Limit "n" sıfıra giderken
Başar Başaran, Birgün’de yine enfes bir
yazıya imza atmış. Kendi adıma, Cem Yılmaz için hissedip adlandıramadığım “şeyi” bulmuş oldum. Teşekkür ediyorum. Başar Başaran yazının sonunda Aziz Nesin’in başından geçen bir olayı anlatmış. Olay beni, Metin Çulhaoğlu’nun yine Birgün’de yayınlanan son
yazısına götürdü. Çulhaoğlu, Türkiye’de geleneksel aydının kalmadığını belirtttikten sonra, Sartre örneği vermişti. Fransa’nın Cezayir zulmüne karşı çıkan Sarte için, De Gaulle’den onu tutuklamasını isterler. De Gaulle tarihe geçen sözü söyler: “Sartre Fransa’dır.
Bizde sadece bir taraf değil, her iki taraf da sakat. De Gaulle bir devlet başkanıdır, Sarte bir aydındır. Devlet, aydın için nasıl olur da böyle der? Biraz da bunu düşünelim. Bizdeyse İstanbul emniyet amiri iş başındadır. Birilerinin arayıp bulamadığı aydını gördüğü yerde ezmek ister. Onda kendi “anti”sini görür; onunla hiçbir gönülbağı yoktur. Biraz kişisel olacak ama, ne zaman Nazım’ı düşünsem, Can’ın bir şiiriyle beynime tokat yesem ya da Ahmed’in dizelerinde hüzne batsam; yahut Cemal Süreya’yla ele avuca gelmez bir aşık olsam; Türkçenin dünyanın en büyük dili olduğunu düşünüyorum; değil midir? Fakat onlara duyulan bu düşmanlığı, öfkeyi, hıncı, nefreti anlamlandırmakta zorluk çekiyorum. Bir emniyet müdürü bir aydına nasıl bu kadar hınç duyar? Bu; on yıllık, yirmi, otuz, yüz yıllık bir mesele olmasa gerek... Korkarım işin ucu çok derinde.
Son.
Ne demişti “güncel” İçişleri bakanı: “Büşra Ersanlı Hanımefendi’nin 80 öncesi gençlik yıllarına bir yolculuk yapmanızı tavsiye ederim. Büşra Ersanlı’nın hangi komünizan faaliyetten mahkûm olduğunu, cezaevinde yatıp yatmadığını araştırın. Büşra Ersanlı’nın akrabalarının kimler olduğunu araştırın. Büşra Ersanlı’nın eniştesinin bu ülkede bir başka faaliyetten tutuklu olduğunu araştırırsanız görürsünüz.”
payımıza bu güzel ülke düştü
limit en sıfıra giderken