|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
Medya Eleştirileri
BAŞLIK: Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği
Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 03 Haz 2009 18:59 #2042
|
Her şey 13 Mayıs tarihinde Murat Bardakçı'nın Haber Türk gazetesinde Murat Belge'ye ateş açtığı şu yazıyla başladı:
www.haberturk.com/HTYazi.aspx?ID=1225 Haber Türk gazetesi de açılan bu ateşe şöyle bir yelleme yaparak etkisini artırmayı denedi: www.haberturk.com/haber.asp?id=146434&am...60&dt=2009/05/13 Belge'den cevap gelmesi ise gecikmedi: www.taraf.com.tr/makale/5519.htm Sonra bir tane daha: www.taraf.com.tr/makale/5537.htm Ve sonra bir tane daha: www.taraf.com.tr/makale/5550.htm Bunun üzerine, Bardakçı şöyle bir cevap kaleme aldı: www.haberturk.com/haber.asp?id=147916&am...60&dt=2009/05/20 Belge ise önceki yazdıklarından daha kallavi ve sert bir üslupla www.taraf.com.tr/haber/34632.htm cevabını verdi. Arada Yıldırım Türker www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Ra...amp;ArticleID=936391 Halil Berktay ise www.taraf.com.tr/makale/5787.htm yazılarını yazarak Belge'ye destek attılar. Bardakçı'ya ise Oray Eğin www.aksam.com.tr/2009/06/03/yazar/13000/...i_cok_sevmistim.html ve www.aksam.com.tr/2009/06/03/yazar/13013/...tiran_ilk_aydin.html yazılarını yazarak omuz verdi. Polemikte son olarak dün Bardakçı hem Belge'ye hem de Berktay'a www.haberturk.com/haber.asp?id=150650&am...40&dt=2009/06/02 yazısını göndererek en azından Berktay'a bir cevap hakkı daha verdi. Murat Bardakçı'dan hiç mi hiç hazzetmem. Tarihçi olduğunu ise asla düşünmüyorum. Malumatfüruş olduğu ve vesika-evrak toplamacılığı yapıp, Osmanlıca bilgisi ile topladıklarından ekmek yediği açıktır. Tarihçilik bambaşka bir alandır ve mesela Halil Berktay taş gibi bir tarihçidir. Görüşlerini, durduğu yeri, savunduklarını benimsemesem de bu böyledir. Keza, Murat Belge de analiz kabiliyeti ve olgular-tarihsel süreç arasında çoğunlukla kurabildiği kuvvetli ilişki, sistematik ile Bardakçı'yı cebinden çıkartır. Bunları unutmadan ve kabul ederek, Oray Eğin'in Belge ve ekürileri hakkında yazdıklarının önemli oranda doğru olduğunu düşündüğümü eklemeliyim. Benim uzun zamandır düşündüğüm bir konuda Eğin, belki de yanlış adamın yanında yer alan, bir yazı yazdı. Bu da zaten Eğin'in meşrebine uygun olsa gerek. Doğru olabilecek görüşleri yanlış insanların ve yanlış taraftan seslendirmek ve bunu hep yapmak. Görünen o ki bu tartışma sürecek. Bakalım taraflar neler yumurtlayacaklar. |
|
Son Düzenleme: 03 Haz 2009 19:02 Düzenleyen guclu.
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 03 Haz 2009 21:06 #2044
|
Doğrusu Oray Eğin'in yazdıkları çok hoşuma gitti. Cihangir cumhuriyeti hakkında söyledikleri, bu ülkenin entellektüel üretiminin nasıl bir "yapı"ın kontrolünde olduğunu göstermesi açısından önemli.
Gerçi bunlar o kadar detaylı bilmesek de az çok tahmin ettiğimiz şeylerdi. Az çok politik faaliyet, dergi çıkarma vs gibi şeylere hafiften bulaşmış insanların bile birebir tanık olduğu ilişkiler bunlar. Sosyalist hareket açısından bu konu bence çok önemli. Kendi yazılarımda hep işlemeye çalıştığım fikirlerimin arka planını bu oluşturuyor; yani mücadelenin kültürel/ideolojik boyutu. Karşımızda bir organizma var; amip gibi değişen çevre koşullarına çok iyi uyan, "entellektüel" "üretim"i geçim kaynağı haline getirmiş, asalak bir organizma. Nerdeyse sınıf olarak tanımlanabilecek bir yapı. Maalesef biraz da "zorunlu" olarak sol ile içe içe geçmiş bir yapı bu. "Zorunlu", çünkü hangi biçimde olursa olsun entellektüel üretim, kendini çok genel anlamıyla sola kabul ettirmek zorundadır, çünkü alıcısı, vicdanı, yargıcı soldur. Ama asli olarak belirleyici olan bunun belli bir üretim ilişkisi olduğudur. Cihangir Cumhuriyeti bir üretim tarzını ifade eder. Karşımızda "soyut bir meslek" var, sınırlarının, ilgi alanlarının kesin hatlarıyla belirlenememesi anlamında soyut. Ancak soyut da olsa herhangi bir zanaatın tipik özelliklerini taşıyor. Kendine has mesleki incelikleri, ustalıkları var. Bir kaç gün önce Yılmaz Özdil, mesleğe ilk girdiği yıllarda, henüz bir çömez iken kendisene fal köşesinin verildiğini anlatıyordu. Kendisi gibi çömez bir arkadaşında da "Beyaz Yele" köşesinde at yarışı tahminleri yaptırılırmış. Özdil'in bıraktığı yerden devam edip, birilerinin de -çömzelikten çıktıktan sonra tabii- gazetenin "solcusu" olması istenmiş olabilir. İyi polis, kötü polis gibi Cihangir Cumhuriyetinde bir görev dağılımı düşünülebilir. Oray Eğin, Belge bir telefon açıp Bardakçı'ya teşekkür etmeli diyor. Gerçekten çok haklı. Bu gibi "polemikler"le karşılıklı olarak birbirlerini besliyorlar. Malum bu tür atışmalar medya içinde çok sık oluyor. Hani Magazin dünyasında da olur ya. "Skandallar" atışmalar olmazsa mankenler, şarkıcılar unutulur gider. Zaman zaman skandallar yaratarak gündemde kalırlar. Son "polemik" de bundan farklı değil. Teorik "hegemonya", sosyalistler olarak çok iyi anlamamız gereken bir süreç. Nasıl, kimler tarafından, ne için, hangi araçlar kullnarak kurulur çok iyi analiz etmemiz gerekir. Benim görebildiğim kadarıyla, Türkiye'de hegemonya işte bu Cihangir Cumhuriyeti tarafından kuruluyor. Türkiye sosyalist hareketinin inanın bence en büyük handikapı da, bu Cihangir Cumhuriyeti hegemonyasına karşı kendi hegemonyasını kuramamasıdır. Aksine kendi popüleritesini arttırmak için Cihangir Cumhuriyetinden medet ummaktadır. Ben kendi adıma bunun emarelerini çok sık görüyorum. Örnek vereyim; Birgün'ün çıkarılması gündemde olduğunda Özgürlükçü Sol sitesinde çok sert karşı çıkmıştım. Yaşanan kitle kültürü zamanlarında solun iletişim modelinin star sistemine dayanan, yeni star fabrikası olacak yazar-okur hiyerarşisine dayanan bir model olamayacağını söylemiştim. Hatırlarsanız, bir takım "sol" starların Birgün'de yazdırılması yoluna gidilmişti. Tuna Kiremitçi, Yavuz Bingöl vs gibi tiplere köşe açılmıştı. Bu bir zihniyet göstergesidir. Zübük sistem partilerinin daha çok oy toplamak için şarkıcıları, komedyenleri, mankenleri vs belediye başkanı/milletvekili adayı göstermelerinden daha ileri bir zihinsel yapı da değildir bu; temel olarak bir takım kanaat önderleri, vitrin karakterleri ve onların angarya işlerini icra edecek "taban" ayrımına dayanır. Özü itibariyle, Hollywood'unkinden hiç de geri kalmayan bir "star sistemidir". Starlara dayandığı kadar kendisi de yeni star üretmekten başka hiçbir işe yaramaz. Cemil Ertem gibi tipler için bir sıçrama tahtası olabilir ancak. Oysa sol böyle bir yapıdan medet umabilir mi? Benim iddiam şu; Bir insan "Yazdığı yazılarla", "entellektüel üretimiyle" geçimini sağlıyorsa solla uzaktan yakından ilişkisi olamaz. Kapitalist üretim tarzının yıkımının bizatihi mağduru olmayan birinin sol adına konuşmasına asla sempati ile yaklaşılmaması lazım bence. Zaman zaman Ece Temelkuran, Can Dündar, Yıldırım Türker gibi yazarlara semptai duyuyoruz. Ama yazdıkları ne kadar "güzel" ve "doğru" olursa olsun tüm bunlar, bu ülkenin zihinsel faaliyetlerinin genel koordinatlarını belirlemede kendilerine düşen rolü oynuyorlar. Yine iddialı bir laf edeceğim; bu tip "dürüst" yazarlar bile sosyalist solun mücadelesine orta çaplı bir şirket müdüründen daha yakın değildir. Sonuçta bunların varoluşları, yürekten inanarak söylüyorum, orta çaplı bir şirket müdüründen çok daha ayrıcalıklıdır. Herhangi bir stres yok, mesai rutini yok, seminerdi, toplumsal alan çalışmasıydı vs dünyayı gezer, bütün angaryaları haftada bir yazı yazmak, TV programlarına çıkmaktır vs, üstelik Oray Eğin'in de belirttiği gibi "Sezen Aksu'nun yalısına davet edilmek, Deniz Türkali'nin bir projesinde yer almak, Zeynep Tanbay-Ufuk Uras çiftiyle kokteyllere katılmak, Murathan Mungan'ın yayımlanmamış çalışmasını telefonda yazarın sesinden dinlemek bu çevrelerde yer almanın 'fringe benefit'ler"e de sahiptirler. Artı, büyük bir toplumsal saygınlık görürler, onaylanırlar. Kapitalizm cehennemini iliklerinde hissetmeleri mümkün değildir. Böylesine büyük ayrıcalıklar içinde yaşayanlarından sol adına bir medet umulması bence çok yanlış. Bu vesileyle Güçlü'nün daha önce dile getirmiş olduğu bir teze karşı çıkmış olayım; "Bütün muhalefet odaklarını desteklemeliyiz, bu anlamda Ufuk Uras'ı da dışlamamalıyız" gibi bir laf etmişti. Ben tam aksini iddia ediyorum; sosyalist sol olarak kendi öz gücümüzden başka hiç kimseye güvenmemeliyiz. Cihangir Cumhuriyeti ilişkilerine girmiş herhangi bir birey sosyalizm adına mundar olmuştur. Sosyalist hareket, hareket olmanın dışında bireysel karizma ile duran hiç kimseye düşemez. Kanımca bağımsız, özgün, bireysel sanatçı, yazar, düşünür vs olamaz. Kapitalist üretim çarkları içinde maddi manevi yaşama savaşı vermek durumunda olmayan birilerinin sola öğreteceği birşey olamaz. Sol mutlak olarak isimsiz, anonim, kayıtsız şartsız bir taban hareketi olmak zorundadır. Ufacık bir isim yapan biri sosyalist sol adına bence mundar olmuş demektir. 68 hareketindeydi sanırım, "30 yaşını geçmiş olanlara güvenmeyin" diye bir slogan varmış. Bunu ben şöyle uyarlıyorum: "Üretim çarkları içinde cebelleşmek zorunda olmayan hiç kimseye güvenmeyin" |
|
Son Düzenleme: 03 Haz 2009 21:23 Düzenleyen onder.
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 03 Haz 2009 21:16 #2046
|
Yıldırım Türker demişken; bakın üstadına vefa borcunu nasıl ödemiş:
Vandalist, reaktif bir tepkisellik içinde olmak istemem. Murat Belge, sonuçta saygıyı hakeden birikimli biri. Ama bu denli fanatikçe bir övgü de abartili kaçıyor. Haksızlığa karşı çıkmaktan çok bir diyet borcunu ödeme sözkonusu sanki. Bu tür paslaşmalar Cihangir Cumhuriyeti bağlamında okunduğu zaman bir yerlere oturuyor. Sol söylem, sol tepki bu ülkede çok ayrıcalıklı varoluşlar sunan bir ekmek kapısıdır, büyük bir kariyerin pazarıdır. |
|
Son Düzenleme: 03 Haz 2009 22:17 Düzenleyen onder.
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 03 Haz 2009 22:34 #2047
|
Önder,
Yazdıklarına genel olarak katılmakla beraber, pratik ve siyasi faaliyet açısından işler malesef böyle yürümüyor ve yürümez. Sosyalist hareketi toplum nezdinde temsil edecek, adına konuşacak, söz söyleyecek aydınları, yazarları, entelektüelleri olmalıdır ve doğal olarak da olacaktır. 1960'lı yıllar Çetin Altan olmadan düşünülebilir mi? Bir sürü genç "Çetin Altan'ın Partisi" olduğu için TİP'e gönül ve oy vermişler, solcu bilinçlerinin ilk kıvılcımlarını çakmışlardır. Sorun, bu entelektüellerin varlığı kesinlikle değil; sorun, bu insanların sosyalist harekete bağlanma biçimi ve ilişkisi. Şimdi 60'ların Çetin Altan'ını ele alalım. Yazdığı yazılarla işçilerin, köylülerin sorunlarını gündeme getirmiş, ABD emperyalizmine karşı Vietnam'ı aleni olarak desteklemiş, seçilip Meclis'e girdiğinde her zaman emekten yana, sermayeye karşı bir tavır koymuş, linç edilme tehlikesi atlatmış ve sonuçta da hapishaneyi boylamıştır. Sonraki süreci tamamen başka bir hikayedir ama toplumsal mücadeleyi hem tetikleyen hem de bundan beslenen bir aydındı Altan. 60'larda da Çetin Altan, Sencer Divitçioğlu, Behice Boran, Korkut Boratav, Mehmet Ali Aybar, Sadun Aren, İdris Küçükömer, Doğan Avcıoğlu ve daha birçok isim var, haldır haldır tartışıyorlar, ülkeyi ve dünyayı anlamaya ve anladıkları biçimde de anlatmaya çalışıyorlardı, hepsinin politik bir angajmanı vardı, hepsi siyasi bir idealin temsilcisiydi. Bugünlerde tu kaka edilen Avcıoğlu'nun yazdığı ciltlerce kitabı, binlerce makaleyi üst üste koysak boyumuzu aşacaktır. Yazdıklarının siyasi olarak bir karşılığı vardı, en azından yazdıklarının siyasi bir yansımasını örgütlemeye çalışıyorlardı. Şu an aslında o tartışma ortamından ve o dönemki düşünsel canlılıktan acayip uzağız. O dönemden kalan tek isim Yalçın Küçük ve Korkut Boratav'dır ve ilki ne kadar "freak" olsa da üretimlerine, uğraşlarına laf etmeye kalkanı yerler gökler çarpar. Günümüze gelelim, "Cihangir Cumhuriyeti" olarak kodlanan çevrenin bu anlamıyla politik bir tarafı var mı ya da bu insanlara muhalif dahi denilebilir mi? Neye karşı muhalefet ediyorlar? Kültür üretiminin çeteleşmesi söz konusu. Bu insanlar da büyükçe bir çeteyi oluşturuyorlar. Geçimlerini sağlıyorlar dümdüz; dergi, gazete, kitap yayınlıyorlar, tvde varlar, radyoda varlar, büyük ama kapalı bir gruplar, bir biçimde onlarla temas etmediğin koşullarda "ünlü" olman neredeyse mümkün değil. Bence sorun yine aynı nedenden kaynaklanıyor: Ortada sosyalist bir hareket yok, bir hareket olsa bu çetenin bu kadar rahat at oynatması da kolay olmayacak. Dahası bu bu hareket kendi aydınlarını, düşünürlerini çıkaracak. Bence sosyalist hareketin bir aydın grubunun olmasının, düşünce üretmeye ağırlık vermiş bir kısım insanının olmasının bir mahsuru yok; yeter ki bu insanlar "starlarşmasınlar" ve kendilerini var eden politik-toplumsal koşullara yabancılaşmasınlar. Bir de şöyle bir açmazımız var. Malesef şu anki düşünsel üretimin önemli bir bölümü, çeviri aleminin çoğunluğu, yayın dünyasının bizi ilgilendiren kısmı bu ve buna benzer çetelerden oluşuyor. Bu çeteye muhalif olanların önemli bir kısmı da malesef ulusalcı ve faşizan kişi ve gruplar, malesef. TKP'yi ve ÖDP'nin bir kısmını bir tarafa ayırıyorum bu muhalif olma olayında. Ama onların da düşünsel olarak ne kadar üretebildikleri ortada. |
|
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 03 Haz 2009 22:44 #2048
|
Ufuk Uras meselesini atlamışım.
Uras'a bayılmıyorum; hatta tam da bu çetenin adamı olduğunu düşünüyorum. Ama içinden geçilen dönem kendisini solda tarif eden, sosyalizmi istediğini beyan eden hiçbir insanın zayi edilemeyeceği pis bir periyot. Bu çeteyle ilişkimiz de bu zorunlulukla belirleniyor. Radikal 2'yi zerre kadar sevmiyorum ama her pazar günü Radikal almamı engellemiyor bu durum. İletişim'den çıkan tuğla kalınlığındaki hakikaten yararlı ve fikir açıcı kitapları ne yapacağız, çöpe mi atacağız? Zorunluluk ilişkisi var şu an aramızda bu çeteyle. Bu insanların hakiki bir solcu odak olmadıklarını, bunun bir biçimde ticaretini yaptıklarını aklımızdan çıkarmadan belli bir müşteri ilişkisini bir süre daha devam ettirmek zorundayız diye düşünüyorum. Pragmatist ve tutarsız gelebilir ama bana öyle geliyor şu aşamada. |
|
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 03 Haz 2009 23:09 #2050
|
Güçlü aslında hiç farklı düşünmüyoruz. Benim bir önceki mesajımda anlatmaya çalıştığım şeyleri senin kendi pasajın oldukça iyi özetliyor:
Ortada sosyalist bir hareket yok, bir hareket olsa bu çetenin bu kadar rahat at oynatması da kolay olmayacak. Dahası bu bu hareket kendi aydınlarını, düşünürlerini çıkaracak. Bence sosyalist hareketin bir aydın grubunun olmasının, düşünce üretmeye ağırlık vermiş bir kısım insanının olmasının bir mahsuru yok; yeter ki bu insanlar "starlarşmasınlar" ve kendilerini var eden politik-toplumsal koşullara yabancılaşmasınlar. İşte bu.! Ben de öz itibariyle farklı birşey söylemiyorum ki. İnsan uygarlığının bu kadar kompleksleştiği, sorunların, çelişkilerin katlandığı bir dünyada, konusunda otorite uzmanlara tekonokratlar belki hiç olmadığı kadar ihtiyaç var. Böyle bir ortamda her türlü uzmanı, akademisyeni dışlamak olsa olsa ucuz bir radikalizm, kof bir vandalizm olur. Böyle bir romantik radikalizm ile hiç işim olmaz. Benim meselemi senin satırının cuk diye tanımlıyor: yeter ki bu insanlar "starlarşmasınlar" ve kendilerini var eden politik-toplumsal koşullara yabancılaşmasınlar İşte şu koşullarda ülkemizde olmayan da tam olarak bu. Ortada bir kopukluk var. Çok tipik bir kaç örnek: İş hayatı içinde olan, isimsiz dolayısıyla korumasız biri iseniz mesala, Cihangir tayfası kadar toplumdaki muhafazakarlaşmayı, mahalle baskısını bu kadar fütürsuzca önemsiz birşey gibi göstermeye çalışamazsınız. Cihangir tayfasından biri Beyoğlu, Nişantaşı, Ortaköy vs gibi yerlerin dışına çıkıp, işi gereği Ümraniye'de çalışmak zorunda kalmaz. Mesala, daha önceki bütün yazılarımda sık sık dile getirdiğim gibi, şu an içinde bulunduğumuz dünyada, izolasyon, toplumsal mekan eksikliği, metropol yalnızlığı, toplumsal ilişkilerin yoğunluğu en temel sorunlardan biridir. Hergün kafelerde oturup biraraya gelen, boş zaman kaygısı olmayan, mesai derdi olmadığı için çok farklı kesimlerle istediği zaman, istediği yere tatile gidebilen tiplerin, yani yalıtılmışlık gibi derdi olmayan "sosyal" insanların, kendileri gibi olanlarla biraraya gelme gibi bir dertleri, kaybolan toplumsal alanların yeniden yaratılması gibi bir sorunsallarıı olabilir mi? Şu anki entellektüel üretim ürünlerine bir bakalım, böylesine önemli sorunsalı gündemine alabilen var mı? Koca bir yazar-çizer çevresinde adeta böyle bir toplumsal fenomen yok. İkinci bir örnek: Ufuk Uras. Bu şahsın bir hareketin unsurlarından biri olması başka birşeydir, kendi adı etrafında bir oluşum oluşturulması başka. Ufuk Uras adına e-mail grupları, siteler oluşturulması resmi olmasa da Ufuk Uras oluşumu diye birşeyden bahsedilmesi sosyalizm adına utanç verici bir skandaldır. Son olarak 60'lardan 70'lerden verdiğin örneklere geleyim. Sadece bu noktada bir farklılığımız var gibi görünüyor: "Tarihsel olarak" söylediklerin doğru. Ama işte mesele bunun "tarihsel olarak" doğru olması. 60'larda, 70'lerde aydın-toplum ilişkisinin aldığı doğru biçimin, bugünlerde de doğru olabileceğini söylemek kolay değil. O dönemle, bizimki arasında resmen bir çağ var. Popüler kavramları kullanırsak, o dönemler modernist zamanlardı bizimkiler post-modern. Yani sözkonusu olan, normal dönemlerde çok kısa sayılabilecek 30-40 yıllık bir zaman değildir. İnsanlar arasındaki iletişim/etkileşimin formatı malum radikal biçimde değişti. Dolayısıyla aydın-taban ilişkisinin değişmesi de bence kaçınılmaz. O zamanlarda kollektif anonim bir oluşumun ortaya çıkmasının pratik kanalları yoktu. Ama bugün bunun altyapısı oluşmuştur. Eksik olan bu altyapıyı kullanabilecek iradedir bence. |
|
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 03 Haz 2009 23:18 #2051
|
Peki, bu çeteyle geçmişteki solcu aydınların arasında ne gibi farklılıklar var. Biraz bunu tartışmayı deneyim.
Öncelikle bu çete anti-kemalist. Geçmişteki solcu aydının kemalizme epey bir muhabbet beslediği aşikar. Çünkü cumhuriyetin kurulduğu dönemde doğmuş, büyümüş, yetişmiş insanlar. Ama bence bu karşılaştırmada kemalizm kriter olarak alınmak için yetersiz. Çünkü geçmişin solcu aydınları tam da şu anki çeteden çok daha toplumcu bir yönelim içindeler. Temel tartışma konuları Türkiye'deki temel üretim tarzı, üretim ilişkileri, işçi sınıfı ve konumu, hedeflenen devrimde sınıfların rolünün ne olacağı türünden oldukça politik sorunsallar. Emperyalizme şiddetle karşılar ve bu dolayımla kapitalizme karşılar. Kemalizm'i anti-emperyalist olarak görmeleri ve sosyalist mücadele içinde iyi kötü bir şekilde hegemonize etmesi de bunun sonucu. Bu aydınlar için kullanılacak en doğru sıfatın "Kemalizme saygılı sosyalistler" olacağını düşünüyorum. Gelelim günümüzdeki çeteye. Bu insanlar tartışmanın ve sorunsalların ağırlık merkezini kapitalizmden devlete kaydırdılar; tam da bu bağlamda bir devlet kurucu ideoloji olarak kemalizme şiddetle karşı çıkıyorlar. Bu nedenle de reel sosyalizme her yönüyle karşılar ve olası pozitif politik sonuçları da çıkartmaya yönelik asgari bir çaba içinde değiller. Kapitalizmin nedenlerine değil ama sonuçlarına karşılar. Sınıf meselesi analizin dışına çıkartıldığı ve tüm tartışma otorite merkezli bir içerikle yürüdüğü için de kapitalizmin yarattığı hegemonya ve otoriter ilişkileri sorunsallaştırıyorlar. Asıl tutarsızlıkları da burada ortaya çıkıyor, normal koşullarda anarşist ve pür özgürlükçü bir yönelime girmeleri kendilerini kurtarabilecekken, gibip liberalizmin kirletilmemiş, temiz kalmış olduğuna inandıkları düşünsel öğelerini bulup sahiplenmeye çalışıyorlar. Bu nedenle de ezelden ebede kirlenmemiş, saf bir demokrasi arayışına giriyorlar. "Dünya üzerindeki cennet" tasavvuru olarak demokrasiye uymayan bütün siyasi projelere de bu nedenle karşılar. AKP'den en çok oyu aldığı için bir şekilde kopamıyorlar, hatta son derece zorlayarak "muhafazakar demokrat" ilan ediyorlar onları. CHP'li olmak ise olabilecek en kötü durum. Taraf'ın bugünkü sayısında Roni Marguilez'in yazısı aslında bütün yazdıklarımın da özeti gibi: www.taraf.com.tr/makale/5850.htm |
|
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 03 Haz 2009 23:27 #2053
|
"Aydın ve toplum" ilişkisi sanırım artık "köşe yazarları ve okurları" arasındaki ilişki tarafında ikame ediliyor Önder. Artık bir İdris Küçükömer'imiz olmayacak da, kötü bir benzetme ve merhum Küçükömer'e haksızlık olacak, Mahçupyan'ımız olacak. Murat Belge gündelik yazılarıyla okurlarını ve tabanını şekillendirecek. Bu aslında düpedüz otoriter bir ilişki. Murat Belge köşesinden yazdığı "özgürlükçü fetvalarla" toplumun demokratikleşmesine katkı sunacak; olacak şey mi?
Çete varsa düşman çeteleri de olur. Karşıtında ulusalcı çete var. Onlar çok daha sığ ve düşük kapasiteliler. Her pazar Cumhuriyet alıyorum, resmen içime afakanlar basıyor, ne bir düşünce ışıltısı, ne bir fikir. Solculuk ne Cumhuriyet'e ne de Taraf-Radikal2-Birikim-İletişim'e bırakılamaz. |
|
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 04 Haz 2009 00:04 #2054
|
Eski Solcularla şimdiki çete arasındaki en büyük fark bence ideolojik angajman içinde olunup olunmamısıdır.
Cihangir Cumhuriyetinin en büyük özelliği kanımca herhangi bir tutkulu ideolojik angajman içinde olmamasıdır. Değişmeyen tek şey değişimdir sloganının en vulgar versiyonunu, fırıldaklıklarını rasyonalize etmek için kullanırlar. Bunu entellektüel bir sosla tatlandırırlar. Çok tipik bir manifestosu, buyrun Belge'den: Daha genel bir çerçevede bakınca, “fanatizm” denen tavır, üslûp, hayatta en hoşlanmadığım şeydir. Böyle olmasına rağmen, “anlamadığımı” söyleyemem. “Fanatik dindar”, “fanatik milliyetçi” vb. Bunlar var, oluyor; çünkü bu gibi ideolojiler ya da inançlar zaten taraftarlarından böyle bir bağlılık talep ediyorlar. Bilmem anlatabildim mi? Bu adamlar için herhangi bir davaya "bağlanmak" anlaşılacak birşey değildir. Bu çevrenin herhangi teorik bir duruşu yok. Cidden yok. Mesala Taraf tayfasının "liberal" olduğunu iddia etmek bu adamları hiç de haketmedikleri bir etiketle onore etmektir. Bunlar liberal falan değil. Bunlar birer esnaf. Hani klişe bir olay vardır ya; Yeşilçam'da figüranlar kahvehanesi vardır. Boşta olanlar kahvede bekler. Bir film çıktığında yapımcı gider bunları toplar. Benzer bir durum da Bu Taraf ve Cihangir tayfası için geçerli. Duruma göre yaratılması gereken hegemonya siparişi ile gidilir. Bunlar da piyasaya sürülecek o hegemonyaya göre zanaatlarını kullanırlar. Enver Aysever mükemmel şekilde betimliyor bunu: Ahmet Altan romanları para için kurgulanır, para için yazılır ve satılır. Sanatsal ya da siyasal bir iz sürüldüğü görülmemiştir. Taraf gazetesi süreci de bunun devamıdır. Bir gazete değil, toplumsal kutuplaşma için, üç beş tetikçi genç oğlan ve siyasi acılardan yalnızlaşmış, haksızlığa uğramış ve pusulasını şaşırmış olanla birlikte kurulmuş bir yapıdır. Terazisi bozuk Taraf gazetesi, sorunların gerçek sahipleri ortaya çıkıp, savaşa girmedikleri için, meydanı boş bulup, at oynatmaktadır. Bu adamların en primitifinden herhangi ideolojik bir davaya bağlamaları mümkün değildir, bu kaşarlanmış liberalizm bile olsa bence böyle durum. Bu anlamda mesala sosyalizm rüzgarı yeniden esmeye başlasın, bu sefer bu adamları en ortodoks/radikal "komunistler" olarak da görebiliriz. Bunlar herhangi bir düşünsel bağlanmışlıkla değil arz-talep dengesine göre hareket ediyorlar. Eski solculara dönecek olursak; Türkiyede bir hareket olabilmeye en yaklaşmış olan dy'ye bakalım. DY'inin "supreme" lideri falancadır demek mümkün müydü? Pekçok sembol isimden bahsedilebiliyordu. Hangisinin son sözü söylediğini söylemek mümkün değildi pek. Kendi sanatçılarından, kendi akademisyenlerinden vs bahsetmek mümkündü. Paradoksal olarak belki o gün başarıyla icra ettikleri yaklaşımı tam da uygulamaları gereken dönemlerde rafa kaldırdılar gibi. Belki 80 öncesinde o denli yatay örgütlenmeyip, daha çok hiyerarşik olmaları daha iyi olurdu. 80 sonrasında da yatay olmaları gerekirken, star sistemine döndüler gibi. Şunu demek istiyorum; bu hareket tam da 80 sonrasında ihtiyaç duyduğumuz tipte bir yapılanmaya 80 öncesinde epey yaklaşmışlardı. Bu çok değerli birikim, 80 sonrasında çok daha etkili uygulanabilecekken, malum post-modernizm etkileriyle bir anlamda star sistemine döndüler. Oysa 80 öncesindeki yapılanmayı devam ettirmek ve mükemmelleştirmek için somut kanallar çok daha çeşitli idi. Bu anlamda esen rüzgarların etkisiyle, kurumsallaşmış, dışsallaşmış, şana şöhrete dayanan bir örgütlenme modeli seçildi. İnternetin olanaklarını kullanmak varken, Birgün gibi arkaik bir iletişim modeli seçildi. Düşünsel üretim köşe yazarlığına indirgendi vs. Üzücü olan da bu..Ağ gibi yapılanmış bir hareket olmaya bu kadar yaklaşmış bir yapının, dışsal, hiyerarşik bir modele ricat etmesi anlaşılır gibi değil. Bu tartışmada, mevcut Cihangir çetesi bağlamında gündeme gelen yapıya karşı ne gibi bir alternatif olabilir sorusuna verdiğim yanıt bu; dy'nin "nüvesi"ni oluşturduğu yapının çok daha gelişmiş bir versiyonu. |
|
Son Düzenleme: 04 Haz 2009 00:06 Düzenleyen onder.
|
Cvp:Murat Bardakçı - Murat Belge Polemiği 04 Haz 2009 00:39 #2055
|
Önder,
Liberallikle esnaflık arasında çok bir fark olmayabilir belki, ikisi de meta ve pazar ilişkilerinin belirleyiciliği altındadır. Fanatizm diye kötülenen şey, esasında, belli bir idealizm temelinde bağlanılan dünya görüşünün kendisi. Liberalizm tam da birkaç temel nokta dışında herşeyin bireyin rasyonel tercihlerine bırakıldığı, bireysel çıkarın maksimizasyonunun toplumsal çıkarın da maksimizasyonunu sağlayacağını ifade eden bir çerçeve görüş. Devletin ve birey dışındaki tüm diğer kısıtlayıcıların rolü hakkında çeşitli tartışmalar yürütülebilir ama esas nokta birey ve onun özgürlüğüdür. Aklın önüne çıkarılacak ve akılcı karar alınmasına mani olacak her türlü düşüncenin sınırlandırılması en önemli noktadır. Devlet, ordu, işçi sınıfı, milliyetler ve genel olarak her türden kollektivite liberalizme düşmandır. Çetenin çelik çekirdeği Marksist kökenden gelmeleri ve kalem kağıda hakim olmaları nedeniyle, bir sürü kavrama ve olguya ters takla atlatabiliyorlar. Mesela devleti ve özel olarak Türkiye devletini eleştirirken, bunu her türlü üretim ilişkisi ve sürecinden azade biçimde yapmayı becerebiliyorlar; daha önce birkaç kere belirttiğim gibi memleket burjuvasını "yeterince" burjuva bulmuyorlar. Mesela AB'nin Türkiye ile kurduğu ikiyüzlü ilişkinin AB bacağını neredeyse hiç mesele etmiyorlar. Çünkü bu ilişkiyi sürdüren AB bürokratlarıyla çok sıkı ilişki içindeler. Bu çete aslında senin "güzel ruh" olarak ifade edip haklı olarak gıcık kaptığın düşünsel ifrazatın da salgılayıcısı. Çok tipik bir örneğini Lale Mansur ile yapılan şu mülakatta okuyabiliriz. www.akhaberler.com/Haber/Soylesi/2505200...-dunyayi-anlatti.php |
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.60 saniye
