Erkan,
İltifatını alıp kendime bir megalomani krallığı kurmak istemem; malum bu çok sıkça rastlanan bir durum (en azından ben Avrupa'da buna çok tanık oldum). Örneğin: Vatandaş, trafikte, karşıdan karşıya geçerken kırmızı ışıkta durmak gerektiğini söyler. Sen de (boş bulunur) "haklısın" dersin. Bir de ne göresin, vatandaş, almış o "haklıyı" hayatının bütün alanına "paste" edivermiş. "Yahu ben senin, kırmızı ışık tespitine katıldım ki o da kaç on yıllık bir trafik kuralıdır zaten" dersin ama iş işten geçmiştir. İşte bu hesap... Alıp övgünü, dağları aşmayayım. Fakat bir konuda özel çaba harcadığımı bu vesileyle açıklamış olayım.
Erkan,
Mono insanlar olmamız isteniyor (Fachidiot, Uzman Kadro, Profesyonel devrimci/yazar/çizer vs). Bu şöyle bir şey, ağacın yaprağının uzmanı oluyor fakat o ağacın hangi ağaç olduğunu bilemiyorsun. Biraz şakayla karışık, eskiden böyle miymiş diyorum. Nazım, resim yapıyor, halı dokuyor, tercüme yapıyor, roman çalışıyor ve "boş zamanlarında" şiir yazıyormuş. Daha önce Önder'e de söyledim, öyle bir insan tipi yaratılıyor ki sadece yaptıklarımızdan biriyle ömür geçiriyorlar. Ha bu nasıl bir şey, yani sinema, edebiyat, internet, müzik (ve keşke fizik, kimya, matematik, coğrafya, tarih vb.) konuşmak? Bunlar bir birinden ayrılmaz parçalar ve insana büyük bir hareket ve yorum alanı sunuyor. Gerçekten, hayata bir şeyler katabilmiş insanların çoğu, hayatın bütünü hakkında en azından "ortalama" bir fikri olana insanlar olmuştur.
Erkan,
Önder, Ali Osman, Murat, Erdem (ve seninle)'le tanışmıyorum.

Çoğuyla aynı okulun havasını solumuş fakat orada yollarımız çakışmamış.
Yıllar evvel bir filmde denk geldim. Hayatımda duyduğum en muhteşem iltifattır. Erkek (orta yaşın üzerinde, müzik düşkünü belki de müzisyen biridir) sevgilisiyle (Kadın orta yaşın üzerinde fakat bütün canlılığını koruyan, olgun, insana yaşam sevinci veren bir güzelliktedir) karşı karşıya; boş bir salonun pencere yanında, ayakta duruyorlardır. Erkek (kadının gözlerinin içine bakarak) "Yıllar önce seni ilk gördüğüm an, bu güzelliği daha önce nerede gördüm dedim kendi kendime" der. Başını hafif öne eğer, bir kaç saniye düşünür, kaldırır kafasını, yine sevgilisinin gözlerine bakarak "ilk Beethoven'ı dinlediğimde de aynı duyguya kapılmış, bu müziği nereden hatırlıyorum demiştim" der.
Ben de, bu çocukları nereden hatırlıyorum diye, zaman zaman düşünürüm.