Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

FEROZ AHMET- TÜRKÜYE'DE ATAERKİLLİĞE DÖNÜŞ VAR
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
  • Sayfa:
  • 1

BAŞLIK: FEROZ AHMET- TÜRKÜYE'DE ATAERKİLLİĞE DÖNÜŞ VAR

FEROZ AHMET- TÜRKÜYE'DE ATAERKİLLİĞE DÖNÜŞ VAR 01 Mar 2011 11:35 #3130

  • AliOsman
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 522
  • Karma: 7
Şenay YILDIZ/ Bu e-posta adresi spam robotlarından korunuyor. Görebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Prof. Dr. Feroz Ahmad'ın AKŞAM'a yaptığı çarpıcı açıklamalar söyle:
- Bugünkü Türkiye'yi Cumhuriyet'in kuruluş zamanı ile kıyasladığınızda bir gerileme görüyor musunuz?
Evet, Türkiye'de belli açılarda toplumda bir gerileme, erkek egemen-ataerkil hale geri dönme vaziyeti var. Sadece Türkiye'de değil, ABD gibi çok gelişmiş bir toplumda bile gerileme dönemleri görüyorsunuz. Mesela 1925 ABD'de 'Maymun Davası' adlı bir süreç yaşandı. Bazı eyaletlerde, Darwin'in maymun teorisinin okullarda öğretilmesine karşı çıktılar ve 'Biz insanların Allah tarafından 7 gün içinde yaratıldığına inanıyoruz' dediler. Bu o dönemde Amerikan biliminin gelişmesi açısından büyük bir tehdit oluşturuyordu. Ama bunlar bitti. Buna benzer süreçleri Türkiye'de de görüyorsunuz. Yatılış Atlası adlı çalışmaya bakın. Kim bunu finanse edip, okullara gitmesini sağlıyorsa... Aynı şey. Erkek egemen topluma doğru geri dönüş sizin geldiğiniz sosyal sınıf ve eğitimle ilgili bir durum. Türkiye'de belli açılardan bir gerileme var, ama saati tümüyle geri alıp Cumhuriyet'ten bugüne geçen 88 yılı tümüyle silemezsiniz. Belki bir kısmını silebilirsiniz ama tümüyle yok edemezsiniz.

DEVRİMLER ZAMAN ALIR
- Günümüz Türkiye'sinde sosyal hayatta dinin bu kadar egemen olmasını neye bağlıyorsunuz?
Atatürk önemli bir devrim başlattı. Ama biliyorsunuz, devrimler asla tamamlanmaz. Devrimler yüzyıllar alır. Sizin hayatınızda 88 yıl çok uzun bir zaman olsa da, bir devrim için kısa bir zaman. Rusya'da da devrim tamamlanmadı. Eğitim sürecinin devam etmesi çok önemli. Erkeğin bir yanda, kadının bir yanda yer alması isteniyor birbirlerini ahlaksızlığa itmesinler etmesinler diye. Bunları bir toplumu eğiterek değiştirebilirsiniz. Bir de tabii kimin iktidarda olduğu bu süreçlerde çok belirleyici oluyor. Mesela Jenny White'ın 'Islamist Mobilization of Turkey' isimli bir kitabı var. Başbakan Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaparken, Refah Partisi döneminde çalışılarak hazırlanmış bir kitap. Kitapta, White'ın konuştuğu kadınların bir kısmı 'Ben çalışmak istiyorum ama kocam izin vermiyor', 'Kocamın annesi tek başına dolmuşa binmeme izin vermediği için kendi anneme bile ziyarete gidemiyorum' diyor. Bunlar işte erkek egemen yapıya geri dönüşün örnekleri. Bugün cemaatler çok etkin Türkiye'de ve bunun ne kadar daha böyle süreceğini kestirmek zor.
- Bir kimlik değişimi mi yaşanıyor?
Kimlik dediğiniz şey monolitik değil ve çok yönlüdür. Türkler için de bu böyle. Bazıları Müslüman, bazıları Hıristiyan, Kürt kökenli. Eğer İslam toplumdaki en egemen rolü oynuyorsa, bazıları kendilerini daha İslamcı hissedebilir. Bazılar için Müslüman olmak, Türk olmaktan önce gelebilir. Ama bunların hepsi dönemsel ve çok yönlü şeylerdir. Ama sonunda Türk, Türkiyeli olarak kalacak.
- 'Türk' mü 'Türkiyeli' mi denilecek tartışmasına ne diyorsunuz?
Bu konu bence yöneticilerin ne kadar olgun olduğu ile ilgili bir durum. Hindistan'da da biz bunu yaşadık 1947'de. 'Birden herkes Hintli oluverecek' ümidi vardı. Ama yurtdışında yaşayan Hintliler önce Hintli olduklarını, sonra da alt kimliklerini söylemeye başladılar. Dil açısından Türkiye'nin büyük ölçüde başardığı gibi tek bir dili resmi dil olarak başarma arayışı vardı. 1954'te insanlar 'Hindu bizim dilimiz değil' demeye başladı. Nehru bu konuda, 'Tamam istediğiniz olsun' deme olgunluğundaydı. Ve bugün Hindistan'da tanınan 22 bölgesel dil var. Daha sonra bölgesel milliyetçiler şehirlerin isimlerini de değiştirmeye başladı. Biliyorsunuz bugün Bombay Mumbai oldu. Bunun gibi çok örnekler var ve bu bir eğilim. Pakistan ise Urduca'yı bir ulusal dil olarak inşa etmeye çalıştı ama 70'lerde bu başarısız oldu ve Pakistan parçalandı. Eğer o günlerde belki farklı etnik kimliklerine kendi dillerini konuşma imkanı olsa, durum farklı olabilirdi. O günlerde İslam bir çimento olabilir görüşü de hakimdi. Ama, İslam bir çimento değil. Eğer öyle olsaydı, bugün -elbette Batı da bunu engelledi ama- Araplar da bir çeşit federasyon oluşturabilirdi.
- Türkiye'de de Kürtçe için böyle bir talep var biliyorsunuz. Resmi dil olmasını isteyen kesimler de bu taleplerini dillendiriyor...
Türkiye'de zaten değişimler yaşanıyor. Ama bence bir ulusal dil olma ihtimali yok. Bu aşamadan sonra Türklerin oturup Kürtçe öğreneceğini sanmıyorum. Bugün şehirlerde yaşayan Kürtlerin dahi ne kadarının öğreneceği şüpheli. Şehirlerdeki Kürtlerin bugün geldikleri yerlere geri dönme ihtimalinin düşük olması gibi bir şey bu. Milliyetçilik böyle bir şey değil.

LAİSİZİMDEN SEKÜLARİZME
- Bugünkü Türkiye'de laiklik konsepti bir değişime uğradı mı sizce?
Kesinlikle değiştirilmeye çalışılıyor. Türkiye sekülar değil, laisist bir cumhuriyetti. Cumhuriyet, Fransız modeli üzerine kurulu laisite'yi model alıyordu. Bunda, devlet dini kontrol altında tutar ama kötüye kullanmaz.
- Sekülarizm ile laisizm arasındaki fark nedir?
Sekülarizm, Amerika, İngiltere ve Avrupa'da var. Devletin dini yok, ama bireyler ne isterse yapabilir. Din okulları var biliyorsunuz. Mesela ABD'de farklı ırkların birbiriyle çıkmasına iyi bakılmayan okullar var. Yahudi okulları, İslamcı okullar... Hepsi mümkün. Bu sekülarizm. Evet, Türkiye bu yönde gidebilir. Sekülarizm şu anda laisizmden daha fazla kullanılıyor. Evet, bu bir değişim. Bu İkinci Dünya Savaşı'ndan beri değişmeye başladı.
- Seçimler yaklaşırken, yeni CHP yönetimini nasıl buluyorsunuz?
Kemal Kılıçdaroğlu'nun ne yapacağını bekleyip görmemiz gerekiyor. Seçmene ne önereceği çok önemli. Seçmenler aptal değil. Genelde öncelikleri ekonomik. Ondan sonra da eğitim, sağlık hizmetleri gibi diğer konulara odaklanıyorlar. Seçmenlerin AKP'ye birdenbire dindar oldukları için oy verdiklerini sanmıyorum.

AKP ERDOĞAN'IN PARTİSİ
- AKP'ye oy verilmesinin temel itici güç sizce nedir?
Erdoğan çok başarılı bir belediye başkanı olunca, insanlar ülkeyi de iyi yönetebileceğini düşündüler ve denemek istediler. Ama Türkiye'nin siyasi kültürü yeniden harekete geçti. Tıpkı ANAP'ın Özal'ın, MHP'nin Türkeş'in, Demokrat Parti'nin Menderes'in, CHP'nin Baykal'ın, DYP'nin Demirel'in partisi olması gibi AKP de Recep Tayyip Erdoğan'ın partisi oluyor. Bu siyasi kültür ve değişmesi gerekiyor. Ama bunun nasıl değişebileceğini sorarsanız, işte onu bilemiyorum. İki seçimde başarılı oldu, bakalım bunda ne olacak. Sayın Erdoğan'ın en büyük şansı karşısında güçlü bir muhalefet olmamasıydı.
- Kılıçdaroğlu CHP'sini de halen böyle mi görüyorsunuz?
Evet, yeni bir liderlik var ama yeni liderliğin de kendini inşa etmesi gerekiyor. Dürüst olmam gerekirse, ben CHP'nin programı nedir bilmiyorum ve toplum genelinde de bunun çok iyi bilindiğini Kılıçdaroğlu'nun başa gelirse hangi alanda ne yapacağını çok iyi bildiğini sanmıyorum.

Batı, milliyetçiliğe karşı İslam'ı kullandı
- Ortadoğu'da son dönemde yaşananlara tarihsel olarak bakınca halkların bugün yönetimlerini devirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ortadoğu'yu anlamak isteyen herkesin Osmanlı'nın çöküşü itibariyle bölgeye bakması gerekir. Özellikle Mısır'da Arap milliyetçiliğine önderlik eden Nasır'ın Batı tarafından nasıl bitirildiğine dikkat etmek çok önemli. Mısır'da Cemal Abdül Nasır iktidara geldiği 1950'lerde Arap milliyetçiliği bir hayli güçlüydü. Bu, Batı için biraz ürkütücüydü. Kasım 1958'de ABD'deki Ulusal Güvenlik Ajansı (National Security Agency) Eisenhower yönetimi için bir belge hazırladı ve 'Soğuk Savaş'ın ortasındayız. Bizim için tek tehlike Komünizm değil. Üçüncü Dünya'da ABD'nin veya Batı'nın çıkarlarının karşısındaki gerçek tehlike milliyetçiliktir. Bunu İslam'la dengeleyebiliriz' dedi. Bunu da Vahabi İslam'la yaptılar. O nedenle, 1960'larda milliyetçi rejimlere yönelik bazı müdahaleler olduğunu ve Müslüman ülkelerin güç kazandığını görürsünüz bölgede. 1960'larda Suudiler bir üniversite kurarak Vahabi İslam propagandasına başladılar. Bunların bir kısmı Batı'ya, Türkiye'ye de geldi. Uğur Mumcu bir dönem bunları çalıştı.
- Rabıta'dan bahsediyorsunuz sanıyorum...
Evet, Rabıta. İslam Alemi'nin Birliği anlamına geliyor. Mumcu, daha çok örgütlenmenin ekonomik yönü üzerine odaklandı, ideolojik değil. Burada, asıl mücadele Nasır'ın milliyetçiliğine karşıydı. Onu zayıflatmak için İslam kullanıldı. 1967 Savaşı'yla Nasır iyice zayıfladı. Mesela dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusunun olduğu Endonezya'da 1960'larda, milliyetçi Sukarno'nun devrilmesi, diğer ülkelerde milliyetçi rejimlerin devrilmesi... hepsini büyük tablonun parçaları olarak görmek lazım.
- Peki daha büyük tabloya bakınca, bugün olanlar da İslam'ın Batı tarafından başka bir biçimde kullanılması planı mı?
Sanmıyorum, biliyorsunuz ılımlı İslam'dan bahsediyorlar ve bu noktada Türkiye devreye giriyor. Ama tabii hiçbir din olmadığı gibi, İslam da monolitik değil. Mısır'daki Müslüman Kardeşler mutlaka bir şeyler öğrendi, tıpkı Türkiye'deki Müslümanların yıllar içinde Erbakan'dan Erdoğan'a pek çok şey öğrendikleri gibi. Müslüman Kardeşler Mısır'daki en organize grup olabilir. Ama, Mısır'ı ne kadar dönüştürebilirler? Mısır'ı tamamen izole edip, dünyaya kapatabilirler mi? Mısır'ın en büyük gelir kaynağı turizm. Eğer ülkeyi kapatırlarsa, turistler gelmeyecektir. Bu işlerine gelir mi sizce? Bence bu insanlar aptal değil. Şeriat getirebilirler mi? Ben bunu çok zor görüyorum. İlk zamanlarda bile bunun uygulanması çok zordu. Benim görüşüme göre İslam son derece rasyonel bir din. Sadece Vahabizm biraz farklı. Şeriat'ın gelmesi? Hayır, bu bir fantezi!

Atatürk şanslıydı
Türkİye 1923'te milliyetçi hareket Cumhuriyet'i kurduğu zaman çok şanslıydı. İkinci Dünya Savaşı'na dek İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya kendi bölgeleriyle meşguldü ve Türkiye'yi kendi haline bıraktılar. Türkiye bu yıllarda dış etkilerden etkilenmedi. Şeyh Said isyanı Mustafa Kemal'e böyle sıra dışı bir rejim inşa etmesini sağladı. Bu süreçte reformları yapma imkanı buldu. Ataerkil, erkek egemen bir toplumdan moderniteyi tanıyan, bilimi kabul eden bir ülkeye dönüştürme fırsatı verdi ona bu durum. Bir anlamda, Şeyh Sait İsyanı sonuçları itibariyle Atatürk'e yardım etti. Tabii ki, isyan başarılı olsa, halifeliği geri getireceklerdi ve başka türlü olacaktı. Ama bastırılınca, sıra dışı yasalar çıkarıldı, yeni cumhuriyetin o dönemin koşullarında reform yapması sağlandı. Ben, o dönemde yapılanları ataerkil-erkek egemen bir toplumu dönüştürme çabası olarak görüyorum.

Cvp: FEROZ AHMET- TÜRKÜYE'DE ATAERKİLLİĞE DÖNÜŞ VAR 02 Mar 2011 06:41 #3131

  • hasever
  • ÇEVRİMİÇİ
  • Yönetici
  • Gönderiler: 290
  • Karma: 10
Prof. Feroz Ahmet ismiyle ilk kez burada karşılaştım ve itiraf etmeliyim ki Wikipedia'da kim olduğunu öğrenene kadar memleketin herhangi bir üniveristesinden herhangi bir prof. sandım. Nasıl bir kerameti var ki Akşam röportaj yapmış bilmiyorum ama Hindistan ve diller üzerine o kadar şey söyledikten sonra
Bu aşamadan sonra Türklerin oturup Kürtçe öğreneceğini sanmıyorum. Bugün şehirlerde yaşayan Kürtlerin dahi ne kadarının öğreneceği şüpheli.
demesi tam bir resmi ideoloji üretimi olmuş. Eğer bir tercüme hatası yoksa profa şöylemiş olayım, özgürlükler/haklar bu tür kriterlerle değerlendirilmez kaldı ki kimse Türklerin Kürtçe öğrenmesinden bahsetmiyor; Kürtlerin Anadilleriyle yaşamalarından bahsediliyor. Ayrıca, akıllara durgunluk veren şu tespiti, sanırım , Feroz Ahmet'i okumama gerek olmadığı konusunda yeterince iyi br veridir:
Türkiye bu yıllarda dış etkilerden etkilenmedi. Şeyh Said isyanı Mustafa Kemal'e böyle sıra dışı bir rejim inşa etmesini sağladı. Bu süreçte reformları yapma imkanı buldu.

Şöyle mi anlayalım: Şeyh Sait İsyanı bir Kemalist kışkırtmadır? Ve Kemalistler, plansız programsızdılar, öyle ki böyle bir ayakaklanma olmasaydı yaptıklarını yapamazlardı. Beynim duracak!
  • Sayfa:
  • 1
Sayfa oluşturulma süresi: 0.40 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44