Gökhan,
Bahsettiğim Şeyh Sait anmasıyla ilgili Altan Tan'la yapılan söyleşi Radikal'in bugünkü İnternet baskısında var (
link). Durum budur:
Her ulus, tarihini ve tarihi yeniden yazar (söz kimindi unuttum); şaşırmamak lazım fakat nasıl ve neyle yazar işte bütün mesele bu. Altan Tan ki, yumuşak başlı olduğunu biliyorum, bak nasıl cümleler kurmuş. Bu cümleler, artık bende takındı düzeyine gelmiş "din ideolojisini teşhir etme" çabalarımın ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Altan Tan, bugün bunları cümle arasında ifade ediyor. Eğer alan bulur da büyürse, yarın başka hiçbir şeye müsaade etmeden kitap yazar. Ve ilkin içinde bulunduğu "laik" hareketi bitirir.
PKK’nin çok sekter olması, Kürt siyasi hareketini nasıl etkiliyor?
Sorusuna, "hayır; PKK sekter değil" demiyor. O değerlendirme, sekterlik, ortak payda olarak alınmış. Daha işin başı, henüz kılıçlar çekilmemiş ve en geniş manada Kürt Cephesi oluşmuşken, Tan, sekterlikte hem fikir. Bunun yarını ise karşı karşıya gelmektir. PKK içinde Altan Tan'ı barındırabilir ama Altan Tan PKK'yi içinde mümkün değil barındıramaz. Murat Belge'ye uyarlarsam. Murat Belge, "türbanlılara özgürlük" diye slogan atabilir; fakat anlamadığı şey, türbanlılar hiçbir zaman ve yerde "Murat Belge'ye özgürlük" diye slogan atmazlar. Tarih bize bu konuda hiçbir örnek sunmadı.
(Keşke Önder'in hızında yazabilme yeteneğim olsaydı. İçimde, o kadar çok cümle ayakta ki. Hızla yazmak gerekiyor. Malum, mesai. Ve hayatlarımız mesai arası boşluklarda...)
Somutun Tahlilini yadsıyor değilim. Benim memleketim gibi bir memlekette “din” faktörünün, siyaset denkleminde “ignore” edilmesinden bahsetmiyorum. Bahsetmeye çalıştığım, faktör diye denkleme kattığımız şey, çarpmada “0”ın işlevini üstleniyor; yani önünde sonunda, bütün parantez ve işlemlerden sonra “sıfır”la çarpılıyoruz ki sonuç malum. Buna bir hal çaresi bulmak lazım. Filistin Halkı için, bölgenin en laik halkı tanımı yapılır. Ne durumda şimdi? FKÖ’nun bütün “radikal” unsurları budandı geriye Hamas bırakıldı. Daha bin yıl o savaş ne Filistin Halkı’na bir tutam nefes ne de İsrail Halkı’na bir damla su olur; köreltir, karatır, çürütür ve devam eder.
Kürtçe anadilde eğitim, demokratik özerklik istiyorum. Kamusal alanlarda dilimi kullanabilmek, kendi kendimi yönetmek istiyorum. Gerekirse ticaret ve hukukumu da Allah’ın emrettiği şekilde uygulamalıyım.
(altını ben çizdim)
Bir insanın dilini kullanmak istemesiyle; ticaret ve hukuku “Allah’ın emrettiği(!)” şekilde uygulamak istediği aynı cümlede, aynı bünyede yer alabilir mi? Senin sorunun dilse, Allah’ın bir dili var deniyor ya, git onu kullan. Aynı kişi, eminim, kuranın ve ezanın kendi dilinde okunmasına karşı çıkar. Çünkü orada ana belirleyen “yerellik” “birey” “toplumsal yapı” değil; yüzyıllar evvelinden kalmış, dogmatik bir öğretidir. Ve öğreti en güzel kendini kapitalizmin liberalliğinde yetiştirebilmiştir.
Unutmamak lazım, Bu söyleşi Kürt Hareketi’nin en dinamik, en devrimci olduğu bir anda yapılıyor. Bunu yarını var, gelecek yılları var, körelmesi, sisteme dahil olmaya başlaması var.
Allah sayımızı arttırsın. Bence Kürtlerin dörtte üçü Müslüman’dır.
Cümle ne kadar tanıdık. Kimliklerimizde hepimizin müslüman olduğu yazılı. Tan, biraz da “henüz muhalifliğin” ateşiyle sayıyı ¾’e indirmiş. Fakat mantık aynı. Sayı, oran veriliyor ve geriye kalan ¼ kimdir, yarın halleri nice olacaktır belli değil.
Kürt camisi mi olmalı?
Hayır. İslam tarihinde böyle bir geçmiş yok ama Kürtlerin o 1400 yıllık milli kimliği dini inançlarının harcıdır. Kürt edebiyatından, müziğinden, hikâyelerinden dini çıkar, ne kalır?
Soru ne kadar güzel! Çok da garbi fakat ne diyor Tan, “Hayır. İslam tarihinde böyle bir geçmiş yok” Tamam yok da derdimiz İslam değil ki, Kürtler. Sorunun garbiliğine gelince, Hıristiyanlık her yerde o yerin kilisesi olabilmişken, İslam, katta buna müsaade etmiyor. Halbuki var. Ve üstelik her türlü “Hayır”a rağmen çünkü hayatın ırmağı o tarafa akıyor. Aynı coğrafyada bina edilmiş olunan Selçuklu camii ile Osmanlı camii aynı mıdır. İki manda da: Hem ibadet hem mimari... Balkanlarda kimi camiler tıpkı kiliseler gibi sandalye/sıralıdır. Ve eminim bu farklılık bütün islam coğrafyasında mevcuttur. Herkesin farklı dili, kültürü, edebiyatı, sineması, yemeği, giyim kuşamı, sevdası, hüznü, yüzü, gözü olacak ama din hiç fark etmeyecek; o her bünyede aynı sonucu verecek. Peki mümkün mü? Niye burada bir “devrimcilik” yok. Niye yelkenler İslam sularına girilince indiriliveriliyor?
İktidarın sahibi olan Müslüman Türkler ümmetçi kalabilselerdi, her şey farklı olabilirdi.
Demek ki İslam Ümmetçiliği bütün dertlere deva. Peki neden bütün İslam coğrafyası per perişan. Bu güzel kurtuluşun hiç mi “bir” kırıntısı sağa sola düşmez. Diyelim ki o anlayış, kötü insanların ellerinde heba oluyor peki anlayışın kendisi hiç mi kişilere rağmen yer yer yüzünü göstermez.
Tan, daha dün milletvekili seçildi. Kürt Davası’nın en dinamik kesimleri tarafından “vekillikle” taltif edildi. Buna biraz “nezaketen” de olsa saygı göstermek gerekmez miydi? Yapılan koca “seküler” mücadele bir röportajda çöpe atılacak, kürt Halkı’nın bütün alınteri İslam kanalına yönlendirilecek ve bu yapılırken hiç beis duyulmayacak. Sadece insaf diyebiliyorum.
Daha kaç kere dine yenilmemiz gerekiyor? Daha kaç kere, Behrengi’nin cesedinde dere kenarında susuz bırakılmamız gerekiyor? Daha kaç kere Ape Musa’nin buğday teninde buğday tarlasına kan vermemiz gerekiyor? Daha kaç kere Sivas, Maraş, Çorum? Daha kaç kere?
Bir umut
Öcalan geçen hafta “ihtivasını bilemediğimiz” devletle Barış Konseyi kurulmasında mutabık kaldıklarını söyledi. Umarım öyledir... Umarım Kürt lider, gücünden bir şey kaybetmeden ve kanatları altına İslam’ın yalancı rüzgarını almadan Kemalistlerle anlaşmaya varır. Daha doğrusu, umarım Kemalistler Kürtleri İslam ateşine atmaz zira “sonradanlığın” bütün kompleksiyle hareket edecek olan bir Kürt İslamcılığı, değil Amed’i Ankara’yı dahi yaşanılmaz kılar...