Hasan,
Senin temkinli yaklaşımını görünce ben de "kızmamaya" çalışarak okudum..Yazıda bahsi geçen şahsı tanımam..Ama hiç makbul biri olamayacağının ibareleri sırıtıyor yazısında..Birincil kadar ikinci veriler de var;
"Bir süre Sydney'de bulundum" mesajı vermek ister gibi, yazar olan kişi Japon turisti pozu vermez yabancı bir şehir arkaplanına karşı..Atay'ın kendisi olmadığını düşnüyormuş; peki kendisi kendisi mi?
Altınel, ayrıca Atay’ın ‘kendisi’ olmadığını düşünüyor: “Bana göre ‘Tutunamayanlar’ bir küçük burjuva krizinin, mühendis olmanın, ‘salon salamanje’lerde yaşamanın, ‘bir kadınla iki çocuğun sorumlu saymanlığı’nı yapmanın hikâyesi. Bunda bir sorun yok: bir Flaubert bu malzemeden büyük bir roman çıkarabilirdi.
Hangi topraklardan geliyorsun da, hangi kültüre dayanıyorsun da Oğuz Atay'dan Flaubert romancılığı bekliyorsun? Erdal Öz Edebiyat Ödülü aldı diye kendisinin istese yapabileceği sanısına kapılmış galiba. Fikret Kızılok bizim kriterlerimize göre iyi bir müzisyendi, ama tutup J.S.Bach türü eserler vermedi diye eleştiremezsin, keza Blutsuzluk Özlemi de bir King Crimson olamıyor diye
"Tutunamayanlar" elbetteki edebiyatın başyapıtları ile kıyaslanamaz..Karamazov Kardeşlerin arkasında 200 yıllık, olgunlaşmış bir edebiyat geleneği var..Daha da önemlisi Dostoyevsky yazarken, Tolstoy, Gogol vs gibi devleri arkasına almıştı..Atay'ın buldu[u malzeme ne? Namık Kemal..
Japon bahçe sanatından alınıp kullanılan bir kavram var; wabi-sabi..Bu gibi estetik eleştirilerinde çok başvuruluyor.
"The aesthetic is sometimes described as one of beauty that is "imperfect, impermanent and incomplete"
Hatalı olanın, kusursuz olmayan güzelliği, tam da hatalı olduğu için güzel..Yani normal koşullarda çirkin, itici olanın bir esetik unsur olarak etki bırakması..Hani çok bilinen örneği eski Top Model Cindy Crawford'un ünlü "beni"dir mesaqla..Normal koşullarda kimse yüzünün ortasında bir et beni istemez, ama belli bir arkaplana oturursa iyi bir etki bırakır..Bir başka wabi-sabi örneği Pisa Kule'sinin eğriliğidir..Bir başkası yanlış basılan paralardır..Belli sayıda basılmış hatalı paralar/pullar, kolleksiyonların en değerli parçasıdır..
Atay'ı eleştirerek aklı sıra yürürlükteki putları kırma seferberliğinin edebiyat alanındaki öncülüğüne soyunan bu şahıs da "Tutunamayanlar"daki "wabi-sabi"leri eleştiriyor, ama farkında değil ki tam da o wabi-sabi'lerdir Tutunamayanlar'ın bu kadar sevilmesinin nedeni..Adam Pisa kulesi eğri diye eleştiri yapıyor farkında değil...Nasıl karanlık bir ruha sahip olduğu, "Tutunamayanlar" deyince aklınıza gelen ilk şey ne oluyor sorusuna verdiği cevapta saklı; Başarısızlık..Ulan eh be adam, eğer "başarılı" olunuyorsa edebiyata ne gerek var; kriz,bunalım, depresyon vs ile gübrelenmiş "başarısızlığin" toprağında açan bir çiçektir Edebiyat..Başarılı kişi CEO olur, şarkıcı, türkücü olur, Anchorman olur, Sinan Çetin gibi emlak alıp satar vs..Raskolnikov yaşlı bir kadını öldürmeye kalkar, eline yüzüne bulaştırır; 3 Karamazov birader bir babalarını öldüremez..Kolera Günlerinde aşk 50 yıl sonra erkeğin penisi, kadının kukusu buruştuktan sonra nihayetine erdirilebilmiş bir aşktır. Gregor Samsa başarısızlıktan böcek olur...Bay K., "Şato"nun koridorlarında kaybolur da Senyör'e bir çift laf etmek için ulaşamaz.. Daha sayalım mı?
Hafiften dokundurmuş, sonradan bunda bir sakınca yok diye düzeltiyor görünmesine rağmen,
[quote]‘Tutunamayanlar’ bir küçük burjuva krizinin, mühendis olmanın, ‘salon salamanje’lerde yaşamanın, ‘bir kadınla iki çocuğun sorumlu saymanlığı’nı yapmanın hikâyesi.[/quote]
Ne olacaktı? Holding Pazarlama müdürü olmayı başarbilen birini mi yazacaktı? Asıl o hayatlardan bir roman çıkmaz..
Bir "başarı" pathosu geçer akçe akçe yapılmaya çalışılıyor; bu adamın söyledikleri de bu ülkede ta Özal'a kadar giden uzun bir çizginin son örneği; ne demişti Özal "Zenginleri Severim"..Elif Şafak neyi rasyonalize etmeye çalışmıştı, Edebiyatçıların da Holywood yönetmenleri kadar kazanabilmesini..Sinan Çetin kimi düşünür diye kakalamaya çalışıyor; Ayn Rand'ı..Ki bu mahlukatın düşünce adına söylediği tek şey eğer başarılı olmanı sağlıyorsa yaptığın herşey doğrudur..Emre Aköz'ün bu bağlamda tavrını ne güzel ele almış sevgili Onur Caymaz;
Ücretsiz eğitim istiyoruz! Siz ulusal bir gazetede yüzünüz kızarmadan köşe yazarı sıfatıyla yazabiliyorsanız biz niye en doğal hakkımızı istemeyelim! Bakın 'ücretsiz' dedim, ne yapalım. Kelime olarak bile dokunuyor değil mi 'ücretsiz'; herhangi bir şeyin bedavalığına dair talep bile delirtiyor sizi.
Emre Aköz'e birşeyin ücretsiz olabilmesi nasıl dokunuyorsa, bu adama da birşeyin başarılı olmak için yapılmıyor olabilmesi dokunuyor..Elif Safak, Emre Aköz, Sinan Çetin; bu adam da o soyun sopu işte..Sanki biz farkında değiliz "Tutunamayanlar" edebi-estetik gücünün başyapıtlarla kıyaslanmayacağının..Tutunamayanlar'ın ana "güzelliği" birşeyler yapmaya çalışıp da batılı insanın sıradan günlük işlerini bile başaramayan bu ülke insanın zorunlu "becerisizlikiğinin" destanıdır..Hatta bu anlamda romanın kendisi ele aldığı konuyu bizatihi örnekler kendi metinsel/kurgusal "beceriksizliği" ile..Yaşanan trajedi, hapsolunan Doğu kültürünün sığlığından, nobranlığından çıkıp Batı kültürünün eşsiz eserlerini anlayabilen bir entellektüelliğe doğru serüvendir; başarısızlığa mahkumdur..Tutunamayanlar zaten bu başarısızlığa mahkumluğun romanıdır, gerekli donanımıma sahip olamamayı betimler..Biri çıkıp bu "başarısızlığı" pejoratif olarak ele alırsa, ne demek gerekir? Kardeşim Pisa Kulesi'nin eğriliği mimarının eşekliğinen kaynaklanmıyor..Bu adam böylesi içsel bir aksaklığı, wabi-sabi öğesini anlayabilecek çapta değil..Başarıya odaklanmış..Türdaşi Sinan Çetin gibi, romanlarındaki mekanları da satmaya çalıştığı emlaklarının etrafından seçiyordur herhalde..
Bu ülkede roman başyapıt olmak zorunda değildir; olamaz zaten..Bir başyapıt çıkaracak toplumsa dinamikler yok..Bir Kasımpaşalı'nın 50% desteklendiği bir yerde edebiyat kendini aşamaz..Sadece niyet yeterlidir..Hangi niyetle yazılmıştır romana/şiir? Edebiyat eleştirisinin ana öğesi bu olmadılıdır bizim kültürümüzde..