|
Hoş geldiniz,
Ziyaretçi
|
Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak AB
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
|
BAŞLIK: Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak AB
Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak AB 24 Oca 2008 05:38 #111
|
Sevgili Kursat,
Bir alintiyla baslamak istiyorum: *********************** Ama genel bir bakis acisindan, gunumuzun korumaci sistemi muhafazakarken serbest ticaret sistemi yikicidir. Eski uluslari parcalayarak, proleterya ve burjuvazinin karsitligini azamilestirir..KISACASI SERBEST TICARET TOPLUMSAL DEVRIMI HIZLANDIRIR. Beyler, ben serbest ticareti yalniz ve yalniz bu DEVRIMCI anlamda olumluyorum. *********************** Kime ait olabilir bu alinti? Mehmet Altan olabilir mi? Vurguladigim bolumleri cikaralim, bu satirlardaki saptamalari buyuk ustada yakistirabilir miyiz? Ustatin bu satirari nerde geciyor bilmiyorum ama Negri kaynak gostermeden "Cokluk" adli kitaplarinin "De Corpore" baslikli bolumun epigrafi olarak koymuslar..Sh.175 Ayrinti.. Simdi bu satirlarin isiginda AB surecini yorumlamak istiyorum: "KATI OLAN HERSEYI BUHARLASTIRICI" BIR SUREC OLARAK AB Marx'in yukardaki pasajinda en cok dikkati ceken sey ne? Bence Serbest ticaretin korumaci sistem karsisinda DEVRIMCI oldugu saptamasi..Peki o zaman sunu soralim, "korumaci eski sisteme karsi serbest ticaretin devrimci dinamigi olarak" AB'ye bakabilir miyiz? Soru soruyu doguruyor..Turkiye kapitalist sistemi "korumaci" olagelmis midir? Kanimca bu konuda pek az kusku olmasi gerekir..Konuyla baglantili en guncel ornegi ele alalim ve bu sorun karsisinda 'sosyalist' tavrin ne olabilecegini sorgulayalim..SEKA'nin kapatilmasi ya da genel olarak "ozellestirme"..Sosyalist tavir SEKA iscilerinin "dava"sinin yaninda mi olmaktir yoksa Marx gibi bu olayda korumaci sisteme karsi "serbest ticaretin devrimci"/"eski uluslari yikici" dinamiklerini mi gormeliyiz.? Benim takip edebildigim kadariyla bizim "kurban"/"ezilen" proleteryayi kurtarmaya soyunan "kahraman" kurtarici sosyalist "reflekslerimiz" (bunun yanina Pavlov ibaresi de eklenebilir ) SEKA iscileriyle dayanisma politikalarini benimsedi..Yine benim takip edebildigim kadariyla bu konuda tek nesnel/bilimsel ve SIK tavri sayin Ahmet Cakmak aldi Birgun'de..Bir yazisinda bu iscilerin profilini cikardi..Hepsi AKP'li..Pazardaki rekabet kosullarina uymadan uretim yapan miadini doldurmus bir fabrikada kendilerinin subvanse edilmesini bekliyorlar..Yani sistemle bi celiskileri yok aslinda..Sadece onun icinde guvenli bir siginak ariyorlar..Ahmet Cakmak'in disindaki yazarlarin bekledigi gibi bu surecten bir devrimci sinif bilincinin falan cikacagi yok..Sn.Cakmak da -benim aldigim izlenime gore- sanki "Madem bu sistemle kokten bir celiskiniz yok, o halde oyunun kurallarina uyacaksiniz" diyor..Yani "ayni mal pazarda kaca mal ediliyorsa siz de ona maletmek zorundasiniz" diyor..Celik gibi buzdan bir mantik gibi gorunse de tutarli degil mi? Simdi bu olayda sosyalist tavir ekonominin isleyis yasalarina RAGMEN arkaik bir uretim tarzinin surdurulmesini savunmak ve miadini dodurmus uretim ilsikilerinin devamini istemek yonunde mi olmalidir? Buna paralel tarihten bir ornege gecelim: Sabo denen takunyalarini makineleri parcalamak icin kullanarak sabotaj kelimesini doguran fransiz saboteur iscileri..Simdi o tarihte verimliligi arttiran makineleri yoketmek isteyen iscilerin yaninda olmak mi devrimci tavirdi.? .Tarihin bir akisi var ve gonul isleriyle durdurulamiyor..O bildigi yonde akacak..Bugun kimse makineleri kirip elle uretim yapmaya gecmeyi dusunmuyor. Ornekler cogaltilabilir..Bizzat benim babam zamaninda, diyelim 100 kisilik bir kadroyla isletilebilecek Iskenderun Demir Celik fabrikasinda calisan bir isci oldugu icin biliyorum, Turkiye'de isciler de "korumaci" devlet kapitalizminden uzun yillar faydalanmistir..Meseleye insani acidan bakmakla, tarihsel materyalizm acisindan bakmak arasinda bir fark olmali.. Uzman degiliz ama primitif duzeyde turkiye tarihi okumus herhangi bir insanin yapabilecegi gozlemlerden yola cikarak tarihsel materyalizmi Turkiye'ye uygulayalim..Sanirim sunu soyleyebiliyoruz..Avrupa'da burjuvazi feodalizmi paramparca ederek kendine yer acti..Eski sistemi yikti ve boylece uzun ortacag karanligindan cikildi..Turkiye'de kapitalizmin gelismesi gecikti ve eski sistemle hesaplasmasini yapabilecek kadar guclenemedi..Devlet destegiyle zorla yaratilmaya calisildi..Ama ancak eski uretim tarziyla ancak onun koynunda hayatta kalabildi..Simdi AB'yi destekleyen libos'lari falan birakalim..Benim begendigim Ahmet Altan'i da hadi gecelim..Sosyalistler acisindan sicili temiz olan bir adamdan Hobsbawm'in "Kisa 20.yuzyil tarihi"nden bir aktarma yapalim..Koylulugun gerileyisini ve tarim nufusunun azalisini inceliyor bir bolumde..Yillar icindeki dususu rakamlarla veriyor..Butun ulkelerde falanca sure sonucunda tarim nufusu ihmal edilebilir falanca rakama indi diyor..Bir tek istisna haric: Turkiye..Uzun uzun pazar fiyatinin uzerinde yapilan destekleme alimlarina falan girmeyelim..Gazetelerden degil birinci elden benim tanikligim..Konya'li ciftci bir aileden gelen arkadasim bir anektodunu anlatirken laf arasinda DYP/AP donemlerinin birinde yasan bir hasat zamaninda nasil parsayi topladiklarini anlatiyordu..lafi Dolandirmayalim hepimizin bildigi gercek su: Osmanli'nin Arpalik-Timar sistemi cok yakinlara kadar devam etmistir..Sadece tarim'da da degil..Sanayi'de de..600 yillik Osmanli'da bu sistem nasil "derin" sinifsal kavgalar yaratmadiysa, ulkemizi toplumsal mucadele zenginligi acisindan korelttiyse, bizim hayat sinirlarimiz icinde de ayni sureci yasadik...Disarisiyla baglantisi olmayan, kapali, kendi kendine yeten, degisime ihtiyac duymayan, kendini asmak zorunda olmayan "huzurlu" bir toplum olduk..Kalamis'larda tatli huzurlar arayip durduk..El oglu Ay'a cikti bu arada..Neyse olayi Oz-Corumlular Kahvehanesi geyigine cevirmeyelim..Demek istedigim su: Eger Osmanli'nin yuzlerce yil huzurlu, sinif celiskisi olmayan sistemnin kendi ic dinamikleri olmayan bir toplum yarattigini kabul ediyorsak -ki bilimin-sanatin olmamasi da buna baglanabilir (bu saptamaya itiraz edilebilir mi bilemiyorum ), bu Osmanli tarzinin sehirlerde olmasa bile tasra'da 70 yillik cumhuriyet donemiyle asilamayacagini varsaymamiz gerekir..Ayni sekilde ucube "kapitalist" sistemimizin de tarimdaki korumaci mentaliteden farkli olamayacagini kabul etmemiz gerekir..Nasil tasra da tarlalar arpalik-timar olarak dagiltiliyor idiyse, sanayimizdeki meslekler-memuriyetler de iktidari destekleyenlerin arpaligi olarak yapilandi.. Sosyalistligi isci sinifi "terim"i olarak algilayan sol'umuz da her "isci" gordugu yerde devrimci bir potansiyel gordu..Ama orda belki de arkaik timarli sipahiler ya da yeniceriler sozkonusuydu..Arpaliklarina dokunulmadigi surece padisahla surtusmeleri yoktu..Simdi de yok.. SEKA iscilerine post-modern yeniceriler olarak bakilabilir.. AB konusunda evet tavri alanlarin "turkiye'nin kendi dinamikleriyle kendini asmadigi" saptamasina karsi gecenlerde Birgun Forum sayfasinda "sanli" sinifsal mucadele tarihimizden ornekler verilerek itiraz edildi..(Meger Fransa'dan' Rusya'dan, Latin Amerika'dan da koklu bir mucadele tarihimiz varmis da haberimiz yokmus )..Hayir ben israrla bu itiraza itiraz ediyorum..Kesinlikle "Turkiye'nin kendi dinamikleriyle kendini asamadigi" bir olgudur..Itiraz eden gitsin Turkiye tarihi okusun..Ya da marx'in yukardaki alintisi uzerinde dusunebilirler..Serbest Ticaret olmadan eski sistemler yikilamaz..Eski sistemi yikan kapitalizmdir..Bir toplumun kendi dinamiklerini yaratan ve yuzlerce yillik feodal uykusundan uyandiran da kapitalizmdir..Oyleyse "bir ulkede kapitalizm az gelismistir" saptamasini yapabiliyorsak (ki sanirim buna kimse itiraz edemez ), marxist tarih anlayisi bu saptamanin zorunlu cikarimi olarak "o ulkenin kendi kendini asacak dinamikleri de yoktur" saptamasini da yapmayi gerektirir..Binyili bulan feodal sistemden cikisi yapan kapitalizmdir..Bizim ulkemizde yasanan da ulkeye kapitalizmin gec girisinin sonucudur..Tam anlamiyla kapitalist olusumuzun tarihi belki de en fazla Ozal'a dayandirilabilir.. Ulkemizin sinifsal gelisiminin anakronik yapisi, kapitalistik sinifsal celiski eksikligini de getirmistir.. Sonuc olarak ben, yukarda alintiladigim Marx"in pasajinin paralelinde, eski korumaci sistemin devamina karsi olarak, sinif celiskilerini arttiracak bir surec olarak "kapitalist kampa entegre" olmaya EVET diyorum.. Oh be itiraf edince rahatladim..Batinin birkac yuzyil once yasadigi eski sistemden cikis surecini biz AB ile yeni yasiyoruz.. Timarli Sipahilere karsi ben kapitalist kampa entegre olmak istiyorum arkadas.. Ve itiraf ediyorum ben Tanzimat Aydin'iniyim..600 yildan sonra su ulkede sinif celiskileri anlaminda yaprak kimlidasin yahu..Arpalik sahibi Yenicerileri de devrimci ozne olarak gormekten vazgecelim..Kapitalist sistemi sorgulamadan yasayan oyunun kurallarina da uyacak arkadas.. Daha yazacagim cok sey var da, tematik devam edeyim..Bir sonraki mesajda timarli sipahileri proleterya sanan sosyalist mentalitemize karsi "cokluk"u cikaracagim.. Sevgiler.. |
|
Son Düzenleme: 24 Oca 2008 05:39 Düzenleyen onder.
|
Re: [OzgurlukcuSol] Kati Olan Herseyi Buharlastiri 24 Oca 2008 05:43 #112
|
Umut İleri Sevgili Önder "Baylar,sanmayınız ki ticaret serbestisini eleştirirken himayecilik sistemini savunmak gibi bir niyet taşıyoruz...Genel olarak,serbest ticaret sisteminin yıkıcı olmasına karşılık,günümüzün himayeci sistemide tutucudur.Serbest ticaret sistemi,eski ulusları parçalar ve burjuvazi ile proleterya arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı uç noktasına iter.Tek sözcükle,serbest ticaret sistemi toplumsal devrimi hızlandırır.İşte yanlızca bu devrimci anlamıyladır ki,baylar ben serbest ticaretten yanayım"(Karl Marks -Felsefenin Sefaleti ) AB, küreselleşen kapitalizmin nesnelliğinin avrupa kıtasındaki somutlanışından öte bir şey değil.Sermayenin,böyle bir birliğe doğru yönelmesi,kapitalizmin küresel özünün, ona dayattığı nesnel bir süreç.AB ye böyle baktığımızda,her şey daha net görünüyor. Küreselleşen kapitalizmin,insanlar üzerindeki sömürüyü,eskisine nazaran nasıl arttırdığını,onu yaşamın her alanına yaydığını,halkları yıkıma götürdüğünü,görüyor ve onun bu yönünü ,kitlelerin önünde teşhir ediyoruz.Ama bu teşhir etme,bu nesnel süreci yadsıma,bu sürece ulus devletleri temel alarak direnme anlamına gelmiyor. Çözüm ne Küreselleşmedir nede AB! Çözüm,içinde yaşadığımız çağa ve insanlığa aykırı olan KAPİTALİZMİN tüm dünya üzerinde,ortadan kaldırılmasıdır. Komünistlerin görevi,Marksizmin ışığında kapitalizmin işleyiş yasalarını anlamak,onun kendi mezarını kazmasını hızlandıracak,nesnellik sonucu ortaya çıkan eğilimlerinden yararlanmaktır. İşte KÜRESELLEŞME ve AB yi bu bakışla değerlendirmeliyiz. İşte bu nedenle Sevgili Önder,yukardaki alıntı Mehmet Altan nın olabilirmi diye sormak bile son derece yanlıştır. Çünkü Mehmet Altan,Kapitalizmin yıkıcılığını kabul etmez! Çünkü Mehmet Altan,Kapitalizmi içinde yaşadığımız çağa ve insanlığa aykırı görmez! Bu nedenlede,Mehmet Altanın Kapitalizmi tüm dünya üzerinden kaldırmak gibi bir sorunu yoktur. Dostçakal umut |
|
|
Re:(H.B.Kahraman) Kati Olan Herseyi Buharlastirici 24 Oca 2008 05:48 #113
|
Iyi tesaduf.tartısılan konuya denk dusen bir yazi..H.B.Kahraman'dan..
Sagolsun Hasan bey benim anlatmaya calistigim seyi cok daha iyi dile getirmis.. " Türkiye'de muhalefet, baştan beri, çok özel bazı dinamiklere sahiptir. Ya da onlardan yoksundur. Çünkü, Türkiye'de muhalefet, COK GORULUR BIR BICIMDE SINIF TEMELINDE, TOPLUMSAL CELISKILER ETRAFINDA OLUSMAMISTIR.. Batı'da olduğu üzere, Türkiye'de merkeze (bu merkez, devlet, dinsel kurumlar, kısacası hegemonik iktidar odağı kimse odur) dönük 'tarihsel' bir muhalefet söz konusu olmamıştır. ORNEGIN BURJUVAZININ DAHA SONRA SIVIL TOPLUM BILINCINI VE KURUMLARINI OLUSTURACAK SEKILDE , BATI'DA TABII, SURDURDUGU MUHALEFET GELENEGI BIZDE SEKILLENMEMEMISTIR.." www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=144245 O yuzdendir ki SEKA iscilerini olayinda bir sinifsal hareketi potansiyeli gormek yaniltici olabilir.. |
|
Son Düzenleme: 24 Oca 2008 05:49 Düzenleyen onder.
|
Re: [OzgurlukcuSol] Kati Olan Herseyi Buharlastiri 24 Oca 2008 05:50 #114
|
Sevgili Umut,
Asagidaki cozumlemene tamamen katiliyorum..Benim de tam olarak anlatmaya calistigim buydu.. Konuya Osmanli mirasimiz isiginda bakiyorum..Bu anlamda da Turkiye'nin sorunun oncelikle arkaik toplumsal yapilardan kurtulmak oldugunu dusunuyorum..O yuzden toplumsal genlerimize islemis reflekslerimizden kurtulabilmek oncelikli hedef olmalidir..Marx'in belirttigi anlamda serbest ticaretin boyle bir yonu vardir..Ab'ye daha girmeden yapilan duzenlemeler sayesinde sol mucadeleyle onyillarca edinemeyecegimiz onemli yasal duzenlemeler yapilmistir..Geleneksel yapimiz icinde yuzlerce yil gecse dahi sosyalist bir toplumun yeserecegi kosullari yaratamayiz..Dunyayla entegre olmus bir Turkiye en azindan potansiyel olarak geleneksel toplumumuzdan cok daha yakindir sosyalizme.. Elbetteki kapitalizme karsiyiz..Ama bu karsitlik refleksel bir karstilik olmamalidir..Hicbir analitik cozumleme yapmadan yasanan konjuktur icinde "kapitalizm icin ne kotuyse halk icin o iyidir" gibi bir duz bir mantik yurutuyoruz cogunlukla..Ama kapitalizm icin donemsel olarak iyi olan birsey gelecekte kotu olabilir..Ornegin post-modern donemdeki kapitalizm 19.yuzyildaki kapitalizme oranla luks maddelerin tuketimine cok daha fazla dayanmaktadir..Kitlesel olarak daha yuksek bir entellektuel duzey gerektiren metalar uretmektedir..Bu metalarin pazarda rahatca dolasimi belli bir "ozgurluk" ( tirnaga dikkat..icerigi saptirilmis bir ozgurluk elbette sozkonusu olan ) duzeyini gerektirir..Baskici bir toplumda kapitalizm serpilemez..Kara gozlerinin hatrina degil kendi carklarinin islemesi icin kitleleri "ozgurlestirmek" zorundadir..Negri"nin Imparatorluk'ta isledigi "ickinlik" mantigi budur..Bu mantik kapitalizmin temel celiskisinin uretim alanindan kultur alanina kaydigina vurgu yapar ama ayni temel 'kendi mezarini kazma' dinamigi yururluktedir..Urettigi mallarin arti-deger yaratabilmesi icin "ozgur" bireyler gerekir..Ozgur bireyler de mezar kazicidir..Bugunun Turkiyesi kim ne derse desin 80'lerin Turkiyesinden cok daha ileridedir..Uzucu olan solcular olarak bu iyilesmede cok az etkimizin olmasi... Kendi yapisal zorunluluklari geregi kapitalistler gunluk dusunmek zorundadir..Vahsi rekabet kosullarinda kapitalist uzun vadeli projeksiyonlar yapamaz..Ama sosyalistler yapmak durumundadir. Kapitalizmin donemsel cikarlara dayanan celiskili yapisina dayanarak gelecegi kurgular..Bu yuzden neyin sistemi yeniden urettigi neyin son tahlilde kapitalizmin mezarini kazacaginin muhasebesini iyi yapmak gerekir..Ben sendikalizme cok soguk bakiyorum..Sinif bilinci gelistirmektense gorece refah duzeyini arttirak sistemi emekciler arasinda yasatabiliyor.. Soguk ve anti-humanist bir yaklasim olsa da, kitlelerin kapitalist sistem icinde refah duzeyini arttirmayi degil, bu sistem icinde kurtulusun olmadiginin anlasilmasini saglamayi gerektirir..Bu da kacinilmaz olarak genis kitlelerin yoksullasmasini gerektirir...Prangalarindan baska kaybedecek birseyinin olmamasi budur.. Neyse konu uzun..Meramimi ikinci yazimda isleyecegim kimlik/toplumsal fail konusundaki dusuncelerimi aciklayinca daha iyi ifade edebilecegimi umuyorum.. |
|
|
Re: [OzgurlukcuSol] Kati Olan Herseyi Buharlastiri 24 Oca 2008 05:53 #115
|
Umut İleri Sevgili Önder Marks tan yaptığın alıntıya koşut bir alıntıda Lenin den.Yusuf Zamir in "Ya Sosyalizm Ya Barbarlık"adlı kitabından aşağıya aktarıyorum. "Eğer sosyal demokratlar işçilere,kapitalizmin gelişmesi yoluyla ulaşılmayan,kapitalizmin gelişmesinin dışında,bir yerde kurtuluş var deselerdi,bu saçma sapan bir romantik zırıltı olurdu.Biz öyle demiyoruz.Biz işçilere,sermaye sizin kanınızı içer...ve siz onu devrinceye kadar kanınızı içmeye devam edecektir diyoruz.Gerçek budur.Şunuda eklemeyi unutmuyoruz:Kapitalizmin büyümesi yolunun dışında kapitalizme karşı zaferin garantisi yoktur... Sömürgecilik siyasetine ve uluslararası talana karşı proleteryayı örgütleme yoluyla,proleter savaşım özgürlüğünü savunma yoluyla direniş,kapitalizmin gelişmesini geciktirmez.,fakat onu,kapitalizmin daha uygar ve daha yüksek teknolojik yöntemlerine başvurmaya zorlayarak hızlandırır.Kapitalizm var,kapitalizm var.Kara yüzlerin,Oktaobristlerin kapitalizmi var,Narodniklerin kapitalizmi var.Kapitalizmin aç gözlülüğünü ve gaddarlığını işçilere ne kadar çok teşhir edersek,birinci türden kapitalizmin israrı o kadar zorlaşacak ve ikinci türden kapitalizme geçme mecburiyeti o kadar güvencede olacaktır.Ve bu tamda bizim işimize gelir,proleteryanın işine gelir" V I LENIN "Maksim Gorkiye Mektup" 3 Ocak 1911,Toplu Yapıtlar(İng) c.34, s.438-439 Dostçakal umut |
|
|
Re:Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak AB 24 Oca 2008 05:56 #116
|
Mehmet Özgür Kimin nesnelliği? ya da nereye kadar nesnellik? mesela uzakdoğu'da ter atölyelerinde günde 1 dolardan az çalışanlar, chiapas'da hala yerlitakılanlar, brezilya'da, kore'de, fransa'da son moda teknolojik ultra digital gen teknolojilerine karşı duran köylüler, hindistanlı evemeğiyle geçinen kadınlar, özellikle (dünyada ve türkiyede daha önce olduğu gibi) yatırım yapılmayan, makineleri buna rağmen özelsektörden ileri olan sekada kendilerini kapatanlar ... nesnellik onlar için nedir? ya da cidden onların başlarını eğmelerini gerektiren bir nesnellik var mı? Hele seka'da ortaya çıkan mücadeleyi, ulusalcıların istediği düzlemde ele almak, tam istedikleri nokta olsa gerek. Onlar da insanın haksızlık karşısında devlet baba dışında bir yer araması için "kaldıraç" görevi görebilecek demokratik yasal düzenlemelerle ile, ekonomik yıkım getirecek neoliberal politikaları aynı cevherden yapılmış göstermekteler. Oysa ab tek başına egemenlerin bir derdi olarak ortaya çıkmadı, tam tersine aşağıdan gelen popüler/popülist mücadelelere bir cevap olarak oluşmadı mı? son 10 yılda kürt hareketi, islamcı hareket söylemleriyle olmasa bile, temsil ettikleri taban, arzu olmasa bu kadar yakıcı hale gelebilir miydi ab konusu; tabii bu mücadeleler kendi kısıtlılıklarına ulaştılar, bir şekilde kendilerini geleneksel egemenlerle ayırmak isteyen, kendi güvenini kazanan yeni egemenlerin yolunu açtı. Bu hikayenin tarihinde daha eskiye gidersek de arpalık diye suçlanan dönemin bütün dünyada refah devleti çağı olduğu gözönüne alındığında bize özgü görüngü olmaktan öte olduğu anlaşılacaktır. ha buradan tarihi yatay şekilde düzleştirdiğim sanılmasın, sadece liberalmarksistlerin hep bu ülkeye özgü gördüklerinin küresel olduğunu söylüyorum. (bu konuda korkut boratav'ın express dergisindeki röportajı olayı yeterince özetliyor) Bu anlamda "şu an" olan da aslında "arpalıkları" elden gidenlerin bağırışı değil, uluslarası kapitalizmin(otoriter rejimlerle sorunu olmayan) küresel düzeyde uyguladığı bir iş yapma tarzı. ilerleyen dönemde kapitalizmin "nesnelliğine" uygun olarak toprağından koparılacak ve "en sonunda bizim de batılılar gibi" sosyal patlamalarımızı oluşturacak köylülerimiz için de aynı konuları tartışacağız. Evet sol belki burada küresel stratejiye uygun bir cevap oluşturamıyor belki buna çözüm de liberallerin kelime dağarcığı da değil. Bugün chavezle, mst ile, zapatistalarla, g.koreli balıkçıların yeni nesnellikler oluşuyor. Hepsi de yaşamsal, somut konulardan yola çıkıp, başka bir iddianın peşine takılma becerisini göstermiş hareketler, bu anlamda Ahmet Çakmak'ın önerisi de oyunu kurallarına göre oynayından çok, yeni bir iddianın ilk aşaması olarak okunmalı bence. yurtdışında, mondragon işletmesi gibi belki de... İşin doğasında da bu yok mu, sosyalistlerin çoğu zaman beğenmediği "icat"lar bir anda hiç beklemedikleri bir görünüşe kavuşabilmekte.(lenin'in sovyetler hakkında ilk düşünceleri örneğin) ama bunun için tam da "nesnellik"i yeniden sorgulamak/sorgulatabilmek lazım. Bunu mücadeleleriyle sorgulayanlara dayanışma ve destek dışında bir yeni bir açılıma imkan sağlayacak yol yok. bu mücadeleyi de "kalantor işçi" efsanesi gibi insanların "yapabilme kudretini" sakatlayan ve tam da aslında devlet babanın alıştırdığı ataleti tekrar kuran bir söylemden çok, insanlara bunun meşru bir talep olduğunu, örgütlenmenin önemli olduğunu, bunun küresel bir durum olduğunu v.b. gösteren bir söylem bizi neoliberal ve ulusalcı temeldeki egemen ayrışmanın dışına çıkartma imkanı sağlayacaktır gibi geliyor. Belki bu eylem de paşabahçe gibi yenilecektir, yine de Yeniden bir "kapitale karşı devrim" olasılığını unutmamak gerek, beş aşamalı gelişim teorilerine karşı. not: yazıyı fazlasıyla genelledim, bu yüzden bazı konulara cevap yazamadım, çünkü çoğu güncelden öte, tarih ve bilgi felsefsiyle alakalı konular, fazlasıyla uzatmamak için girmedim. Fakat çoğu zaman ortaya çıkan basbayağı ekonomik determinizmden ötesi değil. (okumadım, dolaylı bilgilerime dayanarak, hata yapabilirim) imparatorlukta geçen dikkate değer mücadelelerden hangisi (los angeles ayaklanması, chiapas ...) hangisi seka işçilerine uygulanan kriterlere uyuyor? |
|
|
Re:Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak ABya da 24 Oca 2008 05:57 #117
|
Valla bunun tek adı; vardir: Yillarin "gosizm" dedikleri sey ya da ogrenci
radikalizmi..Sag'in kadim "vatan millet sakarya" edebiyatinin sola tekabul eden turevi..ABD'de de cizgi filmlerde bile (simpson, south park) islenen cocuklari icin deli olan bir anne tiplemesi vardir..Durup durup en alakasiz yerlerde "Ama cocuklar ne olacak- But What about the children ) turu tepki gosterirler..Ya da Hegel'den bir tipoloji vardir..Guzel Ruh..Kendisinin olmayan sorunlari ustlenir onlar icin uzulur ama uzulmekten baska birsey yapmaz/yapamaz..Ama tinerci cocuklarin hali noolacak, ya da evlenemeyen genclerimiz icin toplu dugunler yapalim turu duyarlilik gosterirler.. Simdi sormak lazim benim o yazdigim yazidan butun yoksullarin cani cehenneme turu bir anlam cikar mi? Benim sorunum SEKA iscilerinin mucadelesinin kendisiyle degil..Benim derdim SEKA iscilerinin davasiyla solcularin ilsikisine yonelik..Senin o saydigin farkli muhalefet odaklarinin hicbirinin "solcularin" akillarina, hocaligina ihtiyac duyduklarini sanmiyorum..Zapatistalarin bir takim sehir solcularinin kendi borazanligini yapmasina hele hic mi hic ihtiyac duydugunu da sanmiyorum.. Benim derdim SEKA iscilerinin ya da bir baska toplumsal muhalefetin odaginin kendisiyle degil..Hicbir kimligin problemine disaridan mudahil olunamaz..SEKA iscilerinin yasadiklari nedir, talepleri nedir, nasil bir dunya istiyorlar ne sen bilebilirsin ne ben bilebilirim..Ayri bir varolustur o..Senin benim bambaska bir varolus icerisinden romantik dayanisma retoriklerin ne onlara ne bizlere katkisi vardir..Insanlar ancak kendi varoluslarinin kendi ozsel problemlerinin cozumune yonelir..Marx'in dedigi gibi insanlar cozebilecekleri problemleri onune koyar..Solcularin su haliyle SEKA iscilerinin problemini onlerine koymasi marx'in bu ilkesine aykiridir..SEKA olayinin icerigi, potansiyeli her ne ise bunu aciga cikarmak bir takim memur solcularin isi degildir..Bunun gibi onlarca deneyim yasandi..Her birinde de solcular ayni tuluati tekrarladi..Turkiye'de insanlar kendi problemlerini kendileri sahiplenmye basladigi zaman koreli balikcilar, topraksizlar, chiapas gibi hareketler aciga cikacaktir..Bu tur hareketlerin de solcularin hamiligine ihtiyaci yoktur..Zaten sol'un yasanan krizi de bu degil mi? Farkli Toplumsal kimlikler birebir kendi yasamlarindan cikan sorunlari birilerinin hocaligina ihtiyac duymadan yukseltiyor..Artik bir lider kadronun kapsayici teorilerini onculugune ihtiyac duymuyorlar..Yasam kendi yolunu buluyor..Iste bu yuzdendir ki farkli kimliklerin artik kendilerine ihtiyac duymamasi yuzunden solcularin ayaginin altindaki zemin de kaydi..Eger SEKA iscileri herkes icin daha iyi bir dunya istiyorlarsa oturup bunun icin ne yapabileceklerini dusunecekler..Ahmet Cakmak'in yazisinin baska bir okumasi da bence yoktur..Ne diyor? Ne kadar cikmayacaksiniz o fabrikadan diyor..1 yil 2 yil 3 yil..Bunun anlami yok..Kimseye yaslanmayin o fabrikayi nasil uretken hale getirebileceginizi dusunun diyor..Sanli bir isci sinifi direnisi diye methiye duzmuyor.. Tekrar ediyorum benim derdim SEKA iscilerinin muhalefeti degil..Sol'un bu tur hareketlerle sorunlu iliskisi..Birakalim her hareket kendi yolunu bulmasini ogrensin..Bu arada solcular da ogrensin.. Ece'nin yazisinda oldugu gibi yoksullarin otesinde gelir duzeyi goreceli yuksek de olsa muhalif olan kesimler de vardir..Benim derdim nerde isci varsa supermen gibi oraya kosturup hocalik etmeye calismaktansa, solculugun kendi ozgun ozelliklerinden yeni bir kimlik/sinif cikarmaya calismaktir..Aslinda gercek hayatta boyle bir kimlik nesnel olarak halihazirda bu olusmusken teori duzeyinde ilkeselestirilemiyor.. Ben elalemin sorunlarini cozmeye kosan super ahlakli kahramanlar olmak yerine belli bir bilinclilige ulasmis insanlar olarak kendimiz nasil bir mucadele yukseltebilirizin cevabini aramaktir.. Tabi bu tur konulari hayata atilmamis hala ogrenci radikalizmini ve romantizmini yasayan insanlara anlatmak zor.. Ancak calisilip tuketme kapasitesi kazanildiginda kapitalist sistem icinde varolusun ne menem birsey oldugu anlasiliyor..Yoksullarin yardimina kosmaktan baska kendimizin de devasa sorunlarimiz oldugunu gorebiliyorsun..en az yoksullar kadar sistemden dislandigini goruyorsun.. Ama tabi bunlar butun dunyayi kurtarip, yeryuzunde tek bir yoksulluk, tek bir kotuluk birakmamayi, butun somurunun kokunu kazimayi hedefleyen ogrenciler icin fazla motive edici olamiyor..Ama hayatin gercegi budur..Kisacik hayat icinde binlerce yillik insan uygarliginda pekaz seyin degistigine tanik olunabilecegimi kabul edemiyor insan..Yeryuzundeki butun kotuluklere ve yoksulluklara karsi mucadele edebilecegini saniyor.. |
|
|
Re:Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak ABya da 24 Oca 2008 06:01 #118
|
Mehmet Özgür en başta kişisel vurgular için teşekkür etmek lazım. bilmeyenler de varsa daha rahat anlaşılsın ne olduğum; "öğrenciyim". dolayısıyla en başta "hazır olmayan" kimliklerden bir tane edinmişiz. başka bir email hesabından yazsaydım yazıyı heralde yazacak birşey kalmayacaktı, çünkü yazı ona göre kurgulanmış. eğer yazım tam okunursa bahsedilenin, kesinlikle akıl vermek, öncülük yaratmak vs... anlamı taşımadığı anlaşılacaktı oysa ki. (öğrenciliğim bilindiği kadar, bu yönümün hatırlanması da sanki daha yararlı olurdu) solun kurucu değerleri eşitlik-özgürlük-dayanışma'ya atıf vardı sadece. Bunun dışında hele verilen örnekler eğer gerçek durumları bilinirse bana cevaben yazılan yazıyı boşa çıkaracak. hadi en bilindik örnek zapatistaları örnek verelim(yoksa seattle sonrası her oluşum benim dayanışma tezimi karşılıyor). bilindiği üzere 90ların ortalarında isyan eden zapatistaları, çoğu araştırmacının da söylediği gibi geleneksel gerilla hareketlerinden farkı: iletişim teknolojilerini etkin kullanmaları bu sayede uluslararası destek ve meksika hükümeti üzerinde baskı yaratılması. bunu zaten zapatistaların bir nevi öndünya sosyal forumu denebilecek "neoliberalizme karşı galaksilerarası toplantısı"nın metinlerinde de görebiliriz. marcos'un şairane metinleri internet üzerinden hızla çoğaltılmasa, chiapas hakkında avrupalarda destek grupları oluşturulmasa; bugün yenisolcu nesle umut veren zapatist efsanesinden ne kadar bahsedilebilecektik. bu aslında geleneksel kültürlerde de baskın olan ama kapitalizm sayesinde bastırılan diğerkamlık kavramından öte bir şey değil. başkasının acısını, mücadelesini "meşru görerek"-akıl vererek değil-, kendi alanından destek sunmak. bunu çok daha fazla kullanan bir şekilde başarı sağlayan uluslarası af örgütü için de verebilirdim. bu tür yeni örneklere de ihtiyaç yoktu aslında, uluslarası kampanyalar solun tarihinin açık yollarındandır. dayanışma kavramı zaten türkçe dilbilgisi gereği karşılıklı anlamını verir ve temelinde birden fazla varlık varsayar. bu varlıklar eşitsiz gelişen bir dünya üzerinde hayat buluyorlar, farklı deneyimleri içeriyorlar, yalıtık halde durmadıkları gibi, her an, her dakika birbiriyle kesişiyorlar. dolayısıyla bunları tam da politik liberal vizyon gereği, yani biribirine değmeyen ve kollanan cemaatçilik sorunsalı içinden çıkaramayız. hele bir de kimse kimsenin derdinden anlamaza bağlanan söylem ise bambaşka sorunlar taşıyor. marx'dan verilen örnekler onun babasını, engelsin fabrikasını da yazsaydı keşke. hayat hakkındaki dersler , keşke bazılarının bazı şeylere daha kolay ulaşabildiği, bazılarının vicdanının kendilerinden taştığını da içerseydi. örneğin heralde öncülük derdi en son olabilecek filozoflardan olabilecek foucault'nun cezaevleri izleme örgütü de fkp'nin bir seksiyonu değildi heralde. leninist öncülük için ise mücadele dertleşmek değil, mücadeleyi tahrik edecek kendi normlarını uygulamaktır, eğer uymuyorsa zaten o "mücadele" anti-x değildir, ölmeye mahkumdur. türkiye'de yaygınlaşmamış demokratik mücadele kültürü ise dayanışma yüzünden değil, dayanışma yapmaması yüzünden ilerlemektedir. 25 senelik kürt mücadelesi bunun en açık örneğidir; kendini varlık olarak koyamayan türkiye solu ya kürt hareketi içerisinde erimiş, ya da ona karşı faşist bir tutum almıştır. dolayısıyla çoğu zaman onun yalıtılmasını, kendi içine dönmesini hızlandıran etken olmuştur. bunun dışında bana karşı kurulan retoriklerle, bana "verilen akıl" arasındaki çelişkiyi ise okuyanlar görecektir. biribirinden yalıtılmış mücadeleler yerine, sürekli karşılaşan, ortaklaşan, yeniden bozuşan bir mücadele benim bahsettiğim. karşılaşmak için de evden çıkmak lazım... selamlar sevgiler |
|
|
Re:Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak ABya da 24 Oca 2008 06:04 #119
|
Ilk cevabinda anlamaya yonuk bir caba olmadan insani ortuk bir sekilde
lberallikle suclamana duyulan kizginlikla 'isyerinde' yazdigim cevaptan hosnut olmadim..Bir de zaman sorunu olmadan deneyelim.. ************* Bu hikayenin tarihinde daha eskiye gidersek de arpalık diye suçlanan dönemin bütün dünyada refah devleti çağı olduğu gözönüne alındığında bize özgü görüngü olmaktan öte olduğu anlaşılacaktır. ************** Tarihci degilim..Ama Osmanlinin sosyo-ekonomisinin Avrupa'nin feodalizminden farkli oldugu populer bir genel kultur bilgisi duzeyindedir. Bu farka isaret eden kimi kavramlar: Asya Tipi Uretim Tarzi (ATUT), savasci gocmen kabilelere ozgu Askeri Demokrasi hemen ilke akla gelenler..Mogol kabileleri at ustunde toplanir, yeni sefer icin "lideri" o anda secerler..Iyi yagma yapamazsa indirilir..Osmanli'da benim bildigim kadariyla babadan ogula gecen asalet kavrami yoktur..Dolayisiyla toprak da sahsa kendi yasam sinirlari boyunca verilir..Ogluna gececeginin garantisi yoktur..Ta araplarda kole asker anlamina gelen "Memluk"lerden Yeniceri ocagina kadar devam eden devsirme parali asker kurumu sadakate dayanmaz..bir tur meslek olarak icra edilir..ya da osmanli'da yenicerilik bir tur esnaflik gibidir..(gibisi galiba fazla oldu..baris zamaninda yenicerilerin zanaatkarlik yaptigini okumustum..Neyse konumuz tarih degil..Anlatmaya calistigim Osmanli'da uretim tarzi devlet memurlarinin guclerini pekistirmek icin kullandiklari bir tur rusvettir..Monark mutlak hakim ve butun topraklarin sahibidir..Avrupa'daki gibi gorece bagimsiz ve burjuvanin serpildigi kapali sehirler Osmanli'da yoktur..(burjuvazinin sehirli anlamina geldigini hatirlatmaya bilmem gerek var mi)..Burdan ta Yunan Sehir devletlerine kadar gidebiliriz..Sonucta bati'nin ve Osmanli'nin uretim tarzlari farkli yollar izlemistir..Mesele su: Bu farkli gelisim cizgileri gunumuzde yasadigimiz sureclere ne kadar etki ediyor..Ben bunu sorguluyorum..Kanimca da bu farkli gelisim cizgileri farkli "direnis" tarzlari da cikarmistir..Dunyanin baska bir cografyasinda "kazan kaldirmak" turu bir isyan tarzi var mi bilmiyorum..Kazan kaldirma Turkiye'ye ozgu ise, neyin tipik kazan kaldirma, neyin sinifsal mucadele oldugunun ayrimin iyi yapmak gerekir.. ************* Evet sol belki burada küresel stratejiye uygun bir cevap oluşturamıyor belki buna çözüm de liberallerin kelime dağarcığı da değil. Bugün chavezle, mst ile, zapatistalarla, g.koreli balıkçıların yeni nesnellikler oluşuyor. Hepsi de yaşamsal, somut konulardan yola çıkıp, başka bir iddianın peşine takılma becerisini göstermiş hareketler, bu anlamda Ahmet Çakmak'ın önerisi de oyunu kurallarına göre oynayından çok, yeni bir iddianın ilk aşaması olarak okunmalı bence. ************** Nah iste bu satirinin da yazilanlari anlamaya calismakta ne kadar az emek gosterdiginin kanitidir..A.Cakmak'in yazisini "oyunu kurallarina gore oynayin" seklinde okuyor falan degilim..Eger sistemle ideolojik hicbir celiskin yoksa o zaman kurallarina uyacaksin seklinde okudugumu OZELLIKLE belirtim de. "Ya bu sistem aslinda komunizmden daha iyi" deyip sosyalist partilere hurmet etmeyip duzen partilerine oy veriyorsan onun kurallarina uymama hakkin yok dedim..Benim okumam budur...Turkiye'de "isci sinifi" hareketinin duzenle ideolojik bir celiskisi oldugunu hic sanmiyorum.. Farkli dunya cografyalarindan verdigin orneklerle SEKA "direnisini" ayni kefeye koymakta o hareketlere buyuk bir haksizlik sozkonusudur..Bir chiapas'da bir topraksizlar hareketinde sistemin tamamen disina atilmis insanlarin can havliyle kendi baslarinin caresine bakma zorunlulugu vardir..Ben SEKA'da bunu goremiyorum..Benim gordugum fabrikamizi kapamayin, duzen icinde kredi kartlarimiz koruyalim mentalitesi vardir..SEKA ve diger Turkiye isci sinifi hareketlerinin sistemde yerlerinin olmadigini anlamadan ve "can havliyle" birbirlerine sarilmasini ogrenmeden o bahsettigin hareketlerdeki ozgunlugu yakalayabilecegini sanmiyorum... ************** sosyalistlerin çoğu zaman beğenmediği "icat"lar bir anda hiç beklemedikleri bir görünüşe kavuşabilmekte.(lenin'in sovyetler hakkında ilk düşünceleri örneğin) ama bunun için tam da "nesnellik"i yeniden sorgulamak/sorgulatabilmek lazım. Bunu mücadeleleriyle sorgulayanlara dayanışma ve destek dışında bir yeni bir açılıma imkan sağlayacak yol yok. **************** Iyi guzel bir sablon..Kullanilan terimlerin somut icerikleri olsa mukemmel bir formulasyon..Lakin burdaki "dayanisma" ve "destek" bos-gosterenlerdir..Zaten zurnanin zirt dedigi ve benim de sorunsallastirdigim konu bu..Empatisiz okumanin bir baska kaniti..Inanilmaz bir ikinci kanit da ayni konuda ikinci yazinda geliyor..( "türkiye'de yaygınlaşmamış demokratik mücadele kültürü ise dayanışma yüzünden değil, dayanışma yapmaması yüzünden ilerleme(ME??)ktedir.) Olayi felsefedeki sentetik, analitik onerme karsitligiyla almayi deneyeyim.. "Ucgen uc koseli geometrik sekildir" demek sentetik degil analitiktir..Yani yeni bir bilgi sunmaz..Tanim zaten kavram da iceriliyordur..Benzer sekilde "Bunu mücadeleleriyle sorgulayanlara dayanışma ve destek dışında bir yeni bir açılıma imkan sağlayacak yol yok." demek de zerre kadar yeni bir olgu ileri surmuyor.."Dayanisma ve destek"e karsiyim mi diyorum ben?????????..Ne kadar uzaklarda dolastiginin kaniti..Dayanisma yerine yeni birsey icat edelim diyen yok..Al 1000 tane solcu topla hepsine sor, tumu de "Ha tabii dayanisma olmazsa olmaz kosuldur" der..Iyi de dayanisma ne menem birsey..Cok genellesen bir kavram artik birsey gostermez olur..Dayanisma, direnis, proleterya vs. kadim solcu retorik artik bu tur gosterilensiz bos-gosterenlerden olusan yuzer-gezer bir soylemdir..Zaten mesele de bizzat bu..Dayanisma, Destek..Iyi hos..Da tam olarak nedir bu dayanisma? Al buyur tanimini yap, HODRI MEYDAN..(Herhalde gidip bir iki slogan atmayi kastetmiyorsun ).. Ben dayanisma terimini degil icerigini sorunsallastiriyorum..Gozden kacirdigin da bu.. *********** Fakat çoğu zaman ortaya çıkan basbayağı ekonomik determinizmden ötesi değil. (okumadım, dolaylı bilgilerime dayanarak, hata yapabilirim) imparatorlukta geçen dikkate değer mücadelelerden hangisi (los angeles ayaklanması, chiapas ...) hangisi seka işçilerine uygulanan kriterlere uyuyor ************ Burda da ben yazarken neyi teoriye gore anlattigimi neyi kendi dusuncem olarak ileri surdugumu takip edemedigini anliyorum..Herhalde benim klasik marxismin birebir takipcisi olmadigimi simdiye kadar anlamis olman gerekir.. Ben kendim ekonomik determinizmi savunuyor degilim..Senin bu izlenimi edindigin yerlerde muhtemelen klasik marxismin agzindan konusuyorumdur..Eger hatirlarsan defalarca mucadelenin ekonomik alanla sinirli kalmamasi, kulturel alanda da verilmesi gerektigini soyledim.. Ekonomik determinizmle konusan ben degilim..Her SEKA benzeri "direnis"te iscilerle dayanismaya kosan solcular ekonomik determinizmi benimser..Cunku bu determinist bakis acisina gore sadece fabrikada sadece isciler arasinda direnis olur ve sadece onlarla dayanisilir..Cunku bu bakis acisi "bilinc"in ortaya ciktigi yegane alan olarak ekonomik iliskileri gorur..Ben "bilinc" salt ekonomik sureclerle olusmaz diyorum..Daha onceki yazilarima gitmene gerek yok, cevapladigin yazimi bile okusan ekonomist determinist yaklasimlara karsi onlarca satir bulursun..Hatta yazinin temel esin kaynagi bu bakis acisini elestirmektir.. SEKA iscileriyle "dayanisma"yi elestirmem determinist bir bakisin zorunlu sonucunun ne olacagini ortaya cikarmakla degil, isci sinifi ve fabrika eksenli mucadele anlayisinin yaninda digerlerinin de arastirilmasi talebiyle ilgilidir..Sapla samani, ya da nedenle sonucu karistirmaya pekaz daha iyi ornek bulunabilirdi dogrusu..Ne kadar ironik...tam da yazimin cikis noktasi olan elestiri bana yoneltiliyor..SEKA iscileriyle "dayanismak" deterministik tarih algilayisidir..Ben de bunu elestirmeye koyuldum.. Direnisin-mucadelenin asli ogesi "bilinctir"..Bilinc bir kez olusmussa nerde olustugu onemli degildir..Los Angeles ayaklanmasi, Seattle, Chipas ya da Negri'de adi gecen diger ayaklanmalari kapitalist gelisim yasalarina uygun veya teorinin dedigine birebir uyan "ideal" mucadeleler olarak sunan yok..Kapitalizmin zorunlu yasalari ekonomik alt-yapida bu tur ayaklanmalar yaratacaktir diyen de yok..Kapitalizmin toplumun gunluk hayatinda yarattigi yarilmalar, catlamalar, bu tur patlamalar yaratacak bilincleri olusturacaktir diyen var..Ikisi ayni gibi duruyor..Farki soyle betimleyelim: SEKA turu direnislerde bilinc zorunlu asli urun olarak cikacak diye gorulur..Yani ekonomik pozisyon ile bilinc arasinda bilimsel yasalarla belirlenen zorunlu/determinist/yapisal bir iliski vardir..Buna ortodoksi diyoruz.. Los Angeles, Seattle, Chiapas, Topraksizlar gibi hareketlerde ortak nokta bilincin ekonomik sureclerden asiri dolayimlanmis sekilde cikiyor olmasidir..Baska bir deyisle yan urundur..Yani overdetermination/ustbelirlenim dedikleri sey..Isin bu nedenselligi.. Asil ayrim sonucta cikiyor..SEKA "direnis"inde bilinc yoktur..Ama arkadan gelecegi varsayilir..Gelmek zorundadir cunku onlar isci.. Diger hareketler ortaya ciktiginda ise, hali hazirda olusmus bir bilinc zaten vardir..Dolayisiyla buyuk ayrim ortaya cikiyor: birinde sistem icinde yer bulamayan insanlarin son derece derinlere yerlesmis, kalici bir bilinc vardir..Tum bu hareketlere belli olculerde bir "kimlik" varolusu eslik eder..Sol hareketlerde eksik olan da budur..Kimlik hareketleri ekonomik belirlenimlere gore ilerleyen hareketlerden daha kalicidir, cunku bunlar degistirilmesi mumkun olmayan varolussal ozelliklerle eklemlenmistir..Bir zencinin beyaz olmasi mumkun degildir..Bir escinsel tercihini degistiremez..Bir chipas yerlisi bunu degistiremez..Ama bir isci ekonomik talepleri karsilandigi zaman susar.. Sanirim simdi SEKA iscilerine uyguladigimiz kriterlerin ekonomik determinizmin degil bilinc kriterleri oldugunun ortaya cikmis olmasi gerekiyor.. Hareketleri olusturan ortak bilinctir..Bilincin olusum surecleri deterministik degildir..ERGO, sistem karsiti olusmus bilinclerle ne yapilabilecegine bakmak lazim..SEKA iscilerinde "vaadedilmis" bir bilincin olusmasindan medet ummaktan once, zaten olusmus bilinclerimizle ne yapabiliyoruz, neye muktediriz, hele onu bir gorelim once..Merhemimiz varsa hele bi bakalim kendi kelimize surebilir miyiz? SEKA turu "dayanismlarla" olusturulmus bir bilinc varsa, bu deneyimi yasayan bir arkadasimiz zahmet etsin anltasin..Oykusu, anisi, romani yazilsin bilelim.. Bilincsiz bir isci olarak baslayip kapitalizmin yilmaz muhalifi olanlarin oykuleri, romanlari yazildigi zaman ha deriz o zaman deterministik yasalar isliyor..Ama islemedigi kendi sahit oldugumuz yakin tarihte goruluyor..80'lerde sosyalist sol ne oy aliyorsa, bir tane artmamistir..Demek ki bu tur dayanismalarla kazanilan somut bir mevzi yok..Ben bildim bileli dayanisilir durulur..Ama nerde bir sosyalist gorsem universite mezunu, okumus yazmis, ust-orta gelirli, tuzu kuru tipler..Soyle Jack London, Steinbeck, Gorki, Cernisevski roman kahramanlari formatinda sosyalist bilincli bir isci gorebilmis degilim..Hep kucuk burjuva radikalleri.. IKINCI YAZI Bir suru sserzenisten sonra "solun kurucu değerleri eşitlik-özgürlük-dayanışma'ya atıf vardı sadece" diyorsun.. Yahu peki allaskina bu "degerlere" nerde bir reddiye vardi da benim yazilarimda, atif da bulunup ayar cekme geregi duydun.. TEKRAR: Bu birtakim harflerin biraraya gelmesiyle olusan esitlik-ozgurluk-dayanisma kavramlarinin kendisiyle degil benim derdim..Dayanismayi unutalim baska bir yontem bulalim diyen mi var? "Sagolsun ortodoks solcular bu kavramlari iceriksiz bos gosterenler haline getirmistir diyen" var sadece..Cagriyi tekrar ediyorum: Uzerinde herkesin uzlasacagi sekilde bu harf kumelerini bana bir tanimlayiver bir zahmet.. Ne yaplirsa dayanisilmis olunur.???.Bu dayanismanin sinirlari nedir..Somut somut konusursak SEKA iscileriyle dayanismak icin ne yapmak gerekir..5-10 kisi toplasip Istiklal'de IMF'ye hayir demekle dayanismis olur muyuz mesala? Ayni sorunsallastirmayi esitlik-ozgurluk icin yapmaya kalksak Atina dolaylarinda 3000 yil oncesinde cikariz belki..Ben liberal sozdagarcigini kullaniyorum da Irak'a ozgurluku getirmek icin giren ABD'yle sozdagarcigi paylasilmis olmuyor mu..vs.vs.. ******************** bilindiği üzere 90ların ortalarında isyan eden zapatistaları, çoğu araştırmacının da söylediği gibi geleneksel gerilla hareketlerinden farkı: iletişim teknolojilerini etkin kullanmaları bu sayede uluslararası destek ve meksika hükümeti üzerinde baskı yaratılması. bunu zaten zapatistaların bir nevi öndünya sosyal forumu denebilecek "neoliberalizme karşı galaksilerarası toplantısı"nın metinlerinde de görebiliriz. marcos'un şairane metinleri internet üzerinden hızla çoğaltılmasa, chiapas hakkında avrupalarda destek grupları oluşturulmasa; bugün yenisolcu nesle umut veren zapatist efsanesinden ne kadar bahsedilebilecektik. bu aslında geleneksel kültürlerde de baskın olan ama kapitalizm sayesinde bastırılan diğerkamlık kavramından öte bir şey değil. başkasının acısını, mücadelesini "meşru görerek"-akıl vererek değil-, kendi alanından destek sunmak ********************* Mukemmel...Bunlara itiraz edebilecegim gercekten dusunuldu mu merak ediyorum..Buna ancak karsisindakini anlamak icin yeterince ugrasilmadiginin bir baska kaniti olarak gorebilirim..3.kez tekrar..Bu anlamda dayanismaya falan itirazim yok..Ben sadece Turkiye'de olanlarin bu tur bir dayanismaya ornek gosterilemeyecegini soyluyorum..Itirazim iki yonlu.. Birincisi chiapas'la seka arasinda bence onemli bir fark var..Chiapas varolussal, yapisal, ontolojik diyebilecegim gercek bir hareket..fazla dagitmadan adini koyalim...Chipas "NORM DISI" bir hareket..Yani sol'un kadim NORM'lari disinda bir hareket..Kapsayici degil, devrime endeksli degil, herkese model olma iddiasinda degil, "bilimsel" yasalara bagimli degil..Farkli bir ornek ..SEKA belki kendinde bir hareket olsa benzer bir tarza burunebilecek..Ama sol'un bir turu boyle bir yonde evrilmesine asla izin vermez..Onu "NORM"alize etmeye calisir..Bilinen bir kaliba sokmaya calisir..En sakat olani ise, SEKA'dan bir mesruiyet zemini cikrsanir.."Ya gordunuz mu bakin bildigimiz proleterya bildigimiz tarzda direnis yukseltebiliyormus..Yeni arayislara gerek yok"..SEKA iscilerinin konuyla hic alakasi yok belki..Ama Sol'umuzun olaya bakisi boyledir..Benim de derdim olan yon burasi.. Eger Sovyetler yikilmamis olsaydi, sol eskisi gibi populer olsaydi chiapas revizyonist/opportunist/siradan etnik kurtulus hareketi vs. olarak mahkum edilirdi.. Tekrar ediyorum, SEKA hareketiyle degil, ona sol'un bakis acisiyla benim derdim..Bu tur bir hareketin kendi yolunu bulmasina sol'un izin vermemesi.. Itirazimin ikinci yonu: Turkiye solu chipas ve onlarla dayanisalar benzeri yaratici/sairane insanlar cikaramaz..Chiapas'la Turkiye'de dayanisan ve ses getirmis olan bir olusum cikti mi? Senin dedigin o etkiyi yaratan onemli bir oranda avrupa sol'udur..Buna Turkiye sol'unun yaklasimi da bellidir..Turkiye'de Avrupa Sosyalizmi asagilayici teknik bir terim haline gelmistir.. Daha cok yakin bir tarihe kadar ve hala, internet'e Turkiye solunun yaklasimi son derece kuskucu olmustur..Sen kendi internet yaklasimini dusun 1-2 sene oncesine kadar..Ya da OS'da Birgun cikarken yapilan tartismalari.. Ne dendi o zaman? Internet'le halka ulasilamaz vs..vs..Birgun'unun kendisini al..Birsuru kagit-matbaa-dagitim-maas paylasimi vs. zahmetine girdi..Tutunabilmek icin didinip duruyor..15000 baski yapiyor yapmiyor..O 15000 icinde halktan biri varsa ben kulahimi cikarip yerim..Baska bir deyisle o 15000 kisi internetten de ulasilacak insanlardi..Internet'in masrafi ne? SIFIR..Simdiki durum ne, gazeteye ulasabilmek icin abone olacaksin. Ve bu yolla o gazete halka ulasacak...O tarafta Chipas icin serbestce dolasan metinlerden bahsediyorsun bu tarafta para vererek ulasacagin metinler..Para vereceksin ve dayanismis olacaksin..Al bak goruyorsun dayanisma kavrami sandigin kadar sorunsuz bir kavram degil..Bir takim profesyonel gazetecilerin maaslari odenecek diye para vereceksin ve bunun adi dayanisma olacak..Zaten otuz farkli platformda tv programlari, radyo programlari vs. olan insanlari bir de Birgun'de okumak icin abone olacaksin..Ote yanda seslerini yukseltebilecekleri tek bir platformu olmayan binlerce insan surecte sadece "dayanisan" pasif okuyucu olacak..Yani solun starlari yazacak bizler okuyacagiz..Oysa internet'te yer sorunu yok, para sorunu yok, dagitim sorunu yok..Mevcut 15000 profilinde belki 200000 kisiye ulasacaksin..Zaten yillardir bildigimiz 30-40 insani degil, yazan herkesi okuyabileceksin vs. vs.. Sen Chiapas'in dayanisma adina parali site yapip, profesyonel gazeteciler tutacagini tahayyul edebiliyor musun? Bak hala biraz tartismaya kalktigin zaman par tutus olan tipler var..Sanki bir tek kendileri yasamin icinden yasami orgutluyor, diger herkes bos gevezelikler yapiyor..Akil sira alayci olmaya calisarak bon'lugu dile getirici "teorisyen", "kalemsor" gibi ibareler kullanan karakterler bu ulkenin sol piyasasinda at oynatiyor..Gidip iki yuruyup 3-5 slogan atmayi olasi tek harbi solculuk olarak goruyorlar..Baska bir tarz hemen asagilaniyor.. Dolayisiyla bu ulkede mevcut yapilanmayla chiapas tarzi hareketler asla yesermez..Izin vermezler cunku..Coreklenmis bir yapi var, ne kendisi bir halt ediyor ne de etmek isteyenlere alan aciyor.. Konuyla alakali oldugu icin vermiyorum ama su ODP'nin SEKA ile dayanisma yuruyusunun bu listeye gonderilen resimlerini ele alalim..Bu yuruyus bir propaganda midir yoksa anti-propaganda midir? Eger bu yuruyus solcuya solcu propagandasiyla sinirli kalmayip ya da bir dergide ovunmek icin carsaf carsaf basilmakla yetinilmeyip butun halka yonelik bir etki yapmayi dusunerek planlanmissa tam bir anti-propaganda degil midir? Orda yuruyen 15-20 kisilik "kitleyi" goren halk ne dusunur? "Ha iste bunlarin toplumsal destegi bu kadarmis" Valla ben SEKA iscisi olsam davamin boyle karizma cizdirmesine izin vermezdim..Dogrudan akla gelecek sudur: Ha bu SEKA iscilerini ancak boyle 15-20 kisilik marjinal gruplar destekliyor..Bile bile lades olmaktir bu.."Ben marjinal bir grubum" diye bas bas bagiriyorsun..Eger zayifsan o zayifligini desifre etmezsin..30-40 kisiyle yuruyus olmaz..Standard basin aciklamasi rutinden baska birsey degildir.Eger sen bunlari chiapas turu dayanismayla ayni kefeye koyuyorsan, yanlis yapiyorsun derim.. Bu ulkede basin aciklamasi yapip, 30-40 kisiyle yurudugun zaman dayanisma odevini icra etmis oluyorsun..Bu tarzin Chiapas'la ben sahsen hicbir ortak yanini goremiyorum.. BAK BURDA ZURNAYI ZIRTLATIYORSUN ************************ dayanışma kavramı zaten türkçe dilbilgisi gereği karşılıklı anlamını verir ve temelinde birden fazla varlık varsayar. bu varlıklar eşitsiz gelişen bir dünya üzerinde hayat buluyorlar, farklı deneyimleri içeriyorlar, yalıtık halde durmadıkları gibi, her an, her dakika birbiriyle kesişiyorlar. ************************* SEKA olayinda dayanismanin kutuplarindan birini secebiliyorum, tanimlanabiliyor, somut elle dokunulabilir bir kimlik: Gecim derdinde olan SEKA iscileri..Soru Su: Peki onlarla dayanisan diger kutup kim? Bunlarin kimligi nedir? Hangi yasam alanindan cikip SEKA'yla dayanismaya geliyorlar.? Seka iscileri gibi ortak bir kimlikleri var mi? Nerde nasil bir yasam surerler? Beraber ne yaparlar? Seka'yla dayanisabilen toplumsal ozne olma statusunu elde edebilmisler mi? Kim bu insanlar, hangi sifatla dayanisma adina cikiyorlar ? Nasil tanimliyoruz? ODP'liler mi diyecegiz, solcular mi, aydinlar mi, duyarli insanlar mi, digergamcilar mi? Ne? Kim? 5N 1K olayi yani.. Tam da senin gibi Turkce bilgisinden yola cikiyorum..Benim sorunsalim dayanismanin iki kutbundan birinde bir sakatlik olmasi, tanim eksikligi var..Once o yaratilmali diyorum..Kutbun bir tarafi gayet sarih bir sekilde tanimli iken digeri son derece muglak.. Yapabiliyorsan buyur sen tanimla o diger kutbu.. Ama ben kendi adima o diger kutupta tam bir kaos goruyorum..O kaostan bir cosmos cikmali diyorum..Cunku dayanisma kimlikler arasinda olur..Obur turlu dayanismaya calisan milyonlarca farkli bireyin kakafonisi cikar ortaya.. Benim derdim -bunu korotonomedya grubunda "bir kimlik hareketi olarak sol" basliginda tartistik- sol'un bir ogreten' yol gosteren adam formatindan cikip dayanismanin kutuplarindan biri olmaya hak kazanmasi..Yani once tanimli bir ozne haline gelebilsin ki dayanissin..SEKA iscilerinin evreninde fenomenler sag-sol diye tanimlanmaz..Sadece hayatin somut gercekligi vardir..Hayati sag-sol diye bolen aydinlardir..Ama bence bu bolme yerindedir..Belli bir gercek insanlar kumesine gonderimde bulunan bir tanimdir solculuk.. Ama eksik olan su: Sol'un kendini bir toplumsal ozne olarak tanimlamamasi..Ben solcular diye tanimlanabilen bir toplumsal fail tahayyul ediyorum..Boyle bir sey oldugu zaman SEKA'yla dayanismanin mesru bir zemini olacaktir..Ve ortada dayanisan iki "esit" ama farkli ozne olacaktir.. Cok temelsiz bir talep gibi gorunmuyor bu bana..Aksine ben solculugu bir sinif kategorisinde goruyorum..Yani somut toplumsal zemini var boyle bir toplumsal fail tanimlamanin..Egitim duzeyi yuksek, okuyan, gelir seviyesi iyi, kapitalizme zorunluluk olarak degil tercih olarak muhalif, tepkisini etik duzlemde olusturabilmis vs.vs..Ece Temelkuran'in terimiyle Bisiklet Yakalilar ..Ortada somut bir ozne var aslinda..Kendi sorunlari, kendi mucadelesi vs. olan..Yani SEKA iscilerine lutufta bulunma anlaminda dayanismasi gerekmiyor, sorunlarinin cozumu birbirine bagimli olan farkli kimlikler bunlar.. Bu yazisma zincirindeki temel cikis noktalarimdan biri bu taleptir..Elestirimin ana yorungesi de budur.. Neyse burda kesiyorum.. |
|
|
KATI OLAN HERŞEY BUHARLAŞIYOR.... 24 Oca 2008 06:08 #120
|
Kürşat Öztürk “Eğer serbest ticaretçiler bir ulusun başka bir ulus aleyhine nasıl zenginleşeceğini anlamıyorlarsa şaşırmamız gerekmez, çünkü bu beyler aynı ülkede bir sınıfın bir başka sınıfın aleyhine kendisini nasıl zenginleştirebileceğini anlamayı da reddediyorlar†(K.Marks) Merhaba Önder, Geç yazabiliyorum maalesef! Bu da tartışılan konunun “sürekliliğine†belki de halel getiriyor? Gene de değinilen ya da dile getirilen konular, bana göre, tarihsel bir dönemi kapsayan ve her dönem şu ya da bu başlıklar altında tartışılan temel önemde konular olması nedeniyle önemli… Özellikle günümüzde, proletaryaya “elveda†denilerek işin sonuna gelindiğinin ilanı ve Marksizm üzerine yapıla-gelen tartışmaların geldiği nokta açısından da aynı şeyi söylemek gerekiyor... Kimilerin “sınıftan kaçtığıâ€, kimilerinin ise “sınıfa yapışıp kaldığı†bir dönemde henüz devam eden tartışmalar bunlar… Kuşkusuz tarihte bu tür (sınıf dolayımlı) tartışmaların yaşandığı biliniyor. Ama bu kez durum biraz farklı gibi? Emek saflarında İslamcı hareketlerden başka ciddi bir direnişin filizlenemediği, işçi hareketinin, devrimci örgütlerin, siyasal-demokratik yapıların geri çekildiği, ideolojik-teorik- politik bütünselliklerin parçalanıp dağıldığı bir süreçte Sol, yaşadığı yenilginin tahrip edici etkilerini gidermeye ve “yeniden†toparlanmaya çalışıyor. Takip edebildiğim ya da izlediğimiz kadarıyla, sol’un krize tepkileri –geçmişteki gibi “köşeli†olmasa da- her şeyin değiştiği ile hiçbir şeyin değişmediğini iddia eden anlayışlar arasında salınan farklı Saikler üzerinden şekilleniyor. Ancak şu kadarı da kesin gibi: Gelişmeler, bıkmadan usanmadan her yerde “işçi sınıfını†arayıp bulmaya çalışanların işlerini zorlaştırıyor. Toplumsal hayatın yeniden üretiminde gündeme gelen yeni olanaklar, iş bölümü, üretim sürecinin uluslar-arasılaşması… vs. sonucu yaşanılan gelişmeler “elveda proletarya†diyenlerin işlerini kolaylaştırırken “sınıfçıların†işini zorlaştırıyor. Yani hayat sınıfçılara (dediğin gibi) “Sosyalistliği, isçi sınıfını "terim"i olarak algılayan sol'umuz da her "isçi" gördüğü yerde devrimci bir potansiyel gören anlayışlara)“o bağlamda†siyaset yapma konusunda artık ciddi sınırlar çizerken, kaybolduğu varsayılan failin yerine “yeni†fail arama çabaları, bugünkü tartışmaların eksenine oturmuş durumda. Kabaca durum böyle gibi… Nitekim SEKA’nın kapanması ve işçilerin “fabrika işgaliâ€, Sınıf hakkında farklı yorumların yapılmasına neden olabiliyor… Kim daha fazla “işçici†ya da değil? Meseleye Ahmet Çakmak perspektifiyle bakılabileceği gibi “babamın eve gelmesini istiyorum†diyerek ağlayan bir kız çocuğunun penceresinden ya da nişanlı olup evlenmeye karar vermiş (ve hatta AKP’ye oy vermiş) bir işçinin altüst olan hayatı açısından da bakılabilir. Ya da senin tarifinle, SEKA işçisi post-modern yeniçeri’dir, demek de mümkün. (Tabi bunu el çabukluğu ile “işçi sınıfı †kavramını Düzce’deki Seka işçileriyle özdeşlemeden yapmak kaydıyla…) Yani olay aynı ama rivayet muhtelif … Yani sorun Seka işçilerinin büyük çoğunluğunun AKP’ye oy vermesi ya da Balgat’ta gecekondusuna tapu almak için Melih Gökçek’e oy veren emekçilerin “kötü niyetlerinden†öte teorik-politik nesnelliğe sahip. Tarihten bir örnek verirsek, Bolşevik devrimini “Kapital’e uymuyor†diyerek reddeden Kautsky’nin yaklaşımı, Rus Kömünarlarını “Kapital’e karşı devrim†diyerek selamlayan Gramschi’nin yaklaşımı ve öte yanda, devrimi “Kapital’in rehberliğinde†gerçekleştirdiklerini söyleyen Lenin’in yaklaşımı… türünden Marksizmi farklı “okuyan "(ve gerçek kılan) yaklaşımlar, nispi farklılıklarıyla bugünde mevcut… Aslında 2. yazında ve sorduğun “sorular†bağlamında katıldığım yanlar var. Ama öze değin ciddi farklılıklarımız da var. Eğer becerilebilirse bu farklılıkları açığa çıkarıp tartışmak, yaygınlaştırmak ortak bir akıl oluşturmaya katkı sunabilir. [Tabi bu arada, amentü haline geldiği için midir nedir, “nasıl?†sorusundan sıkılan ( belki “nedir?†sorusuyla yetinen) ve “hayata†ya da “mücadeleye†işaret eden arkadaşlar da var ki, en azından “Mis sokağın sakinleri†olmadıklarını öğrenmek mutlu ediyor insanı...] Öncelikle, bir fail olarak Çokluk’un proletarya ile yer değiştirmesi “işininâ€, Sosyalizmin (Marksizmin?) günümüzde yaşadığı sorunları (teorik-politik krizi) çözmediğini, ancak, sorunları farklı boyuta taşıyarak yeniden ürettiğini düşünüyorum. Nitekim toplumsal fail/özne olarak proletarya’nın “genişleyip-zenginleştiğini†savunan anlayışların (kafa emeği-kol emeği ilişkisi..vs.) aslında farklı boyutta “çokluk†öznesi-faili tarifi yaptıkları bile söylenebilir. Senin “işçi sınıfı†failine karşı sorduğun sorular, tersinden ve aynı şekilde “çokluk†öznesi için neden sorulmasın?. Özneyi bir kere kurmaya gör… Kurduğun an, o “yüce varlığa†dair sorular /sorunlarda (tıpkı proletarya öznesinde olduğu gibi) ardından geliyor ister istemez. Aynı şekilde, kimdir bu Çokluk, ne yer ne içer? Bu kadar yersiz-yurtsuz, yayladan yaylaya dolaşan, ne düşünürsen ondan başka ve sömürülemez olan (Nomad), halkın ötesinde-kitlenin berisinde olan … bu toplumsal(mı?) dinamik bize nasıl bir hayat ve mücadele vaat ediyor ya da edecek? Vb. vb. vb. Konu, kapsamı nedeniyle çok uzun. Çok özet olarak söylersem, Marks’ın teorik düzeyde inşa ettiği Sınıfı, toplumsal yaşamda, güncel ekonomik-politik gelişmelere doğrudan indirgeyerek –sınıfsal -bir bağ kurmak sınıfçılıktır. (bunu yapanlar var ama?) Teorideki işçi sınıfıyla, Seka işçileri arasında ya da (x) yerinde çalışan inşaat işçileri arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Toplumsal yaşamda hangi olayın(dolayısıyla failin?) ülke gündemini belirleyeceği konjonktüre bağlıdır. Ve konjonktür, işçi sınıfına olduğu kadar hiçbir sınıfa (doğasından kaynaklanan) ayrıcalık tanımaz. Konjonktürde kavramlar değil, politika konuşur. Eğer politik mücadelenin (sınıflar mücadelesinin) “gereklerini†(teori donanımlı örgütlü güç olmak, taraf olmak… vb.) yerine getir-e-memişseniz sadece SEKA işçilerini ziyarete gitmiş olursunuz, o kadar! (“destek†ziyaretlerinin anlamsız olduğunu söylemiyorum tabi ki) ziyaret esnasında bayrak açıp, slogan atmak veya AKP’ye oy veren Seka işçisinin “geriliğinden†bahsetmek ise farklı bir tartışma konusu… Öte yandan Marks ve serbest ticaret için vermiş olduğun örnek ve kurduğun bağı –zaman, mekân, tarih ve birçok nedenden dolayı-çok doğru bulmuyorum. Uygun bir örnek değil. Bugüne tercümesi fazlasıyla ekonomik gerekircilik ve neo-liberal öğeler içeriyor. AB sürecine yaklaşımın “AB konusuna daha iyi bir toplumu kuracak toplumsal fail/kimlik sorunu bağlamında yaklaşıyorum†diyerek ve bu bağlamda gerekçelendirdiğin şeyler ise bana nedense “mandacılığı†hatırlattı? Böyle düşündüğün için değil de, bu “mantık silsilesi†ile -bu siyasal perspektifin varacağı yer olarak “böyle†bir sonuca ulaşmak çok mümkün görünüyor? Sınıf mücadelesi içermeyen (atlayan) ama modernleşme (ya da post-modernleşme) ve ekonomik kalkınmayı öngören bir 'ekonomik materyalizm' anlayışı ve kendi halkının gücüne inancını yitirmiş, halkını “küçümseyen†(tırnak içinde) elitist bir anlayışı çağrıştırdı bana? Bugün, hadi “bizimkileri†geçelim(mi?) Kürt aydınlarına da sirayet etmiş olan tehlikeli bir anlayış bu. Sanki post-modern bir mandacılık anlayışı gibi? Atalım kapağı AB’ye, ya da “Bir süreç olarak "kapitalist kampa(?) entegre olmaya EVET†diyerek, dünyanın “dışında†kalmaktan kurtaralım kendimizi “gerisi†nasıl olsa gelir gibisinden siyasal bir iktisat teorisi? AB sorununa bu bağlamda yaklaşımın (iç dinamizm yoksunluğu vb. nedenler…), en azından sonuçları açısından, fazla faydacı ve ekonomist bir yaklaşım içeriyor, gibi? Böylesi bir yaklaşım Marksizmi iktisat teorisine indirgeme (politik bileşenini ihmal etmek anlamında) ve bu teoriyi de, Kemal Derviş ya da Turgut ÖZAL’ın (ya da Keynes’in) iktisat politikalarıyla eşitleme rizki gibi bir sorunu gündeme getirebilir... Dolayısıyla kapitalizmi (piyasa ilişkilerini) geliştiren her iktisat teorisi ve politikalarını (neo-liberalizm ya da AB sürecinin nimetleri… olarak ) Marksizm adına kutsamaya başlıyoruz ki bugün yaşadığımız ideolojik-politik tartışmaların (daha doğrusu tartışamamaların) eksenine de bu sorun oturuyor. Bu noktadan sonra o müthiş soru beliriveriyor? Evet, mi? Hayır mı? Yaşanılan onca gelişmeden sonra adına Globalizm denilen şey, derde deva†bir terim olarak ağzımızda sakız haline gelmişse ve gelişmeler (dünya) gözümüze halen daha bu denli muğlak ve belirsiz görünüyorsa, bu noktada sosyalizmin ideolojik-teorik bir sorunlarının çözümlenmesi yolunda atılması gereken adımların atıl-a-madığını söylemek gerekiyor. Ne kadar çabalarsak çabalayalım “ateş kavramı†bizi ısıtmaya yetmeyecektir, yetmiyor da… Selam ve sevgilerimle, Kürşat |
|
|
|
Sayfa oluşturulma süresi: 0.72 saniye
