Düşenin dostu olmuyor da düşkün için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
Hani neredeyse canlı yazımda şahit oldum, İsviçre basını Zeynel Abidin Bin Ali'nin devrilmesinden bir saniye sonra adamı ex-diktatör diye sıfatlayıverdi. (Birilerinin "ex" diktatör olmadan önce, mantıken, "diktatör" olmuş olması gerekmez mi!) Bir dakika önce devlet başkanı ve muteber bir kişiydi. Çok yüzlü bir dünyada yaşıyoruz. Aynısı Mübarek'e de uygulandı. İkisi de şu anda büyük bir bunalım içinde olsalar gerek. Bir insanın dünyası bu kadar mı çabuk değişir.
Şimdi sıra Kaddafi'de... Düşmesine yakın herkes eteğindeki taşları dökmeye başladı fakat ürkek bir cesaretle... Ola ki gitmez, dikkatli olmak lazım; cümleleri fazla açmamak lazım, toplaması zor olur.
Kaddafi meselesi İsviçre'de bir başka izleniyor. Zamanında, oğul Kaddafi, Hannibal, Cenevre'de "hizmetcisine" şiddet uygulamış, bu şiddeti cezalandırmak isteyen mahkeme kararı iki ülke arasında akaryakıt krizi doğurmuştu. İsviçre maliye bakanı, yüzünü yerlerde sürüyüp Kaddafi'den özür dilemiş lakin bu özür bile Kaddafi'nin öfkesini dindirmemişti. Şimdi onun hastalıklı biri olduğundan, çılgın, deli, megaloman olduğundan dem vuruluyor. Çok yüzlü bir dünya...
Radikal gazetesinden Eyüp Can, Kaddafi'ye bakıp halimize şükretmemizi istemiş ve "Türkiye yerine Libya’da doğsam nasıl bir hayatım olurdu?" diye sormuş.
Paralellik kurmasını tavsiye ediyorum; şahsen ben öyle yapıyorum; içim rahat!