Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
  • Sayfa:
  • 1

BAŞLIK: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu

Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 04 Tem 2011 12:40 #3162

  • Gökhan
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 12
  • Karma: 0
Cumhuriyet tarihimizi „incelerken“ elden düşürülemeyecek eserlerden birisi olan „Nutuk“, bizleri, memlekitimize dair çoğu gerçeğe, DİYALEKTİK temelli yaklaşımlarla, aradan bin yıl da geçse ulaştırabilir inancındayım. Gelin, hayatımız boyunca defalarca karşımıza çıkan kimse ve kavramları 2011 gözüyle değerlendirelim. Sakın ola, „Aradan o kadar sene geçmiş, şimdi kalkıp…“ düşüncelerine kapılmayın. Daha geçen gün Şeyh Sait`in itibarını iade için yapılan törenleri göz önüne alıp, memlekitimizde çok da şeyin değişmediği bilinciyle işe başlamak bize avantaj dahi sağlayabilir. Üzerinde tartışılacak ilk konu olarak, „Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu“ başlığını uygun gördüm. Katılıma ve gelecek tavsiyelere göre konu başlığı tamamen veya kısmen değiştirilebilir düşüncesindeyim. Aşağıda İngiliz Muhipleri Cemiyeti; yani: İngiliz Dostları Derneği`yle ilgili ve Mustafa Kemal`e ait tespitler yer almakta. Okumanızı tavsiye ederim. Sonra hep beraber görüşlerimizi de yazar çizeriz.

„İstanbulda, değişik amaçlarla gizli ve açıktan olmak üzere de, birtakım parti veya dernek adı altında kuruluşlar vardı. İstanbulda önemli sayılacak girişimlerden biri "İngiliz Dostları Derneği" idi. Bu isimden, İngilizlere dost olanların meydana getirdiği bir dernek anlaşılmasın! Bence, bu derneği oluşturanlar, kendilerini ve kişisel çıkarlarını sevenler ve kendileriyle çıkarlarının korunması çaresini Lloyd George hükûmeti aracılığı ile İngiliz korumasını sağlamakta arayanlardır. Bu kötü bahtlıların, İngiltere Devletinin, tüm olarak, bir Osmanlı Devleti sürdürmek ve korumak isteğinde olup olamıyacağını, bir kere olsun düşünüp düşünmedikleri üzerinde durmaya değer.

Bu derneğe katılanların başında Osmanlı padişahı ve yeryüzü halifesi sanını taşıyan Vahdettin, Damat Ferit Paşa, İçişleri Bakanlığında bulunan Ali Kemal, Adil ve Mehmet Ali Beyler ve Sait Molla bulunuyordu. Dernekte İngiliz ulusundan kimi serüvenciler de vardı. Örneğin: Papaz Frew gibi. Ve yapılan iş ve işlemlerden anlaşıldığına göre, cemiyetin başkanı Papaz Frew idi.

Bu derneğin iki yönü ve niteliği vardı. Biri dıştan görünen yönü ve uygarca girişimlerle, İngiliz korumasını isteyip sağlamaya yönelik niteliği idi. Diğeri gizli yönü idi. Asıl çalışmalar da bu yönde idi. Memleket içinde örgütler kurarak isyan ve ihtilâl çıkarmak, ulusal bilinci felce uğratmak, yabancıların işe karışmasını kolaylaştırmak gibi haince girişimler, derneğin bu gizli kolu tarafından yönetilmekte idi. Sait Mollanın derneğin açık girişimlerinde olduğu gibi gizli yönünde de ondan daha fazla rol oynadığı görülecektir.” M. K.
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: onder

Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 04 Tem 2011 13:52 #3163

  • Murat
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 415
  • Karma: 8
Nutuk'u yaklaşık üç buçuk dört sene önce, büyük ihtimalle emekliliğime kadar bir daha göremeyeceğim uzunluktaki iznimde (ameliyatım sonrası istirahat dönemi) bir macera kitabı okur gibi okumuştum.

Bu İngilizlerden herşey bekleneceğini öğrenecek kadar onlarla çok çalıştım, çalışıyorum ve içlerinde yaşıyoruz. En sıradan günlük yaşamları bile maksimum kazanç , minimum kayıp üstüne kurulu bir millet. Toplantıda birbirine giriyorsun, çıkışta geyiğe devam ediyorsun. Bahçede yaptığın mangal kokmuştur, çocukları yesin diye bir tabakta ikram ediyorsun, acaba bunların benden ne çıkarları var diye düşünüyorlar. Hiçbir şekilde kızdıklarını belli etmiyorlar, sinirlenmiyorlar, sessiz sakin konuşmaya devam ediyorlar. Bazen o kadar seslerini alçaltıyorlar ki duymak için adama yaklaşıyorum.

Bizdeki İngiliz dostluğunun nereden geldiğini bilmiyorum ama zannedersem ve araştırırsak çıkma ihtimali yüksektir diğer ülkelerde de bu tip dernekler vardır.

Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 05 Tem 2011 14:26 #3164

  • Gökhan
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 12
  • Karma: 0
Asıl mesele de oynanan bu filme komşu ve iş arkadaşı temelinden; yani -senin yaptığın gibi- günlük yaşamımızda her gün karşılaştığımız kimseler temelinden yaklaşıp Hatça Bacı`yı ağlatan veya senin komşuyu ruhsuzlaştıran asıl faktörleri ve kimseleri teşhis edebilmektir sanırım Murat Hocam. Nutuk`ta bahsi geçen İngilizler ve de dostlarının, çevremizdeki insanları nerede olurlarsa olsunlar (İngiltere, Almanya, Türkiye, …), bilerek ve isteyerek, keyiflerine göre şekillendirebilecek güce sahip kimseler oldukları görüldüğünde de, asıl „İngiliz“in kim olduğunu daha iyi anlayabiliriz kanaatindeyim. Bugün senin komşunu, kendisine verdikleri kontrollü eğitimle ruhsuzlaştıran zihniyetle bizim Hacı Bakkal`a bilinçsizliği aşılayan zihniyet tamamen aynıysa ve bu zihniyet sahipleri insanlığı -kendi iktidarlarını korumak adına- cehalete sürüklemekten hiçbir şekilde sakınmıyorlarsa, bizlerin en azından birbirimizi ve sonra da çevremizdekileri elimizden geldiğince bilinçlendirmemiz kaçınılmaz bir zorunluluktur düşüncesindeyim. Bu adamların çalışma yöntemlerinin teşhiri, zihniyetlerinin varabileceği muhtemel sınırları bizlere gösterebilir. Bu sınırları görebilmek ve bu sınırların öte tarafına bu kimseler bu sınırlara ulaşmadan önce ve tabii ki „insanca“ varabilmek, kendileri bu sınırlarına ulaştığındaysa oradan „çoktan“ geçmiş olabilmektir asıl mesele. Bu sebepledir ki Nutuk`ta bahsi geçen bu kimselerin biraz yakından tanınması Anadolu`nun -nihayet- kendini bulabilmesine yardımcı olur inancındayım.
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: Murat

Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 06 Tem 2011 04:25 #3165

  • hasever
  • ÇEVRİMİÇİ
  • Yönetici
  • Gönderiler: 290
  • Karma: 10
Gökhan,

İngiliz dostluğunu bilmem, ki varlığı bir hali tartışmalıdır fakat siciminden haberdarım. İngiliz Sicimi bir zamanlar yelkenlilerin çadırlarına direk olurken, orada, burada, şurada boyunlarımıza yağlı urganlar geçirildi. Biliyorsun, kah bir mahpushane avlusunda, kah bir şehir meydanında arzı endam eyledik. Son duruşumuz boyundan kırıktı; kırık durduk.

Sonra Amarikan dostluğu peyday oldu. Çok öncesinden, yine biliyorsun, Tarsus’ta kolej kurmuşlardı. İngiliz Sicimi, Amerikan Kemendine dönüşünce Ahmed Arif:

“Canımda damıttım seni ey zulüm,
Sancısını
İnceden
Kum gibi taşıdığım.
Kasığımda Amerikan kemendi
Bağıra bağıra geceler boyu
Kaskatı kesilip
Kan işediğim.”

Böyle söyledi. Kan işediğimiz hapishanelerin malumudur. İşeyenlerden biri de Ahmed Arif’in kendisiydi.

İngiliz, Amerikan; lisan aynı. Aynı cümleler, aynı gramerle ezberimize sunuluyor. Meselesi bir cümle kadar kısa, bir kelime kadar uzundur.

Şöyle demek isterim: Açık yaranın elleyeni çok oluyor. Ve biz, çok şükür, saklımızda ne kadar çok yara taşırsak o kadar “delikanlı” olduğumuzu düşünüyoruz.

Bulalım, eğer anahtarı Nutuk’taysa bir kez daha okuyalım.

Siyaseten Kemalizm’le yolum liseden sonra ayrıldı. Hiç tasa etmedim. Ortaokul ve lisede ulaşabildiğim en yüksek düşün mertebesi Kemalizm’di ve beslendim. Birbirimizden, birbirimizi incitmeden ayrıldık; ne bir kompleks ne bir kötü söz. Şahsen, şehri vücudümda, Kemalizmden kaynaklı hiç bir tahribat yaşamadım. Dönüp bir daha bakalım diyorsan, bakalım, tasa değil. Lakin Şeyh Sait’in itibarını iade etme anmasında dikkat çeken, bence, başka bir ayrım vardı. Habere göre salonun yarısı “saygı duruşu” diğer yarısı da “dua okuyarak” anmada bulunmuş. İşte Nutuk buna bir şey diyorsa okuyalım derim. Modern Kürt Hareketi şimdi tam da bir yol ayrımında. “Saygı mı” duyulacak yoksa “dua mı” edilecek?

Anadolu coğrafyasının başına gelmiş en güzel kazalardan biri olan Mustafa Kemal acaba bu ayrım noktasında hangi tarafta dururdu? Kürtler’in diri tarafı durmadan, çıkarabildiğim kadarıyla, Nutuk’tan bir çözüm çıkarmaya çalışıyor. Becerebilirler mi bilemem. Bir sosyalist olarak çok da meselem değil fakat Kemalistlerin, inanılmaz bir inatla, modern Kürt Hareketi’nden uzak durmasını, “bencil gen” eksikliğinden başka neye bağlasam bilemiyorum, ki o da koca Evrim Yasasına ters...

Vaziyet çok ters be Hocam.

Bilemiyorum...

Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 06 Tem 2011 08:18 #3166

  • Gökhan
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 12
  • Karma: 0
Sorularını cevaplamadan önce tabiri caizse araya bir parça atmak ve yine tabiri caizse Amerikan Kuva-yi Milliyesi vakti zamanında nasıl örgütlenmiş bir bakmak ve elin oğluyla bizim atalarımızın aslında aynı cephede savaştıklarını görebilmek yerinde olur sanırım. Bunun için aklıma gelen ilk film The Patriot (Yurtsever) oldu. Filmden sahiden anlayan arkadaşlar siteye pek uğramaz olduklarından fazlaca seçenek sunamıyorum. Bu fragmanı izleyelim sonra „sol ve milli şuur” ve „İngiliz sicimi nasıl olmuş da Amerikan kementi olmuş” veya „Abraham Lincoln gerçekten Kürt dostu muydu?“ konusuyla yolumuza devam ederiz umarım.

Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 06 Tem 2011 08:21 #3167

  • Gökhan
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 12
  • Karma: 0
Sorularını cevaplamadan önce tabiri caizse araya bir parça atmak ve yine tabiri caizse Amerikan Kuva-yi Milliyesi vakti zamanında nasıl örgütlenmiş bir bakmak ve kimi elin oğluyla bizim atalarımızın aslında aynı cephede savaştıklarını görebilmek yerinde olur sanırım. Bunun için aklıma gelen ilk film The Patriot (Yurtsever) oldu. Filmden sahiden anlayan arkadaşlar siteye pek uğramaz olduklarından fazlaca seçenek sunamıyorum. Bu fragmanı izleyelim sonra „sol ve milli şuur” ve „İngiliz sicimi nasıl olmuş da Amerikan kementi olmuş” veya „Abraham Lincoln gerçekten Kürt dostu muydu?“ konusuyla yolumuza devam ederiz umarım.

The Patriot:



Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 11 Tem 2011 06:58 #3169

  • hasever
  • ÇEVRİMİÇİ
  • Yönetici
  • Gönderiler: 290
  • Karma: 10
Gökhan,

Bahsettiğim Şeyh Sait anmasıyla ilgili Altan Tan'la yapılan söyleşi Radikal'in bugünkü İnternet baskısında var (link). Durum budur:

Her ulus, tarihini ve tarihi yeniden yazar (söz kimindi unuttum); şaşırmamak lazım fakat nasıl ve neyle yazar işte bütün mesele bu. Altan Tan ki, yumuşak başlı olduğunu biliyorum, bak nasıl cümleler kurmuş. Bu cümleler, artık bende takındı düzeyine gelmiş "din ideolojisini teşhir etme" çabalarımın ne kadar gerekli olduğunu gösteriyor. Altan Tan, bugün bunları cümle arasında ifade ediyor. Eğer alan bulur da büyürse, yarın başka hiçbir şeye müsaade etmeden kitap yazar. Ve ilkin içinde bulunduğu "laik" hareketi bitirir.

PKK’nin çok sekter olması, Kürt siyasi hareketini nasıl etkiliyor?


Sorusuna, "hayır; PKK sekter değil" demiyor. O değerlendirme, sekterlik, ortak payda olarak alınmış. Daha işin başı, henüz kılıçlar çekilmemiş ve en geniş manada Kürt Cephesi oluşmuşken, Tan, sekterlikte hem fikir. Bunun yarını ise karşı karşıya gelmektir. PKK içinde Altan Tan'ı barındırabilir ama Altan Tan PKK'yi içinde mümkün değil barındıramaz. Murat Belge'ye uyarlarsam. Murat Belge, "türbanlılara özgürlük" diye slogan atabilir; fakat anlamadığı şey, türbanlılar hiçbir zaman ve yerde "Murat Belge'ye özgürlük" diye slogan atmazlar. Tarih bize bu konuda hiçbir örnek sunmadı.

(Keşke Önder'in hızında yazabilme yeteneğim olsaydı. İçimde, o kadar çok cümle ayakta ki. Hızla yazmak gerekiyor. Malum, mesai. Ve hayatlarımız mesai arası boşluklarda...)

Somutun Tahlilini yadsıyor değilim. Benim memleketim gibi bir memlekette “din” faktörünün, siyaset denkleminde “ignore” edilmesinden bahsetmiyorum. Bahsetmeye çalıştığım, faktör diye denkleme kattığımız şey, çarpmada “0”ın işlevini üstleniyor; yani önünde sonunda, bütün parantez ve işlemlerden sonra “sıfır”la çarpılıyoruz ki sonuç malum. Buna bir hal çaresi bulmak lazım. Filistin Halkı için, bölgenin en laik halkı tanımı yapılır. Ne durumda şimdi? FKÖ’nun bütün “radikal” unsurları budandı geriye Hamas bırakıldı. Daha bin yıl o savaş ne Filistin Halkı’na bir tutam nefes ne de İsrail Halkı’na bir damla su olur; köreltir, karatır, çürütür ve devam eder.

Kürtçe anadilde eğitim, demokratik özerklik istiyorum. Kamusal alanlarda dilimi kullanabilmek, kendi kendimi yönetmek istiyorum. Gerekirse ticaret ve hukukumu da Allah’ın emrettiği şekilde uygulamalıyım.
(altını ben çizdim)

Bir insanın dilini kullanmak istemesiyle; ticaret ve hukuku “Allah’ın emrettiği(!)” şekilde uygulamak istediği aynı cümlede, aynı bünyede yer alabilir mi? Senin sorunun dilse, Allah’ın bir dili var deniyor ya, git onu kullan. Aynı kişi, eminim, kuranın ve ezanın kendi dilinde okunmasına karşı çıkar. Çünkü orada ana belirleyen “yerellik” “birey” “toplumsal yapı” değil; yüzyıllar evvelinden kalmış, dogmatik bir öğretidir. Ve öğreti en güzel kendini kapitalizmin liberalliğinde yetiştirebilmiştir.

Unutmamak lazım, Bu söyleşi Kürt Hareketi’nin en dinamik, en devrimci olduğu bir anda yapılıyor. Bunu yarını var, gelecek yılları var, körelmesi, sisteme dahil olmaya başlaması var.

Allah sayımızı arttırsın. Bence Kürtlerin dörtte üçü Müslüman’dır.


Cümle ne kadar tanıdık. Kimliklerimizde hepimizin müslüman olduğu yazılı. Tan, biraz da “henüz muhalifliğin” ateşiyle sayıyı ¾’e indirmiş. Fakat mantık aynı. Sayı, oran veriliyor ve geriye kalan ¼ kimdir, yarın halleri nice olacaktır belli değil.

Kürt camisi mi olmalı?
Hayır. İslam tarihinde böyle bir geçmiş yok ama Kürtlerin o 1400 yıllık milli kimliği dini inançlarının harcıdır. Kürt edebiyatından, müziğinden, hikâyelerinden dini çıkar, ne kalır?


Soru ne kadar güzel! Çok da garbi fakat ne diyor Tan, “Hayır. İslam tarihinde böyle bir geçmiş yok” Tamam yok da derdimiz İslam değil ki, Kürtler. Sorunun garbiliğine gelince, Hıristiyanlık her yerde o yerin kilisesi olabilmişken, İslam, katta buna müsaade etmiyor. Halbuki var. Ve üstelik her türlü “Hayır”a rağmen çünkü hayatın ırmağı o tarafa akıyor. Aynı coğrafyada bina edilmiş olunan Selçuklu camii ile Osmanlı camii aynı mıdır. İki manda da: Hem ibadet hem mimari... Balkanlarda kimi camiler tıpkı kiliseler gibi sandalye/sıralıdır. Ve eminim bu farklılık bütün islam coğrafyasında mevcuttur. Herkesin farklı dili, kültürü, edebiyatı, sineması, yemeği, giyim kuşamı, sevdası, hüznü, yüzü, gözü olacak ama din hiç fark etmeyecek; o her bünyede aynı sonucu verecek. Peki mümkün mü? Niye burada bir “devrimcilik” yok. Niye yelkenler İslam sularına girilince indiriliveriliyor?

İktidarın sahibi olan Müslüman Türkler ümmetçi kalabilselerdi, her şey farklı olabilirdi.


Demek ki İslam Ümmetçiliği bütün dertlere deva. Peki neden bütün İslam coğrafyası per perişan. Bu güzel kurtuluşun hiç mi “bir” kırıntısı sağa sola düşmez. Diyelim ki o anlayış, kötü insanların ellerinde heba oluyor peki anlayışın kendisi hiç mi kişilere rağmen yer yer yüzünü göstermez.

Tan, daha dün milletvekili seçildi. Kürt Davası’nın en dinamik kesimleri tarafından “vekillikle” taltif edildi. Buna biraz “nezaketen” de olsa saygı göstermek gerekmez miydi? Yapılan koca “seküler” mücadele bir röportajda çöpe atılacak, kürt Halkı’nın bütün alınteri İslam kanalına yönlendirilecek ve bu yapılırken hiç beis duyulmayacak. Sadece insaf diyebiliyorum.

Daha kaç kere dine yenilmemiz gerekiyor? Daha kaç kere, Behrengi’nin cesedinde dere kenarında susuz bırakılmamız gerekiyor? Daha kaç kere Ape Musa’nin buğday teninde buğday tarlasına kan vermemiz gerekiyor? Daha kaç kere Sivas, Maraş, Çorum? Daha kaç kere?

Bir umut

Öcalan geçen hafta “ihtivasını bilemediğimiz” devletle Barış Konseyi kurulmasında mutabık kaldıklarını söyledi. Umarım öyledir... Umarım Kürt lider, gücünden bir şey kaybetmeden ve kanatları altına İslam’ın yalancı rüzgarını almadan Kemalistlerle anlaşmaya varır. Daha doğrusu, umarım Kemalistler Kürtleri İslam ateşine atmaz zira “sonradanlığın” bütün kompleksiyle hareket edecek olan bir Kürt İslamcılığı, değil Amed’i Ankara’yı dahi yaşanılmaz kılar...

Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 12 Tem 2011 11:42 #3170

  • Gökhan
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 12
  • Karma: 0
Merhaba Hasan,

Bana göre Altan Bebek, „dünyamız“ üzerindeki binlercesinden sadece birisidir. Bir anlamda oltanın ucundaki yemdir. Bence solun asli görevi oltayı kimin tuttuğunun veya bu bebeyi kimin emzirip büyüttüğünün tespiti ve en medeni yollarla teşhiri olmalıdır; yoksa güncel siyaseti -iyi bir televizyon izleyicisi gibi- takip etmek ve güncel siyasetin asıl kaynağına inememek bizlere bir şey kazandıramayacağı gibi senin de bahsettiğin ve şu son süreçte varlığı iyice hissedilen devrimci direnci de bir anlamda zedeleyebilir. Demem o ki, Diyarbakır`dan girip Brunei`den çıkmak varken, dalgayı gizli veya açık cemaat/cemiyet sularında iç etmenin ve Papaz Frew`in oyununa bir kez daha gelmenin hiçbir anlamı yoktur. Bu sebeple, daha önce de sözünü etmiş olduğum diyalektik yöntemle dişe dokunur bir şeyler elde etmenin şüphe götürmez faydaları ortada duruken, şiir veya fıkra dinlemeye benim de niyetim yoktur.

Gel seninle bir alt başlık açarak Sevr Antlaşması`na kısaca göz atalım. Lisedeki gibi can sıkıcı olmayacağının garantisini siteye uğrayan arkadaşlara verebileceğimizi düşünmekteyim.

„Sevr Antlaşması I. Dünya Savaşı`ndan sonra İtilaf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu Hükümeti arasında 10 Ağustos 1920'de Fransa'nın başkenti Paris'in 3 km. batısındaki Sevr banliyösünde bulunan Seramik Müzesi'nde imzalanmış fakat uygulamaya konmamış barış antlaşmasıdır.“ (Vikipedi)

„Uygulamaya konmamış barış antlaşması“ tarifi 2011 gözüyle bakıldığında ne kadar gerçekçidir bilemiyorum. Diyalektik bizlere, 10 Ağustos 1920 sonrası „Sevr`i Severler Cemiyeti“ şeklinde bir oluşumun kurulduğu ve halen Anadolu`nun en köklü cemiyetlerinden biri olarak faaliyetlerini yürüttüğünü göstermektedir. Bu antlaşmanın „Sınırlar“ maddesiyle incelenmeye başlanması ve 2011`deki güncel yansımalarının gözönüne alınması diyalektik yöntemin hakkını hakkıyla bir kez daha verebilir:

-- Sevr - Sınırlar (madde 27-36): Edirne ve Kırklareli dahil olmak üzere Trakya'nın büyük bölümü Yunanistan'a, Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezleri Suriye'ye bırakılacak, İstanbul Osmanlı Devleti'nin başkenti olarak kalacak.

Suriye`nin kuruluş, gelişim vs aşamaları dikkate alındığında Ceyhan, Antep, Urfa, Mardin ve Cizre kent merkezlerinin gerçekten vakti zamanındaki veya günümüzdeki Suriye`ye mi bırakıldığı veya tabiri caizse kime bırakıldığı o kadar açık değildir.

Ne demek istediğim Kurtuluş Savaşı sonrasında imzalanan Mudanya Mütarekesi`ne bakılarak anlaşılabilir. Bunun için de: Kim kiminle savaşmış, kimler, ne zaman, nerede ve nasıl mütarekeyi imzalamış? sorularının cevaplanması yeterlidir. Bu mütarekeye bir göz atalım daha sonra yolumuza devam ederiz. Mütareke hakkındaki bilgiler Vikipedi`de de rahatça bulunabilir inancındayım.

Bunun için link: http://tr.wikipedia.org/wiki/Mudanya_M%C3%BCtarekesi

Mütareke okunduktan sonra „Üç Devlet ve Bir Ülke“ kavramıyla yolumuza devam ederiz umarım. Canı şimdiden sıkılanlar için aşağıya bir film fragmanı ekliyorum.

The Good, The Bad and The Ugly:

Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 12 Tem 2011 11:52 #3171

  • Gökhan
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 12
  • Karma: 0
Araya küçük bir not düşmek isterim. The Good, The Bad and The Ugly filminin orijinal fragmanındaki „Kötü“ ve „Çirkin“ film izlenirken yer değiştirmektedir. Ben bunun „istemdışı bir hata“ olamayacağına inananlardanım.

Cvp: Nereden Gelir Bu İngiliz Dostluğu 19 Tem 2011 13:28 #3190

  • Morpheus
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 1
  • Karma: 0
The Matrix is a system. That system is our enemy. When you are inside, you look around, what do you see? Businessmen, teachers, lawyers, carpenters. The very minds of the people we are trying to save. But until we do, these people are still a part of that system and that makes them our enemy. You have to understand most of these people are not ready to be unplugged and many of them are so inured, so hopelessly dependent on the system that they will fight to protect it.

Son Düzenleme: 19 Tem 2011 13:33 Düzenleyen Morpheus.
  • Sayfa:
  • 1
Sayfa oluşturulma süresi: 0.45 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44