|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
|
BAŞLIK: Öykü Hakkında
Öykü Hakkında 08 Tem 2009 12:21 #2421
|
Öykü üzerine akla gelenler, sorular. Fazla düşünmeden, fazla ıkınmadan, bir bilincin akış hızında..
Büyük harf, öyküyü bileşenlerine ayrıştırma konusunda yardımcı sadece. A. Öykümsüler: Öykümsü dediğim şey, öykünün öğelerinden bazılarını içinde taşıyan ya da öyküyü andıran ama öykü olmayan ve muhtemelen hiçbir müdahale ile öykü olamayacak anlatıdır. O, yolda gördüğünüz, eski sevgilinizi andıran kişi gibidir. Ona benzer, onu hatırlatır ama o değildir ve hiçbir zaman olmayacaktır. Bu girizgahı yanlış anlamalara ve okumalara meydan vermemek için yapıyorum. Niyetim, 'A' harfi altında, öykümsü dediğim şeyden bol miktarda yazarak öykü tekniğini anlayabilmek. Yani buradakiler öykü değil, tamamen deneysel, neredeyse ilk aklıma geldiği gibi yazılan yazılar olacak. Birinci Deneme: (Açık bırakılan bir pencerenin şiddetli bir rüzgarla hızla çarpması ve sonuçları) Pencere ani ve şiddetli bir rüzgarla hızla çarptı. Cam, sayısız küçük parçaya bölünerek hemen aşağıda oynayan küçük çocuğun başına konfeti gibi yağdı. Annesi, çığlık atarak yanına koştu ve sevinçle çocuğuna hiçbir şey olmadığını gördü. Çocuğun kafasındaki cam kırıntılarını temizledikten sonra kucağına aldı. Korkusu yerini kızgınlığa bıraktı. Hışımla üst kata çıkarak, komşusuna olayı anlattı ve dikkatli olmalarını söyledi. Komşu kadın büyük bir tehlike atlatıldığının bilincindeydi. Yalvaran bir sesle özür diledi. Çocuğun annesi yumuşamıştı. Merdivenlerden aşağıya inerken kendi kendine "verilmiş sadakamız varmış" dedi. İkinci Deneme (Bir yaşamöyküsü) İkinci Dünya Savaşının son yılında doğdu. Köydekiler, ona, bir ayağı diğerinden kısa olduğu için "Kısa Ayak" adını vermişlerdi. Kısa Ayak İbrahim, ondokuzunda anasının gösterdiği kızla evlendi. İlk baba olduğunda yirmisindeydi, sonuncusunda altmışına varmıştı. Bu ikisi arasında üç karısı, onüç çocuğu olmuştu. Son çocuğu doğduktan bir yıl sonra ilçe doktorunun bilemediği ateşli bir hastalıktan öldü. Üçüncü Deneme (en kısa öykü ne kadar kısa olabilir?) (Giriş) Esra, kocasının eline alyansını bıraktı. Kocası anlamaz gözlerle baktı. (Gelişme) "Seni terkediyorum" dedi, "İkimizin de yeniden başlamaya ihtiyacı var". Kocası alyans avucunda, en yakın koltuğa çöktü. Karısının doğru söylediğini biliyordu. (Sonuç) Esra valizini aldı; apartman kapısını açtı; son kez kocasına baktı; "Hoşçakal, Sinan" dedi ve gitti. Dördüncü Deneme (daha kısa) (Giriş) Çok sıkışmıştım. (Gelişme) Tuvaletteki hala çıkmamıştı. (Sonuç) Bu durum, beni, hayatımda ilk defa bu kadar çok bira içtiğime pişman etti. Bir öykü en az üç cümleden oluşmalıdır, diyebilir miyiz? B. Teknik: Herkes öykü yazabilir; Herkes beste yapabilir; Herkes resim çizebilir. İlk ve son koşul tekniktir. Burada ortaya çıkanın niteliğinden, çok saçma veya aptalca olmasından bahsetmiyorum, kastettiğim ilk ve yeter şartın, sanat eseri formunda olmasıdır. C. Öykü, kendi olmayı bırakarak ne zaman romanlaşır? 'Dönüşüm' ve 'Yabancı' öykü müdür, roman mıdır? Bence ikisi de romandır. Samsa'nın ve Meursault'nun maceralarında olay örgüsü bir öyküye göre çok karmaşıktır. Öyküyü, öykü yapan, bir yerle veya kesintisiz akan bir zamanla sınırlı olmasıdır belki de. Yoksa fark sadece eserin içerdiği sözcük sayısı mı? D. Zaman, tam bir başbelası..Diyelim ki mişli geçmiş zamanla başladın, aynı zamanı kullanarak on cümle yazdın. Bir tuhaflık yaratmadan nasıl değiştirilir zaman? Mesela: Üç gündür su içmemişti. Yola beraber çıktığı herkes, çölün daha ortasına gelmeden ölmüş, tek başına kalmıştı. Başlangıçtaki umudu, umutsuzluğa dönüşmüştü. Böyle delice bir işe kalkıştığına çok pişman olmuştu. Buraya kadar geçmişte olan biten anlatılıyor. Diyelim ki bu noktada kahraman, kafasını kaldırıp bir vaha görecek. Kafasını kaldırdı. Uzakta, çok uzakta ağaçları gördü. Birleştirirsek bahsettiğim şey daha iyi ortaya çıkacak. Üç gündür su içmemişti. Yola beraber çıktığı herkes, çölün daha ortasına gelmeden ölmüş, tek başına kalmıştı. Başlangıçtaki umudu, umutsuzluğa dönüşmüştü. Böyle delice bir işe kalkıştığına çok pişman olmuştu. Kafasını kaldırdı. Uzakta, çok uzakta ağaçları gördü. Altını çizdiğim eylemlerde kullanılan iki farklı zamandan dolayı bir uyumsuzluk var gibi geliyor, gerçekten var mı? Araya yumuşak geçiş için bir cümle mi atmak lazım? |
|
|
Cvp:Öykü Hakkında 09 Tem 2009 11:00 #2434
|
E. Paragraf kendi içinde bir bütündür. Burada biraz ilişkisiz bir soru geliyor aklıma: Bir öykünün akıcı olması (ki aynı şey tiyatro veya sinema için de geçerlidir herhalde) demek ne demektir? Öykü, diyelim ki, on paragraftan oluşuyor. Öyküyü akıcı yapan bu on paragraf arasındaki ilişkinin niteliği olsa gerek. Paragrafın akıcı olması da birbiri ardına yazılan cümlelerin arasındaki ilişkinin niteliğinden kaynaklanıyordur.
Mesela: 1. Uyandığımda saat onbire gelmişti. Yataktan çıkmak istemiyordum ama geç kalmıştım. Bu iki cümlede akıcılık sorunu yok. Aynı kişi, aynı uzamda, zamana göre birbirini takip eden eylemlerde bulunuyor (ilki uyanmak, ikincisi istememek). 2. Uyandığımda saat onbire gelmişti. Yatakta tek başımaydım. 3. Uyandığımda saat onbire gelmişti. Alkol ve dansla geçirdiğim ve geç yattığım bir gecenin ardından her yerim ağrıyordu. 4. Uyandığımda saat onbire gelmişti. Necla da uyanmış mıydı? Ne yapıyordu acaba şimdi? Bu ikililerde de akıcılık sorunu yok gibi. Ya kelalaka cümleler yan yana gelirse? Mesela: 1. Telefon çaldı. Yazlarımı Antalya'da geçiririm. 2. Toroslar karşımdaydı. Biliyordum ki bu ulu dağların arkasında Türkiye'nin en bereketli toprakları vardı. Adana güzel bir şehirdi. Soruya geri dönersem: Öyküde, ardarda gelen iki cümle arasında nasıl bir ilişki vardır ki bu ikili akıcı olarak nitelensin? Hep iki cümleden bahsediyorum ve belki de bu pek doğru değil. Paragrafın akıcılığı sözkonusu ise birçok cümle sözkonusudur ve akıcılık tanımım geçersizdir belki de. Cümlenin kendinden sonra yazılabilecek ve akıcılığı sağlayacak cümle sayısını mümkün olduğu kadar çok kılması lazım. |
|
Son Düzenleme: 09 Tem 2009 11:03 Düzenleyen .
|
Cvp:Öykü Hakkında 15 Tem 2009 09:11 #2510
|
F. Fıkra, öyküden daha kısa olan bir bütünlüktür.
Bir tanım: "İnce göndermeleri olan, gülmece nitelikli küçük öykücük" Ya fıkranın yapısı? Onunla ilgili birşey yok tanımı bulduğum kitapta. Birkaç sözle hoşa gidecek bir "öykücük" yazmak çok kolay olmasa gerek.. Bir örnek üzerinden denemeye kalkarsak: HER ŞEY ALLAH'TAN "Bektaşi'nin biri her gün kasabada 'Her şey Allah'tan', 'Her şey Allah'tan' diye mırıldanarak dolaşır dururmuş. Bir gün kasabanın serseri delikanlılarından biri yine böyle mırıldanarak dolaşmakta olan Bektaşi'ye arkasından sessizce yaklaşmış, ensesine okkalı bir şaplak atmış. Canı fena halde yanan Bektaşi'nin pür hiddet dönüp kendisine ters ters baktığını görünce; - Öyle ne bakıyorsun baba erenler demiş, hani her şey Allah'tandı. - Tabii demiş Bektaşi, her şey Allah'tan da ben hangi deyyusu aracı ettiğine bakıyorum." Fıkra, ilk cümlede verilen bilgi üzerine oturuyor, yani Bektaşi'nin 'her şeyi Allah'tan' bilmesi ve bunun kasabada bilindiği bildiriliyor okuyucuya. Sonra, Bektaşi'nin dediğine inanmadığını kanıtlamak için şaplağı atıyor ve Bektaşi'nin sözünü gene ona satarak çelişkiyi ortaya seriyor. Ama bir bütünlük ve sonuç olması için son bir manevra gerekiyor Bektaşi'den. O da lafı koyup, şaplağın Allah'tan geldiğini ama aracının bir deyyus olduğunu söylüyor. Yani Bektaşi şaplağı yemiştir ama gene de galiptir. Fıkranın gelişimi şöyle anlatılabilir mi? - önbilgi ("her şey Allah'tan") - Birinci eylem (Şaplak) - İkinci eylem (ters ters bakmak) - çelişkinin sergilenmesi (denilenle yapılan çelişiyor) - çelişkinin çözümü (gene Allah ama deyyus aracı) Yukarıdaki yapıya göre yapay bir fıkra (tabi ki komik olmayacak) Adamın biri kaynanasından nefret ettiğini bütün arkadaşlarına, akrabalarına söyleyip durmaktadır. Bir gün, bir arkadaşını da kaynanası hakkında dedikodu yaparken duyar. Arkadaşına "Kaynanam hakkında böyle konuşamazsın" deyince, arkadaşı "Yahu, sen değil misin her fırsatta ondan ne kadar nefret ettiğini söyleyen? Ben söyleyince niye kızıyorsun?". Adam cevap verir: "İyi de kardeşim, o benim kaynanam. Sevgi de duyarım, nefret de ederim." Yapay fıkranın sonu yukarıdaki yapıya uymadı, çünkü adamın son söylediği ile çelişik durumu kendi lehine çözmesi gerekiyordu. Ama son söz çok zayıf kaldı. Herneyse yapı olarak zannederim gerçek fıkrayla aynı oldu: - önbilgi (Kaynanaya duyulan nefret) - Birinci eylem (Dedikodu) - İkinci eylem ("böyle konuşamazsın") - çelişkinin sergilenmesi (denilenle yapılan çelişiyor) - çelişkinin çözümü ("o benim kaynanam") Fıkra veya öykü farketmez, bir yapıdan bahsediyoruz özetle(Bu bizi yapısalcı yapar mı?). Ele alması çok daha kolay olduğu için fıkrayı seçtim, aslında bir öykü seçmeli.. |
|
|
Cvp:Öykü Hakkında 15 Tem 2009 19:34 #2516
|
A'ya Dönüş. Bir öykümsü:
Birinci versiyon: Sırtları bana dönük iki genç kadın raflardaki kitaplara bakıp konuşuyorlardı. Arkadaş gibi görünmelerine rağmen, sarı saçlı olanın diğerine karşı tavrı kaba ve küçümseyiciydi. Rahatsız olmama rağmen onları dinlemeye devam ettim. Ezik olan, bir kitap hakkında görüşünü belirtince; sarı saçlı, aynı küçümseyici edayla "o ne demek şimdi?" diye sordu. Daha fazla dayanamadım, eziğin omzuna dokundum. Bana döndü. "Bununla ne işin var?" diye sordum. "Görmüyor musun, o senin arkadaşın değil. Bu sizinki arkadaşlık değil." Kızcağız şaşırdı. Ağzını açıp bir şeyler söylemeye çalışacaktı ki, gözleri kaydı, olduğu yere yığıldı. Bayılmıştı. Haklıydım. Belki de çoktandır düşündüğü bir şeyi dillendirmiştim. Zavallı kız da içinden çıkılmaz bu duruma kendince en iyi çözümü bulmuş ve bayılmıştı. Yerdeki arkadaşının üzerine eğilmeyi bile düşünemeyen Sarı Saçlı, nefretle bana bakıyordu. Ben de ona son bir kez baktıktan sonra, bir şey almadan kitapçıyı terkettim. İkinci Versiyon: İki genç kadın konuşuyorlardı. Arkadaş gibi görünmelerine rağmen, sarı saçlı olanın tavrı kaba ve küçümseyiciydi. Durum rahatsız ediciydi ama onları dinlemeye devam ettim. Diğer kız, bir kitap hakkında görüşünü belirtince; sarı saçlı, aynı küçümseyici edayla "o ne demek şimdi?" dedi. Daha fazla dayanamadım, diğer kızın omzuna dokundum. Bana döndü. "Bununla ne işin var?" diye sordum. "Görmüyor musun, o senin arkadaşın değil. Bu sizinki arkadaşlık değil." Kızcağız şaşırdı. Gözleri kaydı, olduğu yere yığıldı. Bayılmıştı. Belki de çoktandır düşündüğü bir şeyi dillendirmiştim. Zavallı kız da içinden çıkılmaz bu duruma kendince en iyi çözümü bulmuş ve bayılmıştı. Yerdeki arkadaşının üzerine eğilmeyi bile düşünemeyen Sarı Saçlı, nefretle bana bakıyordu. Ben de ona son bir kez baktıktan sonra, bir şey almadan kitapçıyı terkettim. |
|
|
Cvp:Öykü Hakkında 24 Tem 2009 09:28 #2567
|
G. Bütünlük:Bir bütün yaratmak, bütün mesele burada. O zaman bütün nedir? Sadece öyküde değil yaşamda neye karşılık gelir bütün? Mesela, bir tarihte doğup bir tarihte ölmüş insanın yaşamı bütündür. Bir masa ve o masanın bulunduğu mutfak bütündür. İnsanoğlunun binlerce yıldır oluşturageldiği mantık belirler bütünün ne olduğunu. Akşam, sahilde misafirlerle çıktığım gezinti bir bütündür, çünkü evden çıkmış, gezmiş ve geri dönmüşüzdür ama misafirler hala evde olduklarına göre ziyaretleri henüz bir bütüne dönüşmemiştir.
Aynı şey öyküler için de geçerli değil mi? Son satırını okuduğumuz zaman, ilk satırda başlayan sürecin sona erdiğini hissetmeliyim, çünkü öykü, sonsuzdan gelip sonsuza giden bir süreçten çekilip alınan bir parça değildir. İyice belirlenmiş bir başlangıç ve sonuç, toplumsal bir uzlaşı sonucu gereklidir her edebiyat yapıtına. Edebiyat ve müzik nedense bu formdadır. Şarkının başlangıcı ve bitişi dinleyiciye hissettirilir. Çoğu şarkıda, müzik, başta yavaş yavaş artar, sonda yavaş yavaş azalır. Ya da tek çalgı girer, sonra çalgı sayısı fazlalaşır, en sonunda hem gerilim hem çalgı sayısı en üst noktadadır. Bu tür bir müzik, ayağı taşa takılıp, uçuruma düşen insana benzer bir yandan. Hız gitgide artar, toprakla arasında 0.000000001 mm kaldığında en üst sınırdadır, ama bir an sonra, sıfıra inecek ve öykü bitecektir. Yani bir müziğin en şiddetli anından hemen sonra yerini sessizliğe bırakması gibi. |
|
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.31 saniye

