|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
Marks'ın Önsözü ve Engels'in "Karl Marks'ın 'Ekonomi Politiğin Eleştirisi'" adlı yazısı
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı
|
BAŞLIK: Marks'ın Önsözü ve Engels'in "Karl Marks'ın 'Ekonomi Politiğin Eleştirisi'" adlı yazısı
Marks'ın Önsözü ve Engels'in "Karl Marks'ın 'Ekonomi Politiğin Eleştirisi'" adlı yazısı 17 Tem 2009 16:10 #2535
|
Marks'tan, bir açıdan bakarsak , bütün çalışmalarının ana fikri denebilecek bir alıntı, bir tarihsel materyalizm özeti:
Ulaşmış olduğum ve bir kez ulaşıldıktan sonra incelemelerime kılavuzluk etmiş olan genel sonuç, kısaca şöyle formüle edilebilir: Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında, zorunlu, kendi iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler kurarlar; bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısını, belirli toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuki ve siyasal üstyapının üzerinde yükseldiği somut temeli oluşturur. Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır. Gelişmelerinin belli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da, bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan, mülkiyet ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst eder. Bu gibi altüst oluşların incelenmesinde, daima, iktisadi üretim koşullarının maddi altüst oluşu ile —ki, bu, bilimsel bakımdan kesin olarak saptanabilir—, hukuki, siyasal, dinsel, artistik ya da felsefi biçimleri, kısaca, insanların bu çatışmanın bilincine vardıkları ve onu sonuna kadar götürdükleri ideolojik şekilleri ayırdetmek gerekir. Devam edelim: Burjuva üretim ilişkileri, toplumsal üretim sürecinin en son uzlaşmaz karşıtlıktaki biçimidir — bireysel bir karşıtlık anlamında değil, bireylerin toplumsal varlık koşullarından doğan bir karşıtlık anlamında; bununla birlikte burjuva toplumunun bağrında gelişen üretici güçler, aynı zamanda, bu karşıtlığı çözüme bağlayacak olan maddi koşulları yaratırlar. Bizim görüş tarzımızın kilit noktaları, polemik tarzında olsa da, ilk defa olarak bilimsel şekilde 1847'de yayınlanmış olan ve Proudhon'u hedef tutan Felsefenin Sefaleti adlı yapıtımda sunuldu. "Felsefenin Sefaleti" Proudhon'un "Sefaletin Felsefesi" kitabına karşı yazılmış bir polemik. Onu da listeye alacağız galiba. Geçelim Engels'in kitap hakkında yazıya. Bu yazı, Marks'ın diyalektik yöntemi hakkında bazı ipuçları veriyor. Engels, hayati önemde bir soru soruyor önce: BİLİMİ NASIL ELE ALACAĞIZ? Ona göre ne Hegel'in "dönüşen kategorileriyle" idealist diyalektiği, ne de ise "sabit kategorileriyle" eski metafiziği bu sorunun cevabını vermez. Ama Hegel'in yöntemi, "hiç değilse dayanılabilecek olan elde mevcut bütün mantıki malzemenin biricik parçasıydı." Şu alıntıda Engels, ustasının hakkını teslim ediyor: Hegel'in düşünce tarzını bütün öteki filozofların düşünce tarzından ayırdeden şey, bu düşünce tarzının temelini oluşturan o muazzam tarihsel anlamdı. Biçim ne kadar soyut ve ne kadar idealistçe olursa olsun, düşüncesinin geliştirilmesi, gene de her zaman dünya tarihinin gelişmesine paralel düşüyordu, ve bu dünya tarihi, sorunun özünü tam olarak ifade etmek gerekirse, onun düşüncesinin mihenk taşı olmalıdır. Böylelikle tam ve doğru ilişki, tersine, başaşağı döndürülüyorsa da, bu düşüncenin gerçek içeriği, gene de felsefenin bütün alanlarına nüfuz edebiliyordu...Tarihte bir iç gelişme, zincirleme bir iç bağlantı olduğunu tanıtlamayı deneyen ilk adam Hegel'dir, ve onun tarih felsefesindeki birçok şey, bugün bize ne kadar tuhaf gelirse gelsin, onu izleyenleri, hatta ondan sonra tarih üzerinde genel muhakemeler yürütmeye kalkışanları kendisiyle kıyasladığımızda, temel anlayışının yüce niteliği bugün de hayranlığa layıktır. Büyük yankıları olan bu tarih anlayışı, yeni materyalist görüş tarzının doğrudan doğruya teorik önkoşulu oldu. Ve böylelikle mantık yöntemi içinde bir hareket noktası oluşturdu. Yöntemi belirledikten sonra, Engels, ekonominin eleştirisinin tarihsel ve mantıksal olarak iki şekilde yapılabileceğini söylüyor. Ve ekliyor: ekonominin eleştirisini incelemede biricik elverişli tarz, mantıki tarzdır. Ama bu tarz, gerçekte, yalnızca tarihsel seyrin soyut ve teorik bakımdan tutarlı bir biçimde biçimden ve tersi raslantılardan arındırılmış tarihsel tarzdan başka bir şey değildir. Fikirler zinciri, sözkonusu tarihin başladığı şeyle başlamalıdır, ve bunun sonraki gelişmesi, tarihsel seyrin soyut ve teorik bakımından tutarlı bir biçimde yansımasından başka bir şey olmayacaktır; bu, düzeltilmiş bir yansıma olacaktır, ama her anın gelişmesinin tam olgunluğa vardığı noktadan, klasik saflığı içinde müşahede edilebilmesiyle, bizzat tarihin gerçek seyrinin sunduğu yasalar gereğince düzeltilmiş bir yansıma olacaktır. Özetlemeye kalkarsak, "Bilimi ve özelde politik ekonomi'yi nasıl ele alacağız?" sorusunun cevabı, 'olgulara dayalı diyalektik bir yöntemle ve tarihi dışarıda bırakmadan ama soyutlayarak elde edilecek mantıksal bir tarzda ele alacağız'dır. Ekonomi Politik, Dilbilim veya Tarih gibi bilimler doğal denen bilimlerden, Kimya veya Fizikten mesela, çok daha zor bilimleşmişlerdir. Bunun en büyük nedeninin tarihsel olmalarından kaynaklandığını düşünüyorum. Doğal bilimlerde böyle bir sorun yoktur. Newton'un kafasına düşen elma ile bizim kafamıza düşen elma, arada dörtyüz yıl olmasına rağmen aynı şekilde hareket eder, ama kredi veya Fransızca tarihseldir. İkibin yıl önce yoktu ama bugün var. Ve çok önemli bir alıntı daha: iktisat, nesneyi incelemez, insanlar arasındaki ilişkileri ve son tahlilde, sınıflar arasındaki ilişkileri inceler; oysa bu ilişkiler her zaman, nesneye bağlıdırlar ve nesne gibi gözükürler. Herkesin sadece kendi için kullanım-değerleri yarattığı zamanlarda, iktisat neyi inceleyecektir? İncelenen bir değişim ilişkisidir. Meta denmesinin nedeni olan da bu değişimdir zaten. Yazı, Engels'in Kapital'in, Metaın anlatıldığı ilk bölüme tamamlayıcı olarak düşünülebilecek cümlelerle son buluyor: Değişim-değeri ile kullanım-değeri geliştirildi mi, meta, değişim süreci içinde göründüğü şekilde, bu ikisinin birliği olarak ifade edilmiş olur. Bundan ne gibi çelişkilerin doğduğunu anlamak için 20-21. sayfalar okunsun. Biz ancak belirtelim ki, bu çelişkiler, yalnızca teorik, soyut bir önem taşımazlar, doğrudan doğruya değişim ilişkisinin, basit değişim ticaretinin niteliğinden gelme güçlükleri, değişimin bu kaba saba ilk biçiminin zorunlu olarak vardığı olanaksızlıkları yansıtırlar. Bu olanaksızlıklar, bütün öteki metaların değişim-değerlerini ifade etme vasfının özel bir metaya —paraya— devredilmesiyle çözümlenir. Bu durumda para ya da basit dolaşım, ikinci bölümde incelenmektedir, şu bakımlardan: 1. değerlerin ölçüsü olarak para, ki bu, para olarak ölçülen değerin —fiyatın— daha tam ve doğru olarak belirlenmesini sağlar; 2. dolaşım aracı olarak para; ve 3. her iki belirlenmenin de birimi olarak, bütün burjuva maddi servetini temsil eden gerçek para. |
|
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.28 saniye

