Okunabilir ve hatta okunmalı diye düşünüyorum.
Bundan birkaç yıl öncesine kadar pek bir uzak durma eğilimindeydim klasiklere... Ortaokul döneminde babamın kütüphanesinden alıp okuduklarımla ama -haliyle- o zamanlar ne kadar sindirebildiğim şüphe götürür halimle yetiniyordum. Benim bir takıntım var: okuduğum yazarın ardarda birkaç -hatta mümkünse tamamına yakını- kitabını okuyarak, o yazarı çözüp, rafa kaldırmak... E hal böyle olunca, Mehmet Eroğlu'nun cesaret ve tutku konusundaki takıntısını, Vedat Türkali'nin neredeyse her romanında, arada çokça yaş farkı bulunan bir aşk hikayesini anlattığını, Kundera'nın gözlemde eksik kaldığını ama "büyük cümlelerle" hatırda kaldığını, vs. düşünmeye başladığımda kabak tadı vermeye başladı. Klasikleri okumaya başladığımdan beri ise, halen formülize edememek beni deli ediyor... Yok... Dostoyevski'nin formülü yok, Yeraltından Notlar nerde, Ölü Bir Evden Hatıralar nerde... Kafka'nın formülü şifreli anlatımı ama yine bu tanım da eksik kalıyor. Tolstoy "gelenekçi" olarak bilinir: Anna Karanina'da Anna'yı mı mahkum eder, onu dışlayan toplumu mu? Balzac... Onun o ağdalı diliyle uğraşamayacağımdan çözmeye çalışmaktan vazgeçtim...
Velhasıl kelam, adamlar boşuna "klasik" olmamış... Varmış insanoğlunun bir bildiği...