Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı"
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
  • Sayfa:
  • 1
  • 2

BAŞLIK: Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı"

Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 06:48 #2234

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Taraf Gazetesi hem haberciliği hem de köşe yazarlarının katkılarıyla görev edindiği anlayışı sürdürüyor. İlk zamanlar yadırgamıştık, bu yayıncılık anlayışını sorguluyorduk habire ama açıkçası bana artık hiç şaşırtıcı gelmiyor. Çünkü bu gazete ve çizgisi hakkında kafam çok net. Her gün bu net düşüncelerimi pekiştiren bir yazı ve/veya haber muhakkak yayınlanıyor.

17 Haziran Çarşamba günü Yasemin Çongar Genelkurmay'da hazırlandığı iddia edilen ve Fetullah Gülen-AKP hakkında çalışma yapıldığını gösteren şu meşhur belge hakkında çok değerli fikirlerini biz sevenleriyle paylaşmış. Kendisine müteşekkiriz.

Bu ülkede bir Fetullah Gülen cemaati gerçeği var, sol adına siyaet yapmayı düşünenlerin bu çevreyi bir muarız olarak almaları bir zorunluluktur. ABD'ye halatla bağlı bu adamların/kadınların memlekete özgürlük getireceğine inanmak ise ancak Taraf'tarlara düşer.

Buyrun Çongar'a. Dördüncü senaryoya ve Fetullahçılara toz kondurmamaya dikkat eden yaklaşıma dikkat...

www.taraf.com.tr/makale/6100.htm

Birbirinden vahim dört senaryo var
Sevinebiliriz.

Çünkü olması gereken oldu.

Ve endişelenmeliyiz.

Çünkü olmaması gereken olmaya devam ediyor.

***

Sevinebiliriz.

Çünkü bu kez, ekseriyet demokrat bir vicdanı olduğunu gösterdi.

Medya mensuplarının önemli bölümü, arkadaşımız Mehmet Baransu’nun haberleştirdiği şer ve suç belgesine tepki vererek, “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” başlıklı bu belgeye herhangi bir hafifletici sebep aramaksızın, peşinen ve yüksek sesle muhalefet etti.

Yani olması gereken oldu.

Benzer “kara” belgelerin, andıçların, darbe planlarının daha önce, yine medyanın bazı kesimlerince kolaylıkla kabullenilmiş, mazur gösterilmiş ya da görmezden gelinmiş olduğunu hatırlayan her demokrat, şimdi farklı meşreplerden birçok yazar ve yorumcunun, böyle bir planın sorumlularının cezalandırılmasını istemesine sevinmelidir.

Aynı şekilde, Genelkurmay’ın bu planla ilgili soruşturma açmakta tereddüt etmemesi, ardından Adalet ve Kalkınma Partisi’nin, meselenin takibini sivil yargıda yapmak için suç duyurusunda bulunması ve tabii, Ergenekon Savcısı’nın, planın altında imzası olan Deniz Kurmay Kıdemli Albay Dursun Çiçek’i ifade vermeye çağırması da sevindirici.

Demek ki, ordu da, hükümet de, yargı da bu kez görevden kaçmıyor.

Belgenin içeriğinden ziyade nasıl sızdırıldığıyla, içeriğindeki suçun niteliğinden ve sahiplerinden ziyade açığa çıkmasının kime yarayıp kime zarar verdiğiyle ilgilenmeye alışmış siyasi ve bürokratik kadrolar bu kez yapması gerekeni yapıyor.

Gerçi Genelkurmay, hızla soruşturma başlatmakla gösterdiği doğru refleksi, gerek getirdiği yayın yasağı gerekse soruşturmanın sıhhatli işlediği konusunda şüphe uyandıran açıklamalar dizisiyle gölgeledi ama yine de, askeriyenin “Belge doğru ise sorumluları cezalandırılacaktır” teminatını önemsemeliyiz.

Kaldı ki yayın yasağı, medyanın, siyasetin ve esasen de toplumun geniş kesimince reddedildi.

Aynı şekilde, geniş bir kesimin tepkisi, Genelkurmay’a, yaptığı açıklamaların artık “Tanrı kelâmı” gibi kabullenilmediğini, tatmin edici olmaktan uzak ve şaibe yaratan metinlerin sağlı sollu sorgulandığını göstermiş olmalı.

***

Buraya kadarı, işin sevindirici yanı...

Ama bir de işin esası var; demokratik bir ülkede asla olmayacak şeylerin Türkiye’de olmaya devam etmesi keyfiyeti var.

Ve bu keyfiyet, hepimizi ziyadesiyle endişelendirmeli.

Zira İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nın arkasında kim olursa olsun, bu belgeyi kim ne amaçla hazırlamış olursa olsun, sonuç bu demokrasinin işlemediğine ve bu devletin çürüdüğüne delalettir.

Benim aklıma birbirinden vahim dört senaryo geliyor:

Birincisi, söz konusu planın Türk Silahlı Kuvvetleri içinde emir-komuta zincirine uygun olarak, Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dahilinde hazırlanmış olması senaryosudur.

Orgeneral Başbuğ’un bu olasılığın gündeme getirilmesini bile “hakaret” sayması doğrusu içimi biraz rahatlatıyor ve Başbuğ’un samimiyetine inanmak istiyorum.

Zira aksi bir durum, Başbuğ’un görevden alınması çağrılarını haklı kılmakla kalmaz, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin “emir komuta zinciri” altında bir bütün olarak hastalandığını, kirlendiğini, çürümeye yüz tuttuğunu düşünmemizi gerektirir.

Ve bu, Türkiye’nin istisnasız her vatandaşı için korkutucu bir senaryodur.

İkinci senaryo, söz konusu belgenin Türk Silahlı Kuvvetleri içinde, emir-komuta zinciri haricinde ve Genelkurmay Başkanı’nın bilgisi dışında hazırlanmış olmasıdır.

Bu da çok vahim ve Taraf’a ulaşan bilgiler çerçevesinde, maalesef, şu an için en kuvvetli olasılıktır.

Vahim, çünkü bu olasılığın doğru olması, ordunun içinde kendi toplumuna karşı suç işlemeyi planlayan bir cuntanın var olduğu ve Ergenekon’la birlikte ya da Ergenekon adına hareket ettiği anlamına geliyor.

Dahası, böylesi bir cuntanın varlığından Genelkurmay Başkanı’nın ya bihaber olduğunu ya da haberdar olmasına rağmen bugüne dek gerekeni yapmadığını, yapamadığını gösteriyor.

Her iki olasılık da, orduyu güvenilmez kılar ve bu, asker-sivil herkes, hepimiz için ürkütücü bir durumdur.

Üçüncü senaryo, polisin Ergenekon tutuklusu Serdar Öztürk’ün ofisinde ele geçirdiği belgenin “sahte” olması ve belgenin altında imzası bulunan subay tarafından değil, Ergenekon’la bağlantılı asker ya da sivil başka bir ekipçe hazırlanmış olmasıdır.

Bu da, Ergenekon zanlılarının Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki bazı subaylar adına sahte belge düzenlediklerini, bu yolla, o belgelerin altına imzasını attıkları subayın yaptırım gücünden yararlanarak, asker-sivil bazı şahısları suç işlemeye sevk ettikleri ihtimalini gündeme getirir.

Bu ihtimalin vahameti, sadece Ergenekon’un ne kadar tehlikeli bir örgütlenme olduğunu değil, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri dahil birçok devlet kurumunun Ergenekon tarafından istismar edilmeye ne kadar açık olduğunu göstermesindedir.

Dördüncü senaryo, söz konusu belgenin sahte, planın da tamamen düzmece bir plan olması ve altındaki imzanın düşündürdüğü gibi Türk Silahlı Kuvvetleri ya da bulunduğu yerin düşündürdüğü gibi Ergenekon çetesi tarafından değil, bir başka çevre ya da kurum tarafından hazırlanmış olmasıdır.

Yazının sonunu beklemeden söyleyeyim; bu senaryonun doğru olması Ergenekon Davası’nı çökertir ve Türkiye’de devletin içine sızdığını, başka birçok olaydan ve belgeden bildiğimiz o kirli, karanlık yapının deşifre ve tasfiye edilmesini zorlaştırır.

Çünkü bu senaryonun doğru olması, o sahte belgenin polis teşkilatı içinde Ergenekon soruşturmasında sorumluluk üstlenmiş birileri tarafından hazırlandığını ve aynı kişiler tarafından Ergenekon zanlısı Öztürk’ün eşyaları arasına konduğunu düşünmemizi gerektirir.

Bu da, Emniyet teşkilatının hastalandığı, kirlendiği; polisin içinde bir suç odağı olduğu ve bu odağın Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı komplo düzenlediği anlamına gelir.

Ve bu durum, Gülen cemaati başta olmak üzere, toplumun dindar kesimlerini de bir bütün olarak çok ağır ve haksız bir töhmet altında bırakır.

***

Yukarıdaki dört senaryodan biri gerçek...

Ve hangisi gerçek olursa olsun, Türkiye’de olmaması gerekenin olduğu anlamına geliyor.

Günlerdir tartıştığımız o şer ve suç belgesini bu dört senaryodaki aktörlerden hangisi hazırlamış olursa olsun, hızla ve kamuoyunda tereddüt bırakmayacak bir açıklıkla ortaya çıkarılmalı.

Belgenin sorumlusu Genelkurmay

Başkanı da, ordu içindeki bir cunta da, ordudan bağımsız bir Ergenekon hücresi de, Emniyet’teki bir grup da olsa yargılanmalı, cezalandırılmalı ve devletin içinden söküp atılmalı...

Olması gereken bu.

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 08:34 #2237

  • Murat
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 415
  • Karma: 8
Geçen hafta burada(Gölcük) Eğitim-Sen'in konserine gitmiştik. O gün Taraf gazetesinde türban meselesi için Eğitim-Sen hakkında gerici bir sendika diye bir haber vardı. Bunu oradaki birkaç öğretmen arkadaşla paylaştığımda bana "ne var bunda Taraf bunu hep yapıyor zaten, sürekli solculara saldırıyor" dediklerinde şaşırdım açıkçası. Okuldan eski bir arkadaşımın Taraf gazetesi için methiye düzebildiği bir zamanda Eğitim-Sen'lilerden böyle bir tavır beni memnun etti. Anlaşılan herkes bunlara kanmıyor artık.

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 09:05 #2238

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Taraf'ta yazanlarla Taraf okuyanları bence aynı kefeye koymamak gerekir.

Kesin olan birşey var; Taraf solun üstelik sosyalist solun bir kesimine hitap edebildi. Dahası hitap edebildikleri kesim bence solun geri kalanından daha büyük.

Bence üzerinde düşünülmesi gereken asıl mesele bu.

Neden bu insanlara sosyalist solun geleneksel yazarlarının değil de bunların yazdığı cazip gelebiliyor?

Buna benim cevabım geleneksel solun, toplumda o anda geçerli olan, yaygın olarak kabul edilen "siyaseten doğru" ilkeleri kendine hegemonize edememesi, kendi düşünsel çekirdeğinin etrafında birleştirememesi..

Birgün'den Ahmet Çakmak bu konuyu her fırsatta işliyor; Mevcut sol "biçimsel" olarak sağ hamaset benzeri bir dil kullanıyor, somut bir gönderisi olmayan, yaşanan zamanda herhangi somut reel politik bir izdüşümü olmayan salt retorik ilkelere dört elle sarılıyor..

Adeta belli bazı şeyler söylenirse, sosyalistliğe halel gelecekmiş gibi algılanıyor.

Bu ortaya ciddi bir ideolojik sesleniş boşluğu çıkarıyor ve o boşluğu birileri dolduruyor işte.

Örnek mi?

Bugünki Belge yazısı:

http://www.taraf.com.tr/makale/6118.htmhttp://www.taraf.com.tr/makale/6118.htm

Ne demek istediğimi ifade etmek zor; liberal talepleri hegemonize etmek ile liberal olmak arasında fark var. Türkiye sosyalisti liberalizmden, maço bir anadolu erkeğinin metroseksüel görünmekten korkması gibi korkuyor..

Ha denebilir ki liberal ilkeleri benimsiyor görünmekte bunu fazlasıyla yapan Avrupa solcularına da deva olamadı..Doğrudur..

Ama öte taraftan Türkiye'de karşımızda liberalliği, demokrasiyi Fethullaçıların sahiplenmesi gibi absürd bir var..

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 11:47 #2241

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Valla ben ideolojik bir tartışmadan ziyade kimin nerede durduğuna, genel çizginin ne olduğuna bakarım. Fazlasıyla "kalın" bir duruş olduğunu da teslim ederim bunun ama kafamda bazı tasnifleri yapmamı da kolaylaştırır.

Fetullah cemaatine bu kadar ılık bakan yazarlarla aynı yerde yazan Belge'nin her yazdığının altında bir kılçık ararım. O'nun önerdiği ve bizi çağırdığı liberalizmi de ardında bir kötü niyet arayarak reddedebilirim. Benzer şekilde, kendisini "Taraf okuru" olarak tanımlayıp bu gazetenin savunusunu yapan Ahmet Çakmak'ın da iyi niyetinden gayet kuşku duyabilirim. Üstüne üstlük Çakmak'ın Ufuk Uras'la beraber ÖDP'den kopan ekibin de bir ferdi olduğunu da hatırlatırım.

Ne malum bu adamların/kadınların Fetullah cemaatiyle doğrudan bir bağlantısının olmadığı, arkalarında finansal bir destek olmadığı? Solun Fetullahçılıkla arasındaki buzları eritmek için özel bir proje olmadığı?

Bu gazete neden tuttu? Çünkü hiçbir sol gazetenin yayınlayamadığı, daha doğrusu ulaşamadığı için yayınlayamadığı haberlere ulaştığı ve bunları bangır bangır yayınladığı için tuttu. Kürt meselesinde devletin tam karşısında yer aldığı için tuttu. Özgürlük ve demokrasi bahsinde yine devletçi çizgiye karşı durduğu için tuttu ve son olarak da yazdıkları bütün çerçeveyi onaylamaya hazır bir çeşit solcu zihniyet gerçekten de varolduğu için tuttu. Bu gazetenin ana okur kitlesi Kürtler ve dindarlar. Zaten oldukça daralmış olan sosyalist tabanın bir bölümü de "helal olsun adamlara" türünden bir ruh haliyle de yaklaşıyor olabilirler.

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 12:00 #2242

  • Murat
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 415
  • Karma: 8
Bu gazetenin ana okur kitlesi Kürtler ve dindarlar.


Kesinlikle katılıyorum.

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 12:33 #2243

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Umarım gerçekten sizin dediğiniz gibidir; yani bu gazeteyi yalnızca dindarlar ve kürtler okuyordur. Bu benim için bir rahatlama sunar; biz yapamıyoruz ama onlar da yapamıyor deme fırsatı verir.

Ama benim kendi çevremde -çok geniş olmasa da- yaptığım gözlemler, içeriklendiremedikleri bir yeni açılım beklentisi içinde olan sosyalistlerin önemli bir çoğunluğu, kaba ve indirgemeci bir sınıflandırmayla Ufuk Uras ve Taraf zihniyeti diyebileceğimiz çizgiye daha yakın duruyorlar.

turnusol.biz sitesinin yazarlarını düşünelim. Çoğunun ismini ÖS listesinden biliyorum. Kimileri ile yüz yüze tanışma fırsatım da oldu. Bunlar ne dindar, ne de kürt. CV'lerine de şöyle bir bakınca bunların öyle boş insanlar olmadığı görülür; çoğu akademiseyen, doktora öğrencisi falan.

Bence yadsınamaz buz gibi bir olgu var ortada; iyi ya da kötü, belli bir arayış içinde olmak, sosyalizmin yeni kuşakları arasında daha çok kabul gören birşey..Bunu vaat eden yapılar, ülkenin koşullarının elverdiği ölçüde çevrelerinde en azından geleneksel yapıların olduğundan çok daha fazla yeni kuşaktan insanları kendine çekiyor.

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 12:42 #2244

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Ha unutmadan Belge'nin yazısını güzel bir yazı diye aktarmadım.

Taraf gaztesinde dile getirilen en katıksız sosyalist bir düşünce bile benim için gericiliğe hizmet ediyordur. Yazarlar düşüncelerini bağlı bulundukları platformdan bağımsız dile getiremezler.

Hatırlanırsa, Ece Temelkuran, Can Dündar gibi sözde solcu yazarları da bu perspektiften eleştirmiştim. Medya plazaları içinde solcu olunamaz.

Belge'nin yazısını aktarmamdaki amaç şuydu:

Bu adamlar, liberalizmin öncüllerini liberalizme taban tabana zıt gerici bir ideolojinin hizmetine sokuyorlar..En iyi düşünürlerin 7 düveli bir olup o yönde yazsa, liberalizm ile muhafazkarlığın yan yana getirilebileceğine inandıramaz beni...Aksini iddia eden tarihin herhangi bir zamanında, herhangi bir coğrafyada liberalizmin, gerici yobaz zihniyetlerin hizmetine sunulduğunun tek bir tane olsun örneğini vermek durumundadırlar. Liberalizm tarihsel olarak dinsel dogmalara karşı kurulmuştur..

Benim söylemeye çalıştığım, liberalizmin klasik taleplerini tarihsel mirasçısı sosyalizmdir. Klasik liberalizmin devamı sosyalizmdir. Bugünün küreselleşmiş dünyasında liberalizminkiler dahi olsun her türlü özgürlük talebinin yegane uygulayıcısı ancak sosyalistler olabilir.

Liberalizmi kökten sosyalist delikanlının karizmasını çizen birşey olarak redetmekle geleneksel yapılar sosyalizme ihanet etmeye devam ediyorlar.

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 12:43 #2245

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Son dönemde cemaatin Kürtlere yönelik ciddi bir çalışması var. Arka arkaya kitaplar çıkarıyorlar mesela. Son aylarda hiç çıkmadıysa ya doğrudan cemaatin ya da cemaatle yakın ilişkili insanların peş peşe kitapları çıktı.

www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=XQ04AU12TS0SJTU5CTAE

www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=SK6H3FSU6S1SKEVQX8Y7

www.ideefixe.com/Kitap/tanim.asp?sid=BS4LM4V5P8130ZROCGEY

Bu konuda fikri bir zemin oluşturmayı hedefledikleri çok açık. Bu cemaati doğal olarak ABD'den ve politikalarından bağımsız düşünemeyiz. A. Gül'ün arkası henüz gelmeyen "Kürt sorunu çözülecek" sözünü de bir tarafa yazalım.

Bu cemaati sadece Zaman gazetesi, Stv, Bugün, Işık evleri, FEM vs olarak tanımlayamayız. Dünyanın heryerinde iyi kötü bir ilişki ağları var. Kendilerini çok güçlü göstermeleri de söz konusu olabilir, olmadıkları kadar.

Eski Aydınlıkçı Şahin Alpay uzun yıllardır Zaman'da yazıyor, Stv'de konuşuyor. Gerektiğinde "modernizmin bireylerin dinsel ihtiyaçlarını karşılayamadığı" türünden bir argümanla çıkıp televizyonlara arslanlar gibi savunuyor cemaatini.

www.tumgazeteler.com/?a=4464542

Mete Tunçay 70'lerin saygın sosyalist tarihçilerindendi. Son beş altı senede ise cemaatin kendi çizdiği çerçevdeki farklı sesleri biraraya topladığı Abant Platformunun daimi üyesi oldu. Stv'ye çıkıyor, cemaatin başlıca örgütlerinden olan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın toplantılarına katılıp oruç tuttuğunu, ateist değil agnostik olduğunu anlatıyor.

www.tumgazeteler.com/?a=1751123

Cengiz Çandar, Mehmet Barlas'la beraber Özal'a en yakın gazetecilerden biriydi. Eşi Tuğba Çandar Murat Belge'nin otobiyografik röpörtaj kitabını hazırladı. Çandar'ın da cemaatle yakın ilişkileri var ve AKP'ye toz kondurmuyor.

www.tumgazeteler.com/?a=3917122

Bunlar sadece basit örnekler. Bu adamların hemen hepsi de birbirleriyle iletişim/etkileşim halindeler. Cemaatin sol izinde kazı yaptığı ve bunu da uzun süredir yaptığı biliniyor. Kabul etmesi kolay olmayabilir ama çok saygın ve solcu olarak bildiğimiz insanları kendilerine karşı en azından tarafsızlaştırsalar, bu bir başarıdır onlar için.

Cemaate doğrudan karşı çıkan iki kesim var. PKK ve Kemalistler. Sosyalistlerin bir kısmı dahi tarafsızlaştırılmış durumda.

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 13:01 #2246

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Bunlar var..Hepimiz az çok bunları görüyor, nasıl bir tezgah kurulduğunu anlayabiliyoruz..

Benim bu olguların varlığına itirazım yok.

Ben sadece bu yeni bir ideolojik hegemonya kurma çabası sosyalistler arasında niye alıcı buluyor onunla ilgileniyorum. Sosyalistler nasıl "tarafsızlaştırılabildi", ya da Taraf'laştırılabildi onu soruyorum.

Burdan bir özleştiri çıkarmaya çalışıyorum. Birilerinin yaptığı haltları afişe etmek kadar, bunlara karşı sosyalistlerin neden alternatifler geliştiremediğini sormak da çok önemli bir iştir.

Taraf ve benzerleri şimdi olduklarından çok daha etkili olsalardı bile, karşılarında güçlü bir sosyalist anlayış olsa bu kadar parazit yapamazlardı.

Tıpkı doğada olduğu gibi toplumsalın da boşluk sevmediği söylenir. Sosyalistlerin dolduramadığı boşluk işte böyle liberal-muhafazakar gibi oksimoron bir ucubeyle doldurulur.

Şöyle bir düşünelim; sosyalistlerin bugün bu tür ideolojik saldırılara karşı durabilecekleri ne gibi bir platformları var. Sadece Birgün ve biraz da soL dergisi. Bunlar gerektiği kadar etki yaratmıyor.

Cvp:Yasemin Çongar'ın Gözüyle "Fetullah'a Karşı Mücadele Planı" 19 Haz 2009 13:16 #2247

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Aslında paradoksal bir durum da var ortada. Sosyalist hareketin etkin olmaması yüzünden bu adamlar/kadınlar rahatlıkla at koşturabiliyorlar; bu adamlar/kadınlar rahatlıkla at koşturabildiği için de sosyalistler etkin olamıyorlar artık.

Bazı ilke kararları alıp bazı kalın çizgiler çizmek gerekiyor belki de. Ne olursa olsun şunlarla ilişki kurulmayacak, bunlar yapılıp şunlar yapılmayacak diye.
  • Sayfa:
  • 1
  • 2
Sayfa oluşturulma süresi: 0.40 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44