Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

ÖDP'de ipler kopuyor(muş)
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi

BAŞLIK: ÖDP'de ipler kopuyor(muş)

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 00:52 #2145

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Uras, 14 Aralık ve SHP ittifakı hakkında çıkan yazı ve haberler bu aralar az değil.

www.shp.org.tr/basinda_shp/taraf-1462009...solunu%c2%a0-ariyor/

www.shp.org.tr/basinda_shp/taraf-1162009...lmayanlarin-sesleri/

Açıkça yazmayan ama reddetmeyen bir başka haber:

www.turnusol.biz/public/haber.aspx?id=47...haber=Karadenizde%20Özgürlükçü%20Soldan%20çağrı

Yahu bu adamlar ve kadınlar Müftüoğlu ile anlaşamayıp kurdukları partiden ayrılıyorlar; solculuğu falan hak getire, açıkça liberal ve emperyalizmi savunan bir adamın partisiyle ne yapacaklar?

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 01:02 #2146

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Ortodoksluğa, sekter solculuğa, teorisizliğe karşı çıkıyorum diye aman kimse beni bu ibişlerle aynı kefeye koymasın..Hiç işim olmaz..

Aslında becerebilseler güçlü bir sosyal demokrat parti hiç fena olmaz.

Bu haber doğruysa sosyalist sol adına bence çok ama çok hayırlı olmuştur. Düşünsenize bu insanlar sosyalist hareket içinde olsalardı fikri zenginlikten ziyade "güzel ruh" kakafonisi yaratıp durmaya devam edeceklerdi..Böylece evli evine köylü köyüne dönmüş oldu.
İçtenlikle başarılı olmalarını diliyorum. Reel Politik alanda zaten sosyalizmin maksimum programı uygulanamaz. Bu adamlar tahmin ediyorum ÖDP içindeki parlementer mücadele ısrarını temsil ediyorlardı. Varsınlar şimdi bildikleri gibi yapsınlar. Kitlesel olma, CHP'ye alternatif olma umudu versinler seve seve de oy veririm.

Bunları ayrılması ile sosyalistler asıl gündemlerine, günlük hayat ilişkileri içinde ağ gibi yapılanacak hareket olma misyonlarına umarım dönerler..Ama hiç umutlu değilim..Bizim sosyalist yapılar içinde kuşak devir teslimi olmadan böyle bir perspektif kayması olacak gibi durmuyor. Umarım yanılıyorumdur..Yanıldığımı, sosyalistler bizimkisi gibi bir iletişim platformunun çok daha iyisini çıkarma iradesini gösterirlerse düşünmeye başlayacağım..Birgün'dü vs ısrar ederlerse aynı tas aynı hamam gider..

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 17:14 #2159

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Önder, seninle ne alakası olabilir ki bu adamların? Bir an bile böyle bir düşünce geçmedi aklımdan. Ama sana katılmadığım bir yan var; bu adamlara oy verilebileceğini düşünemiyorum. Hüseyin Ergün resmen kapitalizmi ve emperyalizmi savunuyor. Sosyal demokrat demek dahi çok kolay değil ona. Dindar olsa AKP'ye rahatlıkla girermiş kendisi.

Düşünce biçimi soldan o kadar uzakta bir yerde ki, mesela, kapitalistlerden "insanlara ekmek veren insanlar" diye söz ediyor. Teknolojik değişimden sadece ve sadece emek tasarrufunu sağlayan otomasyonu anlıyor ve daha da kötüsü bunun da kapitalizmin lehine işleyen vasfını onaylıyor; tüm emsalleri gibi "küreselleşme" denen mevhumu iradi bir olay olarak değil sanki doğa kanunu gibi görüyor.

Belki de tartışma noktasını "küreselleşme" denen hadisenin analizine kaydırmak gerekiyor. Çünkü esasında tüm bu tartışmalar bunun hakkında.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 17:42 #2160

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
İşin kokusu çıkıyor iyice. Bugün Vatan gazetesinde de haber çıkmış.

haber.gazetevatan.com/SHPye_mi_geciyor/243694/9/Siyaset

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 19:05 #2162

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Güçlü,

Bu adamdan ilk kez sen aktarınca haberim oldu. İtiraf etmek gerekirse röportajın tamamını okumaya midem elvermedi. Şu cümleye denk gelince bıraktım okumayı;

Çünkü işçi sınıfı demokratik bir sınıftır ama ilerici bir sınıf değildir.


Dolayısıyla senin en son aktardıklarını farketmemiştim.

Gerçi ben bu adamlara oy veririm derken, bu vatandaş aklımda zaten yoktu. Ben daha çok Ufuk Uras ve çevresini düşünürek söylemiştim.

Şimdi malum; benim sürekli vurgu yaptığım birşey var: Sol politika iki düzlemde verilir, Reel politika ve günlük hayat içinde ağ gibi yapılanan Hareket Politikası. Sosyalist mücadelenin yaşadığımız zamanın şu Türkiye'sinde en küçük bir reel politika/parlementer mücadele şansı olduğuna inanmıyorum. Bu koşullarda sosyalizmin asli arenasının Günlük Hayat olduğunu düşünüyorum. ÖDP'ye en temel eleştirim de buydu; sosyalist öncüller ve retorik kullanarak bu ultra sağcı ülkede reel politika/parlementer politika yapılamaz. ÖDP bu açıdan imkansızın peşine düşerek zaman kaybediyordu. Parlementer mücadeleyi abartmak bu ayrılan grubun olduğu kadar kalan grubun da talebiydi. Sanıyorum bir ikinci Fatsa yaratma hevesiyle yanılıp tutuşuldu, bunun aracı da seçimler olarak görüldü..

Ufuk Uras Milletvekilliğini çok sevmiş görünüyor. O yüzden daha merkeze inip tekrar seçilmek istiyor sanıyorum. Mücadelenin iki yönlülüğü açısından bu benim çok fazla misyon yüklemesem de önemsediğim birşey. Sonuçta aman AKP'ye güçlü bir rakip çıksın diye dört gözle bekliyoruz.
Dolayısıyla kendini parlementer mücadele alanına hazırlayan bir yapının, parlementer alanın kurallarından muaf olması düşünülemez.

Benim AKP anti-patim o kadar güçlü ki, şu anda bu partinin zayıflamasından daha önemli birşey göremiyorum. Bu o kadar öyle ki, eskinin ANAP benzeri bir partiye bile oy veririm. Sistem partileri kapitalizmi eleştiremez. Bunu beklemek gerçekçi olmaz. Dolayısıyla aktardığın türden kapitalizm yanlısı görüşler beni çok da ilgilendirmiyor.

Şu anda karşımızda sol için son derece kötü bir siyaset formulü var AKP tarafından realize edilen; dinin ve neo-liberalizmin bir karışımı. Uzun vadede sol adına bundan daha tehlikeli bir durum görmüyorum. Dolayısıyla sistem içi "normalleşme" benim dört gözle beklediğim birşeydir. Din politika alanında çıkarılmak zorundadır. Kürselleşmeye Kapitalist entegrasyonun da bir adabı olmalı. Başka ülkeler küreselleşmeye hangi biçimde entegre olduysa Türkiye'nin de öyle olmasını isterim. Türkiye'nin ABD çıkarları için kilit bir rolü var diye, dini bir zihinsel yapıya dönüştürülmesini istemem.

Dinsellik bütün dünyada yükselişte ama malum arap ülkeleri haricinde hiçbirinde böylesine günlük yaşamın dokusunu dönüştürmeye odaklanmış durumda değil. Dolayısıyla bu gidişe dur diyebilecek sağdan soldan her hareket reel politik açısından benim desteğimi alır.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 19:18 #2163

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
AKP hakkındaki duygu ve düşüncelerini anlıyor ve çoğunlukla da paylaşıyorum. Ama herhalde bu, H. Ergün ve partisinin savunduğu haliyle olamaz. Çünkü bu insanlar fırsatını bulsalar AKP ile koalisyon bile kurarlar.

Önerdiğin ikili politik yapı birbirini tamamlayıcı olması koşuluyla faydalı olacaktır. Günlük hayat çalışmasının reel politik düzlemle nasıl bir ilişkisi olacağı, mesela dayanışma ağları kurularak insanların ortak ihtiyaçlarının giderilmesine çalışılmasının ülke çapındaki reel politik karşılığının nasıl bir örgütlenme olacağı konusu önemlidir.

Geçenlerde Melih Pekdemir'in yazdığı "Politik Korner" adlı kitabı okuyordum. Pekdemir, kitabın bir yerinde Anadolu'da bir yerde kendi imkanlarıyla baraj yapıp sulamalarını ortaklaşa halleden köylülerden bahsedip, "keşke bu işin içinde solcular olsaydı", diye hayıflanıyor.

Aslında o kadar çok yapılacak iş var ki bu yoksulluk ve yetersizliklerle dolu ülkede. Günlük hayat o kadar boş bir alan olarak duruyor ki hala, ne cemaatler ne tarikatlar bunun tamamını organize edemezler. Böyle bir çalışma isteği ile belki de kuracak sosyalist hareket kendisini.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 20:45 #2166

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Aslında o kadar çok yapılacak iş var ki bu yoksulluk ve yetersizliklerle dolu ülkede. Günlük hayat o kadar boş bir alan olarak duruyor ki hala, ne cemaatler ne tarikatlar bunun tamamını organize edemezler. Böyle bir çalışma isteği ile belki de kuracak sosyalist hareket kendisini.


Evet işte benim de tam olarak demek istediğim bu.

Melih Pekdemir'in verdiği örnek çok güzel ancak "keşke bu işin içinde solcular olsaydı" isteğine katılamıyorum pek. Dışsallığa karşıyım. Yani klasik bilinç taşıyıcılık eleştirisi yapıyorum.

Örnekten devam edersek ben şöyle bir senaryoyu tercih ederim;

Solcular, tıpkı köylüler gibi kendi günlük hayat dayanışma ağlarını kurmuşlardır. Diyelim onlar ziraat mühendisleri, veterinerleri ile köylü dayanışmasına teknik bilgi hizmeti sunar, karşılığında da köylüden tarım ürünü alır. Elbette çok naif, indirgenmiş bir senaryo ama "solcular" ve "halk" arasında aşkın değil içkin bir ilişkinin kaba bir modeli olması açısından önemli.

Yine klasik bir tartışmaya dönersek, ben bir anlayışın/partinin gidip varoşlarda adam kafalama modelini doğru bulmuyorum. Herkes öncelikle kendi yaşam alanlarını ve kendi öz ilişkilerini örgütlemekle yükümlü..

Kendi aralarında en küçük bir harmoni olmayan, kendi aralarında kollektif bir çalışma örgütleyemen aydınların/solcuların, gidip halka kollektivitenin önemi üzerine ahkam kesmesi hiç hoşlaşmadığım birşey.

Herkesin kendi kapısının önünü temizlemesi ve farklı kollektivitelerin zaman içinde tamamen doğal ve kendiliğindenliği içinde buluşması gibi bir "güzel ruh" hayalciliği içinde değilim. Elbette sürecin "olgunlaşmış aşamaları"nda, "bildik" reel politik makro örgütlenmeler, organizasyonlar yapılmak zorunda kalınacaktır. Bu anlamda bildik reel politik alanla, günlük hayat alanı arasında aşılmaz kesin bir çizgi çizmiyorum. Sadece solun kendi içinde üretken bir kollektivite olamadığını, kendi kimliğini kuramadığını söylüyorum. Yani sosyalistler olarak reel politika yapacak kadar büyümedik. Maalesef bizim sosyalistlerin liderleri herzaman büyük olduğumuzu düşünegeldiler, sıfır noktasından yola koyulmak gerektiğini kabul etmediler. Hani toplumun maddi yasaları arkamızda ya, hani "haklıyız kazanacağız" ya, bu haklılığın otomatik olarak bizi güçlü kıldığı varsayıldı. Bir fizik yasasının realize edilmesini bekler gibi bekledik..Ancak hayat haklı olmanın, doğruyu söylemenin zorunlu olarak toplumsal güç olmak için yeterli olmadığını gösteriyor. İradi, subjektif müdahale gerekiyordu her zaman. Buna çok bariz bir örnek vermek istiyorum;

Doğada bazı canlılar, bir tehdit altında kaldıkları zaman şişinerek kendilerini olduğundan büyük gösterip, düşmanını ürkütmeye çalışır. Biz bu temel doğal fenomenin tam zıttını yapıyoruz; seçimlere girip kendimizi olduğumuzdan da küçük gösteriyoruz.

Benzer şekilde bir kaç ay önce Sun Tzu'dan ÖDP'ye dersler başlığı altında binlerce yıllık savaş bilgeliğinden aforizmalar aktarmıştım. Düşmanında çok zayıfsan bunu belli etmeyeceksin der bu antik bilgelik..Ama ÖDP her seferinde binde bilmem kaç oy almasına rağmen ısrarla seçimlere girdi. Bundan daha büyük stratejik bir hata olabilir mi? Kendi kendine el aleme bakın ben ne kadar marjinal bir partiyim diye deklare ediyorsun..Böylesine vahim bir stratejik hata niye yapılır? Bunun kökünün çok derinlerde yattığına inanıyorum. Bakış açısı, olması gerektiğinin tam tersi bence. Reel Politikayı kullanarak büyümenin benim bildiğim örneği yok..Belli bir minumum büyüklüğe ulaştığın zaman reel politika alanına girersin. Reel politik kanallar kullanılarak hareket olunamaz bence. Hareket olunduktan sonra Reel Politik alana girilir.

Buna çok iyi bir örneği geçen sen sahaflarda yaptığın arşiv çalışması ile vermiştin. 80 öncesi dinsel akımların esamesi okunmuyor demiştin..adeta bir anda çıktı adamlar..

Keza bir başka örneği de kürt hareketidir. Kurdukları sayısız reel politika partileri ile hareket olmadılar, hareket oldukları için parti kurmayı nerdeyse otomatiğe aldılar..

Bizim sosyalistler bütün mücadele perspektifini, 5 yıldan 5 yıla seçimlere hazırlamak üzerine kurdular..Sanki sistemin tuluatı içinde kendi doğrularını diğerleri gibi seçim meydanlarında aktararak anlaşılabileceklerini sandılar..

Oysa yapılması gereken bence öncelikle kendi aralarında birlikte kollektif iş yapan bir yapı olmaya çalışmaktı..Bunun ne kadar boşlandığı, yaşanan ayrışmalara bir yenisinin eklenmesi ile kendini gösteriyor...

Beni hala dumura uğratan, bir türlü anlayamadığım bir durum var; onca yıl, bizim şu sitede yapmaya çalıştığımız türden, çok yönlü, hayatın her sıradan yönüne de el atan bir iletişim platformu kurmak kimsenin aklına gelmedi..Oysa bence sıfır noktasında ilk yapılması gereken bu tür birşeydi..
Son Düzenleme: 16 Haz 2009 20:57 Düzenleyen onder.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 21:22 #2168

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Sana tamamen katılıyorum.

Pekdemir okuduğum ve bildiğim kadarıyla her zaman "yatay" ve "içsel ilişkilere" vurgu yapar; okuduğumu tam aktarmamış da olabilirim açıkçası.

Hani ünlü "Çamura Son" kampanyası anlatılır ya Fatsa'daki, aslında basit bir çamur temizliği değildir. Bilenlerin anlattığına göre, şu anki Fatsa'da kullanılan yol ve caddelerin önemli bir bölümü de, muhtemelen çok caddesi yoktur zaten, o kampanya sonucu temizlenen çamuırun ardından açılmaya başlanmış. Epey bir imar hamlesine kalkışılmış yani. Şu an her ne kadar Fatsa'da AKP ve MHP güçlü olsa da hala 79-80 Terzi Fikri döneminin izleri varmış ilçede, dolaylı olsa da.

O dönemlerden önde gelen bir başka devrimcinin anılarını okumuştum. Abimiz diyor ki: aslında Fatsa dışında da çok güçlü olunan birçok yer vardı, faşistlerden tamamen temizlenen, devletin değil fiilen devrimcilerin sözünün geçtiği il ve ilçeler vardı ama ne var ki oralarda Fatsa benzeri doğrudan demokratik, halk komitelerinden oluşan, özörgütlenmeye dayanan yapılar kurulmadı. O çok güçlü olunan yerler darbe sonrası hemen devletin kontrolüne geçti. Çünkü silahlı devrimci gruplar ortadan kalkmış, yerine "asıl" silahlı yapı olan devlet gelmişti. 1980 yılında darbeye doğru geçen süreçte yalnızca Türkiye ve burjuva siyasal sahnesi değil, devrimci hareketin tamamı da büyük bir kriz yaşıyordu, çözüm olarak solun antifaşist birliği ve darbeye karşı silahlı mücadeleye hazırlanma süreci başlatıldı; halbuki kurulabilecke her yerde doğrudan demokratik yapılarla fiili olarak halkın kendi yönetimine geçilmeye çalışılmalıydı, diyor abimiz.

O dönemi bu aralar epey okudum, dinledim. Kaçan balık aslında büyük olmuş. Tarih her zaman bir siyasal gruba bu kadar uygun şartlar hazırlamayabilir. O dönemden kalan sosyalistlerin değişen şartlara uyum sağlayamamasını kısmen anlayabiliyorum. O yılları yaşayan insanları şu an söylenenler kesmez, anlam veremiyorlardır tüm bu olanlara. Bazı kışlalarda askerlerin "yaylalar yaylalar" diye değil" Hey Dev-Gençli, Hey Dev-Gençli" diye koşturulduğu bir ortamdan 2009 yılının Türkiye'sine insan geçemez kolayca.

Bana ters gelen eski insanların bu kendi dönemlerinde kalmışlıkları, hadi adını koyalım "tutuculukları" değil, genç insanların bu eski zaman hikeyeleriyle örgütlenmeye çalışılması. Devrimcilerin en temel ilkesi "somut koşulların somut tahlili" değil miydi? Nerde kaldı bu ilke?

Uras ve yanındakiler yenilenme ayağına düpedüz yanlış işlere kalkışıyorlar diye düşünüyorum. Birlik falan olacaksa bu işler birkaç partinin genel başkanının, sendika başkanlarının ittifakı ile olmaz. Hüseyin Ergün ve zihniyeti ile birlik kursan ne olacak ayrıca? Adam düpedüz sağcı.

Ama kalanların da, tüm iyi niyetlerine, liberalizme ve dinciliğe karşı sağlam duruşlarına rağmen politik olarak ne yapacakları çok belli değil. Devrimci Dayanışma'nın kongre bildirisini okudum, "sınıf içinde parti çalışması, kitle içinde devrimci kadrolar" falan diyorlardı. Öbür yandan da taban inisiyatifleri, doğrudan demokrasi diye şiarları var. Umarım ne yapacakları hakkında bir yol haritaları vardır.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 21:31 #2170

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Ha işte bence yaşadığımız anlaşamama, algılayamama sorununu çok çok iyi özetleyen bir saptama:

O dönemden kalan sosyalistlerin değişen şartlara uyum sağlayamamasını kısmen anlayabiliyorum. O yılları yaşayan insanları şu an söylenenler kesmez, anlam veremiyorlardır tüm bu olanlara. Bazı kışlalarda askerlerin "yaylalar yaylalar" diye değil" Hey Dev-Gençli, Hey Dev-Gençli" diye koşturulduğu bir ortamdan 2009 yılının Türkiye'sine insan geçemez kolayca.


Bu saptama hakikaten çok önemli..Kuşaklar arası kopukluğun en temel gerekçesi bu..

Kendini somut olarak nasıl ortaya koyuyor bu durum? Eski kuşakların "sıfır noktasında" olduğumuzu hala kabul etmemesi olarak..Çok doğru söylüyorsun, bizim önerdiklerimiz onları kesmez..Ve bu çok anlaşılabilir bir durum..Devrim için oluşmuş bilinçlerin kullanımındaki kulaklarında, bizim "sıfır noktası" mücadelesi diye söylediklerimiz, kumda oynamak gibi tınlayacaktır..

Bununla bağlantılı bir çok önemli fark da toplumsallık, ilişkilerin çokluğu..Eski kuşaklar için iletişimsizlik, yalıtılmışlık, yalnızlık vs gibi problemler olabilir mi, esamesi okunabilir mi? Bunlar onlarcası haftanın 7 günü birarada olup biribirlerini besleyen tiplerdi.Bizler gibi, 6 ay, hatta 1 yıl, 2 yıl geçmesine rağmen oturup biriyle konuşmaya hasret kalan insanlar mıydı? Bu insanların arasında çok sağlam bir sosyal ilişkiler ağı vardı..Hep beraber idiler..Hala da o birliktelikleri devam ediyor, ve yaptığım bir iki gözleme göre de aslında kimseye ihtiyaçları falan yok..Kendi aralarında havaları gayet iyi..

Post-modernizmin, neo-liberalizmin, sovyetlerin çöküşünün siyasi sonuçlarından çok daha vahim olan insani, psikolojik sonuçlarını yeterince idrak edemiyorlar. Bunları toplumsal dokuyu nasıl tarumar ettiğini bek göremiyorlar, zira kendi kapalı dünyalarında birbirlerine yetiyorlar.
Son Düzenleme: 16 Haz 2009 22:24 Düzenleyen onder.

Cvp:ÖDP'de ipler kopuyor(muş) 16 Haz 2009 21:32 #2171

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Hüseyin Ergün zırvalamaya devam ediyor, okuyup kusabilirsiniz:


www.taraf.com.tr/makale/6081.htm

NEŞE DÜZEL: Siz SHP olarak üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasını mı istiyorsunuz?

HÜSEYİN ERGÜN: Ben üniversitede türban yasağına kesinlikle karşıyım. Gördüğüm kadarıyla arkadaşlarımın genel yaklaşımı üniversitede türbanın serbest olması yönünde. Bir insanın kıyafetini yasaya ve anayasaya bağlamak tutuculuktur. Hatta ben orta öğretimde de türban yasağının önemli olduğunu düşünmüyorum. Üniformalı memurlar hariç devlette çalışanlar da isterlerse başlarını örtebilirler. Çünkü bütün mesele kendine benzetme zorlamasının olmamasıdır.

Peki, sizce bir öğretmenin türban takan bir öğrencisini arkadaşlarına alkışlatması masum bir şey midir yoksa diğer kız öğrencileri de türban takmaya bir zorlama mıdır?

Zorlamadır tabii. Bütün mesele de budur. Türbanlı bir öğretmenin öğrencisini ‘türban takmaya özendirmemesi’dir. Yani onu türban takmaya zorlamamasıdır. Aslında biz, AB hukukunun normlarının Türkiye’de uygulanmasını istiyoruz. AB ülkelerinde hangi özgürlükler varsa Türkiye’de de olmalı. Türkiye AB ülkelerinden daha kırılgan değil.

CHP, laikliğin çok kırılgan olduğunu düşünüyor. Siz...

CHP laikliği bir yaşam tarzı olarak alıyor ve herkesin o tek tip yaşam tarzına uyması gerektiğini düşünüyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Çünkü bu demokrasiyle bağdaşmıyor. Biz laikliği, devletin kurallarını dinden almayacağı ama devletin de dine karışmayacağı bir sistem olarak kabul ediyoruz. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da kaldırılmasını istiyoruz. Biz Yeni Demokrasi Hareketi’nde de bunu söylemiştik zaten. Bazıları Diyanet’in kaldırılması çok tehlikeli olur diyor.

Tehlikeli olmaz mı peki?

Ben her tehlike teorisinin altında başka şeyler olduğunu düşünüyorum. Bir kere Diyanet yüz bin insanı besleyen bir yapı!

SHP sizin başkanlığınızda bir nevi YDH’nın görüşlerini mi savunacak? YDH diriliyor mu?

Bazı yönleriyle diriliyor. Daha doğrusu, Yeni Demokrasi Hareketi burada bir yansıma buluyor. Ama yansıma bulmasaydı bile, bir sosyal demokrat partinin bütün bu ana ilkeleri savunması gerekirdi. Çünkü sol liberalliği, piyasa ekonomisini içerir. Çünkü sol demek, devletçi olmamak demektir. Sol demek, sivil olmak, darbelere karşı çıkmak, Ergenekon karşıtı olmak demektir. Sol demek, insanlığın bugüne kadar ki özgürlükçü, eşitlikçi, kaliteli yaşam mücadelesine bir katkıda bulunmak demektir. Biz, kesinlikle AB’ye üyeliği destekleyen bir politika izleyeceğiz. Süreci yavaşlatanı teşhir edeceğiz.

CHP’yi nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce sol bir parti mi?

Bize göre CHP siyasi yelpazede AKP’yle MHP arasında bir yerde duruyor. Yani CHP, AKP’nin sağında kalıyor. AKP, CHP’den çok daha özgürlükçü bir parti. Zaten Mehmet Ali Aybar ve Behice Boran’ın başkanlığındaki İşçi Partisi hariç, Türkiye solu genel olarak, ‘bir punduna getirsek de şu askerlerle birlikte iktidara gelsek’ düşüncesi içindedir. Türkiye’de sol daima askerlerle işbirliği yaparak iktidara gelmeyi düşünür. Çünkü halk oyuyla iktidara gelemeyeceğine inanır. Dolayısıyla bu ülkede solun askerle ilgili düşünceleri sorunludur. Sol akımlar askerle siyasi ittifak kurmakta hiç bir sakınca görmezler. Hatta kargaşa dönemlerinde işbirliği de yaparlar.

28 Şubat’ta, 27 Nisan e-muhtırasında yaptıkları gibi mi?

Onlardan önce de işbirlikleri yapıldı. ‘Askerlerle birlikte darbe yoluyla’ iktidara gelmek için vurmalar, kırmalar, banka soygunları yapıldı. Darbe öncesi provokasyonlarda solun rolü feci bir şeydir. Vurmalar, kırmalar hep istikrarı bozmak ve darbe ortamı oluşturmak için yapıldı.

Sol bütün bu provokasyonları bilinçli mi yaptı?

Aşağıdakiler farkında değildi ama şefler bunun farkındaydı. Gençlerin şef pozisyonunda olanları da durumun farkındaydılar.

Deniz Gezmişler... Askerî yönetimi iktidara getirmek için eylem yaptıklarının farkındalar mıydı?

Şöyle söyleyeyim. Bir tanıklığımı anlatayım. Yusuf Küpeli 1980 sonrasında cezaevinden çıktıktan sonra bana geldi. “Biz baştan sona kullanıldık” dedi. Ben de “Nasıl farkında değildiniz? Asker adam geliyor, size silahı veriyor. Size, biraz ortalığı karıştırın, biz gereğini yapacağız diyor. Siz bütün bunlara rağmen farkında değil miydiniz” dedim. Bana cevabı şu oldu. “Ben bunu Mahir’le de (Mahir Çayan) konuşurdum. Ona, ‘MİT falan bizim bu kadar içimizde. Ne oluyoruz’ diye sordum. Mahir de bana, ‘Biz güçlü bir siyasi hareketiz. Elbette MİT de bizimle ilişki kuracak’ dedi.” Gerçek şu ki...

Evet...

Türkiye’de silahlı gençlik hareketini 1970 ve 1980 öncesinde askerler kullandılar. Askerler tarafından kullanıldıklarını gençlik hareketlerinde şef pozisyonunda olanlar kesinlikle biliyorlardı. Orduyla ittifakı, iktidara gelmenin bir yolu olarak görüyorlardı.

Siz o dönemde gençlik hareketinin şeflerinden biri değil miydiniz?

Ben, iktidara gelmenin demokratik yoldan olmasını isteyen tarafın şeflerinden biriydim. Mülkiye’de Fikir Kulüpleri Federasyonu başkanıydım. Sonra bu yapı Dev Genç’e dönüştü. Ben Dev Genç’te bulunmadım. Türkiye’de askerlerle işbirliği yaparak iktidara gelme düşüncesi, ‘elbette az gelişmiş ülkelerde ordunun ilerici bir rolü olacak’ yaftası altında savunuldu.

Solun askerle ilişkisi bugün nasıl peki?

Bazı kesimlerde iyileşme var. Ama bir kesimde de şeriat korkusu kullanılarak sol adına geliştirilen bir ‘ulusalcılık’ var. ‘Şeriata ancak ordu engel olabilir’ diyen yeni bir ulusalcılık gelişti bu ülkede. Geçmiştekinden çok daha güçlü ve tehlikeli bir akım bu. CHP, bu akımın dışında olmak için bir çaba göstermiyor. Nitekim Ergenekon süreciyle pek çok olay ortaya çıktı ve o mitinglerin darbe ortamı yaratmak amacıyla düzenlendiği anlaşıldı.

AB’ye dönersek... Türkiye’nin AB üyeliğinin önündeki en büyük engel ne?

En büyük engel, ‘dünya bize düşman’ psikolojisidir. Bu ülkede sol da sağ da bu psikolojiye sahip.

Türkiye Hıristiyan bir dünyadan korkuyor mu?

Toplumun bilinçaltında bu var tabii. Hıristiyan dünyanın son üç yüz yıldır bizi yendiğini biliyor.

Avrupa’nın sağa kaydığını söylediniz. Peki, Türkiye nereye kayıyor?

Son iki seçimi AKP aldı. Bu iki seçim sürecinde de Türkiye özgürleşme ve piyasa ekonomisi bakımından sağa kaymadı. Yani daha devletçi bir ekonomiye yönelmedi. Aksine ekonomide daha açılımcı oldu. Eğer AKP değil de CHP seçimleri kazanıp iktidar olsaydı, Türkiye’de piyasa ekonomisi, özgürleşme, küreselleşme daha kısıtlı olabilirdi. Bu da devletçiliği öne çıkarırdı, içe kapanırdı.

Bu durumda Avrupa Birliği, sağa kayarak kendi kendini yok eder mi?

AB yok olmak bir tarafa gelişmesini sürdürecek ve daha da güçlenecek. Çünkü bu birlikten bütün Avrupa devletleri yararlanıyorlar. AB’den geriye dönüş olamaz. Bugün İrlanda, ortak para birliğine girmediğine pişman. Çünkü bütünleşme, ekonominin gelişmesine, insanlığın zenginleşmesine katkıda bulunuyor. Ulus-devlet derebeylik sınırlarını yok ederek zenginleşme yarattı. Çünkü pazarı büyüttü. Bütün bir ülkeyi pazar haline getirdi. Şimdi küreselleşme aynı şeyi yapıyor. O, pazarı daha da büyütüyor. Bütün dünyayı tek bir pazar haline getiriyor.

Türkiye bütün gerekleri yerine getirse, Avrupa’da Türkiye’yi bir tehlike olarak görenler bu bakışlarını sürdürebilirler mi?

Sürdüremezler. Çünkü entelektüel tartışma geleneği olan açık toplumlar bunlar. Aslında Türkiye’nin AB’ye üye olması zamanla daha kolaylaşacak. Çünkü hem ekonomik, hem hukuk, hem insan kalitesi hem de eğitim bakımından gelişecek. O zaman da AB’ye üyeliği kolaylaşacak. Zaten Avrupa Türkiye’nin üyeliği kendisi açısından daha kolay ve daha az maliyetli olsun diye işi yavaşlatıyor. Yoksa Fransa ve Almanya’da sağ ve soldaki ana partiler karar günü geldiğinde Türkiye’yi üyeliğe kabul edecekler.

Avrupalılar, küreselleşen dünyanın şartlarına uyum göstermekte zorlanıyor mu?

Avrupa hem çok entelektüel hem de çok vıdı vıdı bir toprak. Kavramlar, Avrupalıların politikalarını çok fazla esir alıyor. Pragmatik olamıyorlar. Avrupa’nın çok köklü bir bağımsız devlet geleneği var. Avrupalılar bu ulus-devlet geleneğinin tutsağı oluyorlar. Öyle ki, bir yandan dünyadaki ilk küreselleşme modeli olan AB’yi deniyorlar ve AB gibi ulus-devleti tasfiye eden bir projeyi yürütüyorlar, bir yandan da ulus-devletten kopmak, kurtulmak istemiyorlar.

CHP’nin sol bir parti olmadığını söylüyorsunuz. Peki, SHP sol bir parti mi sizce?

Sosyal Demokrat Halk Partisi, CHP ile kıyaslanmayacak kadar daha demokratik bir tüzüğe ve daha sol bir programa sahip. Şu anda SHP çok küçük bir parti. Son genel ve yerel seçimlere giremedik. Ama SHP çağdaş anlamda dünyayı kavrayan gerçek bir sol parti olabilir. Çünkü kadrolarının bunu kabul edecek bir kapasitesi ve etik kaygısı var.

Türkiye’de faili meçhul cinayetler en fazla DYP-SHP koalisyon hükümeti döneminde işlendi. Kürt sorunu en çok bu dönemde askere ihale edildi. SHP’nin bu geçmişi size yük değil mi şimdi?

Değil çünkü Murat Karayalçın, bütün tepkilere rağmen 2004 seçimlerinde Kürtlerle işbirliği yaptı ve bizim listelerimizden seçildiler. Size bir şey anlatayım. YDH yönetimi olarak bir akşamüzeri toplantıdaydık. Telefon çaldı. Açtım. Karşıdaki ses, “Ben Hacı Karay. Mehmet Altan’ı arıyorum” dedi. Ben, “Mehmet Altan şu anda burada değil. Kendisine iletelim. Niçin arıyorsunuz” diye sorduğumda, “biz Çınar Oteli’ndeyiz. Çelik yelekli timler tarafından sarıldık. Mehmet Abi’den bu durumu İçişleri Bakanlığı’na ya da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne iletmesini istiyoruz” dedi. Kendisine, onlara bizim de ulaşmaya çalışacağımızı söyledim. Birkaç yere telefon ettik ama kimseye ulaşamadık. Ertesi sabah Düzce Akyazı’da bu üç kişinin cesetleri bulundu.

YDH’yı arayıncaya dek daha pek çok yeri aramış olmalılar. Herkes durumdan haberdar ama öldürülmelerini kimse engelleyememiş. Nasıl bir yer burası böyle?

Adamları göz göre ertesi sabah faili meçhul yaptılar...

Tekrar solda oluşturmaya çalıştığınız platforma dönersek... Bu gruplarda ortak özellik olarak neyi arıyorsunuz?

Bize katılmak için sivil ve demokrat olmak yeterli. Yani Ergenekon karşıtı olacak. Ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda devletçi olmayacak. Serbest piyasayı, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini destekleyecek. Bizim diğer partilerden farkımız, bize üye olmak serbest olacak.

Diğer partilere üye olmak zor mu?

Efendim onlardaki parti esnafları kimseyi üye yapmak istemezler. Kendilerine ileride rakip olmasın diye partiyi mümkün olduğunca kalitesiz adamlarla doldurmak isterler. Aslında Türkiye’de çağdaş solu oluşturacak bir temel var. 10 Aralık Hareketi var. ÖDP’den ayrılanlar var. Demokrat Kürtler var. Aleviler var. Kadın hareketi var. Biz bütün bu gruplarla temas halindeyiz. Bu hafta ortak bir platform oluşturmak, çağdaş solda bir parti oluşturmak için toplantılara başlayacağız. SHP çatısı altında birleşmek değil bu. Biz yeni bir parti kurar gibi biraraya geleceğiz, buluşacağız!
Sayfa oluşturulma süresi: 0.54 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44