Ali Osman, iyi-kötü ayrımının zeminini hümanizma türü özsel yaklaşımların hazırladığını öncelikle ifade edeyim. Bu lafımı en genel manada hümanist olmayan kötüdür şeklinde algılayabilirsin. Kulağa hoş geliyor ama yeterli değil. Kapitalistlerin dillerinden eksik etmedikleri bir laf vardır: "herşey insan için" Bütün ideolojiler son tahlilde insan merkezli olduklarını iddia ederler ve insana dönüşü hedeflerler, buna dinler de dahildir. Ahiret, dünyevi yaşama göre kutsanır ama ahiret söyleminin ortasına insanın konformizmi oturtulmuştur. İnanır ve iman ederseniz sizi Cennet ve huriler bekliyor. Gördüğün gibi söylem hem burda hem orda inanlara kazandırmaya dönüktür, ötekileri dışlar, tıpkı kapitalistlerin kendi ayrıcalıklı posizyonlarını benzer söylemle meşrulaştırmaları, dahası kutsamaları gibi. Kazanıyoruz çünkü insanlığa hizmet için kazanıyoruz. Savaşıyoruz, aynı sebepten. Ölümler mi, bu işin bedelidir, olacaktır. Modern/ilkel bütün ideolojilerin -bu bağlamda- aynı telden çalması sana tuhaf gelmiyor mu? Mesela benim ilk aklıma gelen; hümanizma türü metafizik amalgam kavramların ve söylemlerin her çıkar grubunun işine yarayan bulunmaz kavramlar olması, en baba manipülasyonlara imkan tanıması: illegalite ve gayrı meşruluğu hümanzmanın kadife dokusuyla rahatlıkla parlatabilirsin. Çok daha dar motivasyona sahip milliyetçilik söylemiyle bu manada benzerlik gösterir. O da insancıl, da, belli bir etnisiteyle sınırlandırıyor. Hümanizma milliyetçiliği kapsar, bağlantıları ülküsel, özsel, metafiziktir. İnsan özünde şöyledir böyledir, doğasında şunlar bunlar vardır türü özsel dil ve ideolojiye denk gelen hümanizma pragmatizmin ve otoritenin, yani hegamonyanın kadim koltuğudur. Ve işaret ettiği yegane anlam mutlak ahlak ve herhangi bir eleştiri kabul etmeyen rasyonalizmdir. Son üçyüz yıldır tek siyasi epistemoloji olarak kendini dayatmaktadır. Hümanizma, hümanist bu olgulara felsefi düzlemde itiraz edemez çünkü nesnel yaşamda doğrudan karşılığı ve somut parametreleri olmayan felsefi bir idea olduğunun bilincindedir, maddesel sosyolojik bir parametre olmadığının da. Aşkın düzeyde Tanrı ya da Hristiyanlık kavramlarından farkı yoktur hümanizmin. Kaldı ki, skolastik dönem sonrası aydınlanmanın mekanizması içinde Tanrının ve kilisenin aynı uhrevi platformuna oturtulmuştur. Katı ahlakından ve akılcılığından ötürü akışkanlığın ve oluşun, değişimin, devrimciliğin, velhasıl evrensel etiğin ise önünü keser. Uzun soluklu bir tartışmada tane tane değinmek lazım bunlara. Dolayısıyla birileri hümanizma telinden çalmaya başladığında bütün heyecanım bitiyor ve mekanı terk ediyorum. Ama kabul ediyorum: hümanist söylem insnalık tarihinde çok mühim bir duraktır ve aydınlanmanın ontolojisini o veya bu biçimde güçlendirmiştir... Bill gates örneği bana kalırsa psikolojik. Üzerinde fazla yorum yapmaya gerek yok. Benim inancıma göre insan/insanlık doğası diye bir şey yok. "Birgün herkes kardeş olacak." Birşeyler yapılırsa neden olmasın. Hepimizin hayali bu. Sorun; metod ve kurucu politika sorunu... İnsana ve insanlığa dair tek hissiyatım pek çok yüklemi ve sıfatı taşıma olasılığının olması... Ahmet bugün iyi ama yarın kötüyken dünyanın bütün ahmetlerinin her zaman ve her koşulda iyi olmalarını nasıl beklerim ve bütün ahmetlerin özünde iyi olduklarına nasıl inanabilirim?.. Poitik felsefe açısından hümanizma meselesini tekrar gözden geçirmeni tavsiye ederim. Nesnel/reel karşılığı olmayan felsefi bir norma insanlık gemisinin çıpasını bağlamak yeterli ve gerçekçi görünmüyor, bugün, bana.