|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
|
BAŞLIK: Hey gidi Bordo-Mavi, doldu da taşamadı...
Hey gidi Bordo-Mavi, doldu da taşamadı... 05 Oca 2009 13:14 #1235
|
Hey gidi Bordo-Mavi, doldu da taşamadı...’
UĞUR VARDAN Spor / 05/01/2009 Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir. www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=Ya...D=915588&Yazar=UĞUR%20VARDAN&Date=05.01.2009&CategoryID=103 14 yıl şampiyonluk göremeyen kuşağın üyelerindendim. Çocukluktan ergenliğe, ‘şampiyonluk’ sözcüğünü hep başka takımların üzerine oturan bir elbise olarak gördüm ve böyle hissederek de büyüdüm. Okulum Sakarya’da, ailem Bursa’da, tuttuğum takım da İstanbul’daydı. Yazları rahmetli pederin yanında, Uludağ’da bir otel inşaatında çalışırken asıl derdim, buraya kamp yapmaya gelen takımların yanında olmak ve çok sevdiğim oyunun kahramanlarını yakından görmekti. Bu açıdan Trabzonspor’un çok büyük önemi vardı. Onlar bütün bir futbol ikliminin şampiyonuydular ve ben, 13-14 yaşında bir çocuk olarak, yaşıtlarımdan farklı bir ayrıcalıkla onların yanına yaklaşabiliyordum. Çoğu kez işi kırar, Şenol, Turgay, Necati gibi isimlerin bulunduğu takımın ardından yola düşerdim. Düşünsenize onlar şampiyondu ve ben, kış boyu gazetelerden, radyodan, televizyondan gördüğüm isimlerle yazları buluşabiliyordum. Dolayısıyla Bordo-Mavililerin yeri bende hep farklıydı; geçmişte de şimdi de... Bugün artık İstanbul’un üç büyüğünün belirlediği bir futbol evreninin tatsız tutsuzluğunun bilincinde bir futbolsever olarak, Anadolu’nun bu çemberi yıkmaya en yakın takımı Trabzonspor’u yeniden lig yarışının zirvesinde görmek çok hoşuma gidiyor. Bütün bir ilk yarı boyunca, Ersun Yanal ve öğrencilerinin, yarışı domine etmeleri, zor da olsa kazanarak yollarına devam kararında ısrarlı olmaları, takdirimi kazanan unsurlardı. Sadece benim değil, benzer bir mantıkla sistemin dişlilerini kırmak isteyen herkesin de tabii ki... Lakin işin bir de ‘nahoş’ bir yanı var. Hoşgörüsü ve esprili yaklaşımlarıyla, ‘İşte farklı bir başkan’ diye sahip çıktığımız Sadri Şener, iki metreden yenen ofsayt golüyle mağlup olunan Bursaspor maçı sonrası, bütün bu ‘tatlı rüyayı’ bozdu. Kolay yolu seçti, federasyonu ve MHK’yı hedef gösterdi, ‘balans ayarı’ istedi ve “Sabrımızı taşırmayın, sonra taraftarımı tutamam” dedi. Ve ardından da olanlar oldu. 17 Aralık 2008 günü masum bir protesto görüntüsüne sahip ama aslında ‘Genç faşistler rahatsız’ tadı da taşıyan bir gösteri izledik. Hatırlayalım, bir grup Bordo-Mavili taraftar federasyona yürürken MHK Başkanı Oğuz Sarvan aleyhine, ‘Ermeni Oğuz’a Trabzon’da soykırım!’ tezahüratları yaptı, bu arada üzerinde ‘Yasinlerle çıktık yola, Ogünler çok yakında’ yazılı pankart da, organizasyon komitesince açtırılmadı. Ama nafile, yazılmıştı bir kere... Gelelim meselenin ahlaki ve ‘fiziki’ boyutuna. Böylesine hastalıklı, böylesine katil ruhlu figürleri sahiplenmek için en az onlar kadar hasta ve potansiyel katil olmak gerekiyor. Yani Sadri Şener’in konuşmasının ardından biri gaza gelip Oğuz Sarvan’a saldırsa, hatta işin ucunda ölüme varan bir vaka yaşansaydı ne olacaktı? Öyle bir futbol evrenindeyiz ki, 25 yıl sonra bu yarışın içinde olmanın gerilimi, bir cinayete kadar varabilir ve gerçekten, bu hastalıklı yapıyı durduracak hiçbir gücü ne yazık ki elimizde bulunduramıyoruz. Öte yandan Federasyon Başkanı Mahmut Özgener, geçen hafta önce Sanem Altan’la Vatan’da yaptığı söyleşisinde, sonra da NTV’deki açıklamalarında bu konuya dikkat çekti ve en çok rahatsız olduğu şeyin, söz konusu pankartlar olduğunu belirtti (ki bence geçmişi kısa başkanlık kariyerinin en önemli ve en kayda değer çıkışıydı). Özgener’in görüşlerini aynen aktarıyorum: “O pankarta benden çok kamuoyunun tepki göstermesi gerekirdi. Onları yazanların düşüncelerinin ne olduğunu tahmin edebiliyorum. Bunlar Türk futbolunun huzuru açısından tehlikeli pankartlar. Olayın olduğu günün akşamı Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu’na konuyu anlattım ve sıkıntıları paylaştım. O pankartı polis kaldırıyor, peki niye işlem yapmıyor? 5149’a göre niye işlem yapmıyor? O pankart bir futbolsever tarafından açıldı. Tedbirin alınması lazım. Böyle eylemlere karşı hiçbir şey yapılmazsa, bunu gören insan daha da cesaretlenir.” Önce ‘kamuoyu’nun, mesela basının tepkisinden bahsedeyim. Bu haberi Radikal’in internet sitesi anında ‘Trabzonsporlu taraftarlar gemi azıya aldı’ başlığıyla verdi. Gazetemiz ertesi gün de birinci sayfadan ‘Tuhaf slogan, tuhaf tehdit’ başlığıyla haberi görürken servisimiz de içeride ‘Trabzon’da dalgaların ‘şiddeti’ artıyor’ başlığını kullandı. Radikal’le birlikte haberi sadece Taraf birinci sayfadan gördü. Diğer gazeteler ise içeride, yalnızca işin protesto yönüne vurgu yaparak, pankart ve tezahüratları da içeride adeta ’yutarak’ verdi. Neden? Çünkü bu ülkede basın ‘büyük camialar’ı karşısına alamaz. Çünkü bu ülkede basın, ilk sayfasında başka, spor sayfalarında ise bambaşka bir mantık üretir. Ve en önemlisi spor medyası ‘apolitik’tir, oyuna siyaseti karıştırmaz. Olayın polisiye yönü ise Özgener’in de vurguladığı gibi işlem yapmak yerine görmezlikten gelme boyutunda gelişti. Tıpkı ‘rahmetli’ Hrant’ın ölümüne dair alınan ihbarların değerlendirilmemesi gibi. Sonuç? Allahtan bazı taraftarlar gaza gelip, Özgener ya da Sarvan’a karşı eylemde bulunmadı. Bendeki sonuç? Bütün bunlara rağmen, sırf kurulu düzenin çarklarına çomak sokulsun diye Trabzonspor’u (ya da Sivasspor’u) şampiyonluk yarışında destekleyeceğim (elbette her şeyin sahada belli olması koşuluyla). Ama Bordo-Mavili camiadan isteğim şudur. Karadeniz coğrafyası, ‘ne yazık ki’ Yasin Hayal’leri, Ogün Samast’ları çıkardığı kadar ‘ne mutlu ki’ Kazım Koyuncu’ları, Terzi Fikri’leri, Özcan Alper’leri de çıkarmıştır. Avni Aker’deki maçlarda bazen ‘Kurtlar Vadisi’nin müziği, bazen de Koyuncu’nun şarkıları çalıyor. Bence tribünler kararını çabuk ve net vermeli. ‘Faşizm güzellemeleri’nden kimseye hayır gelmedi, gelmez de... Ama ‘Hey gidi Karadeniz, doldu da taşamadı...’ dizeleri her şeyi anlatır ve Trabzonspor’un 25 yıldır özlemini çok da iyi dile getirir... |
|
Son Düzenleme: 05 Oca 2009 13:15 Düzenleyen guclu.
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.32 saniye
