|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
|
BAŞLIK: Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazi
Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazi 22 May 2009 23:30 #1976
|
Az önce TV'de, Suriye sınırında temizlenmesi gündemde olan arazinin 2 Kıbrıs büyüklüğünde olduğunu söylediler.
İnanamadım, hala da inanamıyorum. Olabilir mi böyle birşey? Kıbrıs mı çok küçük, bu arazi mi çok büyük? Ya da spiker aptalca bir hata mı yaptı? Eğer doğruysa buna ne denir? Sen iki Kıbrsılık -bu kadar gürültü koparıldığına, paylaşım savaşı başladığına göre bayağı verimli- bir araziyi onyıllardır hiçbir işe yaramadan atıl vaziyette tut, sonra yarım Kıbrıs için bir sürü zahmete gir. Şu insanlık uygarlığı ne kadar irrasyonel kurulmuş ya..Bazı bilim-kurgu filmlerinde dünyayı ziyaret eden uzaylıların irrasyonelliğimiz karşısında şaşkınlığa uğramaları boşuna değil. |
|
|
Cvp:Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazi 25 May 2009 01:44 #1985
|
Ziraat Mühendisleri Odası, konuyla ilgili yapmış olduğu analizin sonuçlarını bugün bir basın açıklamasıyla kamuoyuna duyurdu. Gerçekten bölgede yaşanan sefalete rağmen resmi kararlarla döndürülen oyunların sosyo-ekonomik maliyetinin akıl dışı niteliğini gözler önüne seriyor bu analiz. Bunun yanı sıra, mayınlı arazinin temizlenme işi de başlı başına bir sorun oluşturacağa benziyor. Temizlenen arazi, bu işi gerçekleştirecek olan yabancı şirketlere 44 yıllığına tahsis edilecek. Bu durumda tarıma açılan araziden gene bölge halkı yarar sağlayamayacak. Daha da ötesi, 2058 yılına kadar bölgede faaliyet gösterme hakkı kazanacak olan yabancı şirketler bölgeyi acaba yalnızca "tarımsal amaçla" mı kullanacaklar?
BASIN AÇIKLAMASI: MAYINLI ARAZİLER ÜRETİME Ve ÜRETİCİYE, MOTORLAR YEŞİL TARLALARA !... 24 Mayıs 2009 Türkiye‘nin Suriye sınırında 510 km‘lik bir koridorda ve değişen genişlikte uzanan; Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ve Şırnak illerinde yer alan 216 bin dekar mayınlı alan, TBMM‘de görüşülmekte olan "Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkında Kanun Tasarısı" ile 49 yıllığına, mayın temizleme işini yapacak yabancı şirketlerin kullanımına devredilmektedir. Bilindiği üzere, Anti Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretiminin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile ilgili 1999 tarihli Ottowa Sözleşmesi, TBMM tarafından 12.3.2003 gün, 4824 sayılı Yasa ile onaylanmıştır. Bu çerçevede, Türkiye‘de döşeli bulunan kara mayınlarının 2014 yılına kadar temizlenmesi gerekmektedir. 1954 yılından başlayarak, yöre çiftçisinden yapılan kamulaştırmalar ve Hazine arazilerinin kullanımıyla mayınlanan alanların, 55 yıl sonra yeniden üretime dönüyor olması sevindiricidir. Ancak, bu toprakların kimin elinde olacağı ve nasıl kullanılacağı, hem ülke güvenliği hem de gıda güvenliği açısından stratejiktir, yaşamsal önem taşımaktadır. TBMM‘de görüşülmekte olan Yasa Tasarısı‘nın kabulü halinde, 2009 yılında ihalenin yapılacağı varsayımıyla, yabancı şirketler 2014‘e kadar mayınları temizleyecek ve 2058 yılı sonuna kadar bu arazileri "tarımsal amaçla" kullanacaklardır. Bu çerçevede, yöre halkının yarım yüzyıl evvel kendilerinden alınarak kamulaştırılan arazilere girememesi bakımından değişen hiçbir şey olmayacaktır. Sözü edilen konu, kamuoyunda her yönüyle tartışılmaktadır. Ziraat Mühendisleri Odası olarak, olayın tarımsal ekonomi analizini sağlıklı bir şekilde yapmayı kamusal görev sayıyor ve ortaya çıkan verilerle birçok tartışmanın doğal zeminine oturacağını umuyoruz. Bu çerçevede, Ziraat Mühendisleri Oda‘mızın Hatay, Gaziantep ve Şanlıurfa Şube Başkanlıkları yanında; Kilis, Mardin ve Şırnak İl Temsilcilikleri tarafından yerinde yapılan saptamalar ile 216 bin dekar mayınlı arazinin bulunduğu bölgenin toprak yapısı, coğrafi ve ekolojik koşulları, sulama olanakları, arazinin Türkiye ve Suriye sınırındaki mevcut tarımsal faaliyetler değerlendirilmiş; mayınlardan temizlenecek alanda yapılacak tarımsal faaliyetlerden elde edilecek katma değer ve istihdam kapasitesi eldeki verilerle hesaplanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, iller itibariyle yapılan saptamalar aşağıdaki gibidir; Hatay: Mayınlı Alan (da): 36.000, İşlenebilir Tarım Alanı (da): 25.000, Üretim Deseni Önerisi: Pamuk, Buğday, Mısır, Zeytin, Sebze-meyve, Bağcılık, Yıllık Net Gelir ((işlenebilir alan*180lira): 4.500,000, İstihdam (hane/kişi): 424/2120 Kilis: Mayınlı Alan (da): 33.000, İşlenebilir Tarım Alanı (da): 25.000, Üretim Deseni Önerisi: Antepfıstığı, Badem, Zeytin, Fiğ, Sebze-meyve, Bağcılık, hayvancılık, Yıllık Net Gelir ((işlenebilir alan*180lira): 4.500,000, İstihdam (hane/kişi): 424/2120 Gazi Antep: Mayınlı Alan (da): 15.000, İşlenebilir Tarım Alanı (da): 15.000, Üretim Deseni Önerisi: Buğday, Arpa, Mercimek, Nohut, Antepfıstığı, Zeytin, Sebze-meyve, Bağcılık, Yıllık Net Gelir ((işlenebilir alan*180lira): 2.700,000, İstihdam (hane/kişi): 254/1270 Şanlı Urfa: Mayınlı Alan (da): 54.000, İşlenebilir Tarım Alanı (da): 45.000, Üretim Deseni Önerisi: Pamuk, Buğday, Arpa, Mısır, Mercimek, Yıllık Net Gelir ((işlenebilir alan*180lira): 8.100,000, İstihdam (hane/kişi): 763/3815 Mardin: Mayınlı Alan (da): 48.000, İşlenebilir Tarım Alanı (da): 43.000, Üretim Deseni Önerisi: Pamuk, Buğday, Arpa, Mısır, Yıllık Net Gelir ((işlenebilir alan*180lira): 7.740,000, İstihdam (hane/kişi): 729/3645 Şırnak: Mayınlı Alan (da): 30.000, İşlenebilir Tarım Alanı (da): 17.000, Üretim Deseni Önerisi: Buğday, Arpa, Mercimek, Bostan, Yıllık Net Gelir ((işlenebilir alan*180lira): 3.060,000, İstihdam (hane/kişi): 288/1440 TOPLAM: Mayınlı Alan (da): 216.000, İşlenebilir Tarım Alanı (da): 170.000, Yıllık Net Gelir ((işlenebilir alan*180lira): 30.6 milyon lira, 20,1 milyon $ , İstihdam (hane/kişi): 2881 hane, 14405 kişi Sözü edilen mayınlı alanlarda, birinci ve ikinci sınıf tarım arazileri en büyük oranı oluşturmaktadır. İşlenebilir tarım arazilerinin yanında, daha düşük miktarlarda olmak üzere mera alanları, orman ve makilik alanlar ile leçenik volkanik kayalarla kaplı alanlar bunmaktadır. Mayınlı arazilerin işlemeli tarıma elverişli bölümünün, illere göre değişmekle birlikte, % 80‘e yakın bir oranda, yaklaşık 170 bin dekar olduğu hesaplanmıştır. Bu arazinin % 70‘inin sulanabilir özellikler taşıdığı değerlendirilmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde, üretim deseni önerilerimizde yer alan ürünlerin verim değerleri, mevcut üretim maliyetleri ve piyasa fiyatları yanında destekleme ödemeleriyle birlikte değerlendirildiğinde; bir dekar alandan elde edilen net gelir mercimekte 100, mısırda 150, buğdayda 174, pamukta 190, zeytinde 640 ve Antep fıstığında 650 Lira‘dır. Sebze meyve, bağcılık, seracılık, hayvancılık ve organik tarım gibi faaliyetler, yaratılacak katma değeri daha da yükseltmektedir. Bu çerçevede, dekar başına net gelir ortalaması 180 lira olarak değerlendirildiğinde, mayınlı arazilerin tarıma açılması durumunda elde edilecek yıllık net gelirin 20 milyon doların üzerinde olacağı hesaplanmaktadır. Üretim gücünü örneklendirebilmek açısından, tümüyle monokültür tarım yapılması varsayımıyla, söz konusu alandan yılda 85 bin ton pamuk veya 102 bin ton buğday veya 212 bin ton mısır elde etmek mümkündür. Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nin Türkiye‘nin gelişmişlik düzeyi en düşük bölgelerinden olması bağlamında; mayınlı arazilerin temizleme sonrasında yöre çiftçisine tahsis edilmesi durumunda yaratacağı istihdam, Türkiye‘nin sosyal dengeleri açısından çok önemlidir. 170 bin dekar işlenebilir tarım alanı, Türkiye ortalama işletme ölçeği olan 59 dekarlık işletmelere bölündüğünde, 2881 adet tarım işletmesi doğmaktadır. Her bir hanenin en iyimser tahminle tarım işinde çalışabilecek yaşta olan 5 kişiden oluştuğu düşünüldüğünde, 14,405 kişilik bir istihdam kapasitesi ortaya çıkmaktadır. İşletme başına yıllık net gelir ise 10 bin 621 lira olarak gerçekleşmektedir. Kooperatif yapı altında örgütlenen köylü üreticinin, her işletmede ziraat mühendisleri önderliğinde gerçekleştirecekleri üretim, Türkiye‘nin gıda güvenliği ve gıda güvencesine önemli katkılar sağlayacaktır. Aşağıda, Hazine Müsteşarlığı tarafından yayımlanan Ocak - Aralık 2008 dönemine ilişkin teşvik belgeleri, yatırım, istihdam verileri ve bir kişilik iş yaratma maliyeti, tarım sektörü açısından verilmektedir; Tarım: Belde Sayısı: 73 Toplam Yatırım (TL): 359.937.219 İstihdam (kişi): 2.590 Ortalama Maliyet (TL): 138.972 Yatırım Başına Ort. İstihdam: 35 Toplam: Belde Sayısı: 2.448 Toplam Yatırım (TL): 28.230.289.151 İstihdam (kişi): 98.377 Ortalama Maliyet (TL): 286.960 Yatırım Başına Ort. İstihdam: 40 Görüldüğü gibi, 2008 yılında kişi başına istihdam maliyeti ortalaması 287 bin lira, tarım sektöründe bir kişilik istihdam maliyeti ise 139 bin liradır. Buna karşılık; mayınlı arazilerin temizlenerek yöre çiftçisine dağıtılması durumunda, kişi başına istihdam maliyeti, tarımdan elde edilebilecek 30.6 milyon lira / 14405 kişi = 2 bin 124 lira olmaktadır. Bütün bu tarım ekonomisi verilerinin ışığı altında, sonuç değerlendirmesini şöyle yapabiliriz; 1 - Mayın temizleme masrafının geri dönüş hızı, yıllık 20 milyon dolarlık net tarımsal gelir bazında hesaplanmalıdır. Örneğin 100 milyon dolarlık bir mayın temizleme finansmanı, 5 yıl içinde geri dönmektedir. Bu çerçevede, mayın temizleme işi, finansmanı sağlanarak, denetimli bir şekilde gerçekleştirilmelidir. 2 - Temizlenen arazi yöre çiftçisine tahsis edilmeli, kooperatif yapı altında ziraat mühendisleri ve köylü üreticilerin birlikte çalışması sağlanmalıdır. Bu durumunda, hem 15 binin üzerinde üretici ve mühendis istihdamı sağlanacak; hem de gerçekleştirilecek yüz binlerce tonluk üretimle, giderek artan tarım ürünü ithalatı (2008 yılında 6.4 milyar dolar) için harcanan kaynak azaltılabilecektir. 3 - Arazinin Yasa tasarısı‘nda olduğu gibi, 5 yıl içinde mayını temizleyen yabancı şirketlere 44 yıllığına tahsisi durumunda, şirketin 2059 yılına kadar elde edeceği toplam tarımsal gelir 880 milyon dolardır. Böylesine stratejik bir bölgede, hiçbir yabancı şirketin, yarım yüzyılda 880 milyon dolar kazanmak, başka bir deyişle yalnızca tarım yapmak peşinde olmayacağı açıktır. 4 - Yasa Tasarısında bulunan hüküm doğrultusunda, yabancı şirketler, "mayından temizlenecek alanlar ile müstakil kullanımı mümkün olmayan ve bu taşınmazlarla bütünlük teşkil eden Hazine‘ye ait diğer taşınmazların" kendilerine bırakılmasını talep edeceklerdir. Bu durum, "tehdit" altındaki arazilerin yalnızca 216 bin dekar ile sınırlı olmadığının en açık kanıtıdır. Bölgede bulunan TİGEM arazileri de dahil olmak üzere, birçok alan pazarlık konusu yapılmaya aday duruma getirilmektedir. 5 - Her ne kadar, Yasa Tasarısı‘nda Maden Kanunu ve Petrol Kanunu hükümleri saklı tutulmaktaysa da, daha evvel TBMM‘ne sevk edilen Petrol Yasa Tasarısı hükümleri düşünüldüğünde, dönem içinde Maden ve Petrol alanında ortaya çıkabilecek yeni Yasalar ile işbu Tasarı‘nın ne denli ulusal çıkarlara aykırı bir içerik taşıyabileceği gözden uzak tutulmamalıdır. 6 -Orta Doğu‘nun en zengin su kaynaklarına sahip olan bölge, bu yönüyle de iştah kabartmaktadır. Avrupa Birliği tarafından 2004 yılında yayımlanan ve kamuoyunda Etki Değerlendirme Raporu olarak bilinen "Türkiye‘nin Üyeliği Perspektifinden Kaynaklanan Hususlar" Belgesinde Dicle ve Fırat sularının, İsrail‘e özel atıf yapılarak, uluslararası bir su yönetimine devredilmesi gerektiği önerisi, yukarıdaki ifadenin uluslararası politika alanındaki izdüşümü olarak değerlendirilmelidir . 7 - Nihayet, bölgenin jeo stratejik konumu, 510 km‘lik bir hat boyuna yabancıların (en az) yarım yüzyıl için yerleşmesinin ne denli tehdit ve tehlikeler doğurabileceğini herkese düşündürmelidir. Sonuç olarak; Ziraat Mühendisleri Odası‘nın TBMM‘den ve tüm partilere ait milletvekillerinden beklentisi, bu Yasa Tasarısı‘nın derhal geri çekilmesi ve yurtsever ve eşitlikçi bir anlayışla konuyu düzenleyen bir tasarının, demokratik katılıma açık süreçlerde hazırlanmasına katkı sunulmasıdır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Dr. Gökhan GÜNAYDIN Başkan (ZMO Yönetim Kurulu adına) |
|
|
Cvp:Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazi 25 May 2009 11:04 #1986
|
Sevgili Onder ve Fetekos, boyle onemli bir konuyu e-hayalet gundemine tasidiginiz icin tesekkurler. Ben bir donem (Kasim 2005-Agustos 2006)CHP milletvekili Onur Oymen in asistanligini yaptim. O donemde de bu konuyu kendisi cok gundeme getirdi. Hatta bir Meclis toplantisinda AKP milletvekilleri 'iki kibris buyuklugunde olamaz' falan demisler, o yuzden oturup yuzolcum hesabi yapmistik
Bunun disinda bir konu daha vardi Onur Beyin ustunde durdugu. Maalesef o da gozden kacti. Irak'ta ABD'nin fakirlestirilmis uranyumlu silahlar kullandigi. Bu madde yuzunden askerlerin sagligi da bozuluyormus, o silahlarla vurulan tanklar vs.nin hurdalari da Turkiye'ye diger hurdalarla beraber ihrac ediliyormus. O yuzden bircok gumruk memurunun sagligi tehlikeye girmis. Onur Bey, gumruklerimizde bu maddelerin ciddi bicimde denetlenip denetlenmediginin arastirilmasini istiyordu. Kimse umursamadi tabii. Ben Green Peace Turkiye'yi arayip bu konudan bahsettim ama onlarin da haberleri yoktu. |
|
|
Cvp:Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazi 25 May 2009 15:57 #1987
|
'Memleketi satıyorlar' edebiyatını her zaman bir parça abartılı bulmuşumdur. Ama bu durum düpedüz 'Memleketi peşkeş çekiyorlar'...
Varolan sorunlara getirilecek çözümler konusundaki tercihler, siyasi çözümü nerelerde aradığı, kimler için nasıl çözüm talep ettiği ile yakinen ilişkili. Örneğin, ülke ulaşımı için karayolu ve havayolu ağırlı çözüm önermek bir siyasi tercihken, deniz ve demiryolu önerisi başka bir tercihi yansitıyor. Aynı durum, Suriye sınırındaki mayınlar için de geçerli. tTemizlendikten sonra nasıl ve kimler için kullanılacak ? Öncelikli yöre halkı, hadi olmadı ülke için mi ? Yerli-Yabancı şirket çıkarları için mi ? |
|
|
Cvp:Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazi 25 May 2009 19:39 #1993
|
Tarımda kolektif üretim sistemine karşı dayatılan kapitalist üretim sistemi ve bölüşüm ilişkilerinin akıl ve aynı zamanda çağ dışılığını, ilkelliğini iyi ifade eden bir yazı:
Sınırıma dokunma TAYFUN ÖZKAYA - Prof. Dr. (EÜ Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi) Topraksız veya az topraklı insanlar, hadi bu defa birleşin ve toprak edinme hakkınızı savunun, yabancı şirketlere toprakları kaptırmayın. Türkiye-Suriye sınırındaki mayınlı alanlar önce temizlettirilecek ve aynı şirket veya gruba 49 yıllığına organik tarım yapmak üzere bırakılacakmış. Birazcık tarih bilen herkes bu kadar uzun süreli bir toprağın verilmesinin ne kadar ağır sonuçlar oluşturduğunu bilir. Bilmeyenler Osmanlı tarihini okusun. Ben olayın tarımla ilgili yönlerini ele alacağım. İsterseniz önce bu ihaleyi yapacak olan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek neler söylemiş gazeteden okuyalım: “Şimşek, söz konusu arazilerin mayından temizlendikten sonra neden yöre halkına tarım amaçlı dağıtılmadığı yönündeki eleştirilere de ‘Bundan önce toprak reformu çerçevesinde, bu türden dağıtımlar yapıldı. Ama tarım alanlarının verimli kullanılması anlamında optimal bir ölçeğe hiçbir dönemde ulaşılamadı. Tarımın da en büyük sorunlardan biri ölçeğin küçük olması’ karşılığını verdi.” Bir kere Türkiye’de hiçbir zaman köklü bir toprak reformu yapılmamıştır. 1945 Toprak Reformu Kanunu toprak ağalarının muhalefeti ile karşılaşmıştır. 1950’de işbaşına gelen Demokrat Parti aslında reforma muhalefet eden toprak ağalarının girişimi ile kurulmuştu. Toprak reformu kanununa bağlı olarak dağıtılan arazinin yüzde 96.6’sı hazine arazisi, sadece yüzde 0.5’i şahıslardan kamulaştırılan araziydi. Yasanın öngördüğü kuruluş ve işletme sermayesi sağlama, canlı ve cansız demirbaş verme hükümleri göz ardı edildi. Bu yüzden kendilerine toprak verilenlerin büyük çoğunluğu verimli aile işletmeleri kuramadılar. (Saim Kendir, Toprak Reformu Kongresi, 2005, TMMOB) Sonraki çabayı 1973’de görüyoruz.19 Temmuz 1973’de “Toprak ve Tarım Reformu Kanunu” yürürlüğe konuldu. Sadece bir il, Şanlıurfa ilk uygulama bölgesi olarak ilan edildi. 75 bin aile toprak edinmek için başvurmuştu. Toprak dağıtımı ve topraklandırılanların örgütlenmesi ve desteklenmesi için tüm hazırlıklar yapılıyordu. CHP-MSP koalisyonu, Kıbrıs harekatından sonra iktidarı terk etti. Nisan 1975’de Adalet Partisi-Milli Selamet Partisi- Milliyetçi Hareket Partisi (1.MC) koalisyonu iktidarı devraldı. Yasayı amaçları doğrultusunda etkin bir biçimde uygulayan teknisyenler saf dışı edildi. Yasa yürürlükte idi, kamulaştırmayı durdurmak olmazdı; ancak yavaşlatılabilirdi. Yavaşlatıldı. Göstermelik ufak dağıtımlarla sadece 1218 aileye toprak verildi. DSİ’nin açtığı kuyular için satın alınan pompalar bağlanmadı, sulama yapılmadı, traktörler ve tarım makineleri çürümeye terk edildi, kooperatifleri desteklemek için oluşturulan fonlar siyasi amaçlarla kullanılmaya başladı. (Saim Kendir aynı yayın) Görülüyor ki Maliye Bakanımızın sözünü ettiği reformlar sürekli torpillenmiştir. Çok az sayıda çiftçiye toprak dağıtılmış ve bunlar da hiçbir şekilde desteklenmemiştir. 1973’lerde Şanlıurfa’da bir araştırma için bulunuyorduk. Köyleri ikiye ayırıyorlardı. Ağa köyleri ve köylü köyleri. Köylü köylerinde daha önceki reformda yetersiz de olsa toprak alan köylüler yaşıyordu. Ağaların boğucu baskısına rağmen arazilerini koruyabilmişlerdi. Optimum işletme genişliği denilen ise neoliberal saplantılarla kötüye kullanılan bir kavrama dönüşmüştür. Eğer bu mayınlı arazi tek bir firmaya verilecekse 306 bin dekarlık bu arazide Güneydoğu Anadolu’nun en büyük ağası yaratılacaktır. Bu mudur optimum işletme? Türkiye’de ve dünyada köylü işletmelerin ortadan kaldırılmaları için gerekçe ölçek ekonomilerine dayandırılmaktadır. Bu ölçek fetişizminin gerçeklerle ilişkisi çok zayıftır. Köylü işletmeleri hem daha yoğun emek kullanırlar hem de yoğun emek gerektiren sebze, meyve gibi ürünleri ve hayvancılığı seçerler. Bu nedenle köylü işletmelerinde alan verimliliği daha yüksektir. Ancak emek verimliliği böyle olmayabilir. Küçük işletmelerin ölçek sorunu, daha üst aşamalarda girişimlerin, kamu yatırım ve hizmetlerinin ve kooperatiflerin yardımıyla aşılabilmektedir. Örneğin eğer makineler kiralanarak kullanılabilirse veya makine parkları geliştirilebilirse, devlet sulama kanalları ve diğer tarım hizmetlerini iyi götürebilirse ve kooperatifler iyi örgütlenebilirse köylü işletmelerinin pekala verimli çalışması mümkündür. İsrail’de gördüğüm bir moşav kooperatifinin bulunduğu köyde öğretmene ait küçük bir kümeste kooperatifin desteği ile aynı kaliteli yemler kooperatif tarafından kümese getiriliyor ve yemliklere dolduruluyor, yumurtalar kooperatif tarafından alınıp, ihraç ediliyordu. Bu küçük kümeste teknoloji ve verimlilik diğer büyük kümeslerle aynı idi. Öğretmen kooperatifin girdi, pazarlama ve teknolojik gelişmede sağladığı destek ile kümesin işlerini kolaylıkla ve yüksek verimlilikle yapabilmekte idi. Kapitalist işletmecilere göre köylülerin bir avantajı da yaşadıkları yere sadece maksimum kâr sağlanacak yerler olarak bakmamalarıdır. Köylüler çevrenin koruyucusu olmaya daha çok eğilimlidirler. Bu arazilerin tümünde organik tarım yapılamayacaktır. Hem güneyden Suriye sınırında hem de mayınlı alanın hemen kuzeyinde ilaç ve gübreye dayalı endüstriyel tarım yapılmaktadır ve mayınlı alan bazı yerlerde çok daralmaktadır. Gerekli tampon bölge birçok noktada bulunamayacaktır. Bu arazileri işletmek üzere alacak şirketin büyük bir işletme kuracağını da zannetmiyoruz. Modern marabalar edinmek isteyecektir. Halbuki bu topraklarda en az 35-40 bin yoksul köylü geçinebilir. Topraksız veya az topraklı Türkler, Kürtler, Araplar, Süryaniler hadi bu defa birleşin ve toprak edinme hakkınızı savunun, yabancı şirketlere bu toprakları kaptırmayın. Yoksa yeni bir ağanız olacak. http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=51354 |
|
|
Cvp:Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazi 25 May 2009 23:14 #1995
|
Kimbilir gözümüzden kaçan kimbilir daha neler oluyor Didem. İnsanı deli eden de bu zaten.
Malum çevre ülkede tek bir gündem istiyor; Ergenekon ve darbe tartışmaları. Dikkatler bu yöne yönelsin ki asıl meseleler gözden kaçmaya devam etsin. |
|
|
Cvp:Suriye Sınırındaki Mayınlı Arazi 26 May 2009 00:59 #1996
|
Umur Talu konu hakkında çok doğru bir yazı yazmış, hemen her konuda yazdığı gibi.
www.sabah.com.tr/Yazarlar/talu/2009/05/2...ayin_fasizan_masizan .......... Mizan 1. Türkiye Ottawa Sözleşmesi imzalayarak, depoları ve toprakları mayından temizlemeyi taahhüt etti. 2. Depodakilerin hemen imhası, toprakların 2014'e kadar temizlenmesi gerekiyor. 3. Suriye sınırı boyunca mayına batan ve "İki Kıbrıs kadar" denen arazinin tarıma açılmasıyla, ölüm kuraklığı yerine "iş ve aş patlaması" bekleniyor. 4. Kimi hukuki çerçeve hazırlandı, yüksek yargıdan döndü, hükümet şimdi yeni atakta. 5. Mayın temizlemeyi hükümet, Maliye Bakanı marifetiyle o dönem İsraillilere vaat etmişti. Gerçekleşememişti. 6. Silahlı Kuvvetler'in mayın temizleme altından kalkamayacağı söyleniyor. Hükümet de söylüyor. Genelkurmay da NATO'yu işaret ediyor. 7. Yetkin olup olmayacak yerli firmalar meselesi pek konuşulmuyor. 8. Mesele sadece mayınla kalmıyor; arazinin kimlere verileceği, tarımsal üretimi kimin, nasıl, kaç yıl yapacağı düğümü de var. Faşizan Tartışma şimdi alevlendi. Mayın temizleme karşılığı arazilerin İsraillilere 44 yıllığına yap-işlet usulü verilmesi gündeme geldi. "İsraillilere peşkeş" eleştirisine, Başbakan önceki gün "Faşizan yaklaşım" dedi. O zaman Aklıma şu geldi: Filistin işgali berdevam iken, İsrail Filistinlileri yine tankla çiğnerken, AKP'den önceki koalisyonda İsraillilere "tank ihalesi" verilmişti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu, bu konuda çok yazmış ben de dahil, eleştiri getirenlere, hiç sıkılmadan, "Bunlar doğuştan Yahudi düşmanı" dedi. O dönem, "Filistin ezilirken bu ihaleyi hemen durdurun" diye bağıranlar arasında, yeni parti kurmuş iki isim de vardı: Biri bugün Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan bugün! Bu zaman "Bugünün Başbakanı" diyor ki... "Bu küresel sermaye, Şuradan geldi, buradan geldi denir mi? Yıllarca bu yapıldı. Biz de bu hatalara düştük. Farklı etnik kimlikten olanlar ülkemizden kovuldu. Bu faşizan bir yaklaşım. Yahudi sermayesi diyorlar. Paranın dini, milleti olmaz." İman "Paranın imansız olduğunu" biliriz. Doğru. Ama dinsiz, milletsiz olduğu her zaman söylenemez. "Yahudi sermayesi" demek, ırkçılığa kadar varabilir. Doğru. Ama "İsrail" demek, öyle İsrail devletinin hep sığınmak istediği gibi ille ırkçılık, anti semitizm, Yahudi düşmanlığı olmaz. Bu ülkede farklı etnik kökenden olanlar kaçırıldı, kovuldu. Doğru. Ama bunun için Ermeni meselesi, mübadeleler, Aşkale, 6, 7 Eylül, Süryaniler, "sev ya da terk et"ler üstüne bir tarih bilinci ile yorumunuz, bir devlet özeleştiriniz gerekir. Öyle sadece "para peşin, kırmızı meşin" değil! İzan İş sadece mayın temizleme olsaydı, hadi neyse... Ama Türkiye ile Suriye arasında geniş bir toprağa "İsral'i sokmak" ciddi karar değil mi? Çok verimli olacağı söylenen koca toprakta kim işçi, ırgat çalıştırılırsa çalıştırılsın, patronun kim olacağı önemsiz mi? Hangi pazara, hangi ürünün nasıl yetiştirileceği, ticaret yanında ne tür faaliyetlere açık olacağı kritik değil mi? Bunları tartışmak değil; bunları tartıştırmamak faşizanlık değil mi! Kazı kazan Bir de kafama takılıyor: "Ermeni açılımı" denirken, Başbakan Azeriler'in gönlünü alarak dedi ki: "Ermenilerin Karabağ işgali bitmeden Ermenistan sınır kapısını açmayız." Böyle bir ilkeniz tabii olabilir. Lakin İsrail'in Filistin işgali bitti mi ki, topraklarınızı açabiliyorsunuz! Mayını kazı, toprağı kazan diyebiliyorsunuz. Derseniz... Biri "bir devlet"; diğeri "küresel sermaye". Derim ki... Biri "yoksul bir devlete can verecek bir sınır"; diğeri "küresel bir güç, boyundan büyük bölgesel devlet, binbir kutsal niyet" ve de "topraklarınızın koca parçası". (Gördüğünüz üzre öyle etnik, şoven, milliyetçi, faşizan karşılaştırma yapmadan da karşılaştırıp "karşı" çıkmış oldum! Bir de, Başbakan "İsrail sermayesi"ni savunayım derken, "Burada İzak çalışmayacak, Ahmet, Mehmet çalışacak" diyor. Pes dedim. Bu ülke vatandaşı "İzak" da var. İzak'a yasak mı olacak? Bu etnik bir şey değil mi! Ayrıca İsrailli İzak da gelip işçi olsa ne olur? "Küresel sermaye" tamam da, "küresel emek" mi problem?) |
|
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.47 saniye
