Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi?
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
  • Sayfa:
  • 1

BAŞLIK: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi?

Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 03 Eyl 2011 17:16 #3334

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Şahsen bu soruya yanıt vermekte zorlanıyorum. Sitede yapılan herşeyi, Facebook'ta çok daha kolay, çok daha hızlı, üstelik çok daha fazla insana ulaşacak şekilde yapmak mümkün. Peki öyleyse niye Facebook'un sınırsız olanaklarına sahip değilken, üstelik hiçbirimiz internet tasarımcısı ve programcısı olmamamıza rağmen Sısyphos'unkine benzer anlamsız bir çaba gibi görülen kendi sitemizi kurma işine girdik?

Bu sorular da nerden çıktı derseniz cevap vereyim; sabah kalktım, sitenin FB sayfasına bir uğradım, bakalım yeni bir faaliyet var mı diye? Ah bir de ne göreyim, birisi sayfada bir anket düzenlemiş; sevindirik oldum arkadaşlar yeni eklediğimiz Anket uygulamasını kullanmaya başlamış diye. Sonra hevesim kursağımda kaldı; meğerse Facebook'un Anket özelliği kullanılarak yapılmış, siteninki değil..Bunu görünce hakikaten niye site çıkarıyoruz ki diye sormaya başladım..Bu sorunun bir anda aklma gelmesini biraz da siteye kurduğumuz Anket programına harcadığımız zaman ve para neden oldu. Programın kendisine $65 verdik, ama paketten çıktığı şekliyle FB sayfasına mesaj atmıyordu, yeni bir anket düzenlediğinde..Onu da bir 3.şahısa özel olarak yazdırdık 20Euro da ona verdik..Ne istediğimizi anlatmak için yapılan yazışmalar, çalışıyor mu diye kontrol etmeler, çalışmıyorsa yazılımcıyı tekrar uyarmalar vs.vs için harcanan saatler de cabası..Bütün bu söylenenler üstelik son eklediğimiz diğer iki program, Soru/Cevap ve Aforizmalar kısmı için de geçerli..Siteye kurduğumuz anketin değil de Facebook'un anketinin kullanıldığını görünce, bir bireysel aydınlanma anı yaşadım; yahu sahi biz deli miyiz, bütün bunları Facebook'ta tek kuruş para ve tek dakika zaman harcamadan yapmak varken niye illa kendi olanaklarımızla yapmaya çalışıyoruz? Cevabından hakikaten emin değilim, soru gerçekten yerinde bir soru..Ama bir şekilde bu soruya Evet Gerek var diye cevap veriyorsak kendimizi de ona göre ayarlamamız gerekmez mi?

Arkadan başka ilgili bir soru geliyor akla; Biz E-hayalet'in sınırlı olanaklarını kullanarak Facebook'a olan ilgiyi mi, yoksa Facebook'un sınırsız olanaklarını kullanarak E-Hayalet'e olan ilgiyi mi arttırmaya çalışıyoruz? Birinci şık çok makul görünmüyor, zira FB'in 700 milyon kullanıcısı var, bizim sadece 3-5'i aktif 300 üyemizin ilgisini celbetmek sanmam ki Zuckerberg'in umrunda olsun..

Facebook'un mu yoksa E-hayalet'in mi anketinin kullanıldığının ne önemi var sorusunun gözden kaçırdığı bence budur..E-hayalet'in FB safyasında FB anketi kullanarak anket düzenlemek FB platformu içinde olur biter, yaratılan trafik FB'un hanesine yazılır, ki bunun anlamı -niyet elbette o olmasa da-, teknik açıdan yani Google açısından E-hayalet'in olanaklarını kullanarak FB'un trafiğini arttırmaya çalışmaktır. Öte taraftan, E-hayalet'in anketini kullanıp FB'da yayınlamak, belli bir toplumsal niyetle kurulmuş bir siteye devasa kapitalist bir platformun olanaklarını kullanarak ilgiyi yöneltmek anlamına gelir. zira E-hayalet anketini kullanmak ve FB'de yayınlamak, trafiği siteye yöneltmek anlamına gelir..Bu yaklaşımın teorik bir temeli de var; içkinlik, Metin Çulhaoğlu'nun bahsetiği "ağacın kurdu olma" durumundan faydalanmak..FB, yaratığı çok yaygın ve hızlı iletişim platformuyla sistemin ağacının içinde istemese de bir kurt gibi çalışır, markxist teoride kapitalizmin kendi mezar kazıcısı olma durumunun bir örneğidir bu, ama elbette kullanılması bilinirse..FB anketini E-hayalet sayfasında düzenlemek, sistemin devasa çınarında yeni bir dal olmak o sınırsız FB siberaleminde varolmayı kabul etmek demektir bana sorarsanız, Oysa E-hayalet'in anketini kullanıp, FB'ta daha geniş bir kitleye sunmak ve böylece ilgiyi FB'a değil E-Hayalet'e yöneltmeye çalışmak ise, sistemin devasa ağacında minik bir kurt olmaya çalışmak demektir..

Adı artık her nasıl konabilirse ben aynı yaklaşımı, sitenin sinema bölümünde tanıtılan bir filme eleştiri girmek yerine yorum yazılması durumunda da buluyorum..Bana çok ilginç geliyor hakikaten; düşünün iki tane tuş ve metin giriş formu var; tamamen aynı şekilde çalışıyor 3 aşağı 5 yukarı..Lakin biri, "Eleştiri ve Puan vermek", kumulatif olarak çalışıyor, sözkonusu film hakkında tek kişinin değil, bir çoğunluğun görüşünü yansıtmaya hizmet ediyor..Oysa öteki, yani yorum göreceli olarak geri planda kalıyor, film hakkında "duyurulabilen" aramalarda kolayca bulunabilecek, endekslenmiş bir görüş, insanların aradığı bir değerlendirme iletmiyor..Teknik açıdan bu böyle..Yani eleştiri yazıp, puan verilirse bu aktivite, sitenin En iyi Film Listelerine yansıyor, ama yorum yazılırsa bunu bir yolla siteye trafik çekecek bir şekilde kullanmak mümkün olmuyor..Yorumlar daha çok dahili olarak, bir film hakkında, onun göndeme getirdiği konularının yarattığı çağrışımlarla daha öte tartışmalar yapmak için var, yani basitçe yorum, sadece film hakkında bir analiz yapılan yer değil, daha geniş bir çerçeve...Bizzat filmi ele almanın yeri eleştiri..İnsanlar da bizim filmin gündeme getirdiği konular hakkında başlattığımız tartışmalardan çok sadece film hakkındaki değerlendirmemizle, eleştirimizle ilgileniyor, aramalarını da bu yönde yapıyorlar..Yani mesala Angelopoulos filmlerinde işlenen felsefei temalar nedir diye aratmıyor, en iyi yol filmi, en iyi gizem filmi diye aratıyor, yani tavsiye arıyor, başka insanlar en çok hangi filmi beğenmiş diye bakıyor..İşte eleştiri, bu ilk ilgiyi verdiği puan sayesinde yakalayan özelliktir..İlgi bir kez yakalandıktan sonra, onu derinleştirecek olan ise, film hakkında yapılan yorumlar/uzun yazışma zincirleridir ..Bunu pekçok kez açıkladım ama maalesef, devrim kırdan mı şehirde mi başlamalı "teorik"sorusunda olduğu gibi,bu tercih de "sitenin büyümesi yorumlardan mı eleştirilerden mi başlamalı" ya da "sinema mı makalemi" türü, taviz verilmez ideolojik bir konumlanışa dönebiliyor adeta; tıpkı kır gerillası, şehir gerillası ayrımı gibi buncacık bir sitede de "yorumcular" ve "eleştiriciler", "sinemacılar", "makaleciler" ayrımı çıkıyor sanki. Şimdi düşünün, altı üstü ufacık bir sitenin, hangi bölümüne nasıl ağırlık verilmesi konusunda bile, yani bu kadar mini minnacık bir konuda bile konsensusa varılamayıp, kesin somut verilerin değil de kişisel tercihlerin belirleyici olabildiği yerde solun çevik, hızlı hareket edebilen, belli bir etkisi olan bir güç haline gelmesi mümkün olabilir mi? Kesin veriler var mı ki deniyorsa, sitenin admin kısmındaki istatistik programına bakılabilir..Maalesef önyüzde çalışmıyor bu program..Önyüzde çalışan tipini bulduğum anda kurmayı istiyorum, zira sitenin kullanımına yönelik bu kesin rakamlar çok açıklayıcı oluyor; özetlemek gerekirse; aramalar sonucu siteye yapılan yönlendirmelerin ezici bir çoğunluğu sinemadan kaynaklanıyor..İlgili programa bakılırsa siteye "dışarıdan" trafiği nerdeyse sadece sinema ile ilgili "en iyi aşk filmleri", "en iyi komdei filmleri", "en iyi kovboy filmleri" gibi aramaların trafik aktardığı görülür..Bunu ben söylemiyorum, rakamların dili bu..Ben eskiden söylüyordum, arkadaşlar bu kadar köşe yazarının, bu kadar haber/yorum/forum sitesinin olduğu yerde bizim politik görüşlerimizin hükmü olamaz, bunları dile getirerek bir ilgi yaratamayız; insanlar sarı çizmeli mehmet ağadan daha tanıdık olmayan falanca filanca kişilerin siyasi görüşlerini, analizlerini niye merak edeip, dikkate alsın, herhangi bir titremiz, ünvanızımız yok ki..Site önce, sinema , edebiyat, müzik eleştirileri gibi görece daha az ele alınan, henüz görece boş olan bir alanda ilgiyi yakalamalı ki, onun üzerinde birşeyler inşaa edebilsin..Onbinlerce haber, aktüel politika, forum vs sitesi var, ama doğru dürüst bir sinema sitesi yok, ya da politik bir perspektifle bakabilen bir edebiyat/kitap eleştiri sitesi..iyi sinema yazıları tek bir yerde toplanmış değil..Ayrı bir makale olarak sağda solda kopuk kopuk yeralıyor iyi türkçe sinema yazıları, ya da iyi kitap tanıtımları..Ama bir imdb, bir Rottentomatoes gibi sinema portalı yok, ya da London Reviews of Books, ya da Readers digest gibi bir kitap tanıtım sitesi..Lakin bu yönde ciddi bir talep var; istatistik proramının verileri bunu kanıtlıyor..İnsanlar hangi iyi filmleri seyretmeli , hangi romanları okumalı diye tavsiye arıyorlar; en iyi gizem, en iyi aşk filmleri gibi aramalarının sitenin bulunmasını sağlayan en önemli arama sözcükleri olması bunu gösteriyor..Ben bunları söylemiştim, rakamlar sadece beni teyit etti..Üstelik sinema bölümüne katkı yapan sadece iki kişi olmamıza rağmen.

Neyse konu bu değil..Asıl dert şu; iki kişi biraraya gelip, somut verilerin işaret ettiği yönde ufacık bir ortak tavır bile alamıyoruz..Hepimiz hepimiz için başçavuşun eşekleriyiz sadece..Birbirimize hiçbir anlam ifade etmiyoruz, minnacık bir konuda bile karşımızdakinin talebini yerine getirmeyi, kendi bağımsızlığımızdan vazgeçip, onun iradesine boyun eğmek gibi algılıyoruz..Benim yaptığım gibi somut rakamlarla desteklensin, benim boyun eğmeyeceğim irade, uymayacağım talep yoktur..Mesala Sinema bölümü gereksiz, o değil şu yapılmalı deniyorsa, bütün zamanımı o gösterilen bölüme ayırmaya hazırım..Ama ben göremiyorum başka bir alternatifi; çok fazla makale, haber, politika vs sitesi var ama layıkıyla işleyen bir kültür-sanat eleştiri sitesi yok..

Sinema bölümüne gösterilen tavrın aynı benzeri işte şimdi de Anket bölümünde karşımıza çıktı..Oysa Forum'da duyurusunu yapmış, bir örnek anket de düzenlemiştim..Kullanımı FB'unki gibi albenili olmasa da bu bizim çocuğumuz, ama o değil FB'unki tercih ediliyor....Niyet o değildir tabii ama sanki nispet yaparcasına...


Hasan geçen İsviçre ehliyeti almak isteyen Türklerin, dil kursuna yatırsalar sınavı geçmelerini sağlayacak kadar ve üstelik hayatlarının geri kalanında da kullanabilecekleri Almanca öğrenmelerini sağlayacak parayı, işi "kolay" yoldan, Almanca öğrenmek zorunda kalmadan, sınavda hile yaparak geçmelerini sağlayan bir kursa yatırdıklarından bahsetmişti..Demiştim ya farklı çalışıyor bizim zihinlerimiz..Aslında başka pratiklerimizden hiç de daha zor olmamasına rağmen, nedense bazı faaliyetler bize baştan itici geliyor..Mesala Hasan'ın örneğinde olduğu gibi Almanca öğrenmek inanılmaz bir külfet gibi görünüyor; halbuki ehliyetini almak istediğine göre yaşamak istediğin ülkenin dili bu..Benim dayım da istisnasız 40 yıl sonra bile yaşadığı ülkenin dilini ancak çat pat konuşur..BMW'ları eğelemek için bilmesine gerek olmuyor muhtemelen, eh sosyal hayatında da Almanlarla kaynaşma gibi bir derdi yok ki..Kendi küçük köylerinde bir grup türk birbirlerine yetiyorlar..Çorum'da , Yozgat'ta, Adana'daki kahvehanlerinin aynısını yani Anadolu'daki yaşamlarının aynısı devam ettiriyorlar..

Nedense ehliyet gibi bir zaruret için de olsa Almanca öğrenmek yerine, ileride başka şekilde kullanılması mümkün olmayan palyatif yöntemlerle sınavı geçmeye çalışmakla, ilgiyi kalıcı olarak siteye yöneltecek kendi uygulamarımız yerine kolay ama palyatif FB'unkileri kullanmak bana aynı Anadolulu zihinlerimizin ürünü gibi göründü..

Abarttıysam kusura bakmayın arkadaşlar, ama şeytan ayrıntılarda gizlidir...BU kadar kasmaya ne gerek var, Facebook yeterli zaten diyorsanız ben hiç itiraz etmem..Zaten daha önce kendim aynı talebi dile getirdim..Ama site gerekli, FB'tan farklı bir işlevi var deniyorsa, o zaman FB için değil, site için çalışmak durumundayız..Hangi gazeteyi okuyorsunuz anketine diyelim sayfamızı takip eden 31 kişi değil FB'taki bütün türkler cevap vermiş olsa bunun E-hayalet'e ne gibi bir getirisi olacak? FB'a yayılsa bile pekaz insan bunu kim sormuş diye merak edecek ve kaynağına yönelecektir..Zira FB içinde cevap verip FB içinde sonuçları görüyorsunuz..Oysa E-hayalet anketi kullanılmış olsa, bir kere en azından katılmak için siteye uğranılması gerekecek, sadece anket için gelinse bile..Ki muhtemelen gelenlerin bazıları, Anket kadar başka yazılara da şöyle bir bakacaktır..Anketin içerğini geçelim, sadece bu gibi yönlendirmeler bile, site etrafında artan faaliyet, artan trafik anlamına geliyor, ki bu da sitenin Google nezninde sıralamasını arttırıyor ve aramalarda daha ön plana çıkmasını sağlıyor, ki bu da ardından sitede yazılanların bir etkisi olması anlamına gelir ..İnternet yayıncılığı sadece içerikle, söylenilen doğru sözlerle falan belirlenmiyor, size yönelen kulakların çokluğu söylediklerinizin hükmünü de belirliyor..Sol mentalitenin anlayamadığı da bu, doğruları söyle birgün elbette anlaşılacaktır türü fakir ama onurlu genç tavrı..Bakın hala Birgün'ün FB sayfası var mı? Sitelerinde FB'ta bizi beğenin gibi yönlendirmeler var mı? Ya da FB profili ile yorum yazma olanağı..Bütün gazeteler artık FB yorum bağlantısı eklemış durumda..Yani insanlar herhangi bir habere FB profili ile yorum yazabiliyor ve kendi duvarlarına aktarabiliyorlar..Bu insanları aktif olarak bir haberin, yazının üretimine çekmek demektir..Ama bizimkiler hala ben yazayım, başkaları okuyup öğrensin modunda..Sonra da sesimiz kitlelere ulaşmıyor diye şikayet ederler..

Neyse, eğer e-hayalet gibi bir site gerekli diyorsak, onu tanıtmaya çalışmalıyız, onun olanaklarını kullanmalıyız..Amacımız herhalde FB'da milyonlarcası arasında bir başka sayfa olmak değil..Demek ki derdimiz, farklı bir toplumsallık arayışı içindeki insanlarla, sistem dışı mekanlarda biraraya gelmek. Öyleyse bu amaca hizmet edecek kendi uygulamalarımıza ağırlık vermek gerekmez mi?
Son Düzenleme: 03 Eyl 2011 18:26 Düzenleyen onder.

Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 03 Eyl 2011 18:37 #3335

  • hasever
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 290
  • Karma: 10
Önder,

Valla o ankete ben de balıklama atladım, üstelik sevinerek... Bizden biri yaptım sandım.

Facebook'a ihtiyac duyduğumuz kesina ama e-hayalet facebook üzerinden üretilecek bir platform değil. Zaten anladığım kadarıyla, facebook bir çeşit semt pazarı vazifesi görüyor; bostanda bir şey yetişmemişse tezgah kiralamanın bir anlamı yok diye düşünüyorum...

Evet, ben de bugün bir kez daha düşündüm. Belki anasayfaya sinema, müzik tanıtımını alsak daha iyi olur. Ha, oaraya gelen dönüp yazdıklarımıza bakar mı? Bilemiyorum.

Sitenin, senin yaptığın harcamalar dışında pek bir külfeti yok. Doğru, Joomla'yla pek başa çıkabilidiğimiz söylenemez ama uğraşıyoruz. Derim ki sitemiz her durumda devam etmeli...

Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 03 Eyl 2011 19:01 #3336

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Herhalde bizden biri yapmamış Hasan..Öyleyse sorun yok..Siteyi FB sayfası üzerinden takip edenlere site harici şeyler yapmayın demenin anlamı yok..

E-hayalet Facebook üzerinden üretilebilecek bir platform değil, ben de zaten tam olarak bu gerçeğe dikkat çekmek için gündeme getirdim konuyu..

Yine çok güzel bir metaforla açıklamışsın olayı; FB sadece semt pazarı, senin asıl üreticiliğini yaptığın Bostan e-hayalet..FB'da sadece bir tezgah açıyorsun, ürettiklerinin kalitesiyle düzenli bir alıcı, bir abone segmenti yaratmaya çalışıyorsun..İşte zaten ben de FB'in semt pazarı olma işlevinin ötesinde, asıl üretimin yapıldığı yer olma eğilimine karşı yazdım..

Bir küçük üretici olarak FB gibi koca bir semt pazarı görmezden gelinemez..İnternet kaotik bir yapı; tıpkı uzay gibi..Bir navigasyon, bir haritalandırma ile insanlara ulaşamazsan kendin çalar kendin oynarsın..FB asıl yaratıcılık olmasa da senin asıl yaratıcılığının haritalandırılmasını sağlayan çok önemli bir araç, eskinin sarı sayfaları gibi rehber bir site bizim için,,Kütüphane'deki arşiv kartları gibi, ilk bakılan endeksleme yeri..

Eğer Facebook dediğin gibi bir semt pazarı ise, ordaki sayfamız da tezgahımız diyip analojiyi tamamlayayım..Amacımız o tezgah üzerinde sergilenen ürünlerle sadık bir müşteri kitlesi kazanıp önce bir dükkana, sonra süpermarkete terfi etmeyi hedeflemek olmalı..Örnek ters, ama ne yapalım kendisi kapitalist bir öncüle dayanıyor..

Müzik, sinea vs'yi öne almayı düşünüyordum..ancak bir handikap var..önsayfaya çok fazla modül yükleyince yavaşlıyor..Sonradan gerek var mı diye sormaya başladım..Sinema yazılarını arayıp bulmada sorun yok..Görülen o ki site, sinema aramalarında bir şekilde Google'un kaale aldığı bir noktaya gelmiş..Asıl yapılması gereken bu ilgiyi kaybetmemek..Onun için de seyredilen filmlerin bir eleştiri olmasa bile en azından sadece puanlankması gerekiyor..Ki gelen insanlar film hakkında verilen puanın tek bir insanın değil, pekçlok insanın değerlendirmesi sonucu olduğunu görebilsin..Sadece tek kişi tarafından verilen puan nesnel değildir, dolayısıyla insanlar tek puanlı filmler hakkında yapılan değerlendirmeyi dikkate almaz..Tek bir kişinin verdiği 10 puanla yüz kişinin verdiği 10 puan arasında dağlar kadar fark var..Ben site kuruldu kurulalı rica ediyorum arkadaşlar hiçbirşey yazmasanız bile sadece puan verin ya..işte bi alanda bir şekilde bir ilgi yakalamışız, bir el atın da bunun devamının gelmesini sağlayalım..

Ha sinema için gelenler başka bölümlere de bakar mı? Hiç kuşku dymuyorum..Eğer sinema, ya da kitap, ya da müzik alanında okuyucular tarafından değerlendirmeleri dikkate alınan, işi ciddiye alan bir site olunursa, başka alanlarda söyledikleri de kuşkusuz önemsenecektir...Ama sinema bölümünde her film tek ya da iki oylu olarak kalırsa kimse ciddiye almaz, amatör bir site olduğu pişkin pişkin sırıtır..Haliyle diğer yazılanlar da önemsenmez..

Sitenin sinema bölümünün çok ciddi bir bulunma sorunu yok..aramalarda çıkıyor..Asıl ciddi mesele Murat ve benden başka sinema bölümüne kimsenin sadece puan vererek bile olsun katkı yapmıyor olması..Deniz Moralıgil 24 Ağustos'da bize ulaşmaya çalışmış..Siteye giremiyormuş..O yüzden sesi kesilmiş demek ki..Kendisine bir mesaj attım ve şifresini resetledim..Lakin 10 günden fazla mesajına sessiz kalmışız..Bize ulaşın programı uyarmamış bizi..O yüzden inşallah yanlış anlamamıştır..Eğer o tekrar aramıza katılırsa çok önemli bir ivme sağlar...
Son Düzenleme: 03 Eyl 2011 19:08 Düzenleyen onder.
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: hasever

Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 03 Eyl 2011 19:27 #3337

  • hasever
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 290
  • Karma: 10
Önder,

Aynı fikirdeyiz. Sinema bölümüne katkım az, telafi etmeye çalışırım. Biliyorsun, yazmak gibi bir "derdim" var; bütün zamanı alıyor.,

Deniz'e geçenlerde, merak etttiğimden bir mail gönderdim. "Nerelerdesin? Sağlık sıhhat yerinde mi?" diye sordum. iyi olduğunu, yakında siteye döneceğini söyledi. Demek login sorunu ondan sonra oldu. Bekliyoruz.

Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 03 Eyl 2011 20:19 #3339

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Hasan,

Yazma derdin olduğunu biliyorum ve anlıyorum da, sinema tanıtımlarına 10sn ayırıp puan vermenin bu derdin hilafına nasıl çalıştığını anlamıyorum...

Yalnız senin değil, hepimizin derdi yazmak..Anlatmak istediğimiz, paylaşmak istediğimiz birşeyler var ki, oturup bu kadar tırmalıyoruz..Sinema'ya vurguyu da bu yaştan sonra sinema eleştirmeni olmaya heves ettik diye yapmıyoruz..

İnternet kara delik gibi bir ortam; Yazı yazdım, attım, illa ki birilerine ulaşacaktır diye ummakla olmuyor..Etkisi olmayan bir siteye yazmakla, yazmayıp kendine saklamak arasında sonuç açısından hiçbir fark yok..Yani bizimkisi gibi bir siteye yazmakla aslında yazmış olmuyorsun..Topu topu biz okuyoruz..Kimse takip etmiyor..Yazıdan bu kadar bir etki anlıyorsan diyeceğim birşey yok..


Yazı yazmayı ben ise şöyle algılıyorum; asli amacı ötekiler üzerinde bir etki yapmak, zihninde olanları birilerine aktarmak ve aktarma ile ortaya çıkan ortaklaşmanın kollektif bir güç haline gelmesi..Dolayısıyla eğer asıl amaç meramı anlatmak ise, eteğindeki taşları dökmek ise, bunun hangi formatta yapıldığının önemi var mı? Kadim biçim-içerik sorunsalı belki..Ama biraz nuans var..Ben içerikten feragat etmekten bahsetmiyorum..Daha çok aynı içeriği en etkili aktarımın biçiminin ne olacağın sorgulamaya çalışıyorum...

Bu sorgulma sonucunda da, vardığım nokta şu oluyor; biz içimizdekileri ancak internet ortamında aranan anahtar sözcüklere eklemlenerek aktarabiliriz..Bir şöhretimiz yok, benimsenmiş bir yayın organı içinde de yazmıyoruz..E-hayalet gibi ne olduğu belirsiz bir sitede, adı sanı bilinmeyen birilerinin yazdığını kim niye dikkate alsın, niye böyle bir arama yapsınlar? Seni beni aramazlar, ama bir yazarı, yönetmeni, bir kitabı, bir filmi ararlar..Eğer benim amacım içimdekileri aktarmaksa niye sadece kendi bilinmeyen kimliğime, sıfıra yakın etkime bel bağlayarak aktarma beyhude işine gireyim.? İnternet sadece bizim bulunduğumuz alan değil ki..40 milyona yakın site arasından nasıl bulunup çıkarılsın..Paradoksal bir durumu var İnternet'in; hem eskinin medya formatına kıyasla muazzam bir yayılma kapasitesine sahip, ama öte taraftan aynı zamanda dipsiz bir kuyu gibi..Kaybolunup gidilmesi eskiye kıyasla çok daha kolay..Bizim küçük Abra dergisinin yayılma gücünün binde birini bile yakalayabilmiş değil site..Belki de bin kat daha fazla içerik olmasına rağmen..Bir dergiyi, 3-5 kişinin çıkıadığı bir fanzini bile alıp küçük bir kitapçının vitrinine koysan çok daha fazla insana ulaşır..İnternet ortamının kitapçıları Google, Facebook gibi yapılar..Eğer onların vitrininde yer almıyorsan aslında yoksun, ve aslında yazmış olmuyorsun...Bu internet vitirnlerinde boy gösterebilmek içinse, kağıt medya anlayışının yaz kurtul yaklaşımının ötesinden bir perspektife sahip olmak lazım...Yazıyı yazmakla iş bimiyor..

Ben sinemayı başka yazı formatlarına alternatif olarak değil, sadece derdimizin anlatılmasını kolaylaştıracak bir araç olarak bakıyorum...

Mesala o yazma derdin gereği birşey anlatmak istiyorsun; diyelim son yazında olduğu gibi bizim şark kurnazlığımız olsun mesele..Bunun üzerine birşeyler söylemek istiyorsun..Eğer amaç bu meramı anlatmak ise bunun niye illa senin anladığın anlamıyla "yazı" formatında olması gerekiyor, niye kesin bir şekilde daha çok okunabilmesini sağlayacak sinema eleştirisi olarak aktarılamıyor..Herhangi bir film eleştirisideki fasulyenin faydalarından girip konuyu asıl meramına getirirsin, eğer derdin biçimden çok derdini paylaşmak ise. Hep aktardığım Hesse'nin çok sevdiğim Boncuk Oyunu adlı romanı var..Orda çok iyi anlatılır, yaşam aslında tek bir koca akış, bir bütün..Beethoven'in 5.senfonisinden girip, kırda bir pikniğe geçebilirsin. Spinoza'nın tek tözlü evreninde olduğu gibi, herşey herşeyle ilişki içindedir, herşey her farklı şekilde anlatılabilir..Yemek tarifinde bile politik bir analiz yapılabilir..Eğer aynı içerik pekçok farklı biçimde aktarılabiliyorsa, daha etkili olanı seçmemek niye...

Ha buna rağmen tabii ki kendi düşüncelerini nasıl dile getireceğinle ilgilenmiyorum ben..Bana sorarsan, hep dediğim gibi düşünceler pop-kültür eleştirisi üzerinden daha iyi aktarılır..Ha sen katılırsın katılmazsın asıl mesele o değil..Ben sadece arkadaşca tavsiyede bulunuyorum..

Dediğim gibi asıl anlamadığım, en fazla 30sn ayrılarak seyredilmiş bir filminj neden puanlanmadığı ve bu 30sn'nin senin yazma derdini nasıl olup da engellediği..Sitede tanıtılmış 500'e yakın film arasında seyrettiklerinin tümünü puanladıysan bir diyeceğim yok..Puanlamadıysan da olamaz ama sadece anlayamıyorum..Üstelik bu yönde pekçok kez ricada bulunulmuş olmasına rağmen..Bu soru bana çok ilginç geliyor işte..
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: AliOsman

Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 03 Eyl 2011 21:54 #3341

  • hasever
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 290
  • Karma: 10
Diyecek bir şey yok; haklısın...
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: onder, AliOsman

Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 04 Eyl 2011 10:08 #3342

  • emrahpolat
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 315
  • Karma: 8
Merhaba arkadaşlar,
Sayfaya hareketlilik gelmesi için anketi ben düzenlemiş ve Edebiyat Haber'in twitter hesabından duyurusunu yapmıştım. "E-hayalet'in FB sayfası açılmış, sayfada hoş bir anket var diye"
Denilenleri anlıyorum ama.
Unutmadan twitter hesabına avatar gerekiyor e-hayaletin. Ayrıca ilgi alanlarını yansıtan bazı hesaplar beğenilmeli.
Haberleşmek üzere,
Son Düzenleme: 04 Eyl 2011 10:08 Düzenleyen emrahpolat.
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: onder, AliOsman

Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 04 Eyl 2011 20:25 #3344

  • AliOsman
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Hatip
  • Gönderiler: 522
  • Karma: 7
Merhaba,

Faydalı bir tartışma olmuş, teşekkürler. İzlediğim filmleri puanlamak gerekliliğini elbetteki biliyordum ama şimdiye kadar elim varmadı. İlk önce o işe el atmayı düşünüyorum.

FB varken bu formata gerek var mı sorusuna da cevap bulmuşsunuz ama RTE'nın FB için söylediği sözlerden sonra bence bu formata daha sıkı sahip çıkmak gerekiyor (sözleri google'dan aradım ama bulamadım. Özet olarak eleman FB'yi sevmiyor).
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: onder

Cvp: Facebook Dururken E-Hayalet'e Gerek Var mi? 04 Eyl 2011 20:55 #3345

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Öncelikle tatil dönüşü hoşgeldin diyelim Ai Osman..

RTE'nin FB'u hiç sevmiyor olması beni elbette şaşırtmaz.."Ayakların başı yönetmeye kalktığı yerde huzur olmaz" diyebilen biri bu..Kapasitesi ancak bu kadar..

İç dünyasını tasavvur etmeye çalışıyorum ve beyanatlarını, çıkışlarını da gözönüne alarak şu sonuca varmam kaçınılmaz oluyor. Kendini Osmanlı Sultanlarının ve Halifelerin mirascısı olarak görüyor. İnsanların 21.yüzyılda artık tartışılmaz hakları olan şeylerin, kendisi bahşettiği, tebasına lütfettiği için varolduğunu sanıyor.. Türkiye sağının bilge hükumdar arketipine uygun, merhamet sahibi Devletlu bir hükümdar olarak, o kadar adil, o kadar bağışlayıcı olmasına rağmen eleştiriliyor olmasını algılayamıyor..Aksırıncıya kadar, tıksırıncaya kadar içiyorlar, karışıyor muyuz çıkışı bu dediklerimi kanıtlamak için yeterli; istese 4.Murat gibi kendi hayat tarzlarımızı yaşamamıza izin vermez, tiz kellelerimizi vurdurur, ama merhametli bir hükumdar olduğu için, müsamaha gösteriyor..Bu kadar yücegönüllü lütuflarına rağmen hala hoşnut olunamamasını havsalası almıyor..Demokrasilerde hiçbir lider hiçbir zaman bir halkın tamamını memnun edemez, böyle bir hayal içinde olmaz..Oluyorsa patolojik bir durum var demektir..Ama hiç ihtiyaçları olmamasna rağmen İzmir'i, Trakya'yı, Güneydoğu'yu bile ele geçirmek istiyorlar..Tebası tarafındanTanrı'nın yeryüzündeki temsilcisi gibi görülmek , dolayısıyla her bir kişi tarafından sevilmek isteyen Asyatik toplumların tiranlarıdır ancak..
Son Düzenleme: 04 Eyl 2011 20:58 Düzenleyen onder.
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: hasever
  • Sayfa:
  • 1
Sayfa oluşturulma süresi: 0.46 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44