Az önce okuduğum bir haber yorumu paylaşmak istedim. Bağlı olduğu olay Türkiye sol tarihine yakınlık duyanlar açısından oldukça bilinen ve önemli bir konu olsa da, üzerine şiirler yazılsa ve şarkılar bestelense, bir destan haline getirilse de, bundan tam seksen küsur yıl önce işlenmiş, sanırım pek bilinmeyen, o büyük katliamın yanında ne yazık ki "sıradan" olarak kabul görebilecek bir "cinayet" haberi bu.
Ben bu seksen küsur yıl önceki vahşi ve iğrenç "cinayete" ve haberden adını bile öğrenemediğim bu kadın kahramana, bugün öldürülmüş bir yakınımın ölüm haberini almışım gibi üzüldüm ve bir kez daha bir insan olarak utanç duydum.
Mustafa Suphi'nin karısı nasıl öldürüldü?
Eylül 21, 2009 Ali Mert
Bazen nasıl bir ülkede, ne türden kıyımların, katliamların, cinayetlerin, “organize işler”in üzerinde yükselen bir “cumhuriyet”te yaşadığımızı bize yeniden hatırlatan kitaplar, makaleleler, “anekdotlar” okuduğumuzda, tüylerimiz bir kez daha diken diken olabiliyor.
Hamit Erdem’in kaleme aldığı Mustafa Suphi’ye dair “Bir yaşam, bir ölüm” adlı biyografiyi okurken, “ölüm” kısmının “zorlu” olacağı belliydi de, sıra Suphi’nin karısına gelince bu kadar olacağını beklemiyordum doğrusu. Önce Mustafa Suphi’yle Mustafa Kemal arasındaki mektupları mı aktarsam, sonra Kazım Karabekir’le Erzurum valisi Hamit ve Mustafa Kemal arasındaki telgraflara mı yer versem diye düşünürken, hain pusuya dair belgeler arasında, Trabzon’da Suphi’lere katılmaya çalışan ama onların kaçırılıp katledilmesi sonucu bu girişimi sonuçsuz kalan genç komünist Abdülkadir’in layihasına takıldım.
Mustafa Suphi’ler Trabzon’a geldiklerinde karısı motora alınmıyor, zannediyorsunuz ki “kadındır” diye öldürmek istemiyorlar, ardından Suphiler Sürmene açıklarında katledildikten sonra kadının başına ne geldiğini Abdülkadir’in şu kısacık anlatımdan öğreniyorsunuz, donup kalıyorsunuz:
(…)
“Kadının hangi evde olduğunu haber almak üzere uğraştım. Fakat hiçbir taraftan malumat alamadım. Önce Kahya’nın (Suphilerin katlinde birinci derecede görev alan Trabzon Müdafaa-i Milliye reisinin sağkolu kayıkçılar kahyası Yahya) evinde olduğunu, sonra Nemlizade Ragıp Bey’in evinde olduğunu söylediler. Bazı üç dört defa olmak üzere evlerinin kapılarından geçiyordum. İhtimal rast getiriri veya pencereden bakarken görüp nerede olduğunu haber alırım diye uğraştım. Fakat hiçbir taraftan haber almadım. Bilahare epey zaman geçtikten sonra kadının Kahya tarafından Rizelilere hediye edildiğini ve orada bir zevk arasında öldürdüklerini haber aldım.”
(…)
Anlatımdaki/aktarımdaki “Rizelilere hediye edilmek”, “bir zevk arasında öldürmek” gibi ifadeler… başka söze gerek bırakıyor mu?
Bir de, Türkiye solu hep “15’leri” anar, teknede boğulanlar arasında olmasa da, Suphi’nin karısının da anılması gerekmez mi?
Kaynak: Hamit Erdem, “Mustafa Suphi: Bir Yaşam – Bir Ölüm, s. 229, Sel Yayıncılık, Şubat 2005
www.haberveriyorum.net/haber/mustafa-sup...risi-nasil-olduruldu