Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla
  • Sayfa:
  • 1

BAŞLIK: KÜÇÜK BİR SORU

KÜÇÜK BİR SORU 26 Oca 2011 03:47 #3076

  • kankardeş
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 18
  • Karma: 3
Önder, Hasever ve Murat... Merak edip duruyorum bu üçlünün uyumunu görünce. Ortak noktaları ve eğilimleri saymakla bitmez. Sinema, Edebiyat, müzik, şiir, politika sayarız da sayarız... Üstelik bilgisayar konusunda teknik anlamda üçü de iyi, dikaktimi çekti geçmiş forum konularından. Valla bir hayli yabancı kaldım bir çok muhabette.

Şu konuşmalara bir bakın. Örneğin Önder Abi demiş ki :

çalışmayan modul, html/hayalet/modules/mod_tpajaxtabs klasoru altında..
bir de bunun sanıyorum tandem çalıştığı bir components var
html/hayalet/components/com_tpaxajtabs altında..
eger teknık destek gerekirse bu modulun uretıcısının forum sayfaları kariştırılailir.

Hasan Abi demiş ki:

Yalnız Aktivite alanı yok. Ama neyse calıştıralım sen eklersin. Bugün öğleye talebemle bir deneyelim. Bir PHP editörüyle açmak gerekecek değil mi? Benim CMSleri öyle yapıyorum da!


Buyrun burdan yakın 10 parmakta 10 marifet şeklinde mi açıklamak istersiniz bunu, yoksa bu zorunlu bir mesleki beceri mi. Merak ettiğim şey, birbirine çok benzeyen bu üç adam birbirini nereden tanıyor. Doğum tarihleriniz çok yakın, aynı kuşağın insanlarısınız. Tanışıklığınız bu sitede mi oldu yoksa bire bir tanışıyor musunuz. Ben de ne meraklıyım ya sanane deme
Şu kullanıcılar Teşekkür etti: onder, Murat, hasever

Cvp: KÜÇÜK BİR SORU 26 Oca 2011 06:26 #3077

  • hasever
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 290
  • Karma: 10
Erkan,

İltifatını alıp kendime bir megalomani krallığı kurmak istemem; malum bu çok sıkça rastlanan bir durum (en azından ben Avrupa'da buna çok tanık oldum). Örneğin: Vatandaş, trafikte, karşıdan karşıya geçerken kırmızı ışıkta durmak gerektiğini söyler. Sen de (boş bulunur) "haklısın" dersin. Bir de ne göresin, vatandaş, almış o "haklıyı" hayatının bütün alanına "paste" edivermiş. "Yahu ben senin, kırmızı ışık tespitine katıldım ki o da kaç on yıllık bir trafik kuralıdır zaten" dersin ama iş işten geçmiştir. İşte bu hesap... Alıp övgünü, dağları aşmayayım. Fakat bir konuda özel çaba harcadığımı bu vesileyle açıklamış olayım.

Erkan,

Mono insanlar olmamız isteniyor (Fachidiot, Uzman Kadro, Profesyonel devrimci/yazar/çizer vs). Bu şöyle bir şey, ağacın yaprağının uzmanı oluyor fakat o ağacın hangi ağaç olduğunu bilemiyorsun. Biraz şakayla karışık, eskiden böyle miymiş diyorum. Nazım, resim yapıyor, halı dokuyor, tercüme yapıyor, roman çalışıyor ve "boş zamanlarında" şiir yazıyormuş. Daha önce Önder'e de söyledim, öyle bir insan tipi yaratılıyor ki sadece yaptıklarımızdan biriyle ömür geçiriyorlar. Ha bu nasıl bir şey, yani sinema, edebiyat, internet, müzik (ve keşke fizik, kimya, matematik, coğrafya, tarih vb.) konuşmak? Bunlar bir birinden ayrılmaz parçalar ve insana büyük bir hareket ve yorum alanı sunuyor. Gerçekten, hayata bir şeyler katabilmiş insanların çoğu, hayatın bütünü hakkında en azından "ortalama" bir fikri olana insanlar olmuştur.

Erkan,

Önder, Ali Osman, Murat, Erdem (ve seninle)'le tanışmıyorum. Çoğuyla aynı okulun havasını solumuş fakat orada yollarımız çakışmamış.

Yıllar evvel bir filmde denk geldim. Hayatımda duyduğum en muhteşem iltifattır. Erkek (orta yaşın üzerinde, müzik düşkünü belki de müzisyen biridir) sevgilisiyle (Kadın orta yaşın üzerinde fakat bütün canlılığını koruyan, olgun, insana yaşam sevinci veren bir güzelliktedir) karşı karşıya; boş bir salonun pencere yanında, ayakta duruyorlardır. Erkek (kadının gözlerinin içine bakarak) "Yıllar önce seni ilk gördüğüm an, bu güzelliği daha önce nerede gördüm dedim kendi kendime" der. Başını hafif öne eğer, bir kaç saniye düşünür, kaldırır kafasını, yine sevgilisinin gözlerine bakarak "ilk Beethoven'ı dinlediğimde de aynı duyguya kapılmış, bu müziği nereden hatırlıyorum demiştim" der.

Ben de, bu çocukları nereden hatırlıyorum diye, zaman zaman düşünürüm.
Son Düzenleme: 26 Oca 2011 06:31 Düzenleyen hasever.

Cvp: KÜÇÜK BİR SORU 26 Oca 2011 06:52 #3078

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Erkan'a cevabımı daha sonra vereceğim de, şimdi Ulis Bakış'ı üzerine düşünüyorum anlamaya çalışıyorum..Mevcut tanıtıma koyduğum analizi beğenmiştim ama sonra klasik daha doğrusu oksimoron olacak ama klaisk post-modern zırvayı, "kendini keşfetme" hıyarlığını bir kez daha görünce kafaya dank etti, sözkonusu tanıtım tam bir saçmalama..Filmin prologunda yeralan Platon'un Alkibiades diyaloğundan aktarılan pasajdan yakaladım; analizi yapan vatandaş bu platon pasajını filmin kahramanın Harvey Keitel'in kendini keşfe çıktığına bir kanıt olarak sunumuş; "Ruh kendine anlamak istiyorsa ruha bakmalıdır"... Neyse henüz düşünce aşamasında olan eleştirimi şimdiden aktararak bütünlüğünü bozmayayım, daha zaten bölük pörçük..

Neyse şunu aktarmak için yazdım; eleştirim için bana mükemmel bir esin verdin Hasan..Hay eksik olma..Ulis'in Bakışı'nda da aynı tema var; kahraman filmdei yolculuğunda, farkli tarihlerde 4-5 "farklı" kadınla aşka yaşar; karakterler, zamanlar ve mekanlar farklı ama kadın hep aynı kadın..Usta aynı kadın oyuncuya oynatmış bütün sevgili karakterlerini, demek ki bir derdi var..Mekanlar, zamanlar değişiyor ama aynı sevgili dönüp dönüp farklı kimlikte karşısına çıkıyor; "bengi döngü"..Şimdi tutup sen de öyle bir örnek vermişsin ki apışıp kaldım..Ulis'in Bakışını çözdüm galiba..

Cvp: KÜÇÜK BİR SORU 26 Oca 2011 07:01 #3079

  • hasever
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 290
  • Karma: 10
Önder,


Ulise'nin Bakışı'nı yorumlayan kişi (Necip Tosun) yine bloğunda Aslı Erdoğan'ın edebiyatını övmüş, bu bende bir "mim" bırakmıştı ama üzerinde durmamıştım. İşin gerçeği, senin kadar meseleye vakıf değilim...
Son Düzenleme: 26 Oca 2011 07:09 Düzenleyen hasever.

Cvp: KÜÇÜK BİR SORU 28 Oca 2011 05:27 #3081

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Erkan,

İtiraf etmeliyim ki bu mesajın koltuklarımı kabarttı; ama 10 parmağımızda 10 marifet varmış gibi algılamış olmandan değil. Hasan gibi ben de haketmediğim bir iltifatın altında kalmak istemem zira gerçek durumu da yansıtmıyor. Ülkenin -gerçi dünyanın da- eğitim kalitesi o kadar düştü ki, bizim gibi birazcık meraklı, çevresinde olup bitenlere hafiften duyarlı insanlar herşeyle ilgiliymiş gibi algılanabiliyor.

Benim daha ziyade, sadece üçümüz arasında da olsa sitede kollektif bir uyum görmen çok hoşuma gitti. Zira böyle bir izlenim vermiş olmamız doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Karşımıza heyula gibi dikili aydın/sol çevreler arasında hüküm süren bir önyargıya karşı bu sitedeki amacımızın geçerliliğinin ispatı niteliğinde sana böyle bir izlenim vermiş olmamız. Bahsettiğim önyargı şu; "Kalemşör" bazı solcular ancak oturup sayfalar dolusu yazı yazar, asıl pratik işlerden kaçar, halktan uzak durur. E-hayalet de diğer yüzlercesi gibi sadece yazılıp, çizilen, sonu gelmez tartışmalar yapılan herhangi bir platform".

Karşımıza koca bir duvar gibi dikilen bu önyargıyı kıramıyoruz bir türlü; o yüzden E-Hayalet umduğumuz etkiyi yaratamıyor . Çok didindik, çok dil döktük ama Einstein'ın dediği gibi yerleşmiş bir önyargıyı parçalamak atomu parçalamaktan daha zor.

Post-modern dünyada kamusal alanların, kollektif mekanların, kollektif ruhun paramparça edildiği, solun gerilemesinin de asli nedenin bu olduğu teziyle çıktık. Paylaşılan kollektif alanlar ve ortak bir ruh yoksa, sol alışkanlk haline gelmiş ve artık rituelleşmiş bir takım "eylem"lerle toplumsal bir hareket haline gelemez. Angelopoulos ustanın filmleriyle üzerine ağıtlar yaktığı durum da budur, kollektif ruhun kaybolması, insanların kendi küçük hesaplar peşinde koşan küçük organizmalar derekesine indirgenmesi. 80 öncesinde sol güçlüydü, çünkü içinden çıkıp serpildiği paylaşılan ortak kamusal alanlar vardı. İnsanlar aynı mekanlarda bir arada yaşıyorlardı, mahalle kültürü vs. vardı..Ama şimdi koyunlar gibi korunaklı sitelere kapatılmış, eşleri ve çocukları dışında herhangi insani bir ilişki içinde bulunmadan yaşıyorlar.

Bizler, eğer solculuk yapmaksa derdiniz, kaybedilen toplumsal mekanları yeniden kazanmakla işe başlamalısınız dedik. Zira bu ayaklarınızı basabileceğiniz yegane zemindir, o zemin olmadan yaptığınız bütün solculuk boşlukta salınır durur, kendi kendinizi solculuk yapıyor olmakla avutur durursunuz ama gerçekte düştüğünüz yeri bile yakamazsınız. Bizim solcu okuyor olsa Marx'ın proleterya'yı devrimci sınıf olarak belirlemesinin altında yatan temel nedenin de proleteryanın aynı toplumsal mekanda yaşaması olduğunu görecek. Analiz ettiği ve tezlerinin çıkış noktası olan 19.yüzyıl İngiltere'sinde işçiler onbinler halinde dev çelik, kömür, lokomotif vs fabrikalarından çalışır, işten sonra da dev fabrikanın yanında yeralan dev getto'larda birlikte yaşarlardı. Yediği içtiği ayrı gitmeyen onbinlerce işçi kaçınılmaz olarak ortak, kollektif bir ruh geliştirebilirdi..İşçi sınıfının koca bir dev olarak çıkmasını sağlayan bu kollektif ruhdu. 19.yüzyıl İngiltere'sindeki işçilerin kollektif varoluşuyla, bizlerin büyük metropollerdeki kayıp, izole, bireysel varoluşlarımızı karşılaştır; sadece 1 mayıs'larda, ya da 3-4 ayda bir içki masasından biraraya gelebilen gevşek ilişkiler.Bizim çocukluğumuzdaki komşu ziyaretlerinden öteye gitmeyen bu şekilsel"toplumsal" varoluşlarldan bir sınıf çıkar mı?

E-Hayalet,diğer binlercesi gibi bastiçe bir yazıp çizme platformu değil, burası bir toplumsal mekandır, gerçek hayatta kaybettiğimiz toplumsallığımızı, kollektif ruhumuzu yeniden kazanmanın "pratik" bir aracıdır, burda biz birbirine dokunmayan uzun analitik makaleler kaleme almak için biraraya gelmedik, ortak bir yaşam alanı kurmak, ortak bir ruh oluşturmak için biraraya geldik. Eskiden olduğu gibi, sokağımda işe doğru yürürken karşıma çıkan dostuma günaydın demek gibi, sabahları da binlerce kilometra uzakta olmamıza rağmen bu platformda merhabalaşıyoruz; eskiden mahalle kahvehanelerinde oturup havadan sudan, memleket meselelerinden konuşulduğu gibi burda sa sinemadan, felsefeden, ülke gündeminden meseleler üzerine sohbetler ediyoruz. İşte sitede gerçekleştirmeye çalıştığımız ütopya buydu..

Hasan'la hiç karşılaşmadık, ortak arkadaşlarımız olmasına rağmen. Murat'la da sadece bir kere görüştük..E-hayalet'ten önce birbirini hiç tanımayan, tamamen yabancı 3 insan onun sayesinde bak senin gibi 4.bir kişiye aralarında bir uyum olduğu izlenimi verebilmiş..İşte bu E-hayalet'in hedeflediği noktaya doğru henüz minimal düzeyde de olsa yürüdüğünü gösterir. Yollarının kesişmesi normal koşullarda asla mümkün olmayacak bizler bu site sayesinde, ortak bir ruh oluşturma yolunda mesafe katetmişiz demek ki..

10 Parmağında 10 marifet olma izlenimi hakkında ise şunları söylemek isterim;

Bizim kuşak iki arada bir derede kalmış bir kuşaktır. Yıllar önce Cumhuriyet kitap ekinde okuduğum bir Kafka öyküsüyle açayım; adamın birinin yarısı kurt yarısı kuzu olan bir hayvanı varmış; yarısı kurt olduğu için kuzular, yarısı kuzu olduğu için de kurtlar aralarına almazlarmış. Kuzu olan yarısını tamamen öldürüp tamamen kurtlar haline gelenlerimiz çokolduysa da bizim kuşak o hayvana çok benzer; 80 darbesinin dumanı hala tüterken üniversite okuduk ve bu sayede bir ayağımız solun geçmiş dünyasına basıyordu. Ama öteki ayağımız ile de 90'ların başında reel komunizmin çökmesiyle önümüzde açılan "Yeni Dünya"ya basıyorduk; Angelopoulos'un "Leyleği" gibi hangi tarafa atacağımızı bilemediğimiz bir "adımımız havada asılı kaldı". Bizden öncekiler tamamen 80 öncesi dünyasında idi, bizden sonrakiler ise tamamen İnternet dünyasında. Ancak sınırda duran bizler her iki dünyadan da birşeyler aldık; işte bu yüzden sana 10 parmağımızda 10 marifet varmış gibi geliyor olabilir. Eski dünya ile temasımız sayesinde politika/felsefe gibi konulara bir ilgi geliştirebildik, yeni dünya ile temasımız sonucunda da iletişim konularına yönelik teknik bilgi.

Murat, ben ve Hasan arasında aynı kuşağa ait olmak senin gözlemlediğin uyumun çıkmasında etkili olmuştur; ama bak seni de yavaş yavaş aramızda görüyoruz..Seninle de çok iyi bir uyum yakalamaya doğru gidiyoruz (sıkılıp çekip gitmezsen tabii)..Demek ki E-hayalet beklediğimiz işi görmeye başlıyor yavaş yavaş..

Cvp: KÜÇÜK BİR SORU 28 Oca 2011 06:37 #3082

  • kankardeş
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Torun
  • Gönderiler: 18
  • Karma: 3
Her cümlenin altına imza atacağımı bildirmekle beraber özellikle şu cümleni cımbızla alıp odama asmak istiyorum:

"...sokağımda işe doğru yürürken karşıma çıkan dostuma günaydın demek gibi, sabahları da binlerce kilometra uzakta olmamıza rağmen bu platformda merhabalaşıyoruz; eskiden mahalle kahvehanelerinde oturup havadan sudan, memleket meselelerinden konuşulduğu gibi burda sa sinemadan, felsefeden, ülke gündeminden meseleler üzerine sohbetler ediyoruz..."


Zira benim için çok önemli bir önerme cümlesi. Mahalle kahvehanelerinin, toplumun kültürel mozaiğine evsahipliği yapması, zihinsel yolculuğumuzda önemli bir itici güç ve güvenilir bir ayna olması... Görsel çalışmamın dayandığı şey, işte tamamen bu metin üzerine kuruluydu. Yitip giden benliğimizden öte kaybolmasına ramak kalmış "insanlığımızın" elimizden kayıp gitmesine izin vermeyen birkaç iyi adamın kol gezdiği site e-hayalet... Farkı burada, e daha ne olsun !

Cvp: KÜÇÜK BİR SORU 28 Oca 2011 14:11 #3085

  • Murat
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 415
  • Karma: 8
Güzel sözlerin için teşekkürler Erkan.
Hayalet'in ilk kurulduğu günü hatırlıyorum. Büyük bir heyecanla üye olmuştuk. Büyüklü, küçüklü tartışmalar da oldu sitede, ayrılanlar da oldu. Ama Ali Osman'ın bir yerde şöyle yazdığını hatırlıyorum: "Gelmeyen de canımız, ciğerimiz"...

Hasan ile Önder gayet iyi anlatmışlar bizleri. Umarım daha kalabalıklaşırız.
  • Sayfa:
  • 1
Sayfa oluşturulma süresi: 0.43 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44