Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
  • Sayfa:
  • 1

BAŞLIK: Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu

Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 30 Eyl 2009 07:15 #2650

  • AliOsman
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 522
  • Karma: 7
Kemal Okuyan'ın, 29 Eylül 2009 Tarihli www.sol.org.tr deki yazısı...


Başbuğ'a suç duyurusu!

Ufuk Uras ve bazı arkadaşları Genelkurmay Başkanı için suç duyurusunda
bulunduğunu duyduğumda ilk aklıma gelen, Başbuğ'un "halkı kin, nefret ve düşmanlığa tahrik"le suçlanmasıydı. Öyle ya, yalnızca bugünkünün değil, Türkiye'deki hemen bütün Genelkurmay Başkanları'nın alışkanlığıdır "tahrik"... Milliyetçilik, şovenizm... Bütün bunlar bu kapsamda değerlendirilebilir.

Başvurucular Uras ve arkadaşları olmasaydı, şöyle de düşünebilirdim: Birileri TSK’nın Amerikancılığına, NATO’culuğuna kafayı takmış ve hâlâ 12 Eylül’ün ürünü Anayasa’da ve yasalarda bile varlığını koruyan bazı maddelere dayanarak ağır bir ithamla dayanmış savcılığın kapısına. “Toplum sağlığına zararlı neşriyat” da güzel olurdu, yazılı basın açıklamaları, ordu bünyesinde yayınlanan sayısız dergiye filan atıfla...

Ama öğrendim ki, şikayet konusu “Başbuğ’un siyaset yapması”ymış, bir devlet memuru olarak konuşmaması gereken konularda konuşuyormuş, bütün devlet memurları için uygulanan yasak Başbuğ’a da uygulanmalıymış ve en önemlisi Genelkurmay Başkanı, sivil iradeye boyun eğmeliymiş...

Böylece, Genelkurmay Başkanı’nın susması, siyaset yapmaması karşılığında, devlet memurlarının siyaset hakkından vazgeçilmiş oluyor!

Böylece, zamanında başta devlet memuruyken Genel Başkanlık yapan Ufuk Uras olmak üzere, birçok devlet memuru tarafından fiilen delinen ve de iyi ki delinen bir yasak “demokrasi mücadelesi”ne destek amacıyla kullanılıyor!

Böylece, günün birinde Türkiye’de bir albayın çıkıp, “Türkiye’nin kurtuluşu bir halk iktidarındadır” demesinin yetkinin kötü kullanımı kapsamında değerlendirilmesine onay veriliyor, bir yargıcın “Türkiye NATO’dan çıkmalıdır” türünden bir çıkış yapması sivillik adına tukaka ilan ediliyor.

Böylece, sivil otoritenin her tür karar ve uygulamasının halk nezdinde meşruiyeti olduğu gibi, ne yazık ki bugün solun kendini en devrimci sayan kesimlerinde bile kabul gören gerici bir teze yeni bir destek geliyor!

Böylece, bütün kurumları alabildiğine siyasallaşmış bir sistemde, sabah akşam emperyalizmin ve piyasanın çıkarlarına hizmet eden silahlı kuvvetlerin sorunu “siyaset yapmak” olarak tarif ediliyor, “kışlaya, camiye, okula siyaset girmez” düsturu kısmen destekleniyor!

Siyaset her yerdedir ve her yerde olmalıdır. Başbuğ “siyasi açıklama” yapmadığında da, NATO toplantılarında, MGK’da, Erdoğan’la başbaşa görüşmelerinde siyasetin içindedir. Sorun Başbuğ ya da bir üst düzey yargıcın ya da bir müfettişin konuşması değil, yanlış konuşmasıdır.

Sol bütün devlet memurlarına siyaset ve örgütlenme özgürlüğü ister. Sol bütün devlet memurlarının sivil otoriteye tabi olması gibi faşizan bir dilek tutmaz. Sol için kurallar değil, içerik önemlidir, doğrultu önemlidir.

Erdoğan konuşsun, Başbuğ sussun diyerek Türkiye özgürleştirilemez.

Cvp:Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 30 Eyl 2009 07:16 #2651

  • AliOsman
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 522
  • Karma: 7

Cvp:Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 30 Eyl 2009 11:00 #2653

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Yazının ana fikri ve en önemli kısmı da son cümlesi: Erdoğan konuşsun, Başbuğ sussun diyerek Türkiye özgürleştirilemez.

Uras ve arkadaşlarının başlattığı parti girişiminin "manifestosu"nu az sonra forumda paylaşacağım. Kafama yatmayan o kadar çok cümle, önerme ve ifade var ki, sayamadım vallahi!

Muhtemelen bu girişim, TBKP'den sonraki en liberal çizgi olarak tarihe geçecek, ki zaten azımsanmayacak bir bölümü de TBKP'li.

Cvp:Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 30 Eyl 2009 11:44 #2655

  • fetekos
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Çaylak
  • Gönderiler: 89
  • Karma: 12
Okuyan’ın yazısı bence çok açık ve yeterince aydınlatıcı. Ama Uras’ın daha ÖDP saflarındayken, parti başkanıyken, “sol açılımlar” yaparken kaleme aldığı kitapları onun siyaset çizgisinin çürüklüğünü göstermiyor muydu? Anlayamadığım, artık son haddinde bir aymazlık olarak değerlendirdiğim de işte bu. Yani partili arkadaşlar merak edip başkanımız bu “eser”lerinde hangi konuya nasıl yaklaşmış diye açıp okumadılar mı bunları? Bu mesnetsiz iddialarla dolu, e-posta yazısında bile özen gösterilmesi gereken üslup ve bilimsellik temelinden yoksun, özellikle de bir akademisyene hiç yakışmayan dağınık yazıları hiç mi sorgulanmadı şu ana kadar? Bazen çevik olmak hayat kurtarır. Maalesef bizim sol bu çevikliklikten hep yoksun olmuş. Ügünüm ama bu insanların şu noktaya gelebilmelerinden bizim de sorumlu olduğumuzu düşünüyorum.

Güçlü, o “girişim” metnini de okudum. Bırak hataları, sorunların gerçek kaynaklarına yönelik en ufak bir gönderme, kanımızı emen bu ekonomik "yağma" düzenine en ufak bir sataşma, sol adına ciddiye alınacak temelli bir öneri içeren tek bir satırı bulunmuyor. Zaten öyle bir dertlerinin de olmadığı çok açık. Bir eylemsizlik ve siyasetsizlik metnidir bu. Son derece zorlama dili de kendini yeterince açığa vuruyor. Uzun yıllardır inceden inceye çizdikleri çizgiyi biraz daha kalınlaştırmışlar...

Cvp:Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 30 Eyl 2009 11:48 #2656

  • AliOsman
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 522
  • Karma: 7
Henüz Ufuk Uras ve arkadaşlarının Manifestosunu okumadım.Birazdan ona da bakarım.

Öncelikli olarak, TKP çizgisine karşı belli bir seviyeden baktığımı söylemeliyim. Kemal Okuyan'da TKP'yi siyaseten ayakta tutan-tutmaya çalışan önemli insanlardan biri olması nedeniyle, benzer bir mesafeyi ona da koymuşumdur. Lakin Senin de altını çizdiğin üzere Ufuk Uras'ın 'O konuşsun bu konuşmasın yaklaşımı'na karşın, Okuyan'ın ortaya koyduğu herkes konuşsun-politka yapsın ama doğru şeyler söylesin. Yanliş söylüyorsa eleştirilme hakkı saklı kalsın yaklaşımı bana daha sol ve daha yakın geliyor.

Ufuk Uras bu tarzı ile hızla Taraf Çizgisine doğru yuvarlanıyor. 2. Cumhuriyetçi olarak bilinen bu çizgi ile fikren zaman zaman yakınlaşmamak mümkün değil. Ama bu yakınlaşma onların dümensuyuna girmek şekilinde vucut bulunca, siyaseten tehlike çanları çalmış oluyor.

Türkiye'de askerlerin hukuken politika yapmasına izin verilmemesinin iki tarihi nedeni var. Ha diyebilirsiniz ki yasak var da takan var mı ? İşte bu nokta bile altını çizmeye çalışacağım bu tarihle yakından ilintili.

Cumhuriyet'in kurulma ve Osmanlı'nın yıkılışına yakın yılların temel tartışmalarından birisi Yıkılışın sebebi askerin siyasete bulaşması olarak görülmesiydi. Bu tartışmalar Cumhuriyet sonrası da devam etti. Ve Mustafa Kemal, bu durumu kendi iktidarının potansiyel tehlikelerinin askeriyeden geleceği düşüncesi ile Askere politika yasağı getirdi. Lakin bu politik yasak kendini Atatürkçülük olarak tanımlamış siyaset yapma biçimini dışlamadı aksine düstur-bayrak haline getirdi. Ordunun başka türlü siyaset yapmasının yolları kapatıldı ama iş 'Vatan-Millet ' meselesine gelince bırakın politika yapmayı, politikayı belirleyen haline geldi. Hemen her durum da malumunuz Vatan ve Millet ile ilişikilendirilebilecek bir yapıda olduğu için ordu, politik yaşamın tam da tepesine oturmuş oldu.

Cvp:Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 30 Eyl 2009 12:03 #2657

  • fetekos
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Çaylak
  • Gönderiler: 89
  • Karma: 12
Bu arada benim bahsettiğim çerçeve metinleri dün yayınlanan şu yazıydı:

Uras’ın çağrısıyla “Solda kitlesel bir siyasal merkez oluşturmak” amacıyla bir araya gelen gruplar yeni partinin manifestosunu hazırladı. Aralarında; Ahmet İnsel, Fuat Keyman, Mithat Sancar ve Tarık Ekinci’nin de bulunduğu 18 kişilik “Temas grubu” genişletilerek gruba Erol Katırcıoğlu, Kıvanç Eliaçık, Fehim Caculi, Aydın Engin gibi isimler de katıldı.

Kurulacak yeni partinin manifestosu niteliğindeki metinde, “milliyetçiliğe ve muhafazakarlığa hiçbir şekilde teslim olmayan; demokrasiyi sadece kendisi için değil, bütün toplum kesimleri için talep eden ve yaşatan bir siyasal harekete ihtiyaç olduğu’’ vurgulandı. Metinde öne çıkan başlıklar şöyle:

ÖZGÜRLÜKÇÜ TÜRKİYE: Sosyal adaletsizlik ve eşitsizliklerden mağdur olanlar için ve yükselen muhafazakarlık ve cemaatçilik karşısında özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye hedefini savunacak bir vicdan hareketine ihtiyaç var. Hedef, yeniden tanımlanmış bir toplumsal adalet ve vicdan anlayışıdır.

YENİ ANAYASA: Türkiye’de demokratikleşmenin en acil ihtiyacı, 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olan 1982 Anayasası’nın bütünüyle değiştirilmesi ve özgürlükçü-demokratik bir Anayasa yapılmasıdır. Topluma giydirilen bu deli gömleği bir kenara atılmalı, milliyetçi, muhafazakar, otoriter ve vesayetçi güçler etkisiz bırakılmalıdır.

KÜRT SORUNU: Türkiye’de Kürt sorunu, Alevi sorunu ile tüm etnik, dini kimlik sorunlarının barış içinde kalıcı çözümünü, eşit yurttaş olma ilkesini merkeze koyarak, bir anayasal yurttaşlık anlayışıyla kararlılıkla savunan ve özgürlükçü bir laiklik anlayışını benimseyen güçlü bir siyasal hareket sağlayabilir.

ÇOK DİLLİ KAMU HİZMETİ: Bürokratik ve ceberrut devletin ideolojik referansları ve kurumları hızla etkisiz kılınmalı, yerinden yönetim anlayışı uygulanabileceği tüm konularda hızla hayata geçirilmeli, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi sağlanmalıdır. Çok dilli kamu hizmetini de içeren yerinden yönetim pratikleri siyasal katılımın yaygınlaşması için de bir gerekliliktir.

ULUSLARARASI İLİŞKİLER: Türkiye bölgesinde ve tarihsel ilişkilerinde farklı kültürlere sahip toplumların kaynaşmasını sağlayacak, uluslararası sorunların barışçı yöntemlerle ve diyalogla aşılmasını hedefleyen, dünya kaynaklarının adil kullanımına dayalı bir stratejinin takipçisi olmalıdır.

SOSYAL DEMOKRATİK CUMHURİYET: Eşitlikçi, özgürlükçü bir siyasal hareket; kimsenin aç ve açıkta olmadığı, adil ve özgürlüğün gerçekten solunduğu, bütün sorunların serbestçe tartışıldığı, kimsenin dinsel ve etnik kimliğini gizlemediği, kimseye bu tür kimliklerin zorla dayatılmadığı, tarihiyle ve bütün komşularıyla barışık Türkiye’ye giden yolu açabilir. (Gazeteport)

Cvp:Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 30 Eyl 2009 12:23 #2658

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Bence, askerler de dışarıda kalmamak üzere, bütün kamu görevlileri, kendi özörgütlülükleri aracılığıyla serbestçe konuşabilmeli, devlet politikaları hakkında görüş bildirebilmeli ve bu politikanın oluşumuna aktif biçimde katılabilmelidir.

Bu naif bir talep olarak gözükebilir; ancak bu talep Uras ve arkadaşlarının büyük bir coşkuyla savunusunu yaptıkları "parlamenter-demokratik sisteme" göre daha ilerde ve daha, bu lafı artık sevmiyorum, "özgürlükçü" bir içeriğe sahiptir. Hem toplumsal tabanları hem de meşruiyetleri gittikçe daha da tartışmalı hale gelen siyasal partilerin yerine emekçilerin ve tüm kamu çalışanlarının aşağıdan yukarı ve özörgütlülüğe dayanan oluşumları neden savunulmasın ki?

Askeri vesayet bir gerçekliktir ama bunu Türkiye kapitalizminden ve oligarşik bloktan ayrı düşünmek imkansızdır. Bu vesayet kalktığı anda çok demokratik ve özgürlükçü bir döneme girileceği inancı, liberal bir körlük değilse, düpedüz geri zekalılıktır. Üretim ilişkilerini ve sömürüyü dert edinmeyen bir solun ise adını anmaya bile değmez.

Cvp:Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 30 Eyl 2009 14:15 #2660

  • fetekos
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Çaylak
  • Gönderiler: 89
  • Karma: 12
Gerekçelerini de şimdi okudum: kanunla verilmiş görev ve yetkilerin dışına çıktığı ve siyasi nitelikte konuşmalar yaptığı gerekçesiyle...

Bu konuşmalar Askerî Ceza Kanunu’nun 148’nci maddesinin C bendine göre suçtur.
Adı geçen Madde 148 ‘Siyasi Faaliyette Bulunanlar’ başlığını taşımakta olup, ‘(...) siyasi amaçla nutuk söyleyen, demeç veren, yazı yazan veya telkinde bulunanlar (...) fiil daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde 1 aydan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar (...)’ hükmüne girmektedir.


“Türkiye’de eğer bazı meslekler ve insanlar ayrıcalıklı değilse, Türkiye Cumhuriyeti kanunları herkese uygulanır. Genelkurmay Başkanı, Askerî Ceza Kanunu’nun 148. maddesini sürekli ihlal etmektedir.” (Baskın Oran)

Hiç ciddiye almadığım, haberleriyle bile ilgilenmediğim halde bu suç duyurusunun açıklaması resmen beni çileden çıkarttı artık. Resmen şimdiye kadar her solcunun, sol örgütün her kesimden insanın fiilen sahip olabilmesi için mücadele ettiği en temel hak talebini, siyaset yapma hakkını, sorgu konusu haline getirerek, iktidarın varlığını dayandırdığı kısıtlayıcı, sınırlayıcı, yasakçı yasaların ardına saklanarak “siyaset” yapılıyor. Bu, eylemsizlik ve siyasetsizliğin sürüklediği çaresizlikten başka hiçbir şey değil. Üniversitede sol propaganda nedeniyle hakkında soruşturma açılan, okuldan atılan, eğitim hakkı engellenen öğrenciler için de böyle bir madde var. Öğretim üyeleri de böyle bir maddeye dayanılarak fişleniyor, soruşturuluyor. Darbe anayasası kamu çalışanlarının siyaset yapma hakkını engelliyor, yapanlar görevlerinden uzaklaştırılıyor. Şimdi biz kalkıp da bizi bu yasa mağdur ediyorsa, TSK’yi de etmelidir mi diyeceğiz. Yoksa bu yasanın anti-demokratik özüne karşı mı duracağız? Yıllardır kamu sendikaları ne için mücadele ediyordu? Okuyan’ın işaret ettiği gibi askeriye içinde bir gün birinin çıkıp da bu ülkede emekçi iktidarı kurulmalıdır demesinin önünü mü kapatacağız? Bu mudur “özgürlükçü, son derece demokratik” talepleri? Bunun sosyal ve siyasi hakları kısıtlanan emekçi halka nasıl bir yararı olacak? TSK vesayetinin mali sermayenin sınıfsal ihtiyaçlarından doğduğu ifşa edilmeyecek, TSK bu “yetkisini” kullanmakta sonuna kadar serbest olacak (böyle gerici bir duruş başka ülkelerde sol iktidarı yıktığında alkış tutulacak hatta), kendi varlık nedenlerine dokunduğunu, ABci açılımlara zarar vereceğini düşündükleri zaman geri yasalara dayanarak TSK vesayeti eleştirilecek. Bu grubun “ezber bozma” gayretinin en önemli parçası da bu olacak. Şimdi bu insanlar neyin mücadelesini verecekler? Hangi ezberleri neyin, hangi toplumsal katmanın yararına bozacaklar? Misyonları devam ediyor. Toplumsal çalkantıların, ekonomik saldırıların hedefli sosyalist siyaseti güçlendirme potansiyeli baş gösterdiğinde, böyle bir tehlike sezildiğinde onu mutedil kılmak.

Kimseyi bilmem ama ben yalnızca bu grubu değil, Türkiye gibi çelişkilerin bu derece sert, ekonomik uçurumun bu derece büyük olduğu bir ülkede yalnızca imza kampanyalarıyla, suç duyurularıyla, basın açıklamalarıyla siyaset yapmaya çalışan, yaptığını zanneden hiçbir siyasi oluşumun, girişimin başarılı olacağına inanmıyorum. Aynı tür girişimleri bir kez daha “test etme” lafı bile başımı ağrıtıyor artık.

Cvp:Kemal Okuyan- Başbuğ'a Suç Duyurusu 04 Eki 2009 12:25 #2663

  • BALCI
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 11
  • Karma: 0
Yelpazede taraf'ın hafif soluna çalan liberal- sol renk bildiğim kadarıyla eksikti. Birileri er geç doldururdu ; Ufuk Uras'lara kısmetmiş.
  • Sayfa:
  • 1
Sayfa oluşturulma süresi: 0.44 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44