|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
Nasıl Bir ÖDP'ye İhtiyaç Var
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
BAŞLIK: Nasıl Bir ÖDP'ye İhtiyaç Var
Nasıl Bir ÖDP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 04:49 #89
|
YAZAR: Orhan KARACA 9-Ocak-2005 nasil bir odp'ye ihtiyac var ÖDP Türkiye solunun birlik,mucadele ve yenilenmenin araci olarak kuruldu. ÖDP program ve tüzügü solun son yillarda ürettigi en önemli politik açilimdi. Solda büyük destek bulan ÖDP, misyonunu yerine getiremedi. Kendisini yenilemekte zorlanan 12 eylül oncesi guruplar,80 öncesi kör dögüsünü ÖDP'ye dayatti,Solun birlik ve yenilenme süreci zaman sürecinde bu guruplarin misyonuna son verecektir. Solun birlik ve yenilenme süreci devam edecektir,ÖDP bu misyonun partisi olma potansiyelini halen tasiyor. SBKP'nin iktidari kaybetmesi,tüm dünya solunda ve türkiyede yogun tartismalara yol açti.Sosyalizmin demokrasi olmadan olamaz ve kitlelerin eseri olacagi vurgulandi,Demokratik sosyalizme, demokratik yapisi güçlendirilmis bir partiyle gidilebilecegi, demokratik merkeziyetci gerçekte yanlizca merkeziyetci parti ve sosyalizim anlayisi artik bitti.ÖDP turkiyede bu misyonun öncülügünü yapmaya calisti. Bu donem; Küresellesme,ultura emperyalist dönem ABD ve AB nin öncülük ettigi ve uluslar arasi güç sahibi olan emperyalist tekellerin,ulusal devletleri giderek yok ettigi,törpüledigi bir süreç yaratti. Ulusal devletin klasik sahipleride bu sürece uyum saglamakta zorlanirken,sol da bu sürece uyumda zorlaniyor.Solun gecmiste aldigi anti emperyalist açilimina bagli kalan ulusalci sol akim kendini alternatif olarak sundu,geçmisin fasist, gerici güçleri ile ulusallik ve anti emperyalistlik adina gerici bir blok olusturmaya çalisti.Bu blok gerici,emegin ve insanin özgürlesmesi ,sosyal devlet,sosyal haklarin korunmasi ve insan merkezli demokrasiyi ve sosyal devleti savunmaktan uzaktir. Anti emperyalist olmak artik yanlizca emegin özgurlesmesini savunmakla mümkündür,olmayan milli burjuvazi,devlete çöreklenmis gerici fasist,dinci kesim anti emperyalist tavir koyamaz. Ultura emperyalist guçler tüm dunyada sosyal devlete ve sosyal haklara saldirmaktadir,Neo liberal pazar ekonomisi tüm dünyada hakim kilinmak istenmektedir,Büyük orta dogu projeside bu neo liberal politikalarin,ultura emperyalizmin projesidir,Bu saldiri projesi geçmisin isbirlikci gerici,fasist,dinci güçleriyle birlikte püskurtülemez. Bu anlayisin sola, sosyalizme,emege önderlik etmesi düsünülemez. Türkiye sol haraketi tüm dünyadaki emek güçleriyle sosyal haklari savunan ve sosyal devleti hedef alan stratejiye tabi olmak zorundadir ve bunun baska bir sol yoluda yoktur.Ne ultura emperyalist neo liberal açilimlarin pesine takilan sol ne de ulusal devletin gerici güçleriyle blok olusturmaya calisan kesim sosyalizmin yürüyüsünün yolunu aydinlatamaz. AB, basini Fransa'nin çektigi ve Almanya'nin da sonradan öncülüge savundugu neo liberal ve sosyal demokratlarin sag kesiminin ultura emperyalist politikasindan baska bir sey degildir, Türkiye'nin AB' ye girme tartismasi emperyalist metropol pazarindami,periferikdemi yer alacagi tartismasidir, Türkiye'de ki isbirlikcilerin AB ile yatip kalkmasi dogaldir, sol adina bu politikalarin desteklenmesi ise kabul edilir bir tavir degildir. Avrupa'da kendi metropollerinde on yildir sosyal haklara ve sosyal devlete her gun saldiran Brüksel iktidari ile avrupa isçi sinifi gibi bizimde yanlizca görülecek hesabimiz vardir. AB'li emperyalistler türkiyede ki azinliklar politikasiyla elini güçlendirmeye çalisiyor,Bize azinliklar konusunda ders vermeye çalisan bu blok önce kendi çöplügünü temizlesin, Fransa'nin Korsika, Guedolop,Martinik,Guyan,Reniyon,Yeni Kalodoni sorunlarini çözsün,Fransa sömürgesi olan Fil Disi'nde katliama varan saldirilari bu günlerde bunlarin gerçek yüzünü bin kere daha gösteriyor. Kürt halkinin özgürlük mucadelesinden,ülkemizdeki tüm kültürel ve dini kimliklere sözde sahip çikanlar,gerçekte ülkemizdeki ellerini güçlendirmektedir.Irakta Barzani ve Talabani ABD isgalcileri ile isbirligi yaparken ve pratikte muhbircilige, Direniscilere karsi operasyonlara isgal ordulariyla beraber katilmaya kadar götürürken,Türkiye'de AB ile kol kola yeni parti kurma girisiminde bulunuyorlar,Emperyalizmin halklari özgurlestirdigi nerde görülmüstür,Bize demokrasi, özgürlük, esitlik dersi verenlerin bu günlerde FIL DISI CUMHURIYETI'nde neler yaptigina bakmak yeterlidir ve onlarin gerçek yüzü gün isigi gibi ortadadir.Gecmisin sömurgeci politikalarindan bile vaz geçmeyenlerin ülkemizde halklarin özgürlesmesinden söz etmeye hakki yoktur.Manda himaye ile özgürlük mücadelesi yürütülemiyecegi tarihde bin sefer görülmüstür. TÜSIAD ekibi AB politikalari ile Türkiye politikasini belirliyen bir siyasi güç olmustur,Anadolu kaplanlari MÜSIAD olarak adlandirilan islami sermaye artik uluslar arasi tekellerin temsilcileri oldu ve TÜSIAD'la politik hatta birlestiler,TÜSIAD bu gün tartisilan AB politikalarini on yildir hazirladigi raporlarla açiklamisti,bu gün uygulamaya geçis söz konusudur. Afganistan'da taliban "ögrenci" okullari Iran, Türkiye, Pakistan'da imam hatip okullari açan ABD ve isbirlikci, gerici, fasist güçler, bu yesil kusak politikalari ile AKP iktidarinin, Fetullahcilarin bu gunlerini hazirladilar,Türkiye'de her yil 980 000 ögrenci bu okullarda yesil kusak politikasi ile egitildi,on yilda 9 000 000 milyon kisi bu okullardan mezun oldu,AKP iktidari bu kitle temeli ile iktidara geldi,Islamci sermayenin milli yapisida isbirlikci yapiya dönüsmesi ile bu politika tamamlanmis oldu.Milli görüsten ilimli müslümanliga isbirlikcilige terfi eden bu siyasi akim,Büyük orta dogu projesi,Irak isgali ve AB politikalarinin Türkiye temsilciligini yapmasi dogal bir durumdur,AKP nin alternatifi vardir,olmalidir, halkimizin özgürlük,demokrasi,sosyal adalet,sosyal devlet özlemini AKP nin lambasi karartmaktadir. Ultura emperyalizmin kuresel saldirisina karsi,küresel direnisin örgütlenmesi gereklidir,bu itibarla uluslar arasi iliskiler ve emegin enternasyonalist iliskisi ve birligi düne göre dahada önem kazaniyor. Geçmisin Çin,Rus,Arnavutluk,Ero kommunist,Trockist vb bloklasmalarin devri bitmistir.12 eylül öncesi bir kesimin bunu anlamakta ve uygulamakta zorlandigi ortadadir.Bu güçler solun birliginin önunde de engeldirler,Yeni dünya duzeni enternasyonalist iliskileride köklü bir dönüsüme ugratmistir,Tüm dünya ilerici güçlerini bir cephede toplayan yeni olusumlar vardir. Türkiye sol haraketi bu yeni bloklasmanin içindeki yerini almalidir. Sosyal haklari koruyan,yenilerini kazanmaya calisan ve sosyal devleti hedefleyen güçlu bir partiye Türkiye'nin dünkünden daha fazla bu gün ihtiyaci vardir,Emegin kurtulusu,kültürel ,cinsel, kimliklerinden baskiya ugruyanlarin özgürlük mücadelesini siyasi alanda yürütecek güçlü bir partiye ihtiyacimiz var. Kapitalizmin kar hirsiyla dünyayi kirlettigi,yasanmaz bir dünyaya gidise son vermek için,sendikalar,kitle örgütleri, ögrenci, kadin hareketi,kimliklerin özgürlük haraketini potasinda toplayan güçlü bir siyasi harakete ihtiyaç vardir,ÖDP gibi bir partiye ihtiyaçta burdan dogmaktadir. Solda birligin,sosyal haklari savunan,sosyal devleti hedef alan ,küresellesmeden zarar gören tüm sosyal mücadelelerin siyasi çatisi olmalidir,Türkiye solu zengin ve onurlu bir mücadele geçmisine sahiptir,solun bu günkü durumu solun bu geçmisine layik degildir. Sosyal reform mu,sosyal devrim mi tartismasina girmeden uzun bir sürecin sosyal reformlar için mucadele dönemi olacagi görünmektedir, Sosyal haklari koruyan ,sosyal devleti hedefleyen kitlesel bir parti,kitlesine dayanarak kadrolasan, demokratik bir iç isleyise sahip,mucadele etmek isteyen her kesimin rahatlikla yer aldigi,belediyelerde,il genel meclislerinde, parlementoda yer alan,birligin ve mucadelenin partisine ihtiyaç vardir. ÖDP tüzük ve programiyla boylesi bir parti olmaya en yakin partidir, Türkiye'nin ÖDP gibi bir partiye dünkünden daha fazla ihtiyaci vardir. Orhan KARACA |
|
Son Düzenleme: 10 Oca 2009 13:37 Düzenleyen HayalET.
|
Re:Nasıl Bir ÖP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 04:51 #90
|
Bu ODP de ne talihsiz parti ya..Her gecen tamamen zit saiklerle bir tokat
atiyor..Simdi sevgili Orhan hocam ben de seninkinden tam zit bir pozisyondan ODP'yi elestiriyorum..AB'ne girme surecinde neden lehte kesin bir pozisyon almiyor diye..Ve yanilmiyorsam AB'ye destek vermek gibi yeni cag'in gereklerine uygun hareket etmedigi icin de ODP'den ayrilmis bir dolu insan da var..Eeh noolacak simdi? ODP ne yapsin, kime yaransin? Sadece bir ornek olmasi anlaminda soyluyorum; ben AB'ye karsi cikan bir partiye uye olmam..Ama ben liberal sifatini da kesinlikle redederim, anti-kapitalist oduguma inanirim..Eeh simdi benim gibi solcular ne etsin, nerelere gitsin? Sen israrla solda birlik olmali diyorsun..Hos ve iyi niyetli bir talep..Peki ama ornegin senin gibi AB karsiti biriyle, benim gibi kesin AB yanlisi "solcular" nasil bir birlik'i surderebilirler..Bu tur ayrimlari dusununce genis ve gevsek bir birlik'in bir anlami olabilir mi? Ben de kesin birlik taraftariyim, ama birlik genis anlamdaki renklerinin asgari musterek zeminlerde birlesmesi seklinde,tek bir birlik'ten ziyade kimi temel ayrim hatlariyla bolunen saglikli birkac birlik seklinde olmali diyorum..Simdi biraz indirgemeci olma riskini goze alarak mantikli gorunen temel ayrim hatlarini cizmeye calisalim, solun makul sepektrumunun ne olabilecegine bakalim: 1. OKUL: ISCI SINIFI -PROLETERYA DIKTATORLUGU TABANLI ORTODOKS MARXISM "Saglikli" ayrisimdaki temel "okul"lardan biri budur degil mi? Nedir bu bakis acisi?: Marxist teorinin yeserdigi 19.yuzyil ve erken 20.yuzyil'dan bu yana dunya toplumunun sinifsal yapisinda ozsel hicbirsey degismemistir. Ayni temel proleterya-burjuvaji tabanli ikili sinifsal dinamikler aynen yururluktedir. Dolayisiyla bu bakis acisinin zorunlu projeksiyonu olan devrim-devlet iktidari yonelimli mucadele hatti da aynen devam etmektedir. Bu okul uluslararasi sistemi de bir somuren uluslar-somurulen uluslar ikililiginde gormeye devam eder. Zorunlu cikarimlarindan biri de cikarlari kesin hatlariyla ayrilan ve carpisan farkli ulusal-sermayeleri varsaymaktir. Dunya bu ulus-sermayelerin bir savas alanidir..Bu okulun temel hedefi, emperyalist zinciri en zayif halkasindan koparacak bir "ulusal" sosyalist devrimdir. Yegane "enternasyonal" projeksiyonu ise, bir zincirleme reaksiyonla ard arda gelen ve ulus kimliklerini koruyarak yapilan tek tek sosyalist devrimlerin birligidir. 2.OKUL: HALA BURJUVA DEMOKRATIK DEVRIM ASAMASINDA OLDUGUMUZU KABUL EDEN ULUSALCI SOSYALISTLER Bu okulun malum temsilcisini biliyoruz. Nedir tezleri?: Sonal amac sosyalizmdir. Ama Turkiye bir sosyalist devrim asamasinda degildir. O asamaya gelmek icin ulus olma ve yerli sermayenin birikim sureci tamamlanmalidir vs.vs. Hepimizin malumu oldugu icin detaya girmeye gerek yok. 3.OKUL: SOSYAL-DEMOKRASI Bu okulu da fazla tahlile gerek yok. 4. IKILI SINIFSAL TAHLILIN TOPLUMU ANLAMAKTA YETERSIZ KALDIGINI DUSUNEN "YENI MARXISM" ya da "POST-MARXISM" ya da "OZGURLUKCU/LIBERTER SOL" Bu okulun temel ayrimi, toplumsal kurtulus icin "yegane" toplumsal failin proleterya olmadigidir. Toplumsal sinifsal yapinin parcalandigini, hizmet sektorunun/maddi olmayan emegin "baskin" (en kalabalik degil ) emek sektoru oldugunu kabul eder. Bir "secim" nedeniyle "degil", uretim surecinde aldigi rolun zorunlu bir "dayatmasi" sonucu devrim yapmaya yazgili olan "proleterya" fikrinin terkedilmesi, butun bir mucadele projeksiyonunu degistirmistir. Artik fabrika yegane mucadele alani degildir. Toplumsal hayatin butunu bir mucadele hatti haline gelmistir. Izole, kendinde bir yapi olarak "iktidar aygiti", iktidarin yegane formu degildir artik. Iktidar heryerdedir. Iktidar karsiti mucadele de heryerdedir. Bu bakis acisinin zorunlu sonucu olarak "devrim" perspektifi gecersizlesmistir. Cunku ortada ele gecirielebilecek tek bir iktidar odagi kalmamistir. Yani gunluk hayat icindeki iktidar iliskileri de kaldirilamadan yapilan bir "coup d'etat" vari "devrim" toplumunun dokusunu gercek anlamda degistirebilen bir devrim olmaz. Goruldugu uzere yikilmaya mahkumdur. Bu okulun enternasyonal duzlemdeki temel ayrimi da, dunya kapitalist sistemi devam ettigi surece hicbir "tek ulkede sosyalist" devrimim yasayamayacagidir. Kapitalizm kuresel bazda yenilgiye ugratilmadan da kurtulus mumkun degildir..Sermayenin zorunlu kuresel gelisimi ulus-devletler otesi bir enternasyonal emek muhalefetinin yukseltilebimesinin gerekli maddi kosullarini yaratmistir..Dolayisiyla sosyalist muhalefet de, yerel degil, ulus-otesi bir perspektife sahip olmak durumundadir.. Bu siniflandirma kuskusuz tum solu kapsamayabilir. Ancak benim gorebildigim temel ayrimlar budur. Ben 4.okuldanim ama en dogrudur diye sunmuyorum.. Derdim su, senin yukselttigin "birlik" talebi bu 4 ayrim cizgisini silen bir talep olmamalidir. Boyle bir birlik, birlik olmaz. Birlik bu 4 sinir cizgisinin ardinda gerceklesen 4 ayri birlik seklinde olmalidir.. Simdi temel soru su: ODP kendini bu sinifilandirma nereye koyuyor? Bu ayni zamanda baska pekcok insanla birlikte benim ODP'ye yonelik en buyuk elestirimdir. Ve kanimca ODP'nin 45000 uyeden 2000 uyeye dusmesinin en temel gerekcsi de senin savundugun politikalari yerine getirememis olmasi degil, ta en basta kendini bu 4 okuldan hangisine yerlestirecegine karar verememesidir. 4.okuldan "gibi" gorunurken, liderliginin gelenekci yapisindan dolayi 1.okuldan da vazgecemiyor. Bu iki "marjinal" okul arasinda gidip gelirken de, pragmatist bir populizm kaygisiyla, AB konusunda ya da SHP ile ittifakda goruldugu gibi 2. ve 3. okullarla bile flort edemeden de duramiyor. Herkese mavi boncuk dagitmaya calisirken, kacinilmaz olarak 4 okulun da tabanina hitap edemiyor.."Ozgurlukcu" olmayla "Mevlana Tekkesi" olmayi biribirine karistirdigi icin tutarli hicbir politik perspektif sunamiyor..Oysa "ozgurlukcu solcu" olmak "kararsiz kasim" olmak degildir. Nasreddin Hoca gibi herkese "Sen de haklisin" demek degildir. Boyle oldugu icin ODP sozkonusu oldugunda acayip, super ucubik bir elestiri bombardimani alip basini gidiyor. Birbirine tamamen zit kamplardan, tamamen ayri politik kimlikler, ODP'ye stem edip duruyor..Bambaska politik perspektiflerin birbirine girdigi bir arena haline geliyor..Dolayisiyla elestirilerin carpip geri donecegi, yararli bir geri besleme yaratabilecegi bir teorik yuzey de olusturulamiyor. Herkesin kendi kafasina gore bir ODP resmi var, onla hesaplasip duruyor..Kimisi neden sinif politikalarini layikiyla yapmiyorsun derken, baskasi da cikip "yahu bu cagda hala proleterya-devrim politikasi mi yapiyorsunuz" diyebiliyor, ustelik tek bir ODP'li kimligiyle..Yeryuzunde ODP'li olmaktan daha az gondereni olan, somut referans duzlemi olmayan bir ikinci "kimlik" var midir acaba? Maalesef ODP bu dengesiz-kararsiz konumlanisi nedeniyle de, Turkiye solunda taslarin yerine oturabilmesinin onundeki en buyuk engeldir. En buyuk zarari da 4.okula veriyor..Bu okulun politika yaptigi alana yonelik varolma taleplerinden vazgecmeyerek, ortodoks bakis acisiyla post-modern politika yapmak gibi imkansiz bir ise yonelmis oluyor.. ODP'nin Turkiye soluna yapacagi en buyuk iyilik politik spektrumdaki yerini tespit edip kendisini net olarak tanimlamasidir..Bunu yapmadigi takdirde Turkiye solunun yenilesme cabasinda layikiyla yerine getiremedigi gorevi suruncemede birakmaya devam edecektir. Cikip kesin bir tavirla, ya "Biz toplumun proleterya eksenli sinifsal tahliline dayanan klasik marxist bir partiyiz, amacimiz proleterya diktatorlugunu kuracak sosyalist bir devrimdir" ya da "Toplumun sinifsal yapisi parcalanmistir. Proleterya pekcok olasi toplumsal failden biridir, Toplumsal ozgurlesme pekcok farkli toplumsal kimligin dayanismasi sonucu olacaktir. Bu ozgurlesme bir ulusal devrime endekslenmek zorunda degildir. Yasanan an icinde de ozgurlesme projesi devam etmektedir. Sermaye ulus devlet sinirlarini asmis, kuresel bir bicim almistir. Tarihte hic olmadigi kadar pekcok ulustan pekcok emekcinin cikarlari yakinlasmistir. Bu tarihsel bir firsattir. Enternasyonal bir muhalefet sansi dogmustur. Farkli ulkelerin dayanismasini engelleyen, etnik dusmanliklari korukleyen, milliyetciligi yukselten ve kapitalizmin dogus/birikim asamasina tekabul eden emperyalizm tezleri uluslararasi toplumu aciklamakta yetersiz kalmaktadir. Biz marxism'den esinlenmekle birlikte gunumuz toplumunun dinamiklerini saf/bozulmamis bir marxist teori ile aciklanamayacagini dusunuyoruz. Bilgi/arti-deger uretim ve paylasim surecleri degismistir vs.vs." diyebilmelidir. Bu tavir alis sergilenmedigi surece sen ve ben bambaska argumanlarla bir ve ayni ODP'yi elestirmeye devam ederiz..Bunun da kimseye faydasi yoktur.. Ben senin ODP'en degil, benim ODP'em gercek ODP'dir demiyorum..Sorun hangisinin gercek ODP oldugunun bilinemesidir. Proleterya bazli sosyalist perspektifle, coklu kimlikli sosyalist perspektif ayni cati altinda saglikli politikalar uretemez..Herkes kendi politik evreni,algilayisi icinde politika yapmalidir.. Mesala ben senin neden TKP ve digerleri icinde degil de ODP'de politika yaptigina bir turlu anlam veremiyorum. Zira asagidaki yazinda dile getirdigin dusunceleri bir TKP, ODP'den cok daha tutarli bir sekilde yapmaktadir. Birlik talebine saygiyla yaklasiyorum. Ama senin aradigin birlik bence ODP'deki 4.okula daha yakin insanlara yonelik bir birlik olmamalidir. CUnku boyle bir birlik yasamaz..Bu basit bir gorus farkliligi degildir. Bu butun bir politik evreninizi belirleyen ozsel, temel bir ayrimdir. Cok kesin olarak teorik oncullerde bir ayrimdir. Zaten ODP teorik oncullerini kesin bir dille ortaya koyamadigi icindir ki, ici bos bir "ozgurlukcu"e mahkum oluyor. Teorik oncullerdeki ozsel, temel ayrimlari, cok farkli goruslerin biraradaliginin zenginligiyle karistiriyor.. Herkesin ODP'yi kendi kafasina gore yorumlamasi bir "fikir zenginligi" degildir. Basbayagi bildik bir kafa karisikligidir. Elbette ne kadar cok insan ne kadar "farkli" dusunurse o kadar iyidir. Ancak bu zenginlik temel ortak teorik oncullere dayanmak zorundadir. "Toplum temel olarak proleterya ve burjuvazi'den olusmustur" demek bambaska bir politik evrendir, bambaska bir politik mucadele hatti cizer, "Toplum "zorunlu" olarak "devrimci" olmak durumunda olmayan,uretim surecindeki rolu "kacinilmaz olarak" ozgurlesme talebi yukseltmesini "gerektirmeyen", "etik/iradi bir secimle" ozgurlesmeyi "tercih edecek" bagimsiz pekcok toplumsal kimlik'ten olusmustur" demek de bambaska politik bir evrendir, ilkinden tamamen alakasiz bir mucadele perspektifi ongorur...Bu ikisini biraradaligini talep etmek, olmayacak duaya amin demektir..Ici bos bir romantizmdir, gonderisi olmayan bir iyi niyet, "wishful thinking" dedikleri seydir..ODP'nin bunca yildir yaptigi tam olarak da budur. Sen tut hem isminde "sosyalizm" kelimesine yer vermeyecek kadar populist ol ama diger taraftan da yeri geldiginde "devrim" politikasi yap, en bildik ortodoks bakis acisini devam ettir.. Umarim temel ayrim cizgileri ardinda bir saflasma/birlik gerceklestirilir de herkes nereye ait olduguna karar verebilir ve bu anlamsiz araf durumu da asilir..ODP de artik araf'ta yeralarak kimseye yaranamayacagini gormelidir..ODP'nin hitap ettigi bir toplumsal ozne kalmamistir. Cunku her toplumsal oznenin sadece bir yonune hitap ediyor,ve hicbir ozneyi kendi varolusu, kendi kimliginin butununde kavrayamiyor. Dolayisiyla da ozneler kendilerine daha kapsayici bir sekilde ifade eden partilere yoneliyorlar ya da politikanin tamamen disinda yeraliyorlar..Ornegin bir insan ortodoks marxismin oncullerine inaniyorsa, bu oncullerle iliskisi flort ya da zevahiri kurtarmak babinda olan bir partiye gitmez. Tutar TKP'ye gider..Ayni sekilde diyelim AB'ye karsit bir insan da IP'ye ya da kemalist partilere gider. ODP'nin toplumsal kumesi bos bir kumedir. Kendi israrci uyelerinin disinda kapsadigi hicbir toplumsal fail yoktur.. Saygilar.. |
|
|
Re:Nasıl Bir ÖP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 04:55 #91
|
Umut İleri Sevgli Önder Yanıtım geciktiği için özür dilerim.Son yazında ortaya koyduğun,sol sınıflaması,bana göre iradi bir zorlama sonucu yapılmış.Sen kendin görmek istediğin biçimde,birazcık da yer aldığın okulu ön plana çıkartmak adına,yaptığın bir sınıflama.Lütfen yanlış anlama,bunun art niyetli bir çabanın sonucu olduğunu düşünmüyorum. Ortadoks Marksistler olarak tanımladığın ve 1 ci okul olarak nitelediğin kesim içersinde de,çok temel noktalarda düşünce farklılığı içersinde olan kesimler var.Her kes kendi bulunduğu noktadan,bu tür sınıflamalar yapabilir.Ancak bu sınıflamalar,her zaman gerçeğin nesnelliğine aykırıdır. Amaç genelde küreselleşme,özelde de AB karşısında solun aldığı tavrı tartışmaksa, ayırımda esas alınacak temel nokta,küreselleşmeye ulus devletlerin yanında yer alarak ulus ve toprak temelinde karşı çıkanlarla,bu süreci sermayenin varması gerekli zorunlu bir süreç olarak görerek,bu sürece ulus devletlerin yanında direnmenin, tarihsel anlamda gericilik olduğunu söyliyenler arasında olmalı.Gerek Kıbrıs,gerekse AB konusu,bence bu esas temelinde tartışılmalı. Tabiki,küreselleşmeye ulus temelli karşı çıktığında,beraberinde ulus devlet merkezli bir sosyalizm anlayışını da savunmak zorundasın.Oysa senin tanımlaman PD ve Devrim konusunu temel aldığı için,Sosyalizmi tek bir ülkede olası görmeyen,bir dünya sistemi olan kapitalizm dünya üzerinde ortadan kalkmadan,sosyalizmin kurulamıyacağını savlıyan,bu arada da PD den ve Devrimden yana olan guruplarıda,birinci okul kapsamı içersine sokuyor.Oysa PD ve Devrim konuları bir başka ayırımın temel kıstası.PD ve Devrim, Marksist sol ile diğerleri arasında,bir ayıraç bir anlamda turnusol kağıdı. Gerek Marks,gerekse Lenin PD yi,marksist olabilmenin olmazsa olmaz koşulu olarak görürler.Proleterya tanımına gelince,bence kavramlar üzerinde fazlaca durmamalı.Özellikle,içinde yaşadığımız dönemde,yabancılaşmanın,toplumun çoğunluğu üzerinde olan etkisi,baskı ve sömürünün,buna bağlı olarakda ,yaşamın her alanında erk odaklarının oluşması,proleterya kavramının sınırlarının,eskiye oranla daha bir genişlemesi gerektiğini bize gösteriyor.Eğer sınıf mücadelesini temel alıyorsak,Toplumsal Proleterya kavramını kullanmanın,bir sakınca yaratacağını sanmıyorum.Çünkü,sınıf mücadelesi,artık üretim alanlarının dışına taşmış durumda,sınıf mücadelesi yaşamın her alanında hükmünü sürdürüyor. Erkin,tüm yaşam alanlarını kapsaması,merkezi erki yadsımamız anlamına gelmemeli.Eskinin disiplin toplumlarından,bio politik erke bir geçiş süreci yaşanıyor.Artık sömürü ve baskı,merkezin dışına taşmış,tüm yaşam alanlarında bizleri kuşatmış durumda.Tabiki bu durumda,bizde bu erkler karşısında,kendi erk odaklarımızı şimdiden oluşturmalıyız.Ancak yinede ,tüm bu erk odaklarını toparlıyacak,koordine edecek bir merkezi erke her zaman burjuvazinin gereksinmesi var.Bu nedenlede bizlerin,sonuçtaki hedefi,bu merkezi erk olmalı.Merkezi erki yok sayarak,buradan yola çıkıp devrimi yadsıyamayız. Sevgili Önder! Dördüncü okul olarak nitelediğin ,kendinide dahil ettiğin okul konusunda da ,bir şeyler söylemek isterim.Behsettiğin okulu,yeni marksizm olarak nitelerken,bence bir yanılgı içersindesin.Belirttiğin okulunda,tarihsel süreç içersinde dayandığı bir gelenek var.Bu anlamda yeni değil.Tabiki,Kautsky den bahsediyorum.Oda tıpkı,bundan yüz elli yıl önce,Marksın ortaya koyduğu,kapitalizmin küreselleşme eğilimini,mekanik bir biçimde yorumluyarak ,bu eğilimi,sınıf mücadelesinin önüne koydu.Ona göre,bu gelişim sonucu,giderek kapitalizm tek bir dünya pazarına evrilecek,bunun sonucu olarakda,kapitalistler arası çelişki ortadan kalkacak.Artık,bu süreç,kavgaların ve çatışmaların dışında,barışçıl biçimde sosyalizme yönelecekti.Kapitalizmin bu seyri,sınıf mücadelesinin de önüne geçen ve onu aşan bir süreçti.Daha sonra bu düşüncelerin temsilcileri,düşünceleri temelinde ilerliyerek,savaş döneminde,kendi burjuvalarının yanında saf tuttular. İçinde bulunduğumuz dönem dede ,Marksı Kautsky gibi okuyanlar,her ne kadar kendilerini yeni olarak da niteleselerde,varlıklarını sürdürüyorlar.Bana göre,doğru olan Marksı Lenin gibi okumak.Tabiki Lenini,Stalin gibi okumamak koşuluyla! SAYGILARIMLA |
|
|
Re:Nasıl Bir ÖP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 04:56 #92
|
Sevgili Umut,
(Oncelikle yazi uzun oldugu icin kusura bakma..Deginilen konularin cetrefilligi yuzunden kisa ve ozlu ifade etmek cok guc oluyor..) Yaptigim siniflandirmanin cok kabaca oldugunu biliyorum..Zaten dikkat edersen bu siniflandirmanin cok indirgemeci oldugunu belirtmistim..Indirgemeci bir ayrim oldugunu bile bile niye boyle bir siniflandirma yaptim?: Orhan arkadas sol icin uzun zamandir birlik cagrisi yapiyordu, ben de bu cagrinin birarada calismasi mumkun olmayan farkli okullari bir cati altinda toplamaya yonelik olmamali demek istedim sadece..Kendimce bir birligin dikkate almasi gereken en temel, en genel ayrimlarin ne olabilecegini gostermeye calistim..Ayrimlar "en genel ayrimlar" olunca kuskusuz solun her rengini kapsamasi mumkun degildi..Ama bu en temel ayrimlarla bolunmus hareketlerin birarada calisabilecegini iddia ettim.. Kabul etmek gerekir ki, post-modern durumun dinamikleri ve sovyetlerin yikimi ile birlikte sol cok buyuk bir kan kaybina ugradi..Sanirim kimse bunu gormezlikten gelemez..Sol'un pastasi kuculdu..Dolayisiyla en detayli ayrimlarla solu daha da bolup, dilimleri iyice kucultmemek lazim.. Haklisin benim 1.okul olarak gosterdigim "ortodoks marxism" icinde pekcok ciddi ayrim vardir..Ama post-modern dunyada bu ayrimlari one cikartmayi mesru kilacak bir zemin yok artik..Dolayisiyla sol hareketler karsilikli odunler vererek, temel onculler uzerinden, "olmazsa olmazlar" uzerinden biraraya gelmeli ya da ayrismalidirlar diye dusunuyorum.. Bu baglamda ben hala dile getirdigim ayrimin, solun bu en temel farkli oncullerine dayanan bir siniflandirma oldugunu dusunuyorum.. Aslinda tartismamizin amacini da yanlis anlamis oldugunu dusunuyorum. Amac "genelde küreselleşme,özelde de AB karşısında solun aldığı tavrı tartışmak" degildi..Kuresellesme ve AB konulari sadece birer ornekti..Asil amac kuresellesme ve AB konularinda cok bariz bir sekilde ortaya cikan, solun temel ayrim cizgilerini cizmekti..Eger yasanan konjukturde sol'un pastasi iyice kuculdu ise, bunu daha fazla bolmemek, ayrismalari sadece her hareketin odun veremeyecegi onculleri uzerinden cizmek gerektigini dile getirmekti....Ben bu tur odun verilemeyecek oncullerin temel felsefi cikis noktalari oldugunu dusunuyorum.. Peki "odun verilemeyecek" onculler neler olabilir? Ya ornegin Diyalektik, Isci sinifi tabanli analiz, senin de belirttigin gibi ML'nin temel ozu olan proleterya diktatorlugu pekcok ortodoks hareket icin asla vazgecilmeyecek oncullerdir..Ha elbette bu ayni oncullerden binlerce farkli ortodoks marxist yorum cikabilir ve masallah bizde bayagi cikti da...Sonucta toplumsal bilimler doga bilimleri gibi kesin yasalara dayanmaz..Ama bizim tartismadaki amac, bu gibi temel oncullerde uzlastiktan sonra farkli yorumlarin birarada hareket edebilecegini, etmesi gerektigini gostermekti..Eger solda birlige inaniyorsak ortak temel oncullerden cikan farkli yorumlarin birarada hareket edebilmesini istemek gerekir..Birligin referansi bu olmalidir.. Ama eger oncullerde uzlasilmiyorsa gevsek birliktelikleri de surdurmemek lazim..Zira artik, yukarida belirttigim ortodoks onculleri sorgulayan, rededen, farkli analiz yontemleri arayan okullar da var..Bu okullar mesala diyalektigi rededer..Isci sinifini yegane toplumsal fail olarak gormez.. PD'nu kesin bir dille rededer vs.vs..Ama bu okullar gene de marxist orijinlidir ve anti-kapitalisttir..Cunku sinifsal analizi terketmezler, kapitalizmin reformunu degil, asilmasini hedeflerler..Lakin bunlar PD tabanli ortodoks hareketlerle birarada olamazlar.. ************* Oysa senin tanımlaman PD ve Devrim konusunu temel aldığı için,Sosyalizmi tek bir ülkede olası görmeyen,bir dünya sistemi olan kapitalizm dünya üzerinde ortadan kalkmadan,sosyalizmin kurulamıyacağını savlıyan,bu arada da PD den ve Devrimden yana olan guruplarıda,birinci okul kapsamı içersine sokuyor ***************** Dogrusu bu ayrimin bana biraz "celisik" gorundu. Eger benim ayrimim PD ve Devrim konusu temel alarak cizildiyse (ki oyle), ve tek ulkede sosyalizmin yasayamayacagini dusunen (diyelim Trockist) akimlar da PD ve Devrim yanlisiysa, niye benim siniflandirmamdaki 1.okula girmesin..Dogru ben 1.okulu, yani ortodoks marxismi, PD ve Devrim temelli olarak cizdim. Biliyorum cok genel bir ayrim..Bu PD ve Devrim temelli 1.okula, birbirinden nefret eden Stalinist ve Trockist okullarin da girdiginin farkindayim..Ama Benim siniflandirmami temel alacak bir birligin ne kadar "realistik" oldugunu tartismiyoruz sanirim..Elbette Stalinistleri ve Trockistleri ayni catida altinda toplamak cok hayalci geliyor. Ama senin gozden kacirdigin nokta su: Bir Stalinist, benim siniflandirmamdaki 4.okula, yani post-/yeni-marxisme, bir Trockiste oldugundan cok daha uzaktir. Stalinist ve Trockist klasik marxism icinde cok farkli tezler ileri surebilseler de, son tahlilde temel onculleri ortaktir..Ancak yeni marxism, 4.okul, bu ikisiyle birlikte butun PD ve Devrim temelli hareketlerden paradigmatik bir kopusu ifade eder..Bir ornek verelim: Negri. Klasik marxismin felsefi temeli Hegel ve diyalektir. Ama Negri Hegel'i ve diyalektigi disliyor, yerine Spinoza'nin pantheist evrenini ve "ickinligi" koyuyor..Negri'nin kopusu cok radikaldir..Dolayisiyla sol icindeki ayrimlari ne kadar genel cizersen ciz, Negri'yi PD ve Devrim tabanli klasik marxism okulu icine koyamazsin.. ********* Gerek Marks,gerekse Lenin PD yi,marksist olabilmenin olmazsa olmaz koşulu olarak görürler. ********* Bu saptamandan cok emin olmamak lazim bence..Lenin icin degil ama Marx icin kusku duymak lazim..Okudugum bir yorumda proleterya diktatorlugu taniminin marx'da sadece 1-2 yerde gectigi, dusuncesinin temel ozu olmadigi, bunu "marxismin temel ilkesi" haline getirenin Engels oldugunu okumustum ( Yani resmen Lenin'den sonra en buyuk "revizyonist"in Engels oldugu iddiasi var )..Bu kavram tutarli teorik bir analiz sonucu yapilan bir cikarim olmaktan cok, sanirim o donemim konjukturunde yapilmis guncel/gunluk bir yorum gibi..Mesala arti-deger analizi icin ayni seyi seyi soyleyemeyiz..Cunku bu kavram butun bir teorik catinin temel cikarimidir..Ama PD'yi ornegin bir arti-deger kavrami gibi devasa bir teorik catinin ozsel ogesi olarak koymak mumkun degil..Arti-degeri cikarirsan marxist teori coker, o kadar ozseldir..Ayni seyi PD icin yaparsan teorik catida butunlugu bozacak bir eksilme olmaz..PD Marxist teorik govdede havada asili duran bir eklentidir.. PROLETERYA KAVRAMI GENIS TUTULABILIR MI? ******** Proleterya tanımına gelince,bence kavramlar üzerinde fazlaca durmamalı.Özellikle,içinde yaşadığımız dönemde,yabancılaşmanın,toplumun çoğunluğu üzerinde olan etkisi,baskı ve sömürünün,buna bağlı olarakda ,yaşamın her alanında erk odaklarının oluşması,proleterya kavramının sınırlarının,eskiye oranla daha bir genişlemesi gerektiğini bize gösteriyor. ********* Uzgunum ama bu yukardaki tezlerine katilmam mumkun degil..Lutfen yanlis anlama ama bu bakis acisinin icine girdigimiz post-modern duruma karsi getirilen en temel "savunma mekanizmasi"/"refleksel tepki" oldugunu, ve bizzat bunun sosyalist solun icine girdigi "ortacag karanliginin" nedeni oldugunu dusunuyorum. Neden? Su sormuyoruz kendimize: Marx'in isci sinifini/proleteryayi devrimci ozne olarak sunmasinin gerekcesi nedir? Neden proleterya neden ? Kafada zonklayana kadar bu soruyu sormak lazim bence..Eger bu soruyu sorup, bir yanit bulabilirsek "proleterya kavraminin sinirlarini neden genisletemeyecegimizi" de goruruz. Ben kendi yanitimi soyle ozetleyebilirim: (Eger gerekirse tartisma ciddiye binerse, biraz arastirma yaparak Marx'tan alintilar sunabilirim. Zira su asagida soyleycegim seyleri destekleyen alintilar hatirliyorum) ).Once Marx'in yasadigi 19.yuzyil dunyasini bir tasavvur etmeye calisalim.Bu yuzyilin dunyasinin kapitalizmi nasil birseydi?; Kapitalizm henuz toplumun tamamini ele gecirmemisti. Koylulugun aleyhine surekli disari dogru vahsi sekilde buyuyordu. Yani "kati olan herseyi buharlastirip havaya karistiriyordu" Surekli artan bir sanayilesme, durmadan buyuyen olceklerde uretim yapan devasa fabrikalar, yerlerinden yurtlarindan olan koyluler, proleterlesen kucuk ureticiler vs.vs. Kisaca kapitalizm adeta toplumun tamamini bir fabrika haline getiriyordu..Proleterlesen genis kitleler fabrika catisi altinda toplaniyordu, yagmur olup fabrikalara yagiyorlardi..Devasa isci gettolarinda toplaniyor, birarada yasamak zorunda kaliyorlardi..Kapital'in birinci cildinde sanirim ikinci anabolumdu, Calisma Saati/Working Hour ( ya da Working Day) diye bir bolum vardir..Kapital gibi teorik bir eserde siritan cok uzun, Ingilizce baskida 100 sayfadan fazla olan bir bolumdur bu..Neden siritir?..Cunku Kapital'in diger butun bolumlerinin aksine bu bolumde "teorik" bir analiz yoktur..100 sayfa boyunca Ingiltere'deki isci sinifin yasam kosullarini anlatir..Devlet organlarinin raporlarina dayanarak Yuzlerce ornek verir..Yani sadece roman gibi bir betimleme bolumudur..Peki Marx neden agir teorik bir kitabin temel uslubuna uymayan, romanvari cok uzun bir betimlemeye girer.? Neden? Kapitalizmin proleterlesen kitlelerin artan bir sekilde agir sefalet kosullarinda "BIRARADA" yasamak zorunda birakisini anlatir..Benzer sekilde, kapitalist uretim tarzinin kacinilmaz yasalari sonucu, fabrikanin "olceginin" nasil hep artmak zorunda kaldigini ortaya koyar..Fabrika buyumek zorundadir, fabrika buyudukce de daha once birbirleriyle alkasi olmayan genis yiginlari biraraya getirir..Izole tek tek bireyler, daha once dar koy cemaatine kalmis koyluler, devasa olceklerdeki fabrikalarda biraraya gelir ve "ayni gemiye binerler"..Sosyallesirler..Hem farbikada hem getto'da hep beraber yasamak zorunda kalirlar..BOYLECE ORTAK SINIF bilinci ve proleter kulturu dogar..Iste benim yanitim budur: 19.yuzyildaki korkunc boyutlardaki proleterlesme, ayni mekanlarda uretim sureclerinde yeralmak, ayni gettolarda birarada yasamak zorunda olmak, bir sinif bilinci olusturabilecek yegane ozne olarak proleterya/isci sinifini dogurur.. Bu teori oylesine etkili olmustur ki, devrim yapan koylu Sovyetler, yasamsal oncelik olarak, isci sinifini yaratmak icin hizla sanayilesmeye, tarihte esi gorulmemis bir sanayii buyumesine gitmislerdir..Iscilerin ortak yasamalarini tesvik etmek icin 19.yuzyilin gettolarina benzer, dev gibi kocaman ortak yasam site'leri kurmuslardir..O kadar abartmislar ki, tuvaletleri, mutfaklari ortak yapmislar bu site'lerde.. Yani gerek Marx'in Ingiltere gozlemlerinde, gerek sovyetlerin isci sinifin yaratma deneyimlerinde goruyoruz ki,bir sinif bilincine sahip yegane toplumsal katman olarak isci sinifinin "aynilasmasi", genis kitleler halinde "BERABER" hem uretim yapmalari, hem de ortak mekanlarda yasamalari cok onemlidir..Poleterya'nin sinif bilincini gelistiren bu ortak yasama ve ortak uretme pratikleridir..Baska hicbir sinifin boyle bir ortak yasam ve ortak uretim deneyimi yoktur..ERGO proleterya devrimi yapacak ONCU SINIFTIR. Simdi bu cizdigim tablo ortodoks marxism'in senaryosu mudur yoksa degil midir? ( Bu tabloya proleter sinif bilincinin olusmasinin onune engel olarak dikilen kitle kulturunun/pop-kulturunun 19.yuzyildaki yoklugunu ekleyelim..Yani uretim sureci icinde kendiliginden olusan sinif bilincini bozan kitle kulturu gibi dissal ogeler yoktur..Uretim surecine dissal kulturel mudahale yoktu, en azindan bugunku gibi yaygin degildi ) 19.yuzyildan gunumuze gelelim..Simdi soru su: Proleterya'yi/isci sinifini devrimci ozne olarak one cikartan, bir isci sinifi kulturunu doguran, bu genis kitleler olarak bir arada uretme ve yasama dinamikleri ne kadar gecerlidir.? Proleterya'ya "ozgunlugunu" veren bu dinamikler hala yururlukte mi? Elbette ucup gitmedi..Ama bunlar artik 19.yuzyildaki gibi etkin olabilir mi? Henuz cagimiza ozgu diger sinifsal kimliklere gecmeyelim..19.yuzyildaki anlamiyla klasik proleterya'nin gunumuzdeki durumuna bakalim..Birkere, ongoruldugu gibi proleterya'nin toplumun en kalabalik kesimi oldugunu soylemek mumkun mu? Bunu iddia edenlere, Turkiye'deki emegin durumuna yonelik istatistiklere bakmalarini soylemekten baska birseye gerek yok..( Sadece bir ornek;ODTU'den bir ogretim gorevlisi Murat Guvenc'in calismasina gore, Istanbul'da calisan nufusun-mudurler,muhendisler dahil- sadece 15%'inin duzenli bir isi varmis ). Hadi diyelim Marx'taki haliyle klasik proleterya hala var ve onun sinif bilincini olusturan ortak yasama ve uretme dinamikleri cekirdek haliyle aynen yururlukte..Peki bu temel cekirdek'e kitle kulturunun hic etkisi olmadi mi? Zira 19.yuzyilda ne TV vardi, ne Internet vardi, ne de telefon, radyo..Yani birakilsa bir sinif bilinci olusturacak ortak uretim ve yasam sureclerinin "dogal", "saf" dinamikleri, kitle-kulturu ve populer kultur ile dagitilmiyor mu? Goruyoruz ki, Marx'in proleterya'yi oncu sinif olarak one surmesine neden olan dinamikler kiriliyor, parcalaniyor..Ortak sinif bilincinin olusumuna dissal ogeler mudahale ediyor..Yani baska toplumsal kimlikler cikmamis bile olsa, proleteryayi bilincli bir sinif yapan surecler artik 19.yuzyildaki gibi katiksiz degil, disaridan bozuluyor..Proleterya ideolojisinin yerine kitle kulturu surekli burjuva ideolojisi pompaliyor.. Kaldi ki, kitle kulturunun bu "bozucu" etkileri olmasa bile, Negri'nin gosterdigi gibi Marx'in klasik arti-deger uretim sureclerine uymayan emek bicimleri turemistir..Negri yazilimcilari ornek veriyor..Ya da entellektuel meta ureticileri dedikleri kimlikleri..Alalim bir yazilimciyi..Bu adamlarin duzenli 8 saatlik calisma gunleri yoktur..Oysa arti-deger analizi icin sabit bir calisma gunu varsayilir ki, arti emek zamanindan bahsetmek mumkun olsun..Ya da baska cok iyi bir ornek..Reklamcilari ya da biz de artik sektor haline gelen dizi senaryo yaziciligini dusunelim..Bu adamlarin uretimi belli sinirlar icindeki calisma gununde olmaz..Asansorde yatakda, alisveriste ureticiye esin gelebilir..Simdi bu adam ne zaman uretmistir, arti-emegine nasil el konmustur?.. Sonra, bu tur emek bicimlerinin sinif bilinci olusturmalarina neden olacak bir ortak calisma ve yasama pratikleri yoktur..Yalniz calisirlar, cikarlari en azinan "gorunurde" ortak degildir..Ornekler cogaltilabilir..Ama sanirim artik herkesin kabul etmesi gerekir ki, yasadigimiz toplumda uretim surecleri ve dolayisiyla sinifi bilinci olusturan surecler cok catallanmis ve farklilasmistir. Hatta bugunun toplumunda "uretim surecinde" olmayan -sinif denemese bile- muhalif akimlar/kimlikler olusmustur ki, hic de azimsanacak gibi degildir etkileri..Yani post-modern dunyanin celiskileri uretim surecinde cok cogaldigi ve farklilastigi gibi, uretim sureclerinin disina da tasmistir.. Sonuc olarak hepsinin farkli dinamikleri, farkli kimlik olusturma surecleri olan bu buyuk cesitliligin unsurlarini tek bir proleterya kategorisi altinda toplamak mumkun degildir..Bu, proleteryanin Marx'da devrimci ozne olarak cikis sureclerini anlamamaktir bence..Marx'ta proleterya sadece bir kavram degildir..Arkasinda kendi icinde tutarli ve kendi dunyasiyla uyumlu devasa teorik bir yapi vardir..O teorik yapinini oncullerini, cikis kosullarini gozardi ederek, sadece bos bir gosteren olarak kavramin kendisini almak dogru bir operasyon degildir..Arkadaki butun bir yapi toplumsal surec degismisken kavramin sadece kendisini korumak cok yanlis bir metodolojidir. Eger kavramin icerigi degismisse kavramin kendisini de degistirmek gerekir.. Bugunun toplumsal siniflari 19.yuzyil Ingiltere'sinde oldugu gibi kitle-kulturunun/populer kulturun, bozucu etkilerinden bagisik, yalitik olarak sadece kendi gibileriyle "birarada" yasayan ve ureten bireylerden olusmamaktadir. Dolayisiyla homojen bir sinif bilincine gondermede bulunan "prolterya" taniminin gecerliligi kalmamistir..Daha dogrusu toplumun butun devrimci tabakalarini kapsayacak anlamda kalmamistir..Ha elbette "uretim araclarina sahip olmayan" butun emek turlerinin "son tahlilde" cikarlari ortaktir..Ama ben bu yaklasimi bir adim daha oteye goturerek sunu da ayni gecerlilikte soyleyebilirim..Kapitalizm aslinda yine "son tahlilde" burjuvalarin cikarlarina bile terstir..Sermaye sahiplerini dahi makinelestiren insanliktan cikaran bir canavardir..Bu sistem uzerinde yasadigimiz gezegeni yasanmaz hale getirmekte, toplumun her dokusunda sadece korku uretmektedir..Gittikce yoksullasan kitleler artik herseyi yapmayi goze alacak kadar caresizlesmektedir..Artan sehir suclari, siddet, kin, nefret hickimse icin guvenli olmayan bir dunya yaratmakta..Yani demek istedigim uretim araclarina sahip olmayan butun emek turlerinin "son tahlilde" cikarlarinin ortak olmasi,butun bunlari tek bir proleterya kavrami altinda toplamayi mesru kilmiyor..Zira bu genis "proleter" tanimini mesru kilacak "son tahlilde ortak" cikar mantigi, zorunlu cikarimi olarak, burjuvaziyi de proleter tanimina sokmak gibi abes bir sonucu dogurur..Proleter tanimi uretim surecleri icinde oynadiklari rol ve gunluk yasam tarzlari "HOMOJEN" bir bireyler cogullugunu varsayar..Bunlarin uzak ve yakin cikarlari ortaktir..Ama bugunku toplumda yakin ve uzak cikarlari bu denli ortak bir bireyler butunu olarak tek bir siniftan bahsetmek mumkun degildir..Bizzat Marx'in proleter tanimini hatirlayalim: "Proleter prangalarindan baska kaybedecek seyi olmayan" kisidir..Ama bu gerekli olsa da yeterli neden degildir..Her kaybedecek hicbirseyi olmayan insan proleter olamaz..Proleter ayni zamanda uretim surecindeki rolu nedeniyle kendindeki yaratici guclerin farkinda da olan bireydir..(Buna karsit olarak lumpen proleterya nosyonunu hatirlayalim )..Bugun hem prangalarindan baska kaybedecek birseyi olmayan, hem de kendindeki yaratici gucun farkinda olan insanlari ara da bulasin.. Sonuc olarak proleterya, cok spesifik bir icerigi olan ozgul bir kavramdir. Her durumda her kimlik tipine uygulanabilecek bir "joker" degildir.. O yuzden kendi cagimizin toplumsal kimliklerine, emek tiplerine spesifik gonderimleri olan yeni nosyonlara/kavramlara ihtiyacimiz vardir..Bunu yapmazsak kendi ozgul dinamikleri olan pekcok farkli emekci sinifini tek bir kategori altinda toplamak gibi bir yanilgiya duseriz.. Ama biz gene asil meselemize, yani solun makul ayrim cizgilerinin nasil olmasi gerektigine donelim; Bu aciklamalarimdan sonra sanirim neden benim 4'lu siniflandirmamda 1. ve 4. okullarin, yani ortodoks marxismin "butun turleriyle", yeni marxismim/post-marxismin uzlasmaz celiskilerle ayrildigini, bu ikisinin paradigmatik olarak birbirinden koptugunu dusundugum acik olmalidir..Bir Trockist ve Stalinist bile ayni yapi icinde birarada olabilir..Ama ortodoks marxist'le, post-marxist olamaz.. BIYO-IKTIDAR? Sevgili Umut,maalesef su pasajini da cok sorunlu buluyorum: ************* Erkin,tüm yaşam alanlarını kapsaması,merkezi erki yadsımamız anlamına gelmemeli.Eskinin disiplin toplumlarından,bio politik erke bir geçiş süreci yaşanıyor.Artık sömürü ve baskı,merkezin dışına taşmış,tüm yaşam alanlarında bizleri kuşatmış durumda.Tabiki bu durumda,bizde bu erkler karşısında,kendi erk odaklarımızı şimdiden oluşturmalıyız.Ancak yinede ,tüm bu erk odaklarını toparlıyacak,koordine edecek bir merkezi erke her zaman burjuvazinin gereksinmesi var.Bu nedenlede bizlerin,sonuçtaki hedefi,bu merkezi erk olmalı.Merkezi erki yok sayarak,buradan yola çıkıp devrimi yadsıyamayız ************** 100% katildigim "Eskinin disiplin toplumlarından,bio politik erke bir geçiş süreci yaşanıyor.Artık sömürü ve baskı,merkezin dışına taşmış,tüm yaşam alanlarında bizleri kuşatmış durumda" seklindeki saptamana ragmen neden sorunlu buluyorum? (Bu saptamaya birebir imzami atarim ) Iki nedenle.. 1.Merkezi Iktidar kanimca sonuc degildir, nedendir..Yani senin terimlerinle soylersek, merkezi erk var diye biyo-politik erk yerlesmemistir, tam aksine burjuvaji biyo-politik erkini kurabildigi icin merkezi iktidarini da kurabilmistir..Biyo-politik erk olmadan merkezi erk'in yasayamayacagi, en yogun polisiye onlemlerle dahi yasayamayacagini kaniti sovyetlerin yikilisi degil midir? Sovyetler gunluk hayat icinde kendi biyo-politik erkini olusturamadigi icin merkezi erki de yasatamadilar..Sonuc: asli hedef merkezi erki ele gecirmek degil, gundelik biyo-politik erki ele gecirmektir..Burjuvazini serpildigi donemleri dusunelim: Kapitalizm dogus surecinde merkezi erk'e sahip miydi? Degil..Baska bir sinif merkezi erk'i elinde tutuyordu..Burjuva biyo-politik erk iliskileri gundelik hayatta yerlesti ve merkezi erk rahatca teslim alindi..Oyle degil mi? 2. Yukardaki ilk karsi cikis noktasinda sirf anlasabilmek icin senin analiz yontemlerin uzerinden gittim..Ama aslinda bu analizin temel onculune de karsi cikiyorum..Sen "(..) biz de bu erkler karşısında,kendi erk odaklarımızı şimdiden oluşturmalıyız" diyorsun..Ben buna katilamam..Cunku ben sorunu, bir erk odagina karsi , baska bir erk odagi kurmak olarak gormuyorum..Bence mesele hem merkezi erk'i hem biyo-politik erk iliskilerini "gecersiz kilmaktir"..Gundelik Biyo-politik erk'i temel olarak gordugum icin de asli mucadelenin biyo-politik erk'i gecersiz kilmak oldugunu dusunuyorum, alternatif bir biyo-politik erk kurmayi degil..Mesala biyo-politik erk'in kuruldugu en onemli alanlardan biri de cinsiyet erk'idir..Eeh simdi biz erkegin kadin uzerindeki erk'ine alternatfi olarak kadin'in erkek uzerindeki erk'ini mi savunacagiz..Elbette hayir degil mi? Oyleyse mesele erk iliskilerini elimine etmeye calismaktir.."Iyi" Erk yoktur.. "YENI MARXISM" GERCEKTEN YENI MI Sevgili Umut, benim 4.okul diye belirttigim "yeni marxism"in yeni olmadigini iddia etmissin: ****************** Behsettiğin okulu,yeni marksizm olarak nitelerken,bence bir yanılgı içersindesin.Belirttiğin okulunda,tarihsel süreç içersinde dayandığı bir gelenek var.Bu anlamda yeni değil.Tabiki,Kautsky den bahsediyorum ************** Vallah biz ogrenciyken kargadan baska kus, Lenin'den baska teorisyen, Materyalistlerden baska felsefeci tanimadigimiz icin Kautsky'i hic okumadim..Okusam da Lenin uzerinden olmustur..Ordan da aklimda hicbisi kalmadi Kautsky'e yonelik..Meshur ultra-emperyalizm tezi disinda.. O yuzden benim yeni dedigim 4.okul post-marxism kautsky'e ne kadar yakin birsey diyemem..Ama hic sanmiyorum yakin oldugunu..Cunku Kautsky de sonucta post-modern durumu dogrudan deneyimlemis bir dusunur degil..Cagimizin diamiklerini ongormus olmasi mumkun degil..O yuzden benim 4.okul dedigim seye ciddi bir haksizlik yapiyorsun.. Ben bu okulu betimlerken kafamda Negri,Laclau,Badiou, Deleuze, Zizek, Foucault,Derrida (genel olarak post-yapisalcilar ) gibi dusunurler vardi..Bunlarin eserlerinde ise Kautsky'e hemen hicbir gonderi yoktur..Hayatlarini teorisyenlige vermis bu gibi adamlarin Kautsky'den haberdar olmamalari mumkun degil..Eger ondan etkilenmis olsalardi bunu saklama geregi duymazlardi..Zira bu adamlar kendi etkilenimlerini acik acik ortaya koyarlar..Ornegin Negri Deleuze'cu ve Spinoza'cidir..Deleuze Nietzsche'ci ve Spinoza'cidir..Zizek Hegel'ci ve Lacan'cidir..Laclau Gramsci'dir vs.. Yani is o kadar Kautsky'e indirgenecek kadar basit degil..Kautsky sadece ortodoks marxistler arasinda "dusman oteki" rolunu ustlenmesi anlaminda "onemli" bir dusunurdur..Ortodokslar haricinde esamesi okunmayan, yine ortodokslar olmasa unutulup gidecek son derece onemsiz bir dusunurdur felsefe/politika tarihinde..Sadece ortodokslar "kendi teorilerinin dogrulugunu gostermek" icin "Kautsky'nin yanlisliligini kullandiklari" icin hala hatirlanmaktadir..Kautsky'nin ultra-emperyalizm dedigi sureci Marx'in kendisi bile sermayenin kacinilmaz bir sureci olarak ongormustu sanirim..O yuzden oyle cok da ozgun birsey degil..Ama post-marxistlerin sorguladiklari sey hem cok cesitli hem de cok daha derin.. Trajik bir sekilde ortodoks marxism acizliginden dolayi, artan kursellesme ve post-modern sureclere karsi savunma gelistirebilmek, "gunesin altinda yeni birsey olmadigini" KANITLAYABILMEK ve o bildik dunyalarinda yasamaya devam edebilmek icin simdilerde ozellikle Kautsky'i gundeme getiriyorlar ve onu yeni teorisyenlerin tezlerini onlardan daha once sunmus ve Lenin tarafindan agzinin payi verilmis biri gibi sunuyorlar....Oysa "kotu adam" olarak Kautsky post-marxism'le ozdeslestirelemeyecek kadar zayif kalan bir teorisyen..Arada daglar var..Kautsky uzerinden post-marxist dusunurleri "curutmek" koylu kurnazligi ya da engizisyonun cadi avi turunden bisi oluyor.."Ha iste bu da Kautsky cocugu" mantigi..Keske o kadar basit olsa hersey.. Kaldi ki post-marxism'i olusturan tezler sadece kuresellesme surecleriyle sinirli da degil..Post-marxism butun bir ortodoks marxist teorik catiyi sorgularlar..Diyalektik'i, bilginin uretim sureclerini, dogru/yanlis, iyi/kotu gibi ikili dusunme sureclerini vs.vs. sorgularlar..Yani marxism'in sadece politik tezlerini degil, butun felsefi cikis noktalarini sorunsallastirirlar..Kautsky bu gibi seyleri dert etmis ve analiz etmis olmaktan cok uzak bir dusunurdur..Liboslarin Marx icin dedikleri seyin tam olarak uygulanabilecegi biridir: "19.yuzyilda yasamis siradan bir dusunur" Neyse keseyim artik.. Uzunluk icin tekrar ozur.. saygilar.. |
|
|
Re:Nasıl Bir ÖP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 04:59 #93
|
Yazar: Umut İleri Sevgili Önder Epeyce uzun yazmışsın.Aslında yazdıklarının tümüne yanıt vermeyi isterdim.Ancak,gurup katılımcılarının,sabırlarını da daha fazla zorlamak istemiyorum.Bence yapılması gerekli bir tatışma.Keşke,bu konu üzerinde,burada geniş katılımlı bir tatışma yapabilsek. Senin sınıflandırmana karşı çıkma nedenim;birinci okul kapsamında tanımladığın kesimler arasında çok temel olmazsa olmazların olması. Örneğin bu gurupta yer verdiğin,ulusal kalkınmacı bir sosyalizm anlayışını savunan,sosyalizmi ulus devlet merkezli gören,emperyalizmi bir dışsal olgu olarak görerek,pankartlarında AB emperyalizmdir diyebilen,emperyalizmi dışarda arayıp,kendi egemenine karşı çıkmadan,emperyalizme karşı olunamıyacağının bilincine varamayan kesimlerle, kapitalizme karşı olunamadan emperyalizme karşı olunamıyacağını söyliyen,emperyalizmin artık içselleştiğini savunarak,onu içerde gören kesimler arasında nasıl bir birliktelik sağlanabilir. Sermayenin birlik eğilimine karşın ,ulus devletlerin her zaman bu birlik eğilimine ayak bağı olduğu,sermaye bünyesinde bu çelişkiyi yaşarken,ibrenin birlik yönünde,ulus devletleri tasfiye edici bir sürece yöneldiği gözlemlenmektedir.Şimdi bu sürecin nesnelliğini yadsıyarak,bu sürece,ulus devletleri merkeze koyarak direnen ve tarihsel olarak geri bir konuma süreklenenlerle,nasıl ben aynı sınıf içersinde,aynı okul içersinde olabilirim! Bu farklılık,yaşanan her olayda kendini göstermektedir.İşte Küreselleşme,işte Kıbrıs,işte AB. Yazında birinci okulun özelliklerinden bahsederken,"Bu okulun temel hedefi, emperyalist zinciri en zayıf halkasindan koparacak bir "ulusal" sosyalist devrimdir."diyerek,ulus devlet merkezli bir sosyalizm anlayışını yadsıyan, kesimleride,bu gurup içersinde göstererek,karşı oldukları bir tezi,hedefleriymiş gibi gösteriyorsun. Yine takıldığım bir nokta,seninde içinde bulunduğun dördüncü okulu yeni marksistler olarak tanımlaman.Sevgili Önder,Marksizmin olmazsa olmazlarını yadsıyarak,kendinizi nasıl marksist olarak görebilirsiniz.Yanlış anlama,tabiki Marksizm kimsenin tekelinde değil. "Ama bu okullar gene de marxist orijinlidir ve anti-kapitalisttir..Cunku sinifsal analizi terketmezler, kapitalizmin reformunu degil, asilmasini hedeflerler.." Böyle diyorsun ve bir noktayı atlıyorsun.Sınıfsal analiz,sınıfların varlığı,Marksa özgü bir şey değil.Ve Marks mektubunda bunu çok net ifade etmiş. Bak sevgili dostum Marks ne demiş,bir mektubunda "Benim yeni olarak yaptığım şuydu: 1) Sınıfların varlığının yanlızca üretimin gelişmesinin belirli tarihsel evreleriyle bağlı olduğunu 2)Sınıf savaşımının ister istemez PROLETERYANIN DİKTATÖRLÜÄžÜNE vardığını (Buradan yola çıkarak lenin,sınıf mücadelesini kabul etmenin Marksist olmak için yeterli olmadığını,bunu proleterya diktatörlüğüne genişletebilenlerin Marksist olabileceğini söyler) 3)Bu diktatörlüğün,bütün sınıfların kaldırılmasına ve sınıfsız topluma geçişten öteye gitmediğini göstermektir." Görüldüğü gibi,sınıfların varlığını,onların mücadelesini kabul etmek,gerek Marksa gerekse Lenine göre,Marksist olabilmek için yeterli olmuyor.Kapitalizme karşı olmak da,Marksist olmanın kıstası değil.Marksist olmayan,pek çok kapitalizm karşıtı gurup var. PD yi,Devrimi,Diyalektiği yadsıyarak,nasıl Marksist olunabiliyor.Kendinizi,hangi temel özelliğinizle Marksist görebiliyorsunuz? Biraz da kültür konusuna değineceğim.Ben burada,yeni bir işçi sınıfı kültüründen bahsetmiyorum.Benim bahsettiğim,kollektif aklın taşıyıcılığını yapacak tek sınıfın çağımızda TOPLUMSAL PROLETERYA olduğudur. Marksizme göre insanın en temel,en belirleyici ilişkisi,onun maddi yaşamla girdiği ilişkidir.Maddi yaşamla girdiği bu ilişkide,onu biçimlendirirken edindiği tüm bilgi,deneyim ve birikimi ben insanlığın kollektif aklı olarak tanımlıyorum.Artık kollektif aklın taşıyıcılığını burjuvazi yapamaz diyorum.Çürümüş,asalaklaşmış bir sınıfın bu aklın taşıyıcılığını yapması olanaksızdır.Temeli kara dayalı bir sistem,kar yolları tıkandıkça,daha bir saldırganlaşır,daha bir azgınlaşır.Karını yükseltebilmek adına,geçmişte kendinin taşıyıcılığını yaptığı her şeye ,amansızca saldırır,kırar,yıkar.Doğanın acımasızca tahribi,bu saldırganlığın bir sonucudur. O nedenle şunu rahatlıkla söyliyebiliyoruz.Marksın çok önceden ortaya koyduğu,insanlığın geleceği ile ilgili YA SOSYALİZM YA BARBARLIK ikilemine,insanlık bugün her zamankinden çok yakınlaşmıştır. İşte bu nedenle Toplumsal Proleterya,kollektif aklın taşıyıcılığını yapacak,çağımızdaki tek sınıftır. Erk meselesine gelince ; Sanırım burada bir yanlış anlaşılma var.Benim bahsettiğim erk odakları,işçi sınıfının öz örgütleri.Yani tüm yaşam alanlarında,burjuvazinin oluşturduğu erk lere karşın,sınıfın kendi erkini şimdiden oluşturması.Bu öz örgütler,aynı zamanda geleceğin erk aygıtının da yapı taşları,embiriyoları.İşte sınıf mücadelesinin gerçekliğinin somutlandığı yerler buralar.Sınıf adına,bir gurubun,bir partinin,bir avuç öncünün değil,gerçekten sınıfın kendini yönetmesinin ,tek koşulu bu! Dünya komünist partisinin önderliğinde,üretim alanlarından başlıyarak,tüm yaşam alanlarına dağılan,farklı ülkelerde,o ülkelerin yerellikleri nedeniyle farklı biçimler alabilecek olan sınıfın bu öz örgütlerinin,bu erk odaklarının ,şimdiden yaratılması kaçınılmazdır. Her toplumsal formasyon,bir öncesinin bağrında doğar ve gelişir.Sosyalizmin de maddi öncülleri,kapitalizmin bağrında gelişmektedir.Gelişen bu toplumsal devrimin önünü açabilmenin tek koşulu,merkezi erkin ele geçirilerek,burjuvazinin ekonomik ve siyasi olarak mülksüzleştirilmesidir.Kar amacıyla üretilen toplumsal değerin,insan yararı temelinde üretilebilmesi ve üretimin buna göre tüm dünyada planlanabilmesi.Üretilen bu değerin paylaşımınında,üretimin toplumsal karekteriyle uyumlu biçimde dağıtımı.İşte sevgili dostum,ÇOK ÇOK KABACA SOSYALİZM bana göre bu! Sevgili dostum! Kautskyi,yeni Marksistler,dikkate değer bulurlar bulmazlar,bu onların sorunu.Benim ortaya koymak istediğim,temeldeki hareket noktasının aynı olması,çakışması. Sevgili Önder,senin yazının uzunluğundan şikayet ettim,ancak bende sanırım uzun yazdım.Yazının uzunluğundan ve bu nedenle ortaya çıkan dağınıklıktan hem senden hemde katılımcılardan özür dilerim.Uzun ve dağınık bir yazının insanları nasıl sıktığını bilirim.Ama konunun geneli,ister istemez ,bu olumsuzlukları beraberinde getiriyor. SAYGILARIMLA |
|
|
Re:Nasıl Bir ÖP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 05:00 #94
|
İzber Barın Merhabalar, Bu uzun yazilarin cok hosuma gittigini, ufkumu genislettigimi, merakla bekledigimi belirtmek istiyorum. Eminim bir cok kisi de boyle dusunuyordur. O yuzden bu ve bu tur tastirmalarin yerinin tam da burasi oldugunu belirtmek isterim. Anlamadigim icin sormak istiyorum: "kollektif aklın taşıyıcılığını yapacak tek sınıfın çağımızda TOPLUMSAL PROLETERYA olduğudur" Buradaki toplumsal proleterya tam olarak kimleri kapsamakta? Izber B. |
|
|
Re:Nasıl Bir ÖP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 05:01 #95
|
Umut İleri Merhaba Sn Barın Elimden geldiğince sorunuzu yanıtlamaya çalışacağım.Bir kere Toplumsal Proleterya kavramını ekonomik anlamda kullanmıyorum.Benim kullandığım anlamı tamamen politik.Bir anlamda yaşanan yabancılaşmaya vurgu yapan bir kavram.Çok kabaca tanımlarsak,yabancılaşmanın aşılması anlamında gerekli bir özne.Tüm yaşamımıza yayılan sermayenin yeniden üretilmesi,yaşamımızı kendine göre biçimlendiriyor..Bu yeni yaşam tarzı,aslında tüm toplumun ,sermayenin yeniden üretilebilmesi için dönüştüğü bir fabrika.Bu fabrikada,bu üretimde yer alan herkes,toplumsal proleterya kavramı içersinde.Sermaye yeniden üretilirken,tüm bu kesimleri yabancılaşma içersine alır.Bu yabancılaşmayı kıracak özne ise,bu yabancılaşmanın etkisi altında olan toplum kesimleridir.İşte Toplumsal Proleterya bu kesimleri kapsar.Bu tanımı yaparken,üretim sürecindeki yeri ve üretim araçları karşısındaki konumu anlamında,sınıfın ekonomik tanımını yadsıdığım düşünülmesin. SAYGILARIMLA |
|
|
Re:Nasıl Bir ÖP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 05:03 #96
|
Sevgili Umut,
Maalesef cevabin biraz hayal kirikligina ugratti beni..Ilk cevabini tekrar etmissin gibi geldi..Yeni tezler ileri surmeni bekliyordum ama olmadi..Ama seni de anliyorum aslinda..Bu tur konulari kisa yazarak tartismak mumkun degil.Uzun yazinca da bu kadar buyuk bir listede rahatsizlik verme stresi yasiyor insan..Ama dogrusu bu stresten de gina geldi..Butun kalabalik listelerde bu boyle..Insanlar listelere uye oluyor ama hic katilmiyorlar..Birileri zorla mi uye yapiyor acaba..Eger insan katilmayacaksa niye uye olur? Neyse kimseye stem ediyor olmayalim,herkesin tercihi kendine..Ama hicolmazsa bu tur konulari tartismak isteyen insanlar stres yasamasin..Kimseyi zorla okutturmuyoruz..Yazisma zincirinin subject bolumunde icerik hakkinda ipucu veriyoruz..Ilgilenmeyen okumaz..Gereksiz mesajlari silmek "kulfeti" de boyle buyuk bir listeye uye olmanin kacinilmaz sonucudur..Hickimse boyle bir listede sadece kendini ilgilendiren mesajlari bekleyemez sanirim..Neyse konuya donelim, senin mesajinin arasina yazacagim..Bazilari bu usluptan rahatsiz oluyor ama boyle yaparak daha kisa tutmayi umuyorum.. ******* > Senin sınıflandırmana karşı çıkma nedenim;birinci okul kapsamında > tanımladığın kesimler arasında çok temel olmazsa olmazların olması. ******** Sevgili Umut, sanirim yine derdimi anlatamamisim..Bu yazisma zincirinin cikis noktasini kaciriyorsun.. Yukarda belirttigin gibi 1.okul icinde birbirine taban tabana zit hareketler oldugunu bilmemem mumkun mu? Trockistlerle Stalinistler ornegini verdim..Daha uc bir ornek olabilir mi? Arkasinda uluslararasi kanli bir tarihi catisma olan iki hareket bunlar..Bu "olmazsa olmazlar"daki ayrimin farkindayim..Ama bu yazisma zincirinin basligina bak: Orhan Karaca arkadas baslatti bunu..Ne dedi? ODP solun butun renklerinin toplandigi adres olmali dedi, ODP'nin gerilemesini baslangictaki birlik perspektifini kaybetmesine bagladi..Ben ne dedim?; "Hayir ODP'nin gerilemesinin nedeni birbiriyle uzlasmasi, beraber hareket etmesi mumkun olmayan hareketleri, sekilsel bir cokseslilik/ozgurlukculuk adina birlestirmeye calismasiydi" dedim..Bu tavir herkese yaranmak, herkese mavi boncuk dagitma adina ODP'yi bir "HAVET"ci parti yapti dedim..Boylece de kimseye yaranamadi..Kendi "yeni tarzini" ortaya koyamadi.Yeni bir perspektif olusturamadi..Yani senin yukaridaki saptamandan farkli birsey soylemiyorum..Orhan arkadasin herkesi bir cati altinda toplama talebini "torpuleyerek" (tanim hosgorulsun lutfen) daha makul cizgilerle bir "birlik" diyorum..Sen de beni bir derece torpuleyerek, benim tanimladigim duzeyde de birlik olamaz diyorsun..Itirazim yok..Itiraf etmek gerekirse 1.okul yani ortodoks marxism sozkonusu oldugunda bunlar arasinda birlik olup olmayacagi beni hic de ilgilendirmiyor..Benim iddiam sadece suydu: Begensek de begenmesek de toplumun sinifsal/ekonomik/kulturel/bilgisel yapisinda inanilmaz altust oluslar yasadik..Butun insanlik tarihinde birkac yuzyilda bir olan bir tarihsel kirilma noktasindan gectik..Ortacag'in bitip yenicag'in baslamasi turunden bir cagin kapanip digerinin acildigi bir donem bu..Bu acilan yeni donemde de artik gozlerin kapanamayacagi oranda, bildigimiz sekliyle sosyalist sol inanilmaz geriledi ve kan kaybetti..Boyle bir gerileme doneminde solun ayrimlari degil ortak noktalari one cikarmasi gerekir..Asgari mustereklerle yetinmek gerekir..Neo-Liberalizm yukseliyor, kitleler tarafindan benimseniyor..Boyle bir donemde kir gerillasi mi sehir gerillasi mi turu ayrimlarla bolunmenin, ayri hareketler olmanin anlami yoktur..Ama sadece isci sinifli/proleterya eksenli ortodoks hareketlerle, toplumsal faillerin cokluguna dayanan post-modern/post-marxist cizgilerin birlikteligi de hedeflenemez..Solda birlik zorunludur..1960'lar, 70'lerdeki gibi yukselen bir sol yoktur..O yuzden temel koklerdeki ayrim disinda ince/detay ayrimlari surdurmek gereksizdir..1.okul icinde ise icinde bulundugumuz post-modern durumunda surdurulecek kadar kokensel ayrimlar yoktur..Bu okul icindeki tum hareketler farkli tonlarla olsa da ML tezlere 100% baglidir..Sorgulamazlar..Aradaki ayrim sadece yorum farkidir..Bu yorum farklari da "iyi niyetle" asilir..Ama tarihinde birbirinin tarftarlarini oldurebilen bu hareketlerin birlesebilmesi turkiye'de hala mumkun degildir..Zaten cok da ilgilendigim bir konu degil..Bu tartismada benim butun derdim ODP'dir.ODP'nin aldigi konumdur..Yoksa 10'larca yillik turkiye solunun "akil hocaligini" yapmak degil.."ODP'nin politikasi soyle soyle olmalidir" da demiyorum..Sadece bir sempatizan olarak teorik tutarliligi olan, bulunacagi kulvari kesin bir dille secmis bir ODP talep ediyorum..Bu ister ortodoks sol olsun ister post-marxism olsun..Yeter ki ODP'nin nerde durdugunu bilelim..Havet'ci pozisyon, AB orneginde de goruldugu gibi kimseye, yaranamiyor. Oysa sosyalist sol icinde AB'ye net bir sekilde evet diyen tek parti olma firsati degerlendirilebilirdi.. ******************** > Örneğin bu gurupta yer verdiğin,ulusal kalkınmacı bir sosyalizm anlayışını > savunan,sosyalizmi ulus devlet merkezli gören,emperyalizmi bir dışsal olgu > olarak görerek,pankartlarında AB emperyalizmdir diyebilen,emperyalizmi > dışarda arayıp,kendi egemenine karşı çıkmadan,emperyalizme karşı > olunamıyacağının bilincine varamayan kesimlerle, kapitalizme karşı olunamadan > emperyalizme karşı olunamıyacağını söyliyen,emperyalizmin artık > içselleştiğini savunarak,onu içerde gören kesimler arasında nasıl bir > birliktelik sağlanabilir. ************************** Ben burda bahsettigin ayrimi da yaptim zaten. IP gibi emperyalizmi dissal bir olgu gibi goren hareketleri 1.okula dahil etmedim..IP en azindan teoride ML bir partidir..Bu gibilere 2.okul dedim.. 3.okul olarak da sosyal-demokrasi dedim.. ***************** > Sermayenin birlik eğilimine karşın ,ulus devletlerin her zaman bu birlik > eğilimine ayak bağı olduğu,sermaye bünyesinde bu çelişkiyi yaşarken,ibrenin > birlik yönünde,ulus devletleri tasfiye edici bir sürece yöneldiği > gözlemlenmektedir.Şimdi bu sürecin nesnelliğini yadsıyarak,bu sürece,ulus > devletleri merkeze koyarak direnen ve tarihsel olarak geri bir konuma > süreklenenlerle,nasıl ben aynı sınıf içersinde,aynı okul içersinde > olabilirim! ******************** Burdaki gozlemlere 100% katiliyorum..Proleterya diktatorlugunu de bu saptamalara ekleyebilen bir anlayis bence gayet de guzel ortodoks marxism icinde toparlayici bir perspektif olabilir..Bahsettigin ayrim bence 1.okul icinde ayri hareketler olmayi gerektirecek temel bir ayrim degildir, PD tezi gibi kokensel/teorik bir ayrim degildir..Sonucta ozu itibariyle ortodoks marxism, 1.okul, enternasyonalisttir. Ulus-devleti savunmak bugun ortodoks sol icin de mumkun degildir. Kendi dogasiyla celismis olur..Dolayisla senin sonuna kadar katildigim tezlerin 1.okulu bolen bir cizgi degildir..Turkiyede AB konusunda, bu ozsel ML enternasyonalist perspektif gozden kaciriliyor..Ben bunu turkiye ortodoks marxisminin kendi tezlerini bile bilmemesine bagliyorum..1.okul yani klasik ML enternasyonalisttir..AB'ye karsi cikanlar Lenin'in devrimin butun avrupaya oncelikle de Almanya'ya yayilmasini nasil dort gozle bekledigini unutuyorlar..Bir devrim durumunda istenen gelisme devrimci durum yokken rededilemez..Neyse yukarda bahsettigin saptamalar benim 1.okul tanimima gayet guzel girer..Bu kanimca temel ayrim degildir..Ancak Proleterya Diktatorlugunu redetmek temel ayrimdir..Cunku butun bir politika hattinizi cizer..Bence Proleterya Diktatorlugunu "olmazsa olmaz" olarak ele almak asil ayrim cizgisidir..Senin yukarida bahsettigin turden ayrimlar marxist bir partide olmasi gereken yorum/analiz farklaridir..Devrim yapan Bolsevikler her konuda tamamen ayni dusunen insanlar miydi? Yuzlerce yorum farki vardi..Sol Kanat-Merkez-Sag Kanat ayrimi devrimden sonra bile devam etti..AB-Emperyalizm konusunda farkli yorum getirmek apayri bir hareket olmak icin gerekli ve yeter kosul degildir..Ama PD konusunda ayrisiyorsan artik bambaska bir siyasi cizgisin demektir.. ************** > Yazında birinci okulun özelliklerinden bahsederken,"Bu okulun temel hedefi, > emperyalist zinciri en zayıf halkasindan koparacak bir "ulusal" sosyalist > devrimdir."diyerek,ulus devlet merkezli bir sosyalizm anlayışını yadsıyan, > kesimleride,bu gurup içersinde göstererek,karşı oldukları bir > tezi,hedefleriymiş gibi gösteriyorsun. **************** Bu elestirin hakli. Kabul ediyorum..Galiba dunya devrimi/surekli devrim tezlerinin takipcileriyle, Stalinist "tek ulkede sosyalizm" savunucularini birarada dusunmemek gerekiyor..Dedigin gibi bu ayrim da butun bir politik mucadele hattini degistiriyor..Oyleyse 1A ve 1B diye iki alt ortodoks marxist okul tanimlayabiliriz..(Ama sonucta ikisi de PD'ci ) YENI MARXISM ********************************* > Yine takıldığım bir nokta,seninde içinde bulunduğun dördüncü okulu yeni > marksistler olarak tanımlaman.Sevgili Önder,Marksizmin olmazsa olmazlarını > yadsıyarak,kendinizi nasıl marksist olarak görebilirsiniz.Yanlış > anlama,tabiki Marksizm kimsenin tekelinde değil. > > "Ama bu okullar gene de marxist orijinlidir ve anti-kapitalisttir..Cunku > sinifsal analizi terketmezler, kapitalizmin reformunu degil, asilmasini > hedeflerler.." > Böyle diyorsun ve bir noktayı atlıyorsun.Sınıfsal analiz,sınıfların > varlığı,Marksa özgü bir şey değil.Ve Marks mektubunda bunu çok net ifade > etmiş. (ve konunun devami olan pasajlar) ************************** Iste bu mesajinda benim icin en onemli nokta..Tek kurtarici Proleterya'yi redederek neden hala marxist olabiliyoruz? Aciklayayim: Herseyden once kendimizi hala marxist olarak gormemiz 4.okulun -post-marxism- sadece sinifsal cozumlemeyi terk etmemesi ya da anti-kapitalist olmasi degildir. Bu ikisini yalnizca ortodoks marxism'in 4.okulun temsilcisi olan dusunurleri "burjuva teorisyenleri", "neo-liberal" falan olarak gormelerine bir "ilk" tepkidir. Amacim "hayir bu adamlar kapitalizme karsidir ve toplumu burjuva ekonomi-politigi ile degil sinifsal yontemle analiz ederler" diyerek, cepheden gelen ilk saldiriya cevap vermekti..Peki sadec bunlar degilse ne? Marxism'in ozunu tek bir cumleye sigdirmak mumkun olabilseydi onu 11.tezle ozetleyebilirdik..11.tez sadece basit bir saptama degildir, o kaderini ele alan bir toplumun "IRADESINI" dile getirir..: "Simdiye kadar ki tum filozoflar dunyayi yorumlamakla yetindiler.Asli olan onu degistirmektir" Ha sen yine "toplumu daha once de degistirmek" isteyenler oldu diyebilirsin. Ozgurlesme hareketleri Spartakus'e kadar gidebilir..Ama Marx'tan once hickimse degistirecegi toplumun isleyis yasalarini "bilimsel"/"yontemsel" olarak analiz edip, "donusturme" projesini teorik bir zemin uzerine oturtmaya calismadi..Marx icinde bulundugu kapitalist toplumu anlamaya calisti ve onu asmak icin neler yapilabileceginin bir programini cikardi. Ben 4.okulun iste bu toplumu donusturmenin ilk yontemsel programini devam ettirme iradesini gostermesi nedeniyle marxist oldugunu hicbir kuskuya sahip olmaksizin ileri suruyorum..Hatta bir adim daha ileri gideyim, Marx'in projesinin gercek anlamda tek izleyicisinin 4.okul oldugunu iddia ediyorum..Bugun Marx'in baslattigi sureci "devam ettiren" tek okul 4.okuldur, yani post-marxismdir..1.okul ise Marx'in teorik yapisi uzerine tek bir tugla koyamamistir. Marx'in teorisinin ilk ciktigi sekliyle mukemmel oldugunu savunur, hicbir eklemeye/degisiklige gerek olmadigini dusunur.. Ama bu tavir Marx'a sadik kalmak degil en buyuk ihanettir..Birakalim sosyal bilimleri, doga bilimlerinin teorik catisi bile surekli ama surekli degisir..Newton yasalarinin butun evrende gecerli oldugu varsayiliyordu..Uzaya cikinca calismadigi goruldu..Oklid geometrisi heryerde gecerli saniliyordu ama "iki noktadan sadece bir dogrunun degil pekcok dogrunun da gecebilecegi" goruldu..vs.vs..Bilimsel catilar boyle ilerler..Yeni bilim insanlari bir oncekileri degistirir ama "fizik" bilimi hep baki kalir..Sadece dinlerde teorinin son ve mukemmel hali "yukaridan vahiyle" iner. Ve bir kez indikten sonra Tanri kelamindan sual olmaz..Ama Marxism bir dinsel anlati degildir. O bir toplumsal analiz yonteminin adidir. Her yontem gibi "gelisime" aciktir, en temel onculleri bile "yanlislanmaya" aciktir..Hatta kimi "bilim felsefesi" teorisyenleri yanlislanabilir olmayan "teorik" yapilarin bilimsel olamayacagini iddia eder.. Burjuva toplumsal teorileri kapitalizmin "mutlak"/"evrensel" oldugunu, asla asilamayacagini iddia eder. Butun gelisimin ancak kapitalist toplum sinirlari icinde olacagini savunur..Marxism ise toplumlarin surekli donustugunu, bu donusum yasalarinin anlasilabilecegini ve daha adil bir duzenin toplumlarin iradi cabasiyla kurulabilecegini kabul eder, bunun yontemini gelistirir..Bu ozelligi itibariyle Marxism insanlik tarihinde tektir ve "asla" asilamaz..Marxism'in temel RUH'u budur, proleterya diktatorlugu degil..Marxism toplumu yontemsel olarak donusturebilme olanaklarini arama IRADESIDIR..Ve bu anlamda 4.okul, post-marxism, sapina kadar marxisttir ve yeni'dir. Cunku 19.yuzyilda sinirli bir omur surmus, FANI bir INSAN olarak Marx'in 21. yuzyil toplumunun ozgunluklerini goremeyecegini bilir ve teoriyi toplumun Marx'in analiz etme sansi olmadigi yonlerini Marx'in kaldigi yerden devam ederek gelistirir..Bu anlamda asagidaki pasaja bakalim: Korotonomedya grubuna aktarilan, Otonom dergisini 8. sayisinda cikmis olan (sanirim) Selen Gobelez imzali, "EMPERYALİZM BİR DEVLET TEORİSİDİR" adli makaleden: **************** "Marx, 1859’da ekonomi politiğin eleştirisini kaleme alırken, düşüncesindeki mimariyi şöyle özetliyordu: “Burjuva iktisat sistemini şu sırayla inceliyorum: sermaye, toprak mülkiyeti, ücretli emek, devlet, dış ticaret, dünya pazarı. İlk üç başlık altında modern burjuva toplumun bölündüğü üç büyük sınıfın iktisadi varlık koşullarını inceliyorum; öteki üç başlığın birbirleriyle bağıntısı besbellidir.â€1 Bu altı başlıktan üçü kaleme alındı. Diğer üçü ise Marx tarafından yazılamadı. Düşünsel mimari tamamlanamadı ve eksik bırakıldı. 19. yüzyıl sonlarına doğru olgunlaşan, 20. yüzyıl başlarında teorileştirilmek için kaleme alınan emperyalizm tartışmaları, Marx’ın önüne koyduğu fakat ömrünün yetmemesinden dolayı düşünsel mimarisinin eksik kalan alanına müdahaleleri de içermektedir. ********* Selen arkadas sayesinde omru yetseydi Marx'in teorik catisini nasil kurguladigini gosteriyor..Simdi dusunelim: Yasadigi donemde dahi kapitalist toplumu analiz etmek icin yapmayi planladigi 3 tane daha arastirma vardi. Omru yetmedi yapamadi..Sonucta bir ilah degil, hepimizi gibi fani bir varlik..Daha 19.yuzyilda bizzat Marx'in kendisi yapilacak pekcok seyin oldugunu goruyor..Bir de 21.yuzyila kadar yasadigini dusunelim..Teorik catisini orda birakir miydi? Donup bazi seyleri yeniden gozden gecirmez miydi? 19.yuzyilda olmayip 21.yuzyilda merkezi oneme sahip pekcok toplumsal fenomen ortaya cikti..TV'yi, Internet'i gecen mesajimda belirttim..Selen'in aktardigi devlet teorisini dusunelim..Iki yuzyil arasinda ne kadar fark var: 19.yuzyilda "ulus-devlet" yeni yeni kuruluyor..Devlet formu yeni ortaya cikiyor..21.yuzyilda ise "ulus-devlet"in cozulmesini tartisiyoruz..Bu iki cok farkli yuzyili ayni teorilerle aciklayabilmek mumkun mu? Bunu iddia etmek Marx'a ihanettir.. Marx'in projesini Marx'in bilimsel elestiri yontemiyle devam ettiren tek okul 4.okuldur..Marx'in yarim biraktigi isi tamamlamasi anlaminda yenidir, onun toplumu donusturme iradesini devam ettirmesi anlaminda da takipcisidir.. PRLETERYA ********************* > > Biraz da kültür konusuna değineceğim.Ben burada,yeni bir işçi sınıfı > kültüründen bahsetmiyorum.Benim bahsettiğim,kollektif aklın taşıyıcılığını > yapacak tek sınıfın çağımızda TOPLUMSAL PROLETERYA olduğudur. > Marksizme göre insanın en temel,en belirleyici ilişkisi,onun maddi yaşamla > girdiği ilişkidir.Maddi yaşamla girdiği bu ilişkide,onu biçimlendirirken > edindiği tüm bilgi,deneyim ve birikimi ben insanlığın kollektif aklı olarak > tanımlıyorum.Artık kollektif aklın taşıyıcılığını burjuvazi yapamaz > diyorum.Çürümüş,asalaklaşmış bir sınıfın bu aklın taşıyıcılığını yapması > olanaksızdır.Temeli kara dayalı bir sistem,kar yolları tıkandıkça,daha bir > saldırganlaşır,daha bir azgınlaşır.Karını yükseltebilmek adına,geçmişte > kendinin taşıyıcılığını yaptığı her şeye ,amansızca > saldırır,kırar,yıkar.Doğanın acımasızca tahribi,bu saldırganlığın bir > sonucudur. ************************* Bu konuda onceki mesajimda cok detayli yazdim..Tekrara gerek yok..Lakin onca yazdiklarima cevap olarak "Artık kollektif aklın taşıyıcılığını burjuvazi yapamaz diyorum.Çürümüş,asalaklaşmış bir sınıfın bu aklın taşıyıcılığını yapması olanaksızdır." gibi bir saptamanin gelmesi de uzuyor insani..Burjuvazinin kollektif aklin tasiyicisi oldugunu kim soyledi.? Proleterya toplumun oncu sinifi olamaz derken, ona alternatif olarak "burjuvazi" cikarmis degiliz..Basitce sunu iddia ettim: Toplum sadece Burjuvazi ve proleterya'dan olusmaz..Burjuvaziyle karsi karsiya gelen "baska pekcok" toplumsal sinif daha vardir. Burjuvazi mi proleterya mi ikilemine girmemizi gerektirecek sekilde iki renkli degildir toplum..Proleterya burjuvazinin somurdugu baska pekcok siniftan bir tanesidir. Uretim surecleri icinde aldigi rol,yasam tarzi, kulturu, tercihleri proleterya'dan bambaska olan onlarca farkli toplumsal sinif vardir..Bunca farkli sinif tek bir proleterya kategorisi altinda toplanamaz..Bir muhendisin tepkileri, yasam tarzi isci'ninkinden cok farklidir. Tek bir proleterya kategorisi bu iki farkli karakteri kapsayamaz.. **************************** > O nedenle şunu rahatlıkla söyliyebiliyoruz.Marksın çok önceden ortaya > koyduğu,insanlığın geleceği ile ilgili YA SOSYALİZM YA BARBARLIK > ikilemine,insanlık bugün her zamankinden çok yakınlaşmıştır. ************************ Marx ideoloji etkisindeki insanlari "bilmiyorlar ama yapiyorlar" diye betimler..Zizek de "Biliyorlar ama yine de yapiyorlar" diyor..Yani sosyalizm gelmezse barbarlik gelecegini bilseler de insanlar sosyalizmi tercih etmeyebiliyorlar..Barbarliga kendilerini hazirlayabiliyorlar..Artan siddet olgusunda oldugu gibi.. **************** > İşte bu nedenle Toplumsal Proleterya,kollektif aklın taşıyıcılığını > yapacak,çağımızdaki tek sınıftır. ****************** Bu cagdas toplumun olasi potansiyel baska muhalefet odaklarini gozden kacirmaktir..Sokaktakileri, issizleri (artik kronik bir kimlik kazandi), ev kadinlarini, muhendisleri, doktorlari, avukatlari, gocmenleri (bu da standart bir kimlik oldu ), akademisyenleri vs.vs. ne yapacagiz? Onlardan adam olmaz mi diyecegiz? Bunca farkli kimligi "tek bir proleter" tanimina mi sokusturacagiz.. Sen ulus-devlet ekseni etrafinda dusunen bir adamla nasil beraber hareket ederim diye soruyorsun..Eger bu bu kadar zor ise, toplumdan beklentileri birbirinden cok farkli olabilen muhendis, issiz, ev kadini tek bir proleter kimligi altinda nasil beraber hareket etsin? Sen kendisi de sosyalist olan biriyle beraber hareket edemiyorsun, bu cok farkli kimlikler nasil hareket etsin? Neyse baska konular da var da daha fazla uzatmayayim..Nasilsa onceki mesajimda soyleceklerimi soyledim..Sen onlarin uzerine fazla yeni birsey de eklememissin zaten.. Devam etmek dilegiyle.. |
|
|
Re:Nasıl Bir ÖP'ye İhtiyaç Var 24 Oca 2008 05:05 #97
|
Umut İleri Sevgili Önder Yanıtımın seni hayal kırıklığına uğratması beni üzdü.Beni üzen bir diğer noktada,düşüncelerimi yeterince ifade edemeyişim.Çok önemli bazı konuları,ne yazık ki,yeterince açık anlatamamışım.Bazı konular,tarafınca yanlış anlaşılmış. Bir konuda haklısın.Gerçekten de,PD,DEVRİM gibi temel konular, sol içinde çok temel aykırılıkları ortaya çıkaran konular.Öyleki,Marksist sol ile diğerini ancak bu temel kıstaslar çerçevesinde ayırd edebiliyoruz. 11 tez çok önemli bir yapıt.Özelliklede 11 ci tez,Marksizmin özü.Marksizmi,akademik çevrelerin,elinden kurtaran,onu sokakla buluşturan bir tez."Dünyayı anlamak yetmez,önemli olan onu değiştirmektir." Marksizm,salt dünyayı anlamamızı sağlamaz,marksizm aynı zamanda,onu nasıl değiştireceğimizinde yolunu gösterir bize. Şu dünyayı nasıl değiştireceğinizi,(Devrimi yadsıyarak),bize anlatsanız?Kapitalizmi tüm dünya üzerinden nasıl kaldıracaksınız?Yoksa bu ortadan kalkış,kendiliğinden mi olacak? Kapitalizmin ekonomik yasalarının işleyişi,sınıf mücadelesinin dışında var olamaz.Sınıf mücadelesi yoksa,kapitalizm de yoktur. İznin olursa,bu konuda bir alıntıda,Yusuf Zamir in "Ya Sosyalizm Ya Barbarlık" adlı kitabından,ben yapacağım. "Şimdiye kadar söylediklerimiz,üretici güçleri ülkesel mekanlara hapsetme anlamı taşıyan ulusalcı stratejilerin hayalle iştigal olduğunu,sermayenin sadece ülkesel bazda boğuşarak yenilemiyeceğini,üretimin küreselleşmesi ilerledikçe kapitalizme karşı savaşımın nesnel koşullarının dahada güçlendiğini,yeni duruma uygun küresl bir strateji geliştirilmesi gerektiğini anlatır.Üretimin küreselleşmesinin nesnel devrimci açınımlarına aklı basmayıpda ,söylenenlerden,üretimin küreselleşmesinin bugün aldığı toplumsal biçim olan kapitalizmi kendi haline bırakma gibi bir sonuç çıkarmak,kapitalizmin işleyişini,toplum yasalarının işleyişini hiç anlamamaktır.....Sınıflı toplumda toplumsal yasaların işleyişi,farklı ekonomik çıkarlarla harekete geçen toplumsal güçlerin varlığını ve biribirileriyle çatışma halinde olduğunu önvarsayar.Bu çatışmanın dışında toplumsal yasa olmaz.Toplumsal yasalar,ancak sınıf savaşımının içinden geçerek hükmünü icra edebilir.Sınıf savaşımı,ancak kendisinin aracılığıyla gerçekleşebilen toplumsal yasaların işleyişlerini,onları ortadan kaldırmadan,gerçek anlamda etkiler. Demek ki,kapitalizmin ekonomik yasalarının işleyişinin,sınıf savaşımının dışında bir gerçekleşme alanı yoktur.Kapitalizm varsa,sınıf savaşımı alanında vardır.Sınıf savaşımının dışında ve ötesinde,kapitalizm yoktur.Kapitalizm her zaman ve her yerde,sınıf savaşımıyla mutlaka müdahale edilmekte olan kapitalizmdir.İşçi sınıfı açısından sorun,kendi sınıf savaşımına,mevcut koşulları dönüştürücü yönde,savaşımı içsel hedeflerine doğru geliştirici yönde,bilimsel derinlik kazandırmaktadır." Demek ki sihirli sözcük "sınıf savaşımı" .Bir savaş olduğuna göre ve bu savaş sınıflar arasında olduğuna göre,Ya Sosyalizm,Ya Barbarlık ikileminden birinin ön plana çıkmasınıda sağlıyan,bu sınıflardan birinin diğerini ortadan kaldırarak,aynı zamanda kendisininde ortadan kalkmasıdır. Gelelim Toplumsal Proleterya kavramına! Bu kavramı yanlış anladığını söylememe gerek var mı? Sn Barına verdiğim yanıtı okuduysan,orada bu kavramın kimleri kapsadığını ortaya koydum. "Bu cagdas toplumun olasi potansiyel baska muhalefet odaklarini gozden kacirmaktir..Sokaktakileri, issizleri (artik kronik bir kimlik kazandi), ev kadinlarini, muhendisleri, doktorlari, avukatlari, gocmenleri (bu da standart bir kimlik oldu ), akademisyenleri vs.vs. ne yapacagiz? Onlardan adam olmaz mi diyecegiz? Bunca farkli kimligi "tek bir proleter" tanimina mi sokusturacagiz.." Senin yukarda,ne olacakları ile ilgili endişelendiğin tüm bu kesimlerin hepsi,toplumsal proleteryanın kapsamı içersindedir.Kapitalizmin yabancılaşması altındaki tüm bu kesimler,sermayenin yeniden üretimi sürecinde,üretimin öznesi olan bu kesimler Toplumsal Proleteryadır. SAYGILARIMLA |
|
Son Düzenleme: 24 Oca 2008 05:05 Düzenleyen onder.
|
Devrim ve Proleterya (Umut'a) 24 Oca 2008 05:06 #98
|
Sevgili Umut,
Ben hicbir sekilde "Devrim'e karsiyim" ya da "Devrim olmasin" demiyorum. Sadece suanki dunya konjukturunde sosyalist sol politika yapmak icin bir devrim projeksiyonuna gerek yok diyorum. Her kusagin gucu dahilinde olan belli bir politik program vardir. Hicbir insanin hayat suresi toplumun devrimci donusumunun butun evrelerini iceremez..Toplumlarin evrimi insanlarin evriminden cok daha yavastir..Yasadigimiz tarih suanda hayatta olan bizim kusaklar icin cok daha baska politik programlar ortaya koymaktir.. Yaptigin alintida olsun onceki yazdiklarin olsun, senin de tek bir ulkede yapilacak "devrim"in yasamayacagini, bir dunya devrimleri zinciri ya da uretim altyapisi, bilim teknik kapasitesi cok yuksek bir sosyalist kampi gerektirdigini dusundugunu gosteriyor. Bu baglamda, batinin onemli ulkelerinin en azindan bir kismini da kapsamayan enternasyonal bir hareket olmadan 3.dunya ulkelerinde yapilacak bir devrim izole edilir ve bogulur.. Sovyet deneyimi maalesef insanlik icin cok buyuk bir hayal kirikligi olmustur..Sovyet kampi bilim-teknik, uretim kapasitesi, insan ve doga kaynaklari acisindan muazzam bir avantaja sahipti..Buna ragmen devrim yasamadi..Sen simdi koylu bir toplumdan uzaya ilk cikan bir toplum yaratan ruslarin basarisini, ayni paradigma (yani sosyalist modernlesme) icinde kalarak tekrar edebilecek bir ulus taniyor musun? Mesala biz Turkiye halklari aynisini basarabiliriz diyebilir misin? Ya da 5-10 tane ortadogulu halk biraraya gelse yapabilir mi? Bu hic makul gorunuyor mu? Hadi diyelim Sovyet basarisi tekrar edildi, despot bir yonetim kurmadan devrimi yasatabilir misin? Goruldu ruslar bile basaramadi bu isi (ustelik despot olmalarina ragmen)..Kaldi ki Sovyet zamaninda dunya halklari enformatik acidan olsun, pazar acisindan olsun, sermaye hareketleri acisindan olsun bu kadar entegre de degildi..Yani ruslarin devrim yaptigi kosullar, "tek ulkede devrim"in yasamasi icin simdiye kiyasla cok daha uygun bir dunyanin kosullariydi..Kapitalizmi erk acisindan yenmek de yetmiyor..En buyuk zorluk kapitalizmi kultur alaninda yenebilmektir..Gunluk hayatin her dakikasinda inanilmaz yogun bir tuketim/rekabet/kendi bacagindan asilma/siddet/cinsellik somurusu pompaliyor..Buna karsin sen "zayiflik"/"kendi sorumluluklarindan kacmak"/"gercekci olmamak" gibi aligilanan dayanisma/paylasim/empati/mutevazi'lik vs. gibi "yuce" degerlerin savunusu yapmak zorundasin..Ustelik boyle bir kulturu yayabilecegin kanallarin son derece ciliz.. Boylesi bir dunyada "Ben devrim yapacagim" demek, su yasadigimiz ana, gunluk hayata yonelik ne gibi SOMUT bir politik program ongoruyor? Bana bunu biraz tarif edebilir misin? Eger amacin devrim yapmak ise, bunun icin SIMDI ne yapman gerekiyor? Buna ortodoks-Leninist cevabi biliyorum; Bir defa profesyonel, militarist, yeralti militanlar orgutu kurman gerekir..Bu orgut erk odaklarina sizacak, yeterince guc topladigi zaman da iktidari ele gecirecek..Ortodoks ML Devrim perspektifi biraz vulgarize ederek asagi yukari boyle birseydir. Bu artik imkansiz, hayalperest bir maceracilik falandir demiyorum..Sistemin kendisinin polis/askeri gucu de kriz yasayabilir, toplumu kontrol edemedigi bir donem yasayabilir..Adli suclari, sokak cetelerini, kapkaccilari bile kontrol edemiyor..Guclu bir devrimci kadro'yu da kontrolden kacirmasi mumkundur..Iktidari alabilir, devlet yonetimini ele gecirebilirsin..Ama boyle bir "devrim"in yasama sansi nedir? Sen de kabul ediyorsun ki, kapitalizmin iktidari sadece devlet iktidari ile kurulmuyor..Erk'in toplumun butun dokularina yayildigini kabul ediyorsun..Eger bu saptama dogru ise, toplumun ezici bir cogunlugu tarafindan desteklenmeyen, oncu kadrolarla bir saray darbesi seklinde yasanan devrimin yasama sansi var mi? Sen devlet iktidarini ele gecirdiginde kapitalist kampin yogun bir ideolojik/kulturel/askeri mudahalelerine maruz kalacaksin..Insanlar bir kultur olarak, yeni bir uygarlik tarzi olarak sosyalizmi icsellestirmedikleri surece, devrim-karsi devrim kutuplarinda Sisyphos gibi gidip gelirsin..Demek ki ne zaman olacagi ongorulemeyecek bir devrim icin SIMDI yapacaklarimizi kacirmanin bir anlami yok. Gelecekte bir zamanda olabilecek bir devrimin altyapisi olacak kulturel donusumleri, paylasimci/dayanismaci/mutevazi/tuketimci olmayan/doga-insan dengesini kurabilmis bir uygarlik tarzinin nuvelerinin olusabilecegi yasam alanlarini kurmak durumundasin..Kapitalizmin yaninda sosyalist bir kulturun yeserebilecegi iliskileri kurmak gerekir. Bu kapitalizmi olumlamak anlamina gelmez.. Ozetlemek gerekirse ben bir Devrim ongorusunu dislamiyorum..Sadece hem ulkemizde hem dunyada kalici toplumsal donusum olmasi anlaminda bir dunya devrimine cok ama cok uzagiz diyorum..Insanlik ulus-devlet merkezli modernist kapitalizm asamasindan cikmaktadir. Post-modernizm evresine girmis ya da girmektedir. Birinci raund olan modernizm-aydinlanma cag'inda kapitalist modernlesmeye karsi verdigimiz sosyalist-modernlesme alternatifi yenildi. Artik post-modern cagdayiz. Bu geciste kapitalizm yapisal donusumunu az cok tamamladi. Buna karsilik sosyalist alternatifimiz hala "modernizm" paradigmasi icinde takildi kaldi. Kapitalizmin yapabildigi gibi yapisal donusumunu basaramadi..Bu da yasamakta oldugumuz solun krizini gundeme getirdi..Ulus-devletlerin sonumlemeye girdigi bir donemde, isci sinifinin maddi gucune dayanarak, ulus-devlet iktidarini ele gecirmeye yonelik bir "devrimci" orgutlenme, isci sinifi partisi perspektifi toplumun birakalim ezici cogunlugunu, sadece salt cogunlugunu bile kapsayamiyor..Klasik ML tezlerdeki Devrim ve PD perspektifi, guclu merkezi bir ulus-devleti ve burjuvazi-isci sinifi-koyluluk seklindeki uc'lu bir sinifsal yapiyi varsayar..Bugun koyluluk gittikce sonumleniyor, butun kirsal sermaye tarafindan isgal ediliyor..Isci sinifi yegane emekci sinif olmaktan uzaklasiyor..Hizmet sektoru, maddi olmayan emek, evsizler, issizler, gocmenler politik sahneye cikiyor..Marx'in ve Lenin'in zamaninda olmayan sekilde, uretim altyapisinin kulturel ustyapiyi belirleme sureci tersine cevriliyor..Artik kulturel ust yapi yeni tuketim urunlerinin ne olacagini belirliyor..Uygarligin tarzi populer kultur tarafindan belirleniyor vs.vs..Kisaca Devrim ve PD tezlerinin gundeme geldigi dunyadan cok daha farkli bir dunyada yasiyoruz..Boyle bir dunya'da Devrime giden surecin dinamikleri inanilmaz cogalmis, karmasiklasmis ve cok daha degiskenli hale gelmistir. PROLETERYA KONUSU Bu konuda cok yazdim ama maalesef hala argumanlarima yeterince cevap veremedigini dusunuyorum.. Once su noktayi acik edelim, ben de ogrenmek icin gundeme getiriyorum. Proleterya ESITTIR sanayi ISCI SINIFI mi degil mi? Bu soruyu bu listede pekcok kez dile getirdim ama hicbir tatmin edici yanit alamadim. Ben kendi okumalarima dayanarak buyuk bir oranda ikna olarak soyluyorum ki, proleterya esittir isci sinifi. Daha once belirttim Marx'in Kapital'inde bu cok net bir sekilde gorulur..Sozunu ettigim ve cok gec bir tarihte yayinlanan bir elyazmasinda Marx "uretken" ve "uretken olmayan" emek ayrimi yapar..Beyaz yakalilar "proleter" tanimi icine girmez. Klasik Marxismde "lumpen proleterya" kategorisi vardir. Duzenli isi olmayan dolayisiyla sinifi bilinci gelistiremeyen bu kitle asagilanir ve sinif analizinden cikarilir. Devrim perspektifinde, oncu sinif rolunde "lumpen proleterya"ya yer yoktur..Bu sinif "norm disi" sayilir..Oysa bugun anormal olan "norm" olmustur. Lumpen proleterya kalici bir kategori olarak toplumdaki yerini almistir ve ozellikle bizim ulkemizde klasik proleterya'dan cok ama cok daha kalabalik bir kategoridir..Isportacilar, degnekciler, asgari ucretliler, kucuk esnaf vs. vs. Marx'in arti-deger analizini dolayisiyla devrimci sinif ozelligini uygulayabilecegin bir kategori degildir. Lumpen proleterya'nin sinif bilinci gelistirebilecegi "sosyal"/toplumsal bir yasami yoktur..Kalici sinif iliskileri ve kulturu gelistiremez. Arti maddi olmayan emek, muhendisler, teknisyenler, kalifiye isciler, hizmet sektoru calisanlari da proleterya'dan cok ama cok daha farkli bir sosyal yasam surerler.. Marx eserinin hicbir yerinde bir muhendisin entellektuel uretiminin arti-deger analizini yapmaz. Arti-deger analizi sabit bir isgununu ongerektirir..Yani iscinin sinirlari belli bir isgunu olacak ki, somurunun nasil ortaya ciktigi analiz edilebilsin..Sabit isgunu olacak ki, kapitalist karsiligini vermeden bu isgununu surekli uzatmaya calisacak ve boylece azalan karlar egilimini telafi etmeye calisacak..Kar orani azaldikca kapitalist ayni sabit isgunu icinde birim emegin uretkenligini arttiracak..Ama uretkenligi arttirmak fabrika olcegini arttirmak demektir. Artan fabrika olcegi de mutlak sayisi anlaminda artan isci sinifi demektir. Iste proleter sayisini arttirmak zorunda olmasi nedeniyledir ki kapitalist "kendi mezarini kazar". Kendi sonunu hazirlayacak mezar kazicisini, yani isci sinifini surekli cogaltir..Iste boylece Marx'in butun bir Devrim perspektifi soyut bir kategori olan arti-deger analizine dayanir. Eger bir toplumsal ozne cikmissa ve bu toplumsal ozne Marx'in arti deger analizini yapabilecegi sabit isgunu icinde calismiyorsa, uretimi butun gune yayiliyorsa, butun bir cogalan proleter perspketifine dayanan devrim ongorusu gozden gecirilmek zorundadir. Ortodoks Marxistler once Marx'in ongordugu gibi proleteryanin/isci sinifinin sayisinin toplumun ezici cogunlugu olacak sekilde artmadigini kabul etmemeye, isci sinifinin buyumeye devam ettigini iddia etmeye calistilar..Ama simdi butun istatistiki veriler isci sinifinin toplumun en baskin sinifi olmadigini, isci sinifina nazaran, muhendis, lumpen proleterya, hizmet sektoru calisanlarinin cok daha arttigini itiraza yer vermeyecek sekilde kanitlayinca bu stratejiden vazgectiler..Simdi de proleterya uretim araclarina sahip olmayan butun calisan kesimdir seklinde bir stratejiye gectiler. Bu son bir kac yilda gundeme gelmis bir stratejidir..Aramizda 70'leri yasamiz abi'lerimiz var..Soralim bakalim o zamanlar proleterya denince isci sinifindan baska kesimler anlasiliyor muydu? Unlu Taksim 1 Mayis gosterilerinde Ataturk Kultur Merkezi duvarina asilan zincirlerini kiran dev tulumlu Isci posteri, proleterya'dan ne anlasildigini gostermiyor mu? Orda tiner ceken bir lumpen proleterya, cizim yapan bir muhendis, orgu oren bir ev kadini yoktur..Kasli, tulumlu bir sanayi iscisi resmedilir..Sosyalizmin sembolu orak ve cekictir...Yani kol emekcisi isci ve koylu..Sen istesen de istemesen de, 200 yillik klasik sosyalist teorinin oncu sinifi sadece ve sadece "kol emekcisi" sanayi isci sinifidir..Butun bir koca teori sanayi isci sinifina dayanir..(Bu yuzden isci kafasi kucuk, kollari/kaslari buyuk olarak resmedilir )..Bu oyle Marx'in keyfi secimi degildir..Butun bir kapitalizm analizinin yani devasa "Das Kapital"in analizlerinin zorunlu olarak, "bilimsel" olarak "dayattigi" bir secimdir. Dolayisiyla senin herkesi "proleterya" icine sokma iddian, klasik marxism'in cikis oncullerine dayanmiyor..19.yuzyilda sanayi isci sinifi, kitlesel olarak baskin yegane calisan kesimdi..Ama 21.yuzyilda, calisma kosullari 19.yuzyil sanayi isci sinifindan radikal bicimde farkli baska siniflar vardir. ve bunlarin sinif kimlikleri ve bilincleri isci'den farklidir..Bunlar baska bir siniftir..Sen toplumun sinifsal analizinden vazgecilmemesini istiyorsun ama bizzat kendin sinifsal analizden kaciyorsun.. Ben sinifsal analiz bitmistir demiyorum..Toplumun sinifsal yapisi cok farklilasmis ve komplekslesmistir diyorum..Eger sinifsal tahlil diyorsak, muhendisleri-ogretmenleri-avukatlari (kisaca kafa emekcilerini ) ve klasik proleterya'yi ayri siniflar olarak almak durumundayiz..Cunku bunlarin butun sinifsal tepkileri radikal bicimde farklidir.,, Nasil burjuva'nin, "toplumsal siniflar yoktur..Vatandas vardir" demesi bir indirgemecilik ise, "farkli emekci siniflar yoktur, tek bir proleter vardir" demek de bir indirgemeciliktir..Ayni mentaliteye tekabul eder iki tavir da..O mentalite de "vatandas" ya da "proleter" gibi mega kavramlarla, butun farkliliklari tek bir kimlik altinda toplamaya calismaktir.. proleterya'nin tanimi butun toplumu kapsayacak sekilde genisletince teori'de revizyona gerek kalmayacaktir..Cunku Marx proleterya ve isci sinifini es anlamli olarak kullanmisti..Isci sinifi icin artik calismayan bir teori, isci sinifi yerine proleterya'yi koyunca calisacak saniliyor..Boyle yaparak ancak kendimizi kandirmis oluruz, toplumda ne kadar farkli kimlikler, farkli sinifsal karakterler oldugunu unuturuz.. Ben bir muhendis'im..12 yildir calisiyorum..Hickimse bana bir muhendisin kisiligi ile kol gucuyle calisan iscinin kisiliginin ayni olduguna inandiramaz..Kendim yasayarak goruyorum..Muhendisler arasinda vahsi bir rekabet vardir. Birbirlerini sevmezler..Cikarlari ortusmez..Bir sinif bilincine bir isci gibi sahip degillerdir..Bir muhendis'in ust duzey bir yonetici olma sansi cok yuksektir..Sinif bile atlayabilir..Bir kol emekcisine bu yol kesinlikle kapalidir..Kisaca bir muhendis ve bir isci bambaska dunyalarin insanlaridir. Ikisi ayni proleter kimligiyle tanimlanabilir demek ciddiye alinamayacak kadar yersiz bir iddiadir. Marx zamaninda muhendisin ihmal edilmesini anlayabilirim..Sonucta kucucuk bir azinlik idi..Ihmal edilebilirdi..Ama bugun calisma hayati istatistiklerine bakalim, klasik isci kadar muhendis oldugunu gorebilecegimizi saniyorum.. Bugun Marx'in zamanina gore muhendisler cok daha iyi anlamak, analiz etmek ve ona gore politika gelistirmek zorunda oldugumuz en az isci sinifi kadar onemli bir siniftir. Bu simdiye kadar yapilmis birsey degildir..Butun teorimiz ve orgutlenme perspektifimiz isci sinifi analizine dayanir. Eger proleterya muhendisi de kapsar dersek, fabrikada kol emegiyle calisan isci sinifina dayanan bir teoriyi, calisma kosullari cok daha farkli bamabaska bir kimlige uygulamak gibi vahim bir hata yapmis oluruz..Cok basit bir sekilde elmayla armudu birbirine karistirmaktir bu..Kurtler "dag turkleridir" demek kadar indirgemeci bir yaklasimdir bu.. Neyse keseyim..Tekrara dusmeyelim.. Svegiyle..Gorusmek uzere.. |
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 1.32 saniye
