|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
GİRİŞ: ÜRETİM, TÜKETİM, BÖLÜŞÜM, DEĞİŞİM (DOLAŞIM)
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
Grundrisse
|
BAŞLIK: GİRİŞ: ÜRETİM, TÜKETİM, BÖLÜŞÜM, DEĞİŞİM (DOLAŞIM)
GİRİŞ: ÜRETİM, TÜKETİM, BÖLÜŞÜM, DEĞİŞİM (DOLAŞIM) 21 Tem 2009 12:22 #2565
|
Konu:
Bu incelemenin konusu, her şeyden önce, maddi üretimdir. Daha açık yazarsak "toplumsal olarak belirlenmiş bireylerin üretimi", "modern burjuva üretimi"dir konu. Serbest rekabetin hüküm sürdüğü bu toplumda [kapitalist toplumda, E.O], birey, kendisini daha önceki tarihsel çağlarda belirli ve sınırları çizili bir insan yığışımının aksesuvarı haline getiren doğal bağlardan vb. kopmuş görünmektedir. Bireyin, "bir insan yığışımının aksesuarı" olarak tanımlanmasının nedeni ne olabilir? Feodal, köleci ya da ilk komünal toplumda, insanların şimdi bizim sahip olduğumuz "özgürlüğe" olmamaları; zor, gelenek ve kanunlarla, üretirken bağımsız olmamaları mıdır? Hangi üretimden bahsedildiğine ilişkin bir vurgu daha: Demek ki, biz üretim dediğimiz zaman, sözkonusu olan, her za¬man toplumsal gelişmenin belirli bir aşamasındaki üretimdir — toplumsal bireylerin üretimidir. Toplumsal birey, yani "hem toplumcul hem de kendini ancak toplum içinde bireyleştirebilen bir hayvan"dır. üretimin bütün dönemlerinin bazı ortak nitelikleri, bazı örtük belirlenimleri vardır. Genel olarak üretim soyut bir kavramdır, ama ortak özellikleri gerçekten saptayıp belirlediği ölçüde bizi yinelemelerden kurtaran ussal bir soyutlamadır. Bununla birlikte, bu genel niteliğin, ya da karşılaştırma yoluyla yalıtılan bu ortak öğenin kendisi, öğeleri birbirinden, ayrılarak değişik belirlenimlere bürünen eklemlenmiş karmaşık bir bütün oluşturur. Bu belirlenimlerden bir kısmı bütün dönemler, bir kısmı ise dönemlerden ancak birkaçı için geçerlidir. [Bazı] belirlenimler en modern dönemde ve en eski dönemde ortak olacaktır. Bunlar olmadan, herhangi bir üretim düşünülemez. Ama en gelişmiş dillerin en az gelişmiş dillerle ortak yasaları ve belirlenimleri bulunmasına karşılık, bu dillerin evrimini belirleyen, genel ve ortak olmayan öğelerdir. [Aynı biçimde, gelişmeyi belirleyen bu öğeleri] üretim olarak üretim için geçerli belirlenimlerden ayırdetmek gerekir ki, —özne, insanlık, ile nesnenin, özdeşliğinden kaynaklanan— birlikleri içindeki özsel farklılıkları unutulmasın. Varolan toplumsal ilişkilerin sonsuzluğunu ve uyumunu kanıtladıklarını sanan çağdaş iktisatçıların bütün bilgiçlikleri işte bu unutuştan gelmektedir. Marks'a göre, çağdaş iktisatçılar, üretim ve bölüşümü "kabaca birbirlerinden ayırmışlar ve aralarındaki gerçek ilişkiyi koparmışlardır." üretimin ortak niteliklerini belirtmek ve genel olarak insana uygulanabilen yasaları anabilmek için, bütün tarihsel farkları silmek ya da ortadan kaldırmak gene de olanaklıdır. Örneğin köle de, serf de, ücretli emekçi de, köle, serf, ücretli emekçi olarak varlıklarını sürdürebilmeleri için, belirli bir miktar gıda almaktadırlar. îster haraçla geçimlerini sağlasınlar, ister vergiden, toprak rantından, sadaka ya da öşürden gelirlerini elde etsinler, fetheden, memur, toprak sahibi, papaz ya da müstecir olsun, bunların hepsi, toplumsal üretimin, kölelerin vb. yasalarından farklı olan yasalarına göre saptanan bir pay alırlar. Köle, serf ve ücretli emekçideki ortaklık, üretime devam edebilmeleri için kendilerine yetecek kadar gıda alma zorunluluklarıdır. Her üretim, belirli bir toplum biçiminin çerçevesi içinde ve onun aracılığıyla doğanın birey tarafından mülk edinilmesidir. Üretim, mülkiyeti içerir. (Üretilenin ne kadarının kime ait olduğunu, paylaşım biçimini bir yana bırakalım.) Ve hukuk, devlet, sanat nereden çıktı derseniz cevabı burada: Üretimin her biçimi kendi hukuksal ilişkilerini, kendi yönetim biçimini vb. doğurur. Bu incelikten ve anlayıştan yoksunluk, tam tamına, birbirleri arasında organik bir bağ bulunan şeyleri olumsal bir ilişkiye, salt düşünce bağlantılarına koymakta kendini gösterir. En büyük maharetlerden birisi, işte bu, yani üretimle hukuk, yönetim vs. arasındaki ilişkinin tesadüfi gibi gösterilmesidir. Üretimin bütün aşamalarının ortak özellikleri vardır ve zihin, bunlara, genel bir nitelik tanıma eğilimi gösterir; ama her üretimi kapsadığı öne sürülen genel önkoşullar, üretimin gerçek tarihsel aşamasını hiçbir bakımdan kavramayan soyut uğ- raklardan başka bir şey değildir. Şimdiye kadar bir üretim kategorisi tanımlandı. Her kategori gibi tarihten bağımsız, tamamen mantıksal (totoloji oldu galiba). Tarihten bağımsız ama tarihi içinde taşıyan ve bu içindeliği, içindeki çelişki yoluyla gösterecek olan. Negri 'Marks Ötesi Marks'ta üçüncü bölümü Giriş'e ayırmış, onu okumak da yardımcı olacaktır. |
|
|
Cvp:GİRİŞ: ÜRETİM, TÜKETİM, BÖLÜŞÜM, DEĞİŞİM (DOLAŞIM) 22 Tem 2009 10:14 #2566
|
İkinci bölüme geldik, yani "ÜRETİMİN BÖLÜŞÜMLE, DEĞİŞİMLE, TÜKETİMLE GENEL İLİŞKİSİ"
Hemen başta Hegelci bir tasım var: Üretim, bölüşüm, değişim, tüketim, kurallara uygun bir tasım oluşturur; üretim tümelliği oluşturur; bölüşüm ve değişim, tikelliği, tüketim de, bütünün sonuca vardığı tekilliği oluşturur. Ondan önceki paragrafta bu dördünün ilişkisi ayrıntılanmış: Üretim, gereksinimlere karşılık veren nesneleri yaratır; bölüşüm, bunları toplumsal yasalara uygun olarak bölüştürür; değişim, bu bölüştürülen şeyi yeniden bölüştürür, ama bu ikinci bölüşme bireysel gereksinimlere uygun olarak gerçekleşir; ve ensonu, tüketimde ürün, bu toplumsal hareketin dışına kaçar ve tatmin ettiği bireysel gereksinimin konusu ve doğrudan hizmetçisi olur. Üretim, böylece, hareket noktası olarak, tüketim ise bitiş noktası olarak belirir, bölüşüme ve değişime gelince, bunlar, orta süreçtir ki, bu da kökeninde toplumun bulunduğu uğrak olan bölüşüm ve kökeninde bireyin bulunduğu uğrak olan değişim olmak üzere ikili bir nitelik taşır. Üretimde, kişi nesneleşir ve tüketimde şey özneleşir; bölüşümde, egemen genel belirlenim biçimi olarak üretim ile tüketim arasında aracılık görevini yerine getiren toplumdur; değişimde, birinden ötekine geçişi, bireyin olumsal belirlenmişliği sağlar. Şimdi gelelim Hegelci tasımın ne olduğuna. Justus Hartnack'in 'An Introduction to Hegel's Logic' kitabından bir tanım: The Syllogism [Tasım] To recall, the concept has three aspects or moments: the universal, the particular, and the individual. These aspects or moments are inseparable, that is, they do not exist as separate elements; what is universal is also particular, what is particular is also individual. They are ontologically identical; they have the same denotation. But although they have the same denotation, they do not have the same connotations. These differences in connotation are reflected in the logical structure of the judgment, namely, "The individual is the universal." The judgment results from analyzing the logical structure of the concept. The judgment is the logical unfolding of the connotations of the three distinct but inseparable elements of the concept. This unfolding or analysis reveals, once again, three elements or concepts. However, the judgment, formally schematized as S—P, contains only two concepts: the subject and the predicate. The third concept makes the syllogism possible. This third element, usually called the middle term, is the particular, the common element or concept of two premises. The syllogism can then be schematized thus: S—M M—P S—P The middle term M is the particular. The function of the particular is to link together the two concepts, S and P, that is, link together the subject and the predicate—to link the individual to the universal in a logical relation. To use Hegel's examples: All men are mortal. Gaius is a man. Gaius is mortal. In Hegel's terminology the term 'man' is the particular, the term 'mortal' is the universal, and the name 'Gaius' is the individual. Yani üretim, tümellik [universal]; bölüşüm ve değişim, tikellik [the particular] ve tüketim tekilliktir [the individual]. Bölüşüm ve değişim orta terimi oluştururlar, geçici momentlerdirler, yani nihayetinde üretim tüketimdir. Üretim, dolayımsız tüketimdir de. iki bakımdan tüketim, nesnel ve öznel: bir yandan, üreterek yeteneklerini geliştiren birey, doğal döllenmenin yaşamsal gücün tüketimi olması gibi, bu yeteneklerini harcar, üretim eylemi içinde bunları tüketir. İkinci olarak: kullanılan üretim araçları da tüketilmektedir, bunlar yıpranmakta ve (örneğin yakıtın yanması gibi) evrenin öğelerine dönüşerek dağılmaktadırlar. Aynı şeyi, doğal biçimini ve bileşimini koruyamayan ve tüketilen hammadde için de söyleyebiliriz. Demek ki, üretim eyleminin kendisi de, bütün uğraklarında, aynı zamanda, bir tüketim eylemidir de. Zaten iktisatçılar da bunu kabul ediyorlar. Üretimin doğrudan tüketimle özdeş sayılması ve tüketimin üretimle doğrudan uyuşması, bu, üretken tüketim olarak adlandırılmaktadır. Üretim ile tüketimin bu özdeşliği Spinoza'nın görüşüne varmaktadır: Determinatio est negatio [belirleme yadsımadır] Giriş, çok zor bir metin. Onu takip eden 'Para Üstüne' bölümünü okumuş biri olarak söyleyebilirim ki, Grundrisse, bu zorlukta devam etmiyor. Onun için sabırlı olup yavaş yavaş gideceğiz. "ÜRETİMİN BÖLÜŞÜMLE, DEĞİŞİMLE, TÜKETİMLE GENEL İLİŞKİSİ" bölümü, 'Üretim ve Tüketim', 'Bölüşüm ve Üretim' ve 'Değişim ve Üretim' altbölümlerine ayrılmış. Yani, bu dört 'moment'arasındaki ilişki inceleniyor. Tıpkı doğada kimyasal öğe ve tözlerin tüketiminin, bitkinin üretimi olması gibi, tüketim de, aynı biçimde, dolayımsız üretimdir. Belli bir şeydir ki, örneğin tüketimin özel bir biçimi olan beslenmede, insan, kendi vücudunu üretir. Ama bu, şu ya da bu tarzda, herhangi bir yandan insanın üretimine katkıda bulunan bütün öteki tür tüketimler için de doğrudur. Tüketici üretim. Ama, diye karşı çıkıyor iktisat, tüketimle özdeş olan bu üretim, ilk ürünün tahribinden meydana gelen bir ikinci üretimdir. Birincisinde, üretici, kendini nesneleştiriyordu; ikincisinde, tersine, yarattığı nesne kendini kişileştirir. Onun için —üretimin ve tüketimin doğrudan bir birliğini oluşturmakla birlikte— bu tüketici üretim, özünde, asıl üretimden farklıdır. Üretimin tüketimle ve tüketimin de üretimle çakıştığı bu dolayımsız doğrudan birlik, bu ikisinin dolayımsız ikiliğine engel oluşturmaz. Birincisinde, üretici, kendini nesneleştiriyordu; ikincisinde, tersine, yarattığı nesne kendini kişileştirir. Birincisi, üretken tüketimdir; ikincisi ise tüketici üretim. İlkinde, özne, kendisini ("yaşamsal gücünü tüketerek") nesneleştirirken, ikincisinde, nesne ("kendisini tahrip ederek") özneleşiyor. Üretimle tüketim arasında gösterildiği gibi "dolayımsız birlik" ve aynı zamanda "dolayımsız ikilik" var. Ama ben sadece dolayımsız ikiliği alıp, "kardeşim, üretimle tüketim çok kel alaka şeylerdir" dersem, kaba iktisatçıların düştüğü tuzağa düşerim. Demek ki, üretim dolayımsız tüketimdir ve tüketim de dolayımsız üretimdir. Her biri doğrudan kendi karşıtıdır. Ama aynı zamanda, bu ikisi arasında, aracı bir hareket de meydana gelmektedir. Üretim, tüketimin aracısıdır ve onun maddi öğelerini yaratır ki, bunlar olmadan tüketimin nesnesi olamazdı. Ama tüketim de ürünlere, uğrunda üretildikleri özneyi sağlamakla, üretimin aracısı olmaktadır. Ürün, son tamamlanmasını ancak tüketimde bulmaktadır...Üretim olmadan tüketim olmaz. Ama tüketim olmadan da üretim olmaz, çünkü o zaman üretim amaçsız olur. Tüketim, üretimi iki bakımdan üretir: 1° Ürün, ancak tüketimde gerçekten ürün olur...basit doğal nesneden farklı olarak ürün, ancak tüketimde, ürün olarak kendini olurlamakta, ancak ürün olmaktadır. Ancak tüketimdir ki, ürünü bitirirken ona son ve öldürücü darbeyi vurur; çünkü ürün nesneleşmiş etkinlik olarak değil, ama etkin özne için nesne olarak üretimdir. 2° Tüketim, yeni bir üretim gereksinimi, dolayısıyla, önkoşulu bulunduğu üretimin nedenini, içten itkisini yaratır. Tüketim, üretime dürtüsünü verir; tüketim, aynı zamanda, üretimin amacını belirleyerek, üretim içinde etken olan nesneyi de yaratır. Üretimin, tüketime nesnesini dışardan sağladığı ne kadar açıksa, üretimin konusunu, iç imge, gereksinim, dürtü ve amaç gibi düşüncel olarak ortaya koyanın tüketim olduğu da o kadar açıktır. Tüketim, üretimin nesnelerini henüz öznel bir biçimde yaratır, gereksinim olmadan üretim de olmaz. Ama tüketim, gereksinimi yeniden-üretir. Üretim, özne için nesneyi sağlarken, tüketim de nesne için özneyi sağlar. Üretim, gereksinim nesnesini sağlarken, tüketim gereksinimi sağlar (yeniden-üretir). Üretim demek ki, tüketimin nesnesini, tüketim tarzını, tüketim güdüsünü yaratmaktadır. Aynı biçimde, tüketim, üretimin amacını belirleyici bir gereksinim biçiminde olmasını sağlayarak üreticinin yeteneğini kışkırtır. tüketim ile üretim arasındaki özdeşlik üç yönlüdür: 1. Dolayımsız özdeşlik. Üretim tüketimdir; tüketim üretimdir. 2. Bunlardan her biri ötekinin aracı gibi görünmektedir; biri, ötekine aracılık etmektedir; bu da aralarındaki karşılıklı bağımlılıkta, ikisini birbirine götüren ve karşılıklı olarak birbirine gerekli gibi görünmelerini sağlayan ama gene de birini ötekinin dışında bı¬rakan harekette ifadesini bulmaktadır. Üretim, dış nesne olarak tüketimin maddesini yaratır; tüketim, iç nesne olarak, amaç ola¬rak üretim için gereksinimi yaratır. 3. Üretim, yalnızca doğrudan tüketim olmadığı gibi, tüketim de doğrudan üretim değildir; üretim, yalnızca, tüketim için araç olma¬dığı gibi, tüketim de üretim için amaç değildir, şu anlamda ki, Her ikisi de ötekine nesnesini sağlar, üretim tüketimin dış nesnesini, tüketim de üretime betimlenmiş nesnesini. Gerçekten, her biri, yalnızca doğrudan öteki değildir, yalnızca ötekinin aracısı da değil¬dir, ama her biri kendisini tamamlarken, ötekini yaratır; kendisini öteki olarak yaratır. Yani tüketim-üretim, dolayımsız birliğe, birbirine aracılık özelliğine ve dolayımsız ikiliğe sahiptir. Bir öznede, üretim ve tüketim, bir eylemin uğrakları gibi görünür...Yaşamsal zorunluluk olarak, gereksinim olarak tüketimin kendisi, üretken etkinliğin bir iç öğesidir. Ama bu sonuncusu, gerçekleştirmenin çıkış noktasıdır, ve bu nedenle de onun ağır basan öğesidir, içinde bütün sürecin yeniden ortaya konduğu eylemdir. Birey bir nesneyi üretir ve onu tüketerek, kendine geri döner, ama bunu, kendini yeniden-üreten ve üretken birey olarak yapar. Böylece tüketim, üretimin bir uğrağı olarak görünür. Burada anlatılan öznedeki üretim ve tüketimdir. Ya toplumda? Ama toplumda üreticiyle ürün arasındaki ilişki, bu sonuncusu tamamlanır tamamlanmaz, bir dış ilişkidir, ve ürünün özneye dönüşü,, onun öteki bireylerle ilişkilerine bağlıdır. O, doğrudan ürünün sahibi olmaz. Ne de ürünü doğrudan mülk edinme, üreticinin toplum içinde üretimde bulunurken güttüğü amaçtır. Üretici ile ürünler arasına, toplumsal yasalarla üreticinin ürün kitlesindeki payını belirleyen ve böylece üretim ile tüketim arasında yerleşen bölüşüm girer. Haliyle geldik "Bölüşüm ve Üretim"e: Sermaye sözkonusu olduğunda, daha başlangıçta onun iki biçimde: 1° üretimin etkeni olarak, 2° gelir kaynağı olarak, özgül bölüşüm biçimlerini belirleyen olarak konduğu açıkça görülür. Bunun sonucu olarak faiz ile kâr da, sermayenin artmasını, büyümesini sağlayan biçimler, yani sermayenin kendi üretiminin etkenleri oldukları ölçüde üretimde bu biçimde görünürler. Bölüşüm biçimleri olarak faiz ve kâr, üretim etkeni olarak sermayeyi önvarsayar. Bunlar, üretim etkeni olarak sermaye ön-varsayımına dayanan bölüşüm tarzlarıdır. Bunlar, aynı zamanda, sermayenin yeniden-üretimi tarzlarıdır. ...emeğin burada üretimin etkeni olarak belirlenmişliği, bölüşümün bir belirlenimi olarak görünür...toprak rantı da, toprak mülkiyetinin bölüşümün en gelişmiş biçimi altında ürünlerden payını derhal alabilmesi için, üretim etkeni olarak büyük toprak mülkiyetini (daha doğrusu büyük tarımı) gerektirir, yoksa nasıl ki ücret, yalnızca emeği gerektirmiyorsa, bu da, yalnızca toprağı gerektirmekle kalamaz. Demek ki, bölüşüm ilişkileri ve tarzları, yalnızca üretim etkenlerinin ters yüzü olarak görünmektedirler. Ücretli emek biçiminde üretime katılan bir birey, üretimin sonuçlarının ürünlerin bölüşümüne de ücret biçiminde katılmaktadır. Bölüşümün yapılanması, tam olarak üretimin yapılanması tarafından belirlenir. Ancak üretimin sonuçları dağıtılabileceğine göre, yalnızca konu bakımından değil, biçim bakımından da bölüşümün özel biçimlerini belirleyen üretimi paylaşmanın belirli tarzı, bölüşümde paylaşmanın biçimi bakımından da bölüşümün kendisi üretimin bir ürünüdür. Kaba iktisadın yaptığı, tüketim kategorileri ve üretim kategorileri ayrımına, Marks karşı çıkıyor: Asıl olan üretimdir ve "bölüşüm ilişkileri ve tarzları, yalnızca üretim etkenlerinin ters yüzleridir". Her bir bireye göre, bölüşüm, doğal olarak, içersinde üretim yaptığı üretim çerçevesinde konumunu koşullandıran ve dolayısıyla üretimden önce gelen bir toplumsal yasa olarak görünmektedir. Başlangıçta, bireyin elinde sermayesi, toprak mülkiyeti yoktur. O, doğduğu andan başlayarak toplumsal bölüşüm tarafından ücretli emeğe zorlanmıştır. Ama bu zorlanmış olma durumu da, bağımsız üretim etkenleri olarak sermayenin ve toprak mülkiyetinin varlığından ileri gelmektedir. En basit anlayışla bölüşüm, ürünlerin bölüşümü ve böylelikle üretimden uzak ve bu yüzden de ondan bağımsız bir şey gibi görünmektedir. Ama bölüşüm, ürünlerin bölüşümü olmaktan önce, şunlardır da: 1° üretim araçlarının bölüşümü ve 2° aynı ilişkinin başka bir belirlenmesi olan çeşitli üretim cinsleri arasında toplumun üyelerinin bölüşümüdür. (Bireylerin belirli üretim ilişkileri altında ayrılması.) Ürünlerin bölüşümü, açıktır ki, üretim sürecinin içinde bulunan ve üretimin yapısını belirleyen bu bölüşümün sonucundan başka bir şey değildir. Onda içerilen bu bölüşümü hesaba katmadan üretimi incelemek, besbelli ki boş bir soyutlamadır, oysa tam tersine, ürünlerin bölüşümü, köken olarak üretimin bir uğrağını oluşturan bu bölüşüm tarafından içerilir. Üretim araçlarının bölüşümü, ürünlerin bölüşümünü belirler. Bölüşümde makina sana düştüyse, bana emek-gücümü ortaya koymaktan başka bir şey kalmaz. Ürünü nasıl bölüştüğümüz de ortadadır. Burada önemli olan nokta, üretimde bölüşümün içerilmesidir. Geldik son alt-bölüme: "Değişim ve Üretim" Dolaşım, gerçek anlamıyla değişimin belirli bir uğrağından ya da bütünlüğü içinde ele alınan değişimden başka bir şey değildir. En baştaki tasıma geri dönelim: Değişim, bir yanda üretim ile üretimin belirlediği bölüşüm ve öte yanda tüketim arasında aracı uğrak olduğu ölçüde, ve tüketimin kendisi de, bir üretim uğrağı olarak göründüğü sürece, açıktır ki, değişim de uğrak olarak üretime içerilir. Değişim, ancak son aşamada, ürün tüketilmek üzere doğrudan değişildiği aşamada, üretimden bağımsız ve üretime kayıtsız olarak görünmektedir. Ama, 1° doğal olsun ya da şimdiden bir tarihsel sonuç niteliği taşısın, işbölümü olmadan değişim olmaz; 2° özel değişim, özel üretimi önvarsayar; 3" değişimin yoğunluğunu, yaygınlığını ve tarzını olduğu gibi, üretimin gelişmesi ve yapılanması belirler. Örneğin kent ile kır arasındaki değişim gibi; kırda değişim, kentte değişim gibi vb.. Demek ki, bütün uğraklarda, değişim, üretimin içinde doğrudan bulunan ya da onun tarafından belirlenen olarak görünür. Bölümün son paragrafı, bu dört kavram arasındaki ilişkinin analizinden ortaya çıkan sonucu özetliyor: Vardığımız sonuca göre, üretim, bölüşüm, değişim, tüketim özdeş değildir, hepsi bir bütünün üyeleri, bir birliğin içindeki farklardır. Üretim, öteki uğraklarda olduğu gibi, antitez olarak belirleyici niteliğinde kendi öz sınırlarını kendiliğinden aşar. Süreç yeniden başlamak için hep üretime döner. Değişim ve tüketimin, ötekileri kapsayan uğrak olamayacağı kendiliğinden anlaşılır. Ürünlerin bölüşümü olarak bölüşüm de aynı şeydir. Ama, üretim etkenlerinin bölüşümü olarak bölüşümün kendisi de, üretimin bir uğrağıdır. Öyleyse, belirli bir üretim, belirli bir tüketimi, bir bölüşümü, bir değişimi ve bu farklı uğrakların karşılıklı ilişkilerini belirler. Aslında, üretimin kendisi de, tekyanlı biçimi altında, kendi yönünden, öteki uğraklar tarafından belirlenir. Örneğin pazar, yani değişim alanı genişlediği zaman, üretim oylumu büyür ve üretimde daha derin bir bölünme meydana gelir. Bölüşümün dönüşümü de, üretimin dönüşümüne neden olur; örneğin sermaye yoğunlaşması ya da nüfusun kentte ve kırda ayrı ayrı dağılımı meydana geldiği zaman, vb., durum böyledir. Ensonu, tüketim gereksinimleri, üretimi belirler. Farklı uğraklar arasında karşılıklı etki vardır. Her organik bütünde bu böyledir. "Organik bütünümüz" olan Üretim-Bölüşüm-Değişim-Tüketim'de üretim belirleyicidir ama "öteki uğraklar" tarafından belirlenen bir belirleyici.. |
|
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.33 saniye

