Yazık, gerçekten yazık. Murat Belge için "sivil toplumcu" demek dahi çok zorlama sanırım artık; kendisi düpedüz Amerikan demokratı. Aşağıdaki yazıda Obama hakkındaki duygu ve izlenimleri..
-----------------------------------------------------------------------------------
Başından beri hep önde gidiyordu. Yanılmıyorsam, hiç geriye düşmedi. Ama insanın içi rahat edemiyor bir türlü. Amerika burası. Sorunlar bu karakterde sorunlar olduğunda Amerikan seçmeni Türkiyeli seçmeni, “aratmaz” demeyeyim, geride de bırakır.
Kendini oy vereceği o dar mekânda bulan ortalama Amerikalı seçmenin, yalnız kaldığı bu anda, Obama’ya oy verme kararıyla oraya gelmiş olsa dahi, elinin bir siyaha oy vermeye gitmemesi ihtimali, hiç de yabana atılır bir ihtimal olmadığı için, Obama bu süreçte ne kadar “önde” giderse gitsin, emin olamıyordum.
Dolayısıyla da kesin sonuç ilân olununcaya kadar içim rahat etmedi, “oldu bu iş” diyemedim.
Tabii olay McCain’le değil, Hillary Clinton’la başlamıştı. Yani ta ne zamandır pimpirikliyiz. Bir Cumhuriyetçi yerine bir Demokrat’ın kazanması davası, elbette asıl önemli davaydı. Ama bu Demokrat’ın Hillary Clinton değil de Barack Obama olması da az buz önemli bir dava değildi. Önce biri, sonra öbürü derken, bir mucize gerçekleşti –sahiden mucize, eldeki verilere bakınca- ve Obama seçildi.
Şimdi, bakıyoruz, dünya âlem bayram ediyor. Etmeyen hiç yok değil. Örneğin Rusya. Rusya’nın tebrik tebessümü herhangi bir buzlu çay kadar soğuk. Onun gibi başkaları da var, ama onlar kendilerinden başkasını temsil etmiyorlar. Avrupa genel olarak zil takıp oynama havasında.
Türkiye’de çeşitli çevrelerin Rusya’ya yakın duygular içinde olduğunu tahmin ediyorum. Rastlantı mı, değil mi, ama şu günlerde, hem gözüme, hem kulağıma, Türkiye’nin her olay gibi bu olaya da kendi dar penceresinden bakmasını, “Ermeni konusu ne olur”, “Kıbrıs nasıl gelişir” sorularından başka bir derdi olmamasını eleştiren, bunun böyle devam edemeyeceğini söyleyenlerin sözleri her zamankinden daha sık çalındı gibi geliyor. Ama bu eleştirenlerin sözleri işitiliyor, çünkü o soruları temcit pilavı gibi soranların sustuğu yok. Neyse, bu ayrı konu, bizim konumuz.
Evet, Obama’nın seçilmesi herkesi sevindirdi. Amerika için iyi oldu, diye; ama tabii daha çok “bizim için” (herkesin “biz”i ayrı, ama bu kadar çok “biz”i mutlu etmek de büyük başarı) iyi oldu diyerek sevinen var.
Yani çok anlamlı bir iyimserlik ortamına (ki yaratılmasının belli başlı nedenlerinden birisi kendisi) adımını atmış oldu Obama. Beklentiler var, büyük, ışıklı beklentiler. Bunlara olumlu cevap verebilecek mi? That is the question.
Öncelikle “siyah” dedik, onun için seviniyoruz; Demokrat taraftan olduğu için mutluyuz. Bunların ötesinde, bu uzun ve yoğun kampanya içinde bize bir insan imgesi sundu; bunu da beğendik. Ama bütün bunlar ve başkaları, bundan böyle her şeyin yoluna gireceğinin garantisi değil. Obama’nın şimdiye kadar göründüğünden çok farklı bir Başkan’a dönüşmesine engel değil. Başa çıkması gereken sorunlar zaten yeterince netameli.
Başka bir söyleyişle, şimdiye kadar Obama’yı, sahip olduğu simgeleriyle benimsedik, destekledik. Şimdi bu simgeler dünyasından gerçeklik dünyasına intikal edeceğiz ve Obama’nın burada neler yapacağını izleyeceğiz.
Amerikan toplumu gibi bir topluma Obama’nın Başkan seçilmesi gibi bir mucizeyi gerçekleştirten asıl büyük “Mimar”ı da anmadan geçmeyelim: Bush! Yıllardır Cumhuriyetçi muhafazakâr seçmenden başkasının sözü geçmeyen devletlerde Obama’yı öne çıkartan etken! Dünyadaki, değindiğim genel bayram havasını yaratan siyasi deha! Bu sekiz yıl görülmemiş bir kâbus ağırlığıyla dünyanın üstüne çökmüştü. Ey George Walker Bush, meğer sen nelere kadirmişsin!
www.taraf.com.tr/makale/2564.htm