|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
|
BAŞLIK: YARSAV Başkanı Eminağaoğlu
YARSAV Başkanı Eminağaoğlu 28 May 2009 16:18 #2020
|
YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu son aylarda çok sık medyada görünen bir isim. Sinirli ve mücadeleci bir görünüm sergileyen Eminağaoğlu'nun iktidar borazanı yayın organlarında "Ergenekon'un yargıdaki adamı" olarak boy hedefi getirilmesi, açıkçası bende kendisine karşı karışık duygular uyandırmıştı. Ruşen Çakır'ın bugünkü Vatan'da çıkan yazısında da görülüyor ki Eminağaoğlu'nun pozisyonu ve O'na karşı takınılan tavır Ergenekon Davası hakkında kafalarda daha da soru işareti doğuracak. Çakır saptamalarını Dink cinayeti hakkında yazılmış olan Nedim Şener ve Kemal Göktaş'ın iki ayrı kitabına dayandırıyor.
Çakır Ergenekon ve Hrant Dink davası arasındaki ilişkiyi tartışıyor ve çok önemli iki noktaya temas ediyor: Hrant Dink'in katledilmesi sürecinde, cinayeti önleyici çalışmayı yapmayan, gelen istihbaratları değerlendirmeyen emniyet yetkili ve yöneticilerinin neredeyse tamamı, bugün aynı zamanda Ergenekon Operasyonunda da aktif olarak yer alan isimler. Yani Dink'i korumamışlar ama "darbeyi önlemişler". İkinci nokta daha da ilginç; Eminağaoğlu, Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla Dink'in Kerinçsiz ve ekibi tarafından mahkum ettirildiği dava sürecinde, Dink'in beraat etmesi yönünde uzun uzun görüş bildirmiş. Yani Ergenekon'dan içerde olan tayfanın bir bölümünün doğrudan karşısında yer almış. Son bir detay daha var ki o daha da ilginç; Eminağaoğlu vicdani redcilere açılan davalarda da redcilerin beraatini talep etmiş. haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=240563 EMİNAĞAOĞLU’NUN GİZLENEN YÜZÜ Önümüzde çok hayati bir soru cevaplanmayı bekliyor: Hrant Dink’in alçakla katledilmesinin Ergenekon soruşturmasıyla bir ilişkisi var mı, yok mu? Bu soruyu “Trabzon’da rahip Santoro’nun, Malatya’da Protestan misyonerlerin katledilmesinin Ergenekon’la ilişkisi var mı, yok mu?” diye de geliştirebiliriz. Bu konuda çok şey söylendi, yazıldı, çizildi. Bütün bu süreçleri ABD’den, Washington’dan, büyük ölçüde internetten izlemek zorunda kalmış, dolayısıyla yeterli bilgi sahibi olmayan biri olarak iki meslektaşımın kitaplarından geniş ölçüde faydalandım. Bunlardan ilki, Milliyet’ten Nedim Şener’in “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” adlı çalışmasıydı. Nedim, doğru bildiğimiz birçok şeyin aslında öyle olmadığını göstererek bize çok büyük bir iyilik yaptı. Nitekim “iyi olan hiçbir şey cezasız kalmaz” ilkesi bir kez daha işledi ve polis “bizi hedef gösterdi” diye kendisini dava etti. İkinci kitap ise Vatan Ankara bürosundan Kemal Göktaş’ın “Medya, Yargı, Devlet” altbaşlığını taşıyan “Hrant Dink Cinayeti” adlı eseri. Türkiye’nin önde gelen yüksek yargı muhabirlerinden Kemal’in, yüksek lisans tezi olarak Dink’in medya aracılığıyla nasıl hedef haline getirildiğini araştırdığını biliyordum. Kitapta, tezine ek olarak Hrant’ın davalarını ve Ergenekon’un Hrant’a yönelik ilgisini mercek altına almış. Ergenekon bağı Kemal’in tamamen açık kaynaklara dayanarak kaleme aldığı kitabı okuduğunuzda başlangıçtaki soruya ‘muhakkak var’ cevabı vermek durumunda kalıyorsunuz. Öncelikle Ergenekon davasının Veli Küçük ve Kemal Kerinçsiz gibi kilit isimlerinin Hrant’a karşı yürütülen kampanyada ne denli etkili olduklarını bir kez daha hatırlıyoruz. Ardından Yasin Hayal ve Ali Öz gibi zanlıların Ergenekon’la bağları olup olmadığı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Bazı noktalarda kafanız epey karışıyor. İlki daha bildik bir olgu: Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek başta olmak üzere, Hrant’ı adım adım ölüme götüren süreçte şu ya da bu şekilde rol ve sorumlulukları olduğu ileri sürülen, fakat haklarında ciddiye alabileceğimiz bir inceleme veya soruşturma açılmayan bazı polisler Ergenekon soruşturmasında kilit rol oynuyorlar. İkincisi daha şaşırtıcı: Bazı çevreler tarafından neredeyse “Ergenekon’un yüksek yargıdaki temsicisi” gibi lanse edilmek istenen YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun, Kerinçsiz ve benzerlerinin mahkum ettirmek için yoğun enerji sarf ettiği Hrant’ı beraat ettirebilmek için elinden geleni yapmış olduğunu öğreniyoruz. İtiraf edeyim, ben bilmiyordum ve kendisini şahsen tanımadığım Eminağaoğlu hakkında son dönemde kalın çizgilerle çizilen kötü imajın etkisinde kalmış olduğum için inanmakta da zorlandım. Sonuna kadar direnmiş Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin Dink’i 301. maddeden mahkum etmesi üzerine hem Kerinçsiz ve diğer müdahiller, hem de Dink’in avukatları temyize başvurunca, Yagıtay Cumhuriyet Başsavcılığı adına savcı Eminağaoğlu kaleme aldığı tebliğnamede ayrıntılı bir şekilde Dink’in yazılarının “eleştiri” boyutunu aşmadığını ve suçsuz bulunması gerektiğini belirtmiş. Buna rağmen Yargıtay 9. Ceza Dairesi cezayı onayınca, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı yine itiraz edip davayı Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na taşımış. Eminağaoğlu tebliğnamesinde Yargıtay üyelerini Dink’in söz konusu yazılarını “soğukkanlılıkla” okumaya davet etmiş ve sözlerinin tamamen düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ayrıntılı bir şekilde savunmuş. Sonuçta 7 üyenin itiraz lehine oy kullanmasına rağmen Dink’in cezası onaylanmış. Kitaptaki en çarpıcı belgelerden biri, Eminağaoğlu’nun, Hrant’ın alçakla katlinden beş gün sonra kaleme aldığı ve www.adalet.org sitesinde yayınlanan yazısı. Şu cümleler onun: “Hrant’ın karşısına geçenler, Lozan’ı savunurken ne Atatürkçülük ne de Lozan’dan haberdarlardı. Bu durum Atatürkçülüğe de, Lozan’a da, Hrant’a da zarar veriyordu.” Bir de şu bölüme dikkatinizi çekmek istiyorum: “Danıştay saldırısında görüldüğü gibi Hrant olayında da görülen, ayakkabının/botun altının delik olduğu. Demek ki hayatlarını kaybeden bu kişiler paranın gücü altına alınarak yönlendirilmemiş ve yaşamamışlar, ifadelerini özgürce dile getirmeyi düstur edinmişler.” Kitabı okuduktan sonra Kemal Göktaş’la konuştum ve Eminağaoğlu’nun sadece Hrant olayında değil, askerlik yapmayı reddeden “vicdani retçiler” ve Kürt sorunuyla ilgili davalarda da çok ileri ve demokratik yorumlar yapmış olduğunu öğrendim. Şimdi insanın aklına şu sorular takılıyor: 1) Böylesine “çağdaş hukukçu” profiline sahip olan biri, nasıl olur da Ergenekon gibi karanlık ve hukuk dışı bir yapıyla irtibatlı olabilir? 2) Eğer böyle bir irtibatı yoksa -ki üstlendiği davalara getirdiği yorumların Ergenekon çizgisine tamamen ters olduğunu görüyoruz- neden bazı odaklar kendisiyle bu kadar çok uğraşırlar? 3) Kendilerini haklı olarak “Hrant’ın dostu” olarak tanıtan ve onun yargı sürecinin tüm aşamalarını bildiğini varsayabileceğimiz bazı aydınlar neden şu hengamede “Bir dakika, Eminağaoğlu Hrant davasında çok dik bir duruş sergilemişti” diyerek kamuoyunu aydınlatmazlar? Hatta içlerinden bazıları Eminağaoğlu’na yönelik linç kampanyasına katılmaktan geri kalmaz? Özetle bu işte bir gariplik var. |
|
Son Düzenleme: 28 May 2009 16:20 Düzenleyen guclu.
|
Cvp:YARSAV Başkanı Eminağaoğlu 28 May 2009 18:36 #2021
|
Ruşen Çakır'ı çok seviyorum. Ancak gelinen bu noktada onun gibi dürüst, iyi niyetli ama bence aldıkları politik tavır biraz naif olan yazarların da payı var.
Naif tavır derken neyi kastettiğime Ahmet İnsel'den bir örnek vermek istiyorum; Geçen aktardığım röportajında Ahmet İnsel, Ergenekon konusunda bir gariplik olduğunu Türkan Saylan'ın gözaltına alınmasıyla farkettiğini söylemişti. Bu bağlamda bir TV programında şöyle bir argümantasyon ileri sürdü: "Türkan Saylan'ın görüşlerine katılmıyorum. Ancak yasalar çerçevesinde kalmak şartıyla yaptığı eğitim hizmetlerini kimse eleştiremez. Herkes kendi dünya görüşü uyarınca çocukları eğitmek ister. Nasıl muhafazakarların çocuklarını dini bir çerçevede eğitmek istemesi demokrasi gereği ise, Türkan Saylan'ın kendi kemalist ideolojisini yaymaya çalışması da bir haktır" Yani biçimsel bir demokrasi algılanışı. Gerçek hayatta demokratik yarışın hiç de öyle eşit koşullarda verilmediğini görmezden gelmesi. Objektif/bilimsel evrensel kriterlere göre eğitime yönelik poizitif ayrımcılığın uygulanmak zorunda olduğunu ihmal etmesi. Eğitim gibi bir alanda kişisel tercihlere yönelik demokratik tercih diye birşey sanki sözkonusu olabilirmiş gibi. Dini ve bilimsel eğitimleri karşı karşıya getirirseniz, dinin her zaman fark atacağını hesaba katmaması. Bu gibi dinsel fanatizme karşı böylesine idealist, biçimsel demokrasi havariliğinin ülkenin bugün karşı karşıya olduğu açmazda önemli payı var. Ruşen Çakır, Ahmet İnsel, Ömer Laçiner gibi dürüst yazarlar, bugün bulunduğumuz noktaya gelinmesinde rol oynadıklarını düşünüyorum. Şimdi iş işten geçmek üzereyken toparlamaya çalışıyorlar. Fazla söze gerek bırakmayan, aşağıda aktarılan çalışmalarda dile getirilenler gibi somut olgulara dayanarak "Bu işte bir gariplik var" diyebilmek, saygıdeğer zihinsel bir kapasiteye işaret etmiyor. Bence büyük yazar, ortada olgusal veriler yokken çıkarsama yaparak olunur. Bu ülkedeki dinsel akımların asla ve asla bir demokratikleşmenin/özgürleşmenin aktörleri olamayacağını, bir otoriter statüko yıkılırken, daha az otoriter olmayan bir statükonun kurulmakta olduğunu ortada somut olgular olmadan görmeleri gerekirdi. Şimdi yaratılmış olan muhafazkarlığın ideolojik hegemonyasının oluşumunda, biraz da Ruşen Çakır gibi yazarların muhafazakarlara karşı önceki "empatik" yaklaşımlarının payı olduğuna inanıyorum. |
|
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.46 saniye
