Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

ÖDP'de ipler kopuyor(muş)
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi

BAŞLIK: ÖDP'de ipler kopuyor(muş)

ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 09 Haz 2009 23:05 #2107

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Evrensel Gazetesi'nin bugünkü haberine göre, ÖDP'de Ufuk Uras ve birlikte hareket eden üyeler önümüzdeki günlerde istifalarını açıklayacaklarmış.

www.evrensel.net/haber.php?haber_id=52219


ÖDP’de ipler koptu

Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde (ÖDP), kendisini Özgürlükçü Sol olarak tanımlayan Ufuk Uras grubu ile Oğuzhan Müftüoğlu’nun da önemli isimleri arasında yer aldığı Devrimci Dayanışma grubu arasındaki kilitlenme kopuş getirdi.
Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nde (ÖDP), kendisini Özgürlükçü Sol olarak tanımlayan Ufuk Uras grubu ile Oğuzhan Müftüoğlu’nun da önemli isimleri arasında yer aldığı Devrimci Dayanışma grubu arasındaki kilitlenme kopuş getirdi. 20-21 Haziran 2009 tarihinde yapılacak ÖDP Kongresi öncesinde istifasını açıklayacak olan Ufuk Uras ve arkadaşları, yeni bir oluşum ilan edecek.
Parti içindeki gelişmelerle ilgili sorularımızı yanıtlayan ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Alper Taş, bugüne gelinen sürecin 2007 yılında yapılan ve Ufuk Uras’ın delegasyonla paylaşmadan genel başkanlığa adaylığını ilan ettiği 5. Kongre’de başladığını dile getirdi.
TAŞ: ÖDP TEKRAR EDİLEMEZ
Uras ve arkadaşlarının, ÖDP’nin 1996’daki kuruluş sürecindeki gibi bir birlik projesini savunduklarını belirten Taş, “ÖDP’yi tekrar etmek istiyorlar. Ancak 1996’da yapılanı 2000’lerda yapmak mümkün değildir” dedi. Sosyalizmin yenildiği bir dönemde sol kesimleri asgari bir program etrafında birleştirme iddiasıyla ortaya çıkan ÖDP projesinin o günün koşullarında doğru olduğunu savunan Taş, “Bugün ise sorgulanan sosyalizm değil, kapitalizm. Düzen krizini geliştirebilmenin koşulları gelişiyor. Bugün anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir ÖDP’ye ihtiyaç var. Tabii ki, bu enternasyonalist bir anlayışla yapılmalı, ulusalcı bir anlayışla kesinlikle değil” değerlendirmesin de bulundu.
Uras ve arkadaşlarının solda boşluk derken kast ettiklerinin aslında sosyal demokrat alanda bir boşluk olduğunu ifade eden Alper Taş, “CHP’nin daha solunda, bildik manada sosyal demokrat kesimlerle birlikte yenilenme anlayışı. Buna Kürt hareketini katıyorlar. Kürt hareketiyle daha doğrudan birleşmekten çok, Kürt hareketiyle birleşebilecek bir oluşum oluşturmayı amaçlıyorlar. Temel amaç 2011’de Ufuk Uras’ın Meclis’e gittiği gibi soldan bazı isimleri taşımak.”
Taş, kendilerinin ise, işçi hareketi gibi, genç hareketi gibi belli başlı toplumsal kesimlere dayanmadan yenilenmenin mümkün olmadığını düşündüklerini dile getirdi. Uras ve arkadaşlarının yukarıdan bir zemin oluşturarak politika yapmayı tercih ettiklerini, kendilerinin ise, aşağıda örgütlenen bağımsız, sosyalist, devrimci bir hareket inşa etmek istediklerini söyledi. “En önemli ayrım noktalarımızın başında da bu geliyor” diye Taş, ÖDP’nin anti-militarist, feminist ve ekolojist yönünü de sürdüreceklerine vurgu yaptı. Taş, Uras kanadının girdiği yeni sürecin ise, ÖDP’nin solunda değil, sağında bir arayış olarak değerlendirdi.
AÇIKLAMA 17 HAZİRAN’DA
ÖDP’den Ufuk Uras ile birlikte ayrılacak olan parti meclisi üyelerinden biri de, istifalarına ve yeni sürece ilişkin açıklamanın 17 Haziran günü Ufuk Uras tarafından Meclis’te yapılacağını bildirdi. Ayrılma gerekçelerinin köklü ideolojik, politik, örgütsel farklılaşmalara dayandığını ifaden eden bu PM üyesine göre, siyaset tarzı bakımından da iki kanat arasında ciddi bir fark bulunuyor. Ufuk Uras’ın, şu ana kadar girdikleri yeni arayışla ilgili yaptığı açıklamaların yeterli olduğunu dile getiren PM üyesi, detaylı açıklamanın 17 Haziran’da yapılacağını dile getirdi.
ÖDP’nin yaşadığı kilitlenmeyi çözmek için, 1 Şubat günü gerçekleştirdiği konferansta tarafların birlik mesajları verdiklerini ve Ufuk Uras ile yeni genel başkan Hayri Kozandoğlu’nun öpüşerek fotoğraf verdiklerini hatırlattığımızda ise, bu fotoğrafın siyasi bir nezaket icabı verildiğini söyledi.
Birçok ilde istifalar gerçekleştiği görüştüğümüz bu parti meclisi üyesi tarafından da doğrulandı.
Aras kanadı, ÖDP Parti Meclisi’nde şu anda 28 kişiyle temsil ediliyor. Bu kişilerden biri hariç diğerlerinin istifa edeceği dile getirilirken, istifa tarihi açısından ise, şu anda bir açıklama yapmanın uygun olmayacağı belirtildi.
Ufuk Uras ve arkadaşları başlatmak istedikleri yeni oluşum için, şu ana kadar, SHP, 10 Aralık Hareketi, Alevi çevreleri, Yeşiller ve çeşitli sosyal demokrat çevrelerle görüşmeler yaptı. Bu arayışın hangi bileşenlerle nasıl bir yapıyı ortaya çıkaracağı ise, önümüzdeki günlerde yanıtlanacak.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 00:53 #2109

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Walla çok güzel bir haber, hayırlara vesile olmasını dilerim.

Şahsen ÖDP'in farklı kimlikleri arasında en itici bulduğum "özgürlükçü" "Güzel Ruhlar"dır. Bunların ayrılmasından sonra ÖDP'ye katılmayı hiç olmadığı kadar ciddi bir şekilde düşünebilirim.

Ancak Alper Taş'ın şu açıklaması yok mu:

Bugün anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir ÖDP’ye ihtiyaç var.


Anti-emperyalizm öyle üzerinde taviz verilebilecek aman canım herşeyde uzlaşmak zorunda da değiliz ya deyip geçiştirilecek birşey değil ki. Anti-emperyalizm kocaman bir kavram setini beraberinde getiriyor, bütün bir zihinsel yapının ipucunu veriyor: Anti-emperyalizm derseniz, "tek ülkede sosyalizm" perspektifi kaçınılmaz olarak gelir, elektrifikasyon olarak sosyalizm yani sığ bir ilerlemeci sosyalizm perspektifi gelir vs. Yani son tahlilde kısır bir perspektif, esnek ve açılım yapabilecek bir pozisyon değil.

Bu perspektife vurgu devam edince, arkadan söylediği çok güzel sözlere kuşkuyla bakıyor insan;

Uras ve arkadaşlarının yukarıdan bir zemin oluşturarak politika yapmayı tercih ettiklerini, kendilerinin ise, aşağıda örgütlenen bağımsız, sosyalist, devrimci bir hareket inşa etmek istediklerini söyledi.


Aşağıdan örgütlenme diyorsunuz da bunun için ne yapıyorsunuz?
Son Düzenleme: 10 Haz 2009 01:11 Düzenleyen onder.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 01:00 #2110

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Önder,

"Antiemperyalizm" kavramını kafadan "Tek Ülkede Sosyalizm" ile ilişkilendirerek bütün bir Troçkist külliyatı da bir kenara atıyorsun:)

Bu konu üzerinde daha detaylı düşünmek lazım. Antiemperyalizme bu kadar şiddetli karşı çıkan gördüğüm çok az sayıdaki sosyalistten birisin açıkçası

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 01:19 #2111

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Anti-emperyalizm konusunda çok da yalnız olduğumu sanmıyorum Güçlü;

Zira Alper Taş da anti-emperyalizmi dikkat ettiysen çekinerek kullanmış. Hemen arkasından şöyle demiş:

Bugün anti-kapitalist ve anti-emperyalist bir ÖDP’ye ihtiyaç var. Tabii ki, bu enternasyonalist bir anlayışla yapılmalı, ulusalcı bir anlayışla kesinlikle değil” değerlendirmesin de bulundu.


Yine şöyle bir düşünelim; Taraf'ın sosyalizme karşı çalıştığı belaltı neresidir? Anti-emperyalistlik, ulusalcılık vs değil mi?

Yalnız olmadığımın bir başka kanıtı da Haldun Gülalp'ın röportajı değil mi? Şahsen çok benzer şeyler söylediğimizi düşünüyorum.

Bu çok derin bir konu ama bir cümle ile neden karşı olduğumu açıklamam gerekirse:

Anti-kapitalizm, eskiden anti-emperyalizmle ifade edilen süreçleri zaten kapsıyor.

Emperyalizm, sermayenin belli konjuktüreş bir aşamasıdır, mutlak bir momenti değildir. Eğer mutlak bir moment olsaydı Marx'ta emperyalizm kavramı olmaz mıydı?

Benim bildiğim Marx'ta emperyalizm diye bir nosyon yok. Lenin, kautsky gibi düşünürlerin katkısı. Marx neden, sermayenin küreselleşeceğini öngörmüş olmasına rağmen, emperyalizm gibi bir kavrama ihtiyaç duymamıştır? Bence kapitalizmin evrensel analizi, emperyalizmle konjuktürel olarak tezahür eden şeyi içerir zaten.

Eh olsun fazla kavram göz çıkarmaz ya denebilir ama gördüğümüz gibi çıkarıyor işte. Taraf gibiler buraya çalışıyor işte.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 02:59 #2112

  • AliOsman
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 522
  • Karma: 7
Kaç zamandır gerginlikten iş yapamıyorlardı. Hatta iş karşı tarafı çalıştırmamaya kadar gelmişti. İyi oldu bu ayrım.

Özgürlükçü Sol Grubundan Ayrılış yazımda da söylediğim gibi 'en iyi ihtimalle yakın zamanda kendinizi sosyal demokrat bir parti kurma sürecinde bulursunuz' demiştim. Görünüşe göre haklı çıkıyor gibiyim.

Kalanların anti-emperyalist vurguyu azaltıp, yoğun bir şekilde anti- kapitalist vurgu yapmalarını gerektiğini düşünüyorum. Şimdilik 'sosyalist şiara' fazla da gerek yok. Zaten herkes bizim kim olduğumuzu biliyor. Kamunun çıkarlarını savunan ( özel eğitim, sağlığı temelden reddeden, yatırım tercihlerini direkt kamu yararına yapılmasını savunan), anti-kapitalist bir parti işin omurgasını oluşturmalı diye düşünüyorum.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 03:07 #2113

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Bir de anti-emperyalist olmak, zorunlu olarak komprodor burjuvaziye karşı milli yerel sermayeyi savunmak gibi bir iması yok mudur?

Yanı kaçınılmaz olarak burjuva-demokratik devrimden geçilmesini öngören aşamacı bir yaklaşımı ifade etmez mi?

Anti-emperyalizm, bence UDD/MDD teorilerinin, hatta otoriter ulusalcı kemalizmin sosyalist sol üzerindeki kalıntısı.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 16:14 #2114

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Emperyalizm kavramının gelişimi hakkında uzun uzun yazmak gerekiyor mu bilmiyorum ama ben Hilferding ile başlayıp Lenin'le gelişen analize gönderme yaparak kullanıyorum. Kapitalizmin tekelci aşamasına ulaşması; sanayi, finansal ve askeri kompleksin oluşumu; pazar kavgası sonucu savaşların bölgesel ve kıta boyutunu aşarak dünya ölçeğine ulaşması; dünya kapitalist sisteminin gelişmişlik düzeyi bakımından daha ileri (merkez) ve geri ülke (çevre) ve bölgelere ayrılması ve bu iki grup arasında eşitsiz ve hatta Troçki'nin vurguladığı biçimiyle, bileşik bir ilişkiler ağının kurulması; çevredeki kapitalist gelişmenin merkezdeki gelişmeye bağımlı hale getirilmesi ve hatta onun ihtiyaçlarına göre şekillenmesi; çevrenin önceleri sadece hammadde ihraç edip nihai tüketim mallarını ithal eden bir yapıdayken, dünya kapitalizminin genel krizleri ve merkezin ihtiyaçları doğrultusunda tüketim malları başta olmak üzere üretim düzeyini artırmaya ve ekonomik yapısını (bağımlı olarak) geliştirmeye başlaması, iyi kötü birer sanayi ülkesi ve bölgesi haline gelmesi; merkezin ülke hakimiyetinden daha çok NATO, IMF ve hatta BM türünden örgütler üzerinden egemenliğini kurumsallaştırması; merkezin çıkarlarının aleyhinde hareket edilen bütün çevre ülke ve bölgelerin, hatta bir merkez ülkesi olan İtalya'nın bile, başta askeri darbeler olmak üzere, her türlü yöntem dayatılarak yola getirilmesi; çevre ülkelerin siyasal süreçlerinin, parlementer sisteminin ve tüm kültürel yapısının merkez tarafından belirlenmesi.

Kabaca emperyalizm budur, benim bildiğim/anladığım anlamıyla. Kapitalizmin eşitsiz, dünya ölçütünde hiyerarşik, bileşik, tekelci ve salgırgan gelişiminin sonucudur. Hatta Mahir Çayan'ın 1970'de yazdığı ve günümüzde sık sık gönderme yapılan haliyle emperyalizm kapitalizme içkindir. Bunun Marx tarafından 19. yüzyılın sonunda anlatılmamış ve hatta anlaşılmamış olması, ondan sonra gelen kuramcıların görüşlerini neden olumsuz etkilesin ki? Her şeyin ve her konunun Marx tarafından ele alınıp anlatılabilmesi zaten mümkün değil ki. Mesela Marx'da özgün bir devlet ve siyaset teorisi de yoktur; son elli sene batıdaki tüm Marksist filozoflar, Althusser, Poulantzas, Anderson vb, bu konuda kafa yormuşlardır.

Bu çizdiğim çerçeve şu an bire bir geçerli midir, ulus ötesi yeni organizasyonlar, AB falan yani, nasıl etkiler bu çerçeveyi zaten şu an haldır haldır tartışılmakta ama hala süren bir emperyal tahakkümün varlığı çok açık değil mi? Adamlar Irak'a, Afganistan'a, Somali'ye paldır küldür girmediler mi, Belgrad'ı bombalarla dümdüz etmediler mi? Ekonomik ilişkiler ağı her türlü akışkanlığa ve yayılma ölçeğine karşın hala tekellerin ve onların güdümündeki siyasal/ekonomik kurumlarca belirlenmiyor mu?

Antiemperyalizmi çevre ülkelerde gelişen modernist/burjuva hareketlerinin geliştirdiği milliyetçi tepkilere indirgememek lazım; ama antikapitalist bir içeriği olmadığı müddetçe de bunun milliyetçiliğe sapması kaçınılmazdır. Şu an MDD diye dudak bükülen ve neyse ki çoktan aşılmış bulunan siyasal anlayış dahi binlerce sayfa teorik tartışma ve üst üste konduğunda boyumuzu aşan yayına, dolayısıyla belirli bir felsefeye dayanıyor. Yani öyle bir kalemde atılacak bir şey değil. Benimseriz, benimsemeyiz bambaşka bir şey ama teorik bakımdan ciddiye alınmayı hakeden bir yaklaşımdır MDD ve asla sadece Türkiye'ye özgü bir yaklaşım değildir. Bütün çevre ülkelerin sol hareketlerini azımsanmayacak bir dönem etkisine almıştır çeşitli varyantlarıyla.

Tek başına antiemperyalist olmak bizi en iyi haliyle "ülkeler arasında eşit ilişkiler kurulsun" diyen "güzel ruhlu" bir liberal haline getirir, kötü haliyle de faşist bir Ergenekon sanığı haline gelirsiniz yani ülkesini imkan bulsa emperyalist haline getirmek isteyen taşkafalı bir militarist. Ama antiemperyalizm tek başına otomatik olarak milliyetçi ve otoriter ulusalcı yapmaz sizi. Yanına ne koyduğunuza bağlı.

Türkiye emperyal bir geleneğe dayanıyor, hala kültürel kurumlarıyla da etkisini hissettiren bir gelenektir bu, tüm sağcı siyasetlerin kendilerini bir biçimde ilişkilendirdiği bir tarafı da vardır bu geleneğin. İyi kötü bir kurtuluş savaşından köken alır ve reel sosyalizmin doğduğu yıllarda görece bağımsızlıkçı bir yönelimle kurulmuştur. Son 20 senedir de belirli bir gelişmişlik düzeyine ulaşmış bir kapitalizme sahiptir. Hatta Yalçın Küçük'ün 15 sene önce yazdığı haliyle bir yanıyla emperyalist olma isteği ve dinamiğini de belki de barındırıyordur bilemem. Bu faktörleri alt alta koyduğumuzda antiemperyalizmin anlamsız olduğu, aslolanın antikapitalizm olduğu şeklinde bir görüşe de ulaşabiliriz. Bunu da belli rezervlerle kabul edebiliriz ama gelişmişlik bakımından Türkiye'nin çok gerisinde kalan, tüm siyasal yapıları doğrudan ABD falan tarafından belirlenen birçok ülkenin varlığı da bir olgu. Bizim kapitalizmin olağan süreçleri diye algıladığımız bir sürü şey, onlar için hala dışsal ve dolayımlı bir ilişkiler ağı olarak algılanabilir, aynen 60'da burada kurulan ilk yabancı şirketler gibi.
Son Düzenleme: 10 Haz 2009 16:17 Düzenleyen guclu.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 16:39 #2115

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Önder,

"Anti-emperyalizm derseniz, "tek ülkede sosyalizm" perspektifi kaçınılmaz olarak gelir, elektrifikasyon olarak sosyalizm yani sığ bir ilerlemeci sosyalizm perspektifi gelir vs. Yani son tahlilde kısır bir perspektif, esnek ve açılım yapabilecek bir pozisyon değil." yazmışsın ya, bana fazlasıyla indirgemeci geldi. Bütün politik söylemlerini "dünya devrimi", "antiemperyalizm" ve "enternasyonalizm" üzerine kuran Troçkistlerin bir tanesinde bile "tek ülkede sosyalizm" vurgusu göremezsin. Troçkist olduğumdan falan değil ama bu arkadaşları yıllardır okurum ve sadece bunun reddiyesini gördüm.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 16:48 #2116

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Yazdıklarımı daha da açabilmek adına kullandığım genel kavramların "Yeni Sömürgecilik" başığı altında toplanabileceğini de ekleyeyim.

Daha geniş okuma ve bilgi için:

en.wikipedia.org/wiki/Neocolonialism

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 10 Haz 2009 18:12 #2118

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Güçlü,

Öncelikle şunu belirteyim; anti-emperyalizme kuşkuyla bakmam öyle fanatikçe savunacağım bir pozisyon değildir, zira konu gerçekten akademik düzeyde çalışmları ve okumaları gerektiriyor. Bu kadar ucu açık araştırmaları gerektiren bir konuda ben kesin bir görüşe sahibim diyemem.

Ancak benim için son derece çapraşık bir meseledir ve ben bu çapraşıklığa tekabül edecek bir teorik faaliyet göremiyorum sol cenahta. Anti-emperyalistlik solculuğun olmazsa-olmazlarından biri olarak algılanıyor. Alper Taş'ın böylesine büyük bir ayrışma döneminde farklarını koyan şey olarak anti-emperyalistliği öne sürmesi bunun kanıtı değil mi? Yani bize diyorlar ki, "Ufuk Uras grubuyla yollarımızın neden ayrıldığını soruyorsanız eğer, biz anti-emperyalistiz, onlar değil." Şimdi böylesine hayati politik öneme sahipse, o önemle orantılı bir düşünce faaliyeti olması gerekmez mi? Sonuçta bu nosyona karşı kuşku besleyen bir hayli insan var.

Benim anti-emperyalistliği oldukça itici bulmam, teorik olarak yanlışlığından çok daha fazla olarak, onun teorik bir çözümleme olmadan sahiplenilmesinden, bir refleks görüntüsü vermesinden, geçmişe koşulsuz bağlılığı ifade etmesinden kaynaklanıyor.

Geleneksel yapılar şunu hissediyor bence; Sahip oldukları bütün politik, pratik mücadele modeli fazlasıyla anti-emperyalistlik ekseninde kurulmuş. Çok merkezi bir öneme sahip. Anti-emperyalistliğ sorgulamak, bütün bir geleneksel mücadele anlayışını terk etmek anlamına glecek. Yerine yenisi konamayınca da, dört elle sarılınıyor.

Şimdi senin bana yönelltiğin soruları cevaplamaya çalışayım;

Giriş paragrafında betimlediğin dünya iktisadi yapısına herhangi bir itirazım yok. Hepimiz az çok bunları gözlemleyebiliyoruz. Ancak benim itirazım şu; bütün bu betimlediğin yapıyı adlandırmak için neden emperyalizm gibi bir "fazladan" bir kavrama ihtiyaç duyuyoruz.? Kürsel çapta entegre olmuş kapitalizm nosyonu hangi açıdan bu betimlediğin yapıyı adlandırmakta yetersiz kalıyor da emperyalizmi devreye sokuyoruz. Şimdi soru bağlamında Marx konusundaki ikinci sorun için güzel bir bağlam oluştu. Şimdi ona geçeyim;

Her şeyin ve her konunun Marx tarafından ele alınıp anlatılabilmesi zaten mümkün değil ki.


Sana şunu sorayım; şimdiye kadar yazdığım yazılarda, birebir aynı şeyi kendim de söylemedim mi? İçinde bulunduğumuz toplumu anlamak için tek kaynak olarak Marx'a başvuramayız demedim mi? Fetekoş'la yaptığımız tartışmalarda bunu çok fazla dile getirdim.

Ancak benim Marx'ın yetersiz kalacağını düşündüğüm alan, Marx'ın zaten ele almadığı konulardır; kültürel, etnik, kimlik, sosyal-psikoloji, dinsel vs gibi "üstyapısal" alanlarda Marx'ın ekonomi-politik alanda olduğu gibi kapsayıcı bir teori sunduğunu düşünemeyiz. Ancak ekonomi-politik konusunda oldukça sağlam bir teorik bütün kurmuştur (Gerçi bu alanda da yetersiz kaldığını söyleyenler vardır. Bilemiyorum tabii..İktisatçı olmak lazım)

Şimdi ben diyorum ki, senin birinci paragrafta betimlediğin durumu bildiğim kadarıyla Marx zaten öngörmüştü. Tahmin ediyorum Kapital'in 3. cildi tam da bunu ortaya koyuyor. Yani o betimlediğin çerçeve Marx'a göre sermayenin gelişiminin zorunlu sonucu olarak ortaya konumuştur. Yani burda devlet teorisinde olduğu denli, analiz edilmeden kalmış bir durum bence yok.

O yüzden sordum, Marx çok da iyi farkında olduğu bir gelişme hakkında neden ayrı bir kavramsallaştırmaya gitmedi?

Bu soruya cevap için Lenin'e bakalım. Lenin'in dünyası nasıldı? Düşün insanlık tarihinde o ana kadar bir başka örneği olmayan bir dünya savaşı ortamına verilmişti. Farklı sermaye grupları paylaşım savaşına girmişti. Lenin'in emperyalizm gibi bir kavramsallaştırmaya girmesi, bana eşitsiz gelişme yasası, emperyalist zincir anlayışla alakalı gibi görünüyor. Şimdi bir de Lenin'in karşısında nasıl bir Rusya bulduğuna bakalım; kapitalist altyapısını kurmamış, proleterya sınıfın güçlü olmadığı, yarı-feodal, despot, otoriter bir ülke. Elindeki devrim teorisine bakıyor, kendi elindeki malzemeye uygulayamacağını anlıyor. Somut koulların somut tahlili sonucu ihtiyaca göre bir teori üretmek durumunda kalıyor. Ve ürettiği teori de kendi koşullarına uyuyor. Kitabi bir devrim olamayacağı belli, zira Marx devrimlerin merkezde olması gerektiğini öngörmüş. Zincir teorisine göre, dünya kapitalist sistemi bir zincir gibi birbirine bağlanmıştır ama eşitsiz gelişme yasasına göre, zincirin bazı halkaları zayıftır. Zincir en zayıf halkasından kopacak ve zincirleme bir reaksiyon sonucu Rus devrimini diğerleri takip edecektir. Dört gözle Alman devrimi bekliyorlar. Hatta Lenin'in "Bizim devrimimizi batıdaki devrimler izlemezse yaşama şansımız yok" dediği rivayet edilir.

Ancak beklenen olmuyor, zincirleme reaksiyon gelmiyor. Kapitalist merkezlerin iki dünya paylaşım savaşından sonra, aralarındaki çelişkileri kontrol altında tutabildiği görülüyor. Sermayenin dünya çapındaki eklemlenmesinin, kendi ayrıklığını koruyan tek tek sermaye ulusal bloklarının bir zincir gibi değil de, yekpare, aralarındaki uzlaşmaz çelişkileri aşmış, emekçi sınıfın tehditi karşısında görece homojenleşmiş bir bütün şeklinde olduğu ortaya çıkıyor.

Bu anlamda Lenin'in dünyasındaki, yani I.Dünya Savaşının ortasındaki bir dünyanın çatışmaları ile ABD'inin Irak'ı işgalini aynı kefeye koymak bence radikal biçimde yanlış. Basitçe şunu sorayım; ABD, Irak'ta kime karşı savaşıyor? Onca uçağı, akıllı füzesi vs ile intihar bombacılarına karşı mı? Eğer Irak işgalini bir emperyalist çatışma olarak görüyorsak, hangi kapitalist odakların bir paylaşım savaşı içinde olduğunu göstermemiz gerekmez mi? Ben farklı emperyalist merkezlerin bir paylaşım savaşını göremiyorum.

Daha söyleceklerim var. Ama tek bir mesaja sığdırılacak gibi değil..Okunabilir parçalara ayırayım. İkinci mesajda emperyalizm tartışmasının teorik yönünden ziyade, şu günümüze yönelik somut politik izdüşümlerine bakalım.
Son Düzenleme: 10 Haz 2009 19:42 Düzenleyen onder.
Sayfa oluşturulma süresi: 0.44 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44