haneke
Üye Puanı
 
8.6 (1)
Düğün Elbisesi
Üye Puanı
 
8.9 (1)
Aslı Gibidir
Üye Puanı
 
8.8 (2)
Fräulein - Michael Haneke
Üye Puanı
 
0.0 (0)
Bir Zamanlar Anadolu'da
Üye Puanı
 
9.1 (2)
Funny Games - Michael Haneke
Üye Puanı
 
8.6 (1)
Biletler
Üye Puanı
 
8.5 (2)
Ekmek ve Sokak
Üye Puanı
 
9.9 (2)
Tecrübe
Üye Puanı
 
9.5 (2)
Yakın Plan
Üye Puanı
 
8.8 (2)
Para - Robert Bresson
Üye Puanı
 
9.7 (1)
10
10
Üye Puanı
 
8.9 (2)
Üye Puanı
 
9.0 (1)
Zeytin Ağaçları Arasında
Üye Puanı
 
9.2 (2)
Ve Yaşam Sürüyor
Üye Puanı
 
9.4 (1)
Babil'in Oğlu
Üye Puanı
 
9.1 (2)
Boşluğa Dokunmak
Üye Puanı
 
8.0 (1)
İNŞAAT
Üye Puanı
 
8.9 (1)
Yankesici - Robert Bresson
Üye Puanı
 
8.0 (1)
Yarım Ay
Üye Puanı
 
8.7 (2)
Değirmen
Üye Puanı
 
9.4 (1)
Werckmeister Harmonies - Béla Tarr
Üye Puanı
 
9.0 (1)
Kaplumbağalar da Uçar
Üye Puanı
 
9.3 (2)
Anavatanımın Şarkıları
Üye Puanı
 
9.3 (2)
Votka Limon
Üye Puanı
 
8.7 (1)
“BİUTİFUL” NASIL YAZILIR SAHİ ?
Üye Puanı
 
8.0 (2)
Ayrılık
Üye Puanı
 
9.4 (2)
Dr. Caligari'nin Muayenehanesi
Üye Puanı
 
7.5 (1)
1.
Fıskiyeli Hamsi
Üye Puanı
 
10.0 (2)
2.
Kiraz ve Zehirli Böğürtlenler
Üye Puanı
 
0.0 (0)
3.
Kiraz Herkese Küsünce
Üye Puanı
 
0.0 (0)
4.
Büyük Makineler - Kamyonlar
Üye Puanı
 
0.0 (0)
5.
Down Sendromlu Bir Arkadaşım Var
Üye Puanı
 
0.0 (0)
6.
İmparator Tırtılı
Üye Puanı
 
0.0 (0)
7.
Mavi Kelebeğin Dönüşü
Üye Puanı
 
0.0 (0)
8.
1001 Hayvanı Bulun
Üye Puanı
 
0.0 (0)
9.
Çıkarmayı öğrenmek
Üye Puanı
 
0.0 (0)
10.
Farklı Olanı Bul
Üye Puanı
 
0.0 (0)
11.
Karşıtlıklar
Üye Puanı
 
0.0 (0)
12.
Büyüklükler
Üye Puanı
 
0.0 (0)
13.
Saymaya Başlamak
Üye Puanı
 
0.0 (0)
14.
Renkler
Üye Puanı
 
0.0 (0)
15.
Zaman
Üye Puanı
 
0.0 (0)
16.
10'a Kadar Saymak
Üye Puanı
 
0.0 (0)
17.
Rakamlar
Üye Puanı
 
0.0 (0)
18.
Şekiller
Üye Puanı
 
0.0 (0)
19.
Ölçmeye Başlamak
Üye Puanı
 
0.0 (0)
20.
Toplamayı Öğrenmek
Üye Puanı
 
0.0 (0)
1.
Üye Puanı
 
0.0 (0)
3.
Afion
Üye Puanı
 
0.0 (0)
5.
Merdoum Kings Play  Songs of Love
Üye Puanı
 
0.0 (0)
12.
Van der Graaf Generator / Godbluff
Üye Puanı
 
10.0 (1)
13.
Deep Purple / Fireball
Üye Puanı
 
8.3 (1)
14.
Deep Purple / InRock
Üye Puanı
 
10.0 (1)
15.
Deep Purple / Deep Purple
Üye Puanı
 
10.0 (2)
16.
The Book of Taliesyn / Deep Purple
Üye Puanı
 
9.1 (1)
17.
Shades of Deep Purple / Deep Purple
Üye Puanı
 
7.9 (1)
18.
Cicibebe - Tabuttaki Son Çivi
Üye Puanı
 
8.1 (1)
19.
Bandista - De Te Fabula Narratur
Üye Puanı
 
9.8 (1)
20.
GOLEM - Orion Awakes
Üye Puanı
 
9.0 (1)
21.
Jazz İstanbul (Volume 1)
Üye Puanı
 
9.0 (1)
22.
Siddartha - Siddartha
Üye Puanı
 
9.0 (1)
23.
Cem Adrian - Essentials/Seçkiler
Üye Puanı
 
9.5 (1)
24.
GÄA - Auf Der Bahn Zum Uranus
Üye Puanı
 
10.0 (2)
25.
Paranoid - Black Sabbath
Üye Puanı
 
9.0 (2)
26.
Black Sabbath
Üye Puanı
 
10.0 (1)
27.
Par les Fils de Mandrin - Ange
Üye Puanı
 
8.2 (1)
28.
Düm-Tek (Hittit Sun) - Moğollar
Üye Puanı
 
9.6 (2)
29.
Arzachel - Arzachel
Üye Puanı
 
0.0 (0)
30.
Moonmadness - Camel
Üye Puanı
 
10.0 (2)
  • Blog
  • Forum
  • Yorum

Anket

Uluslararası Hrant Dink Ödülü, Ahmet Altan'a verildi
Hrant Dink Vakfı tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen "Uluslararası Hrant Dink Ödülü"ne gazeteci Ahmet Altan ve Meksikalı gazeteci Lydia Cacho layık görüldü." Basından
You have voted on this poll. Thank you for your feedback.

Note: Results are hidden from public viewing. Please contact poll manager/us to know more about it.
Total votes: 3
Category: Politika

Twitter'da Bizi Bulun

Twitter Image
emrah polat

emrah polat

Hep aynı yerdeyim.
- 1 year ago
  • Karma
  • Member since
  • Çarşamba, 16 Ocak 2008 01:20
  • Last online
  • 2 months ago
  • Profile views
  • 989 views
  • Haklısın Ali Osman. Yanlış anlaşıldıysam kusura bakma. Uygulamaya geçmeyi becerebilirsek gerekli bilgileri veririm ben. Esasen e-hayalet için...
    kunena.post 45 days ago
  • Edebiyat Haber olarak hazırlıklarımız sürüyor Ali Osman. Uygulamaya başlayınca neler yapıldığına ilişkin bilgi veririm. Unutursam hatırlatırsan...
    kunena.post 49 days ago
  • Başın sağolsun Murat.
    compojoomcomment 243 days ago
  • emrah polat forumda Cvp: Hepimiz Sahtekarız! başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    Diline sağlık!
    kunena.post 243 days ago
  • emrah polat forumda Cvp: Cümbür Cemaat Efes'ten Tuborg'a Dönüyoruz... Duyurulur. başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    Miller'ı tek geçerim, şimdilik
    kunena.post 253 days ago
  • AliOsman KOCAK, Önder Kurt Şu başlığı taşıyan Forum tartışmasında bir kişiye teşekkür etti. Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    kunena.thankyou 262 days ago
  • İyi okumalar Erdem.
    compojoomcomment 262 days ago
  • emrah polat forumda Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    Merhaba arkadaşlar,
    Sayfaya hareketlilik gelmesi için anketi ben düzenlemiş ve Edebiyat Haber'in twitter hesabından duyurusunu yapmıştım. "E-hayalet'
    kunena.post 262 days ago
  • emrah polat forumda Cvp: Facebook Entegrasyonu başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    Tam da görsel olarak sitenin ne kadar yamuk olduğundan ve bir gelenin bir daha uğramayacağından söz edecektim ki biraz toparlanmış. Görsellik çok önem
    kunena.post 278 days ago
  • emrah polat forumda Cvp: Facebook Entegrasyonu başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    Harika işler yapmışsın Önder.
    Bir kaç küçük "öneride" bulunmak istiyorum:
    1. FB sayfasında yönetici sayısı artmamalı
    2. Aforizmalara önem verilmeli
    kunena.post 279 days ago
  • Murat Şu başlığı taşıyan Forum tartışmasında bir kişiye teşekkür etti. Cvp: Bugünlerde Sinema Bölümüne Bir Uğramak Lazım
    kunena.thankyou 285 days ago
  • emrah polat forumda Cvp: Bugünlerde Sinema Bölümüne Bir Uğramak Lazım başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    "like box"u seçmek gerekiyor.
    kunena.post 285 days ago
  • emrah polat, Onur Caymaz’a (Gecikmiş) Bir Selam başlıklı girdi için yeni bir yorum yazdı
    wall 286 days ago
  • "Hep bir hallı Turhallıyız biz bize benzeriz" diye grup kuracaktım ama beceremedim. Page description meselesinde sorun oluyor. Herhalde ileride beceririm. Bu arada detayları bekliyoruz Önder.
    videos 286 days ago
  • emrah polat, Google+ başlıklı girdi için yeni bir yorum yazdı
    wall 286 days ago
  • emrah polat forumda Cvp: Bugünlerde Sinema Bölümüne Bir Uğramak Lazım başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    Estafurlah Ali Osman,
    Senin de "Begen" butonuna basarak dahil olduğun Edebiyat Haber'in facebook sayfası gibi. Bağlantısını vereyim daha iyi anlaşılı
    kunena.post 286 days ago
  • emrah polat, İlk çilek başlıklı girdi için yeni bir yorum yazdı
    wall 286 days ago
  • emrah polat added a new photo in Merhaba Gençler album
    • cem karaca
    Hep bir hallı Turhallıyız biz bize benzeriz gençler!
     
    Turhal View larger map
    photos 287 days ago View location
  • Turhallılık bir ruhtur!
    events.wall 287 days ago
  • cem karaca-namus belası-düştüm mapus damlarına 04:06
    cem karaca-namus belası-düştüm mapus damlarına cem karaca düştüm mapus damlarına namus belası ... cem babanın öfkeli sesine yakışan hareketleri oldukça dikkat çekici ... cem karaca namus belası sözleri ; Düstüm mapus damlarina ögüt veren bol olur Toplasam o ögütleri burdan köye yol olur Ana ba ...
     
    Turhal View larger map
    videos 287 days ago View location
  • emrah polat, Google+ başlıklı girdi için yeni bir yorum yazdı
    wall 287 days ago
  • AliOsman KOCAK, Murat Şu başlığı taşıyan Forum tartışmasında bir kişiye teşekkür etti. Cvp: Bugünlerde Sinema Bölümüne Bir Uğramak Lazım
    kunena.thankyou 287 days ago
  • emrah polat, İlk çilek başlıklı girdi için yeni bir yorum yazdı
    wall 287 days ago
  • emrah polat, başlıklı Tanıtım için hasever tarafından yazılan Eleştiriyi beğendi.
    • İlk çilek
    • Murat, Çileğin rengi ne kadar da canlı. Umarım tadı da bir o kadar güzeldir. Afiyet olsun! Bu arada gözümden kaçmadı, duvar tipik İngiliz bahçe...
    wall 287 days ago
  • emrah polat forumda Cvp: Bugünlerde Sinema Bölümüne Bir Uğramak Lazım başlığını taşıyan tartışma için yeni bir mesaj yazdı.
    E-hayalet çok önemli bir "proje" hala, özellikle sinema konusunda. Hariçten gazel olarak algılanmazsa, ziyaretçi sayısının artması için etiketlemeler
    kunena.post 287 days ago
  • Murat voted as helpful a review, Yazar, Yapıt, Yaşam Arasında, written by emrah polat.
    • Yazın Gene Yazın
    • Edebiyatı uğraş ya da sorun edinme çabasındakilerin okuması gerekli kitaplardan olan, son cümleleri bir aforizmayla biten yirmi denemeden oluşan Yazın Gene Yazın’ı bir solukta bitirmek...
    wall 301 days ago
  • A guest voted as helpful a review, Yazar, Yapıt, Yaşam Arasında, written by emrah polat.
    • Yazın Gene Yazın
    • Edebiyatı uğraş ya da sorun edinme çabasındakilerin okuması gerekli kitaplardan olan, son cümleleri bir aforizmayla biten yirmi denemeden oluşan Yazın Gene Yazın’ı bir solukta bitirmek...
    wall 302 days ago
  • emrah polat, Patates Kavurma başlıklı girdi için yeni bir yorum yazdı
    wall 406 days ago
  • emrah polat, Patates Kavurma başlıklı girdi için yeni bir yorum yazdı
    wall 407 days ago
  • emrah polat Kızıl Sakal - Kurosawa başlıklı girdi için yeni bir eleştiri yazdı
    • Kızıl Sakal - Kurosawa
    • Bir çok akılda kalıcı sahnesi var ama genelevden küçük kızı çıkardıkları sahnedeki beklenmedik dövüş sahnesi ilginçtir :) Yönetmen küçük kız aracılığıyla izleyicilerin duygusal düğmelerine basar...
    wall 410 days ago
  • friends emrah polat ve ismet tekerek şimdi arkadaşlar
  • wall 413 days ago
  • Hep aynı yerdeyim.
    profile 414 days ago
  • wall 414 days ago
  • emrah polat Amarcord adlı girdiyi beğeni listesine ekledi.
    • Amarcord
    • Fellini'nin kendi deneyimlerinden esinlerek anlatılan küçük bir sahil kasabasındaki günlük sıradan hayat. Filmin özel bir anlatısı yok, ya da uzun bir romanın geçtiği mekanların ve...
    wall 414 days ago
  • users emrah polat's profile has been featured.
  • emrah polat Murat adlı kullanıcının Walls alanına birşeyler yazdı.
    emrah polat
    Benden de herkese iyi yılar, umarım İngiltere'ye alışmışsındır Murat.[{"creator":"72","text":"Selam Emrah, hen\u00fcz gidemedik daha. Yolculuk bir iki hafta sonra.","date":1294047193}]
    506 days ago
     
    walls 506 days ago
  • emrah polat, Yaşamın Kıyısında başlıklı girdi için yeni bir yorum yazdı
    wall 506 days ago
  • emrah polat bir blog güncelledi www.edebiyathaber.ne...

    Merhaba arkadaşlar,

    Edebiyat dünyasından haber ve çeşitli bilgilerin yer aldığı www.edebiyathaber.net yayında.

    Görüş, öneri ve haberlerinizi editor@edebiyathaber.net adresine iletebilirsiniz.

    Haberleşmek üzere, hoşçakalın.

    Emrah

    myblog 550 days ago
  • Merhaba arkadaşlar,

    Edebiyat dünyasından haber ve çeşitli bilgilerin yer aldığı www.edebiyathaber.net yayında.

    Görüş, öneri ve haberlerinizi editor@edebiyathaber.net adresine iletebilirsiniz.

    Haberleşmek üzere, hoşçakalın.

    myblog 550 days ago
  • emrah polat Şu Forum Başlığında Yeni Bir Mesaj Yazdı: Cvp: Twitter Olayı
    Merhaba arkadaşlar,
    Facebook işlerine pek bulaşmadım Hasan gibi; biraz şanslıyım galiba. Twitter'a bir ay kadar önce üye oldum. Gün aşırı bir şeyler yazıyorum. En çok 140 karakter yazılabiliyor. Beğendiğin şeyleri seni izleyenlere gönderebiliyorsun (retweet)falan filan. Bu arada seni kaydettim Ali Osman.
    Ne kadar doğru bilmem ama biri şöyle bir şey söylemişti: Face birbirine yabancı olmuş arkadaşların, twitter ise birbiriyle arkadaş olabilecek yabancıların mekanıdır.
    Her mecra için geçerli olduğu gibi ne amaçlı kullanmak istediğine bağlı olarak değişiyor. Ben mennunum ve herkesi beklerim. Kullanıcı adım; emrahpolat1
    wall 646 days ago
  • Yeni Bir Profil Resmi Yükledi.
    profile 661 days ago
  • emrah polat bir blog güncelledi MELİKE UZUN'LA GERÇE...

    MELİKE UZUN’UN “ATEŞ ÖYKÜLERİ” ADLI KİTABI ÜZERİNE GERÇEKLEŞTİRİLEN SÖYLEŞİ



     

    Uzun süren çalışmadan sonra ortaya çıkan ilk öykü kitabından dolayı kutluyorum seni.

    Öykülerde tematik bir bütünlük var gibi görünüyor. Kitabı oluştururken dikkat ettin mi buna? Ayrıca öyküleri seçerken aklında dönüp dolaşan niyetler nelerdi?

    Teşekkür ederim Emrah.

    Evet, tematik bütünlük olduğu söylenebilir. Aslına bakarsan bu, önceden planlanmış, öykülerin yazılma aşamasında gözetilmiş bir durum değil. İçimden geldiği gibi, yüreğimin orta yerinde koca bir kaya gibi ağırlık yaratan ne varsa, belki de birazcık olsun yeğniliğe kavuşmak için 2007’den beri düzenli yazıyorum. Yüreğimin orta yerindeki kayanın ne olduğunu soracak olursan  hoyratlık, kötülük ve acı derdim, bir de sanırım ne kadar uzak kalmak istesek de yanı başımızda duran trajedi, bazen de başımıza getirilen, bile bile, göz göre göre gelen trajedi… Sivas gibi, Hayata Dönüş Operasyonu gibi… Yazma düşüncesi çocukluğumdan beri beni bırakmasa da Hayata Dönüş gibi işaret ettiği gösterilenle ironik biçimde çelişen, televizyonlarda herkese canlı canlı izlettirilen vahşet diyelim, başlangıç noktasıdır bende. Sonra öyküler biriktikten sonra, şunun ayrımına vardım, derdim neyle ilgili olursa olsun bir “kadınlık” algısının içinden bakıyorum olan bitene. İşte, sanırım tematik bütünlük burda ortaya çıkıyor. Yaşamın olanca canlılığı, neşesi, hayhuyu içinde kaçamadığımız trajedilerin, asla yalnızca kadına ait olmayan, kadına, erkeğe, çocuğa ilişkin trajedilerin, “kadınlık” durumu üzerinden aktarılması…  Öykülerin bu çerçevede bir “derdi” anlatmaya yönelik olması seçimimde etkili olmuştur sanırım.

     

    Neden  “Ateş Öyküleri”?

    Dosyanın iki adı vardı. “Kadınlar Kanayınca Öyküler Büyür” ve bilindiği şekliyle “Ateş Öyküleri”  Bu adlardan hangisini seçmem gerektiği konusunda iki ustaya danıştım öncelikle. Bunu açık yüreklilikle belirtip yardımlarından dolayı onlara teşekkür etmeliyim.

    “Ateş”  kapsayıcı bir imge bence.  Hem toplum hem de bireyle bağdaştırılabilir. Özellikle bizim ülkemizde  93’ten bu yana kendinden olmayana, kendisi gibi yaşamayana, düşünmeyene yaşam hakkı tanımamayı, insanlıktan çıkmayı çağrıştırıyor. Bireysel olanı bundan ayırabilir miyiz?  Kadınla erkek, anneyle çocuk, arkadaş, kardeş, komşu, akraba ilişkileri bu insanlıktan çıkma halinden payını almamış mıdır? Almıştır bence.  Herkes bir şeyleri ateşe verme derdinde. Herkesin yaşamı salt kendi bedenine kapanmış, diğerine el uzatmak, ona ait olan değerleri görmek, kabullenmek bir yana, yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Öykülerden sızan ruh halinden de anlayacağın üzere pek de öyle umudu işaret etmiyor “ateş”. Daha çok yok olmaya, yok etmeye ilişkin.  Işık verme, aydınlatma, sıcaklık çağrışımlarından uzak, cehenneme yakın duran, cehennemin içinden bir sözcük benim için.  Öyküde beni  ilgilendiren,  Sait Faik’ten beri alışılageldiği üzere yaşamın küçük ayrıntılarından yüzümüze vuran yaşama sevinci değil de bu sevincin oluşumuna olanak vermeyen ya da bu sevinci boğan, yok eden ilişkiler yumağı… Ateş, bu yok edişin öznesi olarak bir simge.

    Bir de şöyle de düşünülebilir, öykülerdeki kadınlar da  onlara verili olanı, onlar adına başkaları tarafından kurulanı yıkma gücüne sahipler, ya da buna güç demeyelim de  yıkma isteğine, başkaları tarafından kurulanın yerine kendi istediklerini koyma, bunun için eyleme geçme cesaretindeler. Bu cesaret “gemileri yakma” gücünü gerektirir. Nerden baksanız ateş imgesi çıkıyor altından.

     

    Kitabın ilk öykülerinde tüm kadınları delirten, anlatıcıyı yazmaya iten, Sumru’yla ilgili iki öyküde kahramanı dingin ruh halinden depresif, histerik bir kadına dönüştüren, “Bok Çukurunda Şiir”de Hikmet’i şiir yazmaktan alıkoyan acıyı, sözünü ettiğin bu ilişkiler yumağına dayandırıyorsun sanırım. Hiç umut olmayacak mı öykülerinde, böyle mi sürdüreceksin?

    Umut anlamakla başlar ve görmekle. Umut olabilmesi için önce ters giden bir şeylerin olduğunu anlamak, görmek ve itiraf etmek gerekir. Benim yaptığım itiraf etmek diyelim. İşim, asla yalnızca yaşamdaki güzellikleri anlatmak olamaz.  Güzelliği görüyorsanız, buluyorsanız yaşarsınız zaten. Aslolan cilalanmış görüntüler ardındaki kötülüğü anlatmakta. Senin romanında umut var mıydı, diye sormak isterim. Senin bakışının da, en azından “Köpek Adamlar”dan yola çıkarak, farklı olduğunu düşünmüyorum. Ancak beni şu hayran bırakır ki geçenlerde böyle bir kitap okudum: Kötülüğün içinden iyi bir yaşam önerisi sunmak. Zor başarılacak bir şey. Sözünü ettiğim kitap, bu yıl Yunus Nadi öykü ödülünü alan Ayşegül Çelik’in “Kağıt Gemiler” i. Okuduğumda çarptı beni. Toplumda ayrıksı, dışlanır olma, acı çekme halinden birbirimizi gerçekten severek kurtulabileceğimizi ve bunu yapabilecek gücümüz olduğunu vurgulayan harika öyküler.  En başta, masal diyor anlattıklarına yazar, dileklerim gerçeğe dönüşür mü, kaygısını başta koyuyor ortaya böylece. Ama acıya, dışlanmaya karşı açık biçimde dayanışmayı, birlikteliği öneriyor. Benim yapmadığım budur işte. Çıkış ve öneri bulamazsın öykülerimde. Bundan sonraki yazdıklarımda umudun olup olmayacağı sorusuna gelince… Kağıdın ya da bilgisayarın başına geçtiğimde umutlu bir şeyler anlatayım, diye bir kaygım asla olmayacak. Ancak romanın pek değil de; şiir ve öykünün yazarın kişisel tarihiyle çakıştığını düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında hiçbir yazarın öykülerine, ne zaman, hangi duygu halinin sineceğini bilemezsiniz.

    Yaşam kadar şaşırtıcıdır öykü ve şiir. Umut olur mu olmaz mı bundan sonraki öykülerimde, bilinmez bu açıdan.

     

    Sıralamayı neye göre yaptığını öğrenebilir miyim?

    Bütünüyle öznel bir seçim, sezgisel diyelim daha doğrusu, kırk kez değiştirdim sıralamayı. Tuhaf bir şey ama son öyküden bir önceki “Bok Çukurunda Şiir” arka sayfalarda kalmasına karşın özeldir benim için.

     

    Hikayesi olan öyküler yazıyorsun. Öykü anlayışının bir yansıması mı bu tercih?

    Hikayeyle sözünü ettiğin, giriş - gelişme -sonuç süreci belirgin olaylar ve düğümün vurgulanması, sonunda da çözülmesi  ise, bunun, öyküde zorunlu olduğunu düşünmüyorum. Aslolan , durum ve “an”dır, öyküyü öykü yapan budur. Öyküde düğüm geliştirmek zorunda değildir yazar. Anlatmak istediğim hikayeyle ortaya çıkan  ruh hali ve durumlardır daha çok, yani şunu demek istiyorum, öykülerde bir hikaye anlatılıyorsa da vurgulanan her zaman duygu durumlarıdır…

     

    Özel görüşmelerimizden öyküyü sürdürme isteğinde olduğunu biliyorum, gene de sormak istiyorum: “Roman gibi ölçeği farklı bir türde kendini denemeyi düşünür müsün?”

    İstersen buna, öyküyü sürdürme kararlılığı diyelim. Edebiyata öyküyle başlayan yazarların yazı yaşamlarını romanla sürdüreceği düşüncesi neredeyse bir kural gibi benimsenmiş sanki.

    Ortada olgular durunca kurallar kendini dayatıyor sanırım. Bir yazar elbetteki birden fazla türde yapıt yaratabilir, bunu başarıyla yapmış çok yazar var. Ancak, öyküden sonra roman yazılır,  yargısında iki etkenin rol oynadığını düşünüyorum. Birincisi öyküyü kalem alıştırma gibi, sonradan üretileceklerin bir taslağı olarak görme  eğilimi, bu açıkça dile getirilsin ya da getirilmesin,  var böyle bir anlayış. Ancak bu, gerçek edebiyatı,  edebiyat geleneğini bilenler için kabul edilemez bir durum. İkinci etken şu: “yazar”dan sayılmak için illa ki de roman türünde yapıt üretmek gerekir. Rüzgar ordan esiyor çünkü son yıllarda. Benim gibi “yazar” olmak ya da “yazar” sayılmaktan çok “yazmak” kaygısındaki bir insan için böyle bir psikolojik durum da söz konusu değil doğal olarak.

    Bir de roman türüne şimdilik yaklaşmak istemememin çok kişisel nedenleri de var. Romanı yazar yapar gerçekten, öykü ise yazan kişiye dayatır kendini. Bu açıdan roman ciddi bir disiplini gerektirir, çalışma saatleri ve yazdığını düşünerek zaman geçirme anlamında. Bense uyurum, bir şey dürter beni sabaha karşı kalkar yazarım, çok da disipline dayanmaz yani çalışmam. Para kazanmak için yapmak zorunda olduğunuz bir iş, küçük bir oğlunuz varsa, üstüne üstlük, duyguları, davranışları dağınık biriyseniz ister istemez böyledir bu. Ancak, yalnızca yazacağım, her gün on saat masa başında okuyup yazarak geçirebileceğim bir yaşamı düşlemiyor değilim. Bu düşüm gerçek olursa işte o zaman bu sorunun yanıtı da değişebilir mi bilmiyorum.

     

    Neden öykülerdeki kadın-erkek ilişkileri epey gerilimli?

    Sanatın öteden beri beslendiği kaynaktır kadın erkek ilişkileri. Kim ne derse desin, her bireyi oluşturan kişisel tarihin yapı taşıdır bu ilişkiler. Bizi oluşturan en önemli unsurlardan biri. Oidipus’tan Medea’dan beri böyledir bu. Yine en eski tarihlerden beri kadın ve erkeğin ilişkisi yaşanan toplumsal değişim, dönüşüm, çalkantıların yansıması olarak şekillenmiştir. Her ilişki çok özgün olsa da her ilişki çok da birbirine benzer bu yönüyle, kadın ve erkek arasında mücadeleden, iktidar ilişkilerinden bağımsız, eşit, salt sevgi ve sevecenliğe dayanan  birliktelikler zordur, çünkü iki kişi tek başına yaşamaz aralarında olan biteni, koca bir dünya vardır kurulan iki kişilik alışverişte…  Bu yönüyle öykülerdeki kadın erkek ilişkileri, seksen dönemi çocuğu olduğuma göre, seksenden sonra dünyada olan biten ne kadar gerilim varsa taşır bünyesinde. Bencillik, yeni bir dünya umudundan, hümanizmden uzak olma, birlikteliği hep tüketme,  alma ve sahiplenme  üzerine kurma, yıkma, uyum sağlayamama… Biraz önce konuştuğumuz “umutsuzluk” konusundan apayrı bir şey değil bu aslında.

     

    “Kafadaki Film” adlı öyküde heyecan verici bir gerilim var. Bu tür metinler üretmeyi düşünüyor musun?

    Aslına bakarsan ordaki gerilim de öykünün kuruluşundan değil, Levent’in, erkek kahramanın, içinde  olan biten gerilimden kaynaklanıyor bence. Rahatsız ve tedirgin bir karakter Levent, kuruntulu… Öyküdeki, bunun gerilimi bence… Onun dışında sen de biliyorsun ki biraz önce de söylediğim gibi öyküye bir merak unsuru katayım diye bir kaygım olmadı hiçbir zaman, olmayacak da…

     

    Kitabı bitirince içimden, “Ne çabuk bitti!” dedim. Umarım devamı gelir.

    Teşekkür ederim. Umarım diyorum ben de… Ama benim için okumak yazmak kadar önemli. O yüzden ben  de senin ve sevdiğim bütün yazarların yeni kitaplarını merak ve heyecanla bekliyorum.

    Ateş Öyküleri/ Melike Uzun, Kanguru Yayınları, 112 s, Mayıs 2010.

    myblog 661 days ago
  • friends hasever ve emrah polat Arkadaş Oldular.
  • emrah polat bir blog güncelledi Melike Uzun Söyleşis...

    MELİKE UZUN’LA “ATEŞ ÖYKÜLERİ” ADLI KİTABI ÜZERİNE GERÇEKLEŞTİRİLEN SÖYLEŞİ

     

    Uzun süren çalışmadan sonra ortaya çıkan ilk öykü kitabından dolayı kutluyorum seni.

    Öykülerde tematik bir bütünlük var gibi görünüyor. Kitabı oluştururken dikkat ettin mi buna? Ayrıca öyküleri seçerken aklında dönüp dolaşan niyetler nelerdi?


    Teşekkür ederim Emrah.

    Evet, tematik bütünlük olduğu söylenebilir. Aslına bakarsan bu, önceden planlanmış, öykülerin yazılma aşamasında gözetilmiş bir durum değil. İçimden geldiği gibi, yüreğimin orta yerinde koca bir kaya gibi ağırlık yaratan ne varsa, belki de birazcık olsun yeğniliğe kavuşmak için 2007’den beri düzenli yazıyorum. Yüreğimin orta yerindeki kayanın ne olduğunu soracak olursan  hoyratlık, kötülük ve acı derdim, bir de sanırım ne kadar uzak kalmak istesek de yanı başımızda duran trajedi, bazen de başımıza getirilen, bile bile, göz göre göre gelen trajedi… Sivas gibi, Hayata Dönüş Operasyonu gibi… Yazma düşüncesi çocukluğumdan beri beni bırakmasa da Hayata Dönüş gibi işaret ettiği gösterilenle ironik biçimde çelişen, televizyonlarda herkese canlı canlı izlettirilen vahşet diyelim, başlangıç noktasıdır bende. Sonra öyküler biriktikten sonra, şunun ayrımına vardım, derdim neyle ilgili olursa olsun bir “kadınlık” algısının içinden bakıyorum olan bitene. İşte, sanırım tematik bütünlük burda ortaya çıkıyor. Yaşamın olanca canlılığı, neşesi, hayhuyu içinde kaçamadığımız trajedilerin, asla yalnızca kadına ait olmayan, kadına, erkeğe, çocuğa ilişkin trajedilerin, “kadınlık” durumu üzerinden aktarılması…  Öykülerin bu çerçevede bir “derdi” anlatmaya yönelik olması seçimimde etkili olmuştur sanırım.

     

    Neden  “Ateş Öyküleri”?

    Dosyanın iki adı vardı. “Kadınlar Kanayınca Öyküler Büyür” ve bilindiği şekliyle “Ateş Öyküleri”  Bu adlardan hangisini seçmem gerektiği konusunda iki ustaya danıştım öncelikle. Bunu açık yüreklilikle belirtip yardımlarından dolayı onlara teşekkür etmeliyim.

    “Ateş”  kapsayıcı bir imge bence.  Hem toplum hem de bireyle bağdaştırılabilir. Özellikle bizim ülkemizde  93’ten bu yana kendinden olmayana, kendisi gibi yaşamayana, düşünmeyene yaşam hakkı tanımamayı, insanlıktan çıkmayı çağrıştırıyor. Bireysel olanı bundan ayırabilir miyiz?  Kadınla erkek, anneyle çocuk, arkadaş, kardeş, komşu, akraba ilişkileri bu insanlıktan çıkma halinden payını almamış mıdır? Almıştır bence.  Herkes bir şeyleri ateşe verme derdinde. Herkesin yaşamı salt kendi bedenine kapanmış, diğerine el uzatmak, ona ait olan değerleri görmek, kabullenmek bir yana, yok etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Öykülerden sızan ruh halinden de anlayacağın üzere pek de öyle umudu işaret etmiyor “ateş”. Daha çok yok olmaya, yok etmeye ilişkin.  Işık verme, aydınlatma, sıcaklık çağrışımlarından uzak, cehenneme yakın duran, cehennemin içinden bir sözcük benim için.  Öyküde beni  ilgilendiren,  Sait Faik’ten beri alışılageldiği üzere yaşamın küçük ayrıntılarından yüzümüze vuran yaşama sevinci değil de bu sevincin oluşumuna olanak vermeyen ya da bu sevinci boğan, yok eden ilişkiler yumağı… Ateş, bu yok edişin öznesi olarak bir simge.

    Bir de şöyle de düşünülebilir, öykülerdeki kadınlar da  onlara verili olanı, onlar adına başkaları tarafından kurulanı yıkma gücüne sahipler, ya da buna güç demeyelim de  yıkma isteğine, başkaları tarafından kurulanın yerine kendi istediklerini koyma, bunun için eyleme geçme cesaretindeler. Bu cesaret “gemileri yakma” gücünü gerektirir. Nerden baksanız ateş imgesi çıkıyor altından.

     

    Kitabın ilk öykülerinde tüm kadınları delirten, anlatıcıyı yazmaya iten, Sumru’yla ilgili iki öyküde kahramanı dingin ruh halinden depresif, histerik bir kadına dönüştüren, “Bok Çukurunda Şiir”de Hikmet’i şiir yazmaktan alıkoyan acıyı, sözünü ettiğin bu ilişkiler yumağına dayandırıyorsun sanırım. Hiç umut olmayacak mı öykülerinde, böyle mi sürdüreceksin?

    Umut anlamakla başlar ve görmekle. Umut olabilmesi için önce ters giden bir şeylerin olduğunu anlamak, görmek ve itiraf etmek gerekir. Benim yaptığım itiraf etmek diyelim. İşim, asla yalnızca yaşamdaki güzellikleri anlatmak olamaz.  Güzelliği görüyorsanız, buluyorsanız yaşarsınız zaten. Aslolan cilalanmış görüntüler ardındaki kötülüğü anlatmakta. Senin romanında umut var mıydı, diye sormak isterim. Senin bakışının da, en azından “Köpek Adamlar”dan yola çıkarak, farklı olduğunu düşünmüyorum. Ancak beni şu hayran bırakır ki geçenlerde böyle bir kitap okudum: Kötülüğün içinden iyi bir yaşam önerisi sunmak. Zor başarılacak bir şey. Sözünü ettiğim kitap, bu yıl Yunus Nadi öykü ödülünü alan Ayşegül Çelik’in “Kağıt Gemiler” i. Okuduğumda çarptı beni. Toplumda ayrıksı, dışlanır olma, acı çekme halinden birbirimizi gerçekten severek kurtulabileceğimizi ve bunu yapabilecek gücümüz olduğunu vurgulayan harika öyküler.  En başta, masal diyor anlattıklarına yazar, dileklerim gerçeğe dönüşür mü, kaygısını başta koyuyor ortaya böylece. Ama acıya, dışlanmaya karşı açık biçimde dayanışmayı, birlikteliği öneriyor. Benim yapmadığım budur işte. Çıkış ve öneri bulamazsın öykülerimde. Bundan sonraki yazdıklarımda umudun olup olmayacağı sorusuna gelince… Kağıdın ya da bilgisayarın başına geçtiğimde umutlu bir şeyler anlatayım, diye bir kaygım asla olmayacak. Ancak romanın pek değil de; şiir ve öykünün yazarın kişisel tarihiyle çakıştığını düşünüyorum. Bu açıdan bakıldığında hiçbir yazarın öykülerine, ne zaman, hangi duygu halinin sineceğini bilemezsiniz.

    Yaşam kadar şaşırtıcıdır öykü ve şiir. Umut olur mu olmaz mı bundan sonraki öykülerimde, bilinmez bu açıdan.

     

    Sıralamayı neye göre yaptığını öğrenebilir miyim?

    Bütünüyle öznel bir seçim, sezgisel diyelim daha doğrusu, kırk kez değiştirdim sıralamayı. Tuhaf bir şey ama son öyküden bir önceki “Bok Çukurunda Şiir” arka sayfalarda kalmasına karşın özeldir benim için.

     

    Hikayesi olan öyküler yazıyorsun. Öykü anlayışının bir yansıması mı bu tercih?

    Hikayeyle sözünü ettiğin, giriş - gelişme -sonuç süreci belirgin olaylar ve düğümün vurgulanması, sonunda da çözülmesi  ise, bunun, öyküde zorunlu olduğunu düşünmüyorum. Aslolan , durum ve “an”dır, öyküyü öykü yapan budur. Öyküde düğüm geliştirmek zorunda değildir yazar. Anlatmak istediğim hikayeyle ortaya çıkan  ruh hali ve durumlardır daha çok, yani şunu demek istiyorum, öykülerde bir hikaye anlatılıyorsa da vurgulanan her zaman duygu durumlarıdır…

     

    Özel görüşmelerimizden öyküyü sürdürme isteğinde olduğunu biliyorum, gene de sormak istiyorum: “Roman gibi ölçeği farklı bir türde kendini denemeyi düşünür müsün?”

    İstersen buna, öyküyü sürdürme kararlılığı diyelim. Edebiyata öyküyle başlayan yazarların yazı yaşamlarını romanla sürdüreceği düşüncesi neredeyse bir kural gibi benimsenmiş sanki.

    Ortada olgular durunca kurallar kendini dayatıyor sanırım. Bir yazar elbetteki birden fazla türde yapıt yaratabilir, bunu başarıyla yapmış çok yazar var. Ancak, öyküden sonra roman yazılır,  yargısında iki etkenin rol oynadığını düşünüyorum. Birincisi öyküyü kalem alıştırma gibi, sonradan üretileceklerin bir taslağı olarak görme  eğilimi, bu açıkça dile getirilsin ya da getirilmesin,  var böyle bir anlayış. Ancak bu, gerçek edebiyatı,  edebiyat geleneğini bilenler için kabul edilemez bir durum. İkinci etken şu: “yazar”dan sayılmak için illa ki de roman türünde yapıt üretmek gerekir. Rüzgar ordan esiyor çünkü son yıllarda. Benim gibi “yazar” olmak ya da “yazar” sayılmaktan çok “yazmak” kaygısındaki bir insan için böyle bir psikolojik durum da söz konusu değil doğal olarak.

    Bir de roman türüne şimdilik yaklaşmak istemememin çok kişisel nedenleri de var. Romanı yazar yapar gerçekten, öykü ise yazan kişiye dayatır kendini. Bu açıdan roman ciddi bir disiplini gerektirir, çalışma saatleri ve yazdığını düşünerek zaman geçirme anlamında. Bense uyurum, bir şey dürter beni sabaha karşı kalkar yazarım, çok da disipline dayanmaz yani çalışmam. Para kazanmak için yapmak zorunda olduğunuz bir iş, küçük bir oğlunuz varsa, üstüne üstlük, duyguları, davranışları dağınık biriyseniz ister istemez böyledir bu. Ancak, yalnızca yazacağım, her gün on saat masa başında okuyup yazarak geçirebileceğim bir yaşamı düşlemiyor değilim. Bu düşüm gerçek olursa işte o zaman bu sorunun yanıtı da değişebilir mi bilmiyorum.

     

    Neden öykülerdeki kadın-erkek ilişkileri epey gerilimli?

    Sanatın öteden beri beslendiği kaynaktır kadın erkek ilişkileri. Kim ne derse desin, her bireyi oluşturan kişisel tarihin yapı taşıdır bu ilişkiler. Bizi oluşturan en önemli unsurlardan biri. Oidipus’tan Medea’dan beri böyledir bu. Yine en eski tarihlerden beri kadın ve erkeğin ilişkisi yaşanan toplumsal değişim, dönüşüm, çalkantıların yansıması olarak şekillenmiştir. Her ilişki çok özgün olsa da her ilişki çok da birbirine benzer bu yönüyle, kadın ve erkek arasında mücadeleden, iktidar ilişkilerinden bağımsız, eşit, salt sevgi ve sevecenliğe dayanan  birliktelikler zordur, çünkü iki kişi tek başına yaşamaz aralarında olan biteni, koca bir dünya vardır kurulan iki kişilik alışverişte…  Bu yönüyle öykülerdeki kadın erkek ilişkileri, seksen dönemi çocuğu olduğuma göre, seksenden sonra dünyada olan biten ne kadar gerilim varsa taşır bünyesinde. Bencillik, yeni bir dünya umudundan, hümanizmden uzak olma, birlikteliği hep tüketme,  alma ve sahiplenme  üzerine kurma, yıkma, uyum sağlayamama… Biraz önce konuştuğumuz “umutsuzluk” konusundan apayrı bir şey değil bu aslında.

     

    “Kafadaki Film” adlı öyküde heyecan verici bir gerilim var. Bu tür metinler üretmeyi düşünüyor musun?

    Aslına bakarsan ordaki gerilim de öykünün kuruluşundan değil, Levent’in, erkek kahramanın, içinde  olan biten gerilimden kaynaklanıyor bence. Rahatsız ve tedirgin bir karakter Levent, kuruntulu… Öyküdeki, bunun gerilimi bence… Onun dışında sen de biliyorsun ki biraz önce de söylediğim gibi öyküye bir merak unsuru katayım diye bir kaygım olmadı hiçbir zaman, olmayacak da…

     

    Kitabı bitirince içimden, “Ne çabuk bitti!” dedim. Umarım devamı gelir.

    Teşekkür ederim. Umarım diyorum ben de… Ama benim için okumak yazmak kadar önemli. O yüzden ben  de senin ve sevdiğim bütün yazarların yeni kitaplarını merak ve heyecanla bekliyorum.

     

    Ateş Öyküleri/ Melike Uzun, Kanguru Yayınları, 112 s, Mayıs 2010.

    myblog 699 days ago

My kunena updates

emrah polat hasn't join any discussion yet.

Latest Photos

My Favorites

Dövüş Kulübü
Üye Puanı
 
9.1 (4)
Yedi Samuray
Üye Puanı
 
9.9 (3)
Amarcord
Üye Puanı
 
9.2 (4)
400 Darbe
Üye Puanı
 
8.4 (4)
Stalker
Üye Puanı
 
10.0 (4)

My Listings

Üye Puanı
 
0.0 (0)
Apocalypse Now-Kıyamet
Üye Puanı
 
9.3 (4)
Üye Puanı
 
0.0 (0)
Üye Puanı
 
0.0 (0)
Üye Puanı
 
0.0 (0)
Üç Maymun
Üye Puanı
 
9.1 (5)
Üye Puanı
 
0.0 (0)
Üye Puanı
 
0.0 (0)
Üye Puanı
 
0.0 (0)