Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

"Profesyonel Eylemcilik"
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
  • Sayfa:
  • 1

BAŞLIK: "Profesyonel Eylemcilik"

"Profesyonel Eylemcilik" 29 Oca 2009 17:59 #1422

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Tam da bu konu hakkında birşeyler yazayım diyordum ki, Oray Eğin imdadıma yetişti. Normalde pek de haz etmediğim bir medya figürü olan Eğin'in sözünü sakınmaz sivri tavrı, özellikle bu vıcık vıcık, yavşak liberal "sol" atmosfere uygun bir itiraz gibi geldi bana.


İşte isim isim profesyonel eylemciler
www.aksam.com.tr/2009/01/29/yazar/264/or...onel_eylemciler.html

Geçmişte, özellikle sol gelenekte, Türkiye'nin aydınlar hapislere tıkıldığında, içeride seslerini duyuracak ifade kanalları yoktu, ama bir şey yapmak istiyorlardı. Bu yüzden de açlık grevlerine başladılar. 12 Eylül'ün en karanlık günlerinde ortaya çıkan bu açlık grevleri kamuoyunda çok yankı bulmuştu. İçeridekilerin dışarının dikkatini çekmesinin tek aracıydı bu grevler.

Fakat zamanla bu işler sulandırıldı, bu iş bir modaya dönüştü. Hiç hayatında içeri girmemiş insanlar arasında da tekrarlanır oldu. Bir süre sonra da unutuldu, bu ciddi eylem biçimi ciddiye alınmaz oldu.
12 Eylül'de bir de imza kampanyaları ön plana çıkmıştı. Aziz Nesin ve Yalçın Küçük'ün önderliğindeki 'Aydınlar Dilekçesi' ortalığı birbirine kattı. Önemli bir adımdı, tasvip edildi, üstelik o baskıcı dönemde bu bildiriye imza vermek de fazlasıyla cesur bir eylemdi. Anlamlıydı 'Aydınlar Dilekçesi' ve ciddiye alınmıştı.

Tabii bu işi de sulandırdık. Her iki günde bir imza kampanyaları düzenlenir oldu. İmza dilekçeleri kendisini sadece televizyon ve gazetelerde göstermek isteyenlerin PR aracına dönüştü.

Şimdi 'online' imza dönemindeyiz. Artık evlerinden çıkmasına bile gerek yok imzacıların, İnternet'ten mail grupları ya da web siteleri aracılığıyla yapılıyor bu tür kampanyalar. 'Hadi gelin bir yerde protesto edelim' dendiğinde binlerce online imzacıya kıyasla üç-beş kişi rahatını bozup gidiyor.
Tabii bütün bunların tek bir sonucu oldu: Aydın olmak anlamını kaybetti, aydın olmanın da içi boşaltıldı.
Önceki gün Hrant Dink'in ölümünün ikinci yılında Agos önündeki toplanan kalabalığı izlerken televizyonda, yine 'kadrolu protestocular'ın, bu işi artık bir meslek haline getiren 'profesyonel eylemciler'in kalabalıkta ön plana çıktığını gördüm. Her mikrofona onlar konuşuyor, eylemin içeriği fark etmeksizin her yere onlar gidiyorlar.
Eylemciliğin ve aydın olmanın içini boşaltanlara karşı bir rehber hazırlamanın o an zorunlu olduğunu
düşündüm.
Kimin görevi ne?
* Murat Belge: Kanaat önderi.

* Oğuz Özerden: Üniversite eylemcisi. İkinci Cumhuriyetçi hocalara ve eylemcilere üniversitesinin kapısı her zaman açık.

* Baskın Oran: Metin yazarı. 'Ermeniler'den Özür Diliyoruz' kampanyası mimarı.

* Ali Bayramoğu-Mehmet Altan: Emekli eylemciler. Sadece televizyonlarda görünüyorlar.

* Lale Mansur: Sinemasal eylemci. Sektörü temsilen en ön plandaki prostestocu.

* Şanar Yurdadapan: İmza toplayıcı. İmza toplanan bildirilerin yüzde 90'ını onu hazırladığını görebilirsiniz.

* Elif Şafak: İmza atıcı. Sektirmeden her türlü imza kampanyasına destek veriyor.

* Zeynep Tanbay: Sivil eylemci. Ufuk Uras'la beraberliğinden beri eş kontenjanından protestocu.

* Pelin Batu: Çevre eylemcisi. 'Golf sahalarına hayır', 'Kyoto imzalansın' kampanyalarında ön planda.

* Mahir Günşiray: Mahkeme eylemcisi. Nerede bir mahkeme, kapısında Günşiray. Protestocu güruhun tiyatro kanadını temsilen.

* Ece Temelkuran: Ermeni eylemcisi. Medyayı temsilen.

* Yasemin Alkaya: Modası geçmiş eylemci.

* Harun Tekin: 'Ne olsa protesto ederim abi' eylemcisi. Önce protesto eder, sonra protesto ettiğini kendisi yapar. Müzik dünyasını temsilen.

* Yıldırım Türker: Gaz veren eylemci. 'Hadi siz gidin, ben arkanızdan geliyorum' diye herkesi protestoya davet eder, kendisi evinde oturur.

* Sezen Aksu: Konser eylemcisi. Protestocu aydınların yakın dostu.

* Nejat Yavaşoğulları: 'Anti-küresel' eylemci. Amerika karşıtı festivallerin önemli siması.

* Ercan Karakaş: Siyasel eylemci. Kampanya yapıyorsan, bu aydınların arasına katılıp kendini gösterceksin.

* Bedri Baykam: Ulusal eylemci. Siyasi görüş bakımından bu listedeki diğer eylemcilerden belirgin bir şekilde ayrılıyor.
15 maddede eylemci olmanın kuralları

1. Popüler olacaksın: Eğer şöhretin yoksa, çaptan düşmüşsen, gazetede köşe yazmıyor ya da televizyonda program yapmıyorsan imzanın da bir kıymeti yok. En azından tartışma programlarından davet almalısın.

2. Akademik eğitim şart değil: 80'lerde üniversiteden geçmiş olmanın bir kıymeti vardı, ama artık önemli değil.

3. Politik geçmiş: Olursa çok iyi, olmazsa da dert değil. 'Sonradan edinilen' bir şey bu 'politik geçmiş' artık. Hayır hayır, oksimoron değil, takılma.

4. Biraz paran olsun: Çeşitli ev partilerine, davetlere, bu imzayı konuşmak için bazı toplantılara davet edileceksin. Elinde bir şişe Corvus'la gitmen gerekir. Cezayir Restoran'da, Kaktüs'te falan hesap ödemen gerekebilir.

5. İslamcı mekanlarına uğrayacaksın: Eylemciysen Ilımlı İslam'ın temsilcileriyle de temas halinde olacaksın, nostaljik amaçla da olsa onların mekanlarına arada sırada gideceksin. Fatih'te, Balat'ta, Sultanahmet'te falan mistik havalar yakalayacaksın. Arada sırada nargilecilere gideceksin. Sıkılacaksın, yadırgayacaksın tabii ama asla belli etmeyeceksin. Görev icabı.

6. İş bağlayacaksın: Prostesto arkadaşların en büyük özelliği birbirilerine yakın sektörlerde olmalarıdır. Bir protestocu yazar, diğeri çeker, bir başkası oynar. İşleri de birbirine paslarlar.

7. İletişim sektöründe olacaksın: Eylemciler aralarında kasap, terzi, tamirci çırağı, Berberler Odası, Hamamcılar Odası mensuplarını istemezler. Bu odalarla ilgilenmezler. Medya, sinema, müzik gibi popüler kültür alanları kabul görür.

8. Her programa katılacaksın: Çağrıldığın her tartışma programına katılmayı kabul edip, kanal kanal gezeceksin. 'Vakit yok' gibi bir bahanen olamaz. Gecede birkaç kanal gezebilirsin. Programlar çakışırsa birine gecikmeli gidersin.

9. Tartışabilme kabiliyetin olacak: Bilgi sahibi olmayabilirsin ama televizyonlarda tartışma yaratabilmelisin. Ekranda konuşmayı, karşındaki yenmeyi, susturmayı, carlamayı öğrenmelisin.

10. Halkı eğitmelisin: Bulunduğun ortamda tek bir amacın olduğunu kendi kendine tekrarlayacaksın: 'Ben buraya halkı eğitmek için geldim ve bu halkın benim fikirlerime ihtiyacı var.'

11. Dedikodulara hakim olacaksın: Bütün eylemciler dedikoduya çok meraklıdır, kendi aralarında sık sık dedikodu yaparlar, dedikoduyu severler. Hem birbirleri, hem de başkaları hakkında konuşurlar. Magazini iyi takip ederler. Ancak yıllardır anlata anlata sıkılmadıkları tek dedikoduları 'Şu İslamcı yazar aslında içki içiyor'dur.

12. Erkekler bıyıksız olacak: Sakal kabuldür.

13. Semtini belirle: Sadece Cihangir, Nişantaşı ve Bebek üçgeninde oturabilirsin iyi bir eylemci olmak için.

14. Kendine özgü bir kıyafetin olacak: Sinan Çetin'in siyah kostümü, Ali Bayramoğlu'nun 'vintage' kıyafetleri, Hasan Cemal'in lacivert ceketi, Doğan Hızlan'ın papyonu gibi kendine özgü, seninle özdeşleşen bir kıyafetin olması şart. Bunu ucuza da temin edebileceğin moda eylemcisi arkadaşların olacaktır illa ki.

15. Sinema salonun Kanyon: Bütün filmleri Kanyon'da izleyeceksin, arkadaşlarının film galalarına mutlaka gideceksin, kapıdaki kameralara 'Çok beğendiğini, Türkiye'nin bugünkü ortamı için çok önemli bir film olduğunu' söyleyeceksin, arkadaşını 'cesurluğundan' dolayı kamuoyu önünde pohpohlayacaksın, kayıracaksın.

Cvp:"Profesyonel Eylemcilik" 31 Oca 2009 15:47 #1425

  • AliOsman
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 522
  • Karma: 7
Tamam, haklı olduğu tarafları mutlaka var, eylem adamı/kadını olarak bu işten 'rant' da sağlıyor olabilirler ama aktivistlikle bu kadar dalga geçmek beni biraz rahatsız etti.

Cvp:"Profesyonel Eylemcilik" 02 Şub 2009 16:23 #1433

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Bu insanlar bu tür işleri bıraksalar, solun vitrini kalmıyor. Solun çıkmazı da tam olarak bu. İşi gücü vitrin olmak olan bir grup solcu var ve dükkan bomboş. Dükkan sinek avlıyor, kırk yılda bir müşteri belki geliyor, belki gelmiyor. Bütün dükkan işletimi de bu vitrinin sergilenmesinden ibaret. Bu insanların tamamı değerli, kişisel bakımdan çok kaliteli, duyarlı falan olabilirler. Ama ortada politik bir faaliyet olmadığı müddetçe, yani sadece dükkan işlemediği sürece bu insanların kalitesi de birikime de salt reaksiyoner nitelikli bir protesto eylemciliğine ve ideolojik boyutu sıfıra yakın düz bir özgürlükçülüğe / demokratlığa indirgeniyor.

"Dükkan" benzetmem tuhaf olmamıştır umarım.

Cvp:"Profesyonel Eylemcilik" 02 Şub 2009 17:07 #1436

  • AliOsman
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 522
  • Karma: 7
Doğru da dükkanın sinek avlaması, (sadece)vitrindekilerin suçu mu ? Dükkana hiç gelmeyen, hatta başka dükkanlara takılan kişilerin bu işte hiç mi suçu yok. Vitrinde olmaktan kaynaklı bazı deformasyonların yaşandığı aşikar. Ama Sol'un olmadığı yerde solcuların boy göstermesi kaçınılmaz bir şey. Bunlardan kimi sol sapma, kimi liberal sol, kimi sadece aktivist, kimi sosyal demokratlığa doğru temayül etmeleri de bir o kadar kaçınılmaz. Açıkcası bence hiç sakıncası yok. Solculara değil, sola konsantre olmak lazım.

Cvp:"Profesyonel Eylemcilik" 02 Şub 2009 18:06 #1437

  • guclu
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 345
  • Karma: 7
Katılmamak mümkün değil. Ama solun varoluşu malesef bu protesto aktivistliğine ve ismi öne çıkmış bu kişilerin "siyaseten doğruculuktan" ibaret bir hale dönüştü.

Vitrindekilerin birbiriyle çelişkili bazı kampanyalara eşzamanlı olarak dahil olduğu da görülebiliyor. Mesela, sesini ve müziğini çok sevmeme rağmen Edip Akbayram hem CHP'nin hem ÖDP'nin hem Halkevleri'nin gecelerine çıkıp, bir de bunun üstüne DTP paralelindeki bir imza kampanyasına adını yazdırabiliyor. Bu dört çizgi de birbiriyle uyumsuz halde ama Edip abi hepsine yer alabilecek denli geniş mezhepli. Bulutsuz Özlemi'nden Nejat Yavaşoğulları hem ÖDP gecelerine katılıp hem de Denktaş'a destek vermek adına "Kıbrıs Türktür, Türk kalacak" minvalinde mitinglerde görünebiliyor, ayrıca "Denktaş, günümüzün Allende'sidir" diye demeç patlatabiliyor.

Solun adı sanı hiç duyulmamış, sıradan insanlara ihtiyacı var. Sıradan insanların "kızılderili", örgütleme kabiliyeti yüksek örgüt/parti önde gidenlerinin "şef, adı duyulmuşların da "vitrin", olduğu üçlü sacayağı iflas etmiş bir modeldir ki, şu an zaten vitrinden ibaret bir görünüm var. Mütevazı, çalışkan, iyimser, etik olarak da sosyalist, doğrucu, esprili, sıcak ve tanınmamış insanların hareketine ihtiyaç var.
Son Düzenleme: 02 Şub 2009 18:08 Düzenleyen guclu.

Cvp:"Profesyonel Eylemcilik" 02 Şub 2009 22:18 #1441

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Bence çok önemli bir tartışma zinciri olmuş bu. Solun açmazının sadece tek bir en önemli nedenini söyle deseler tercihim bu olurdu; Güçlü çok yerinde ifade etmiş;

Sıradan insanların "kızılderili", örgütleme kabiliyeti yüksek örgüt/parti önde gidenlerinin "şef, adı duyulmuşların da "vitrin", olduğu üçlü sacayağı iflas etmiş bir modeldir ki, şu an zaten vitrinden ibaret bir görünüm var


Bu modelin iflas ettiğinin bence en önemli kanıtı da şu; Politik ideolojiler arasında vitrini en zengin olanın sol olmasına rağmen, en zayıf hareketin de sol olması.

Düşünün islamcıların solcular kadar vitrinde duran insanı var mı? Ülkenin nerdeyse bütün kalbur üstü yazarları, şairleri, yönetmenleri, müzisyenleri, karikaturistleri hep solcu..İnsan sormadan edemiyor vitrini bu kadar güçlü olan hareket nasıl oluyor da aynı zamanda en cılızı oluyor. Burda yapılacak çok spekülasyon var. Ben çekinmeden söylemek istiyorum; solun bariz bir şekilde rant kapısı olduğunu düşünüyorum. Mesala Mahir Günşiray..Bu adam Dink'i anma toplantıları olmasa benim tamamen unutmuş olduğum biriydi, yüzünü bile hatırlamıyordum.

Geçen aktarmıştım; Birikim grubundan biriyle internet yazışmaları sonucunda buluşmaya karar vermiş, oturup 1-2 duble rakı içmiştik. Orda ben solun ancak isimsiz insanların taban hareketiyle yükselebileceğini söyleyince o ana kadar halim selim olan adam tavizsiz bir şekilde karşı çıkmıştı; ancak vitrindeki bilinenen insanların toparlayıcı bir rol östleneceğini söylemişti. Sorsa bu adamlar Deleuze'cüdür. Ama Deleuze'ün hilafına son derece statik, onun tabiriyle "ağaçsı" bir düşünce modeline sahiptirler (yukarıda Güçlü'nün 3'lü modelinde olduğu gibi).

Düşünün bir yazar, yönetmen, şair vs olmak istiyorsanız şöhret basamaklarını en hızlı tırmanmanızı sağlayacak olan sağa mı sola mı hitap etmektir?

Ben bu konuda çok katıyım şahsen. Herhangi ünlü bir şahsı sözcülüğüne soyunduğu her hareket girişimi daha baştan iflas etmiştir.

Mutlak bir yataylık, mutlak bir anonimite, koşulsuz bir eşitlik yani tavizsiz bir rhizomatik yapı. Bunlardan asla ödün verilmemeli. Şairlere, yazarlara, yönetmenlere, düşünürlere ihtiyacımız olmamalı. Bunu derken Pol Pot'un köylü toplumuna özlem duyan ideolojisine benzemeyelim tabii..Herkes yazar, herkes düşünür olsun..Tıpkı Sitiuationist Enternasyonal akımının "sanatçılar"ı gibi.
  • Sayfa:
  • 1
Sayfa oluşturulma süresi: 0.33 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44