Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Kullanıcı Adı Şifre: Beni hatırla

Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak AB
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
  • Sayfa:
  • 1
  • 2

BAŞLIK: Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak AB

Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak AB 24 Oca 2008 05:38 #111

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Sevgili Kursat,

Bir alintiyla baslamak istiyorum:

***********************
Ama genel bir bakis acisindan, gunumuzun korumaci sistemi muhafazakarken
serbest ticaret sistemi yikicidir. Eski uluslari parcalayarak, proleterya ve
burjuvazinin karsitligini azamilestirir..KISACASI SERBEST TICARET TOPLUMSAL
DEVRIMI HIZLANDIRIR. Beyler, ben serbest ticareti yalniz ve yalniz bu DEVRIMCI
anlamda olumluyorum.
***********************


Kime ait olabilir bu alinti? Mehmet Altan olabilir mi?

Vurguladigim bolumleri cikaralim, bu satirlardaki saptamalari buyuk ustada
yakistirabilir miyiz?

Ustatin bu satirari nerde geciyor bilmiyorum ama Negri kaynak gostermeden
"Cokluk" adli kitaplarinin "De Corpore" baslikli bolumun epigrafi olarak
koymuslar..Sh.175 Ayrinti..

Simdi bu satirlarin isiginda AB surecini yorumlamak istiyorum:

"KATI OLAN HERSEYI BUHARLASTIRICI" BIR SUREC OLARAK AB

Marx'in yukardaki pasajinda en cok dikkati ceken sey ne? Bence Serbest
ticaretin korumaci sistem karsisinda DEVRIMCI oldugu saptamasi..Peki o zaman
sunu soralim, "korumaci eski sisteme karsi serbest ticaretin devrimci dinamigi
olarak" AB'ye bakabilir miyiz? Soru soruyu doguruyor..Turkiye kapitalist
sistemi "korumaci" olagelmis midir? Kanimca bu konuda pek az kusku olmasi
gerekir..Konuyla baglantili en guncel ornegi ele alalim ve bu sorun karsisinda
'sosyalist' tavrin ne olabilecegini sorgulayalim..SEKA'nin kapatilmasi ya da
genel olarak "ozellestirme"..Sosyalist tavir SEKA iscilerinin "dava"sinin
yaninda mi olmaktir yoksa Marx gibi bu olayda korumaci sisteme karsi "serbest
ticaretin devrimci"/"eski uluslari yikici" dinamiklerini mi gormeliyiz.?

Benim takip edebildigim kadariyla bizim "kurban"/"ezilen" proleteryayi
kurtarmaya soyunan "kahraman" kurtarici sosyalist "reflekslerimiz" (bunun
yanina Pavlov ibaresi de eklenebilir ) SEKA iscileriyle dayanisma
politikalarini benimsedi..Yine benim takip edebildigim kadariyla bu konuda tek
nesnel/bilimsel ve SIK tavri sayin Ahmet Cakmak aldi Birgun'de..Bir yazisinda
bu iscilerin profilini cikardi..Hepsi AKP'li..Pazardaki rekabet kosullarina
uymadan uretim yapan miadini doldurmus bir fabrikada kendilerinin subvanse
edilmesini bekliyorlar..Yani sistemle bi celiskileri yok aslinda..Sadece onun
icinde guvenli bir siginak ariyorlar..Ahmet Cakmak'in disindaki yazarlarin
bekledigi gibi bu surecten bir devrimci sinif bilincinin falan cikacagi
yok..Sn.Cakmak da -benim aldigim izlenime gore- sanki "Madem bu sistemle kokten
bir celiskiniz yok, o halde oyunun kurallarina uyacaksiniz" diyor..Yani "ayni
mal pazarda kaca mal ediliyorsa siz de ona maletmek zorundasiniz" diyor..Celik
gibi buzdan bir mantik gibi gorunse de tutarli degil mi? Simdi bu olayda
sosyalist tavir ekonominin isleyis yasalarina RAGMEN arkaik bir uretim tarzinin
surdurulmesini savunmak ve miadini dodurmus uretim ilsikilerinin devamini
istemek yonunde mi olmalidir? Buna paralel tarihten bir ornege gecelim: Sabo
denen takunyalarini makineleri parcalamak icin kullanarak sabotaj kelimesini
doguran fransiz saboteur iscileri..Simdi o tarihte verimliligi arttiran
makineleri yoketmek isteyen iscilerin yaninda olmak mi devrimci tavirdi.?
.Tarihin bir akisi var ve gonul isleriyle durdurulamiyor..O bildigi yonde
akacak..Bugun kimse makineleri kirip elle uretim yapmaya gecmeyi dusunmuyor.
Ornekler cogaltilabilir..Bizzat benim babam zamaninda, diyelim 100 kisilik bir
kadroyla isletilebilecek Iskenderun Demir Celik fabrikasinda calisan bir isci
oldugu icin biliyorum, Turkiye'de isciler de "korumaci" devlet kapitalizminden
uzun yillar faydalanmistir..Meseleye insani acidan bakmakla, tarihsel
materyalizm acisindan bakmak arasinda bir fark olmali..

Uzman degiliz ama primitif duzeyde turkiye tarihi okumus herhangi bir insanin
yapabilecegi gozlemlerden yola cikarak tarihsel materyalizmi Turkiye'ye
uygulayalim..Sanirim sunu soyleyebiliyoruz..Avrupa'da burjuvazi feodalizmi
paramparca ederek kendine yer acti..Eski sistemi yikti ve boylece uzun ortacag
karanligindan cikildi..Turkiye'de kapitalizmin gelismesi gecikti ve eski
sistemle hesaplasmasini yapabilecek kadar guclenemedi..Devlet destegiyle zorla
yaratilmaya calisildi..Ama ancak eski uretim tarziyla ancak onun koynunda
hayatta kalabildi..Simdi AB'yi destekleyen libos'lari falan birakalim..Benim
begendigim Ahmet Altan'i da hadi gecelim..Sosyalistler acisindan sicili temiz
olan bir adamdan Hobsbawm'in "Kisa 20.yuzyil tarihi"nden bir aktarma
yapalim..Koylulugun gerileyisini ve tarim nufusunun azalisini inceliyor bir
bolumde..Yillar icindeki dususu rakamlarla veriyor..Butun ulkelerde falanca
sure sonucunda tarim nufusu ihmal edilebilir falanca rakama indi diyor..Bir tek
istisna haric: Turkiye..Uzun uzun pazar fiyatinin uzerinde yapilan destekleme
alimlarina falan girmeyelim..Gazetelerden degil birinci elden benim
tanikligim..Konya'li ciftci bir aileden gelen arkadasim bir anektodunu
anlatirken laf arasinda DYP/AP donemlerinin birinde yasan bir hasat zamaninda
nasil parsayi topladiklarini anlatiyordu..lafi Dolandirmayalim hepimizin
bildigi gercek su: Osmanli'nin Arpalik-Timar sistemi cok yakinlara kadar devam
etmistir..Sadece tarim'da da degil..Sanayi'de de..600 yillik Osmanli'da bu
sistem nasil "derin" sinifsal kavgalar yaratmadiysa, ulkemizi toplumsal
mucadele zenginligi acisindan korelttiyse, bizim hayat sinirlarimiz icinde de
ayni sureci yasadik...Disarisiyla baglantisi olmayan, kapali, kendi kendine
yeten, degisime ihtiyac duymayan, kendini asmak zorunda olmayan "huzurlu" bir
toplum olduk..Kalamis'larda tatli huzurlar arayip durduk..El oglu Ay'a cikti bu
arada..Neyse olayi Oz-Corumlular Kahvehanesi geyigine cevirmeyelim..Demek
istedigim su: Eger Osmanli'nin yuzlerce yil huzurlu, sinif celiskisi olmayan
sistemnin kendi ic dinamikleri olmayan bir toplum yarattigini kabul ediyorsak
-ki bilimin-sanatin olmamasi da buna baglanabilir (bu saptamaya itiraz
edilebilir mi bilemiyorum ), bu Osmanli tarzinin sehirlerde olmasa bile
tasra'da 70 yillik cumhuriyet donemiyle asilamayacagini varsaymamiz
gerekir..Ayni sekilde ucube "kapitalist" sistemimizin de tarimdaki korumaci
mentaliteden farkli olamayacagini kabul etmemiz gerekir..Nasil tasra da
tarlalar arpalik-timar olarak dagiltiliyor idiyse, sanayimizdeki
meslekler-memuriyetler de iktidari destekleyenlerin arpaligi olarak yapilandi..

Sosyalistligi isci sinifi "terim"i olarak algilayan sol'umuz da her "isci"
gordugu yerde devrimci bir potansiyel gordu..Ama orda belki de arkaik timarli
sipahiler ya da yeniceriler sozkonusuydu..Arpaliklarina dokunulmadigi surece
padisahla surtusmeleri yoktu..Simdi de yok..

SEKA iscilerine post-modern yeniceriler olarak bakilabilir..

AB konusunda evet tavri alanlarin "turkiye'nin kendi dinamikleriyle kendini
asmadigi" saptamasina karsi gecenlerde Birgun Forum sayfasinda "sanli" sinifsal
mucadele tarihimizden ornekler verilerek itiraz edildi..(Meger Fransa'dan'
Rusya'dan, Latin Amerika'dan da koklu bir mucadele tarihimiz varmis da
haberimiz yokmus )..Hayir ben israrla bu itiraza itiraz ediyorum..Kesinlikle
"Turkiye'nin kendi dinamikleriyle kendini asamadigi" bir olgudur..Itiraz eden
gitsin Turkiye tarihi okusun..Ya da marx'in yukardaki alintisi uzerinde
dusunebilirler..Serbest Ticaret olmadan eski sistemler yikilamaz..Eski sistemi
yikan kapitalizmdir..Bir toplumun kendi dinamiklerini yaratan ve yuzlerce
yillik feodal uykusundan uyandiran da kapitalizmdir..Oyleyse "bir ulkede
kapitalizm az gelismistir" saptamasini yapabiliyorsak (ki sanirim buna kimse
itiraz edemez ), marxist tarih anlayisi bu saptamanin zorunlu cikarimi olarak
"o ulkenin kendi kendini asacak dinamikleri de yoktur" saptamasini da yapmayi
gerektirir..Binyili bulan feodal sistemden cikisi yapan kapitalizmdir..Bizim
ulkemizde yasanan da ulkeye kapitalizmin gec girisinin sonucudur..Tam anlamiyla
kapitalist olusumuzun tarihi belki de en fazla Ozal'a dayandirilabilir..

Ulkemizin sinifsal gelisiminin anakronik yapisi, kapitalistik sinifsal celiski
eksikligini de getirmistir..

Sonuc olarak ben, yukarda alintiladigim Marx"in pasajinin paralelinde, eski
korumaci sistemin devamina karsi olarak, sinif celiskilerini arttiracak bir
surec olarak "kapitalist kampa entegre" olmaya EVET diyorum.. Oh be itiraf
edince rahatladim..Batinin birkac yuzyil once yasadigi eski sistemden cikis
surecini biz AB ile yeni yasiyoruz..

Timarli Sipahilere karsi ben kapitalist kampa entegre olmak istiyorum arkadas..
Ve itiraf ediyorum ben Tanzimat Aydin'iniyim..600 yildan sonra su ulkede sinif
celiskileri anlaminda yaprak kimlidasin yahu..Arpalik sahibi Yenicerileri de
devrimci ozne olarak gormekten vazgecelim..Kapitalist sistemi sorgulamadan
yasayan oyunun kurallarina da uyacak arkadas..

Daha yazacagim cok sey var da, tematik devam edeyim..Bir sonraki mesajda
timarli sipahileri proleterya sanan sosyalist mentalitemize karsi "cokluk"u
cikaracagim..

Sevgiler..
Son Düzenleme: 24 Oca 2008 05:39 Düzenleyen onder.

Re: [OzgurlukcuSol] Kati Olan Herseyi Buharlastiri 24 Oca 2008 05:43 #112

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Umut İleri


Sevgili Önder
"Baylar,sanmayınız ki ticaret serbestisini eleştirirken himayecilik sistemini savunmak gibi bir niyet taşıyoruz...Genel olarak,serbest ticaret sisteminin yıkıcı olmasına karşılık,günümüzün himayeci sistemide tutucudur.Serbest ticaret sistemi,eski ulusları parçalar ve burjuvazi ile proleterya arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı uç noktasına iter.Tek sözcükle,serbest ticaret sistemi toplumsal devrimi hızlandırır.İşte yanlızca bu devrimci anlamıyladır ki,baylar ben serbest ticaretten yanayım"(Karl Marks -Felsefenin Sefaleti )


AB, küreselleşen kapitalizmin nesnelliğinin avrupa kıtasındaki somutlanışından öte bir şey değil.Sermayenin,böyle bir birliğe doğru yönelmesi,kapitalizmin küresel özünün, ona dayattığı nesnel bir süreç.AB ye böyle baktığımızda,her şey daha net görünüyor.
Küreselleşen kapitalizmin,insanlar üzerindeki sömürüyü,eskisine nazaran nasıl arttırdığını,onu yaşamın her alanına yaydığını,halkları yıkıma götürdüğünü,görüyor ve onun bu yönünü ,kitlelerin önünde teşhir ediyoruz.Ama bu teşhir etme,bu nesnel süreci yadsıma,bu sürece ulus devletleri temel alarak direnme anlamına gelmiyor.
Çözüm ne Küreselleşmedir nede AB! Çözüm,içinde yaşadığımız çağa ve insanlığa aykırı olan KAPİTALİZMİN tüm dünya üzerinde,ortadan kaldırılmasıdır.
Komünistlerin görevi,Marksizmin ışığında kapitalizmin işleyiş yasalarını anlamak,onun kendi mezarını kazmasını hızlandıracak,nesnellik sonucu ortaya çıkan eğilimlerinden yararlanmaktır.
İşte KÜRESELLEŞME ve AB yi bu bakışla değerlendirmeliyiz.

İşte bu nedenle Sevgili Önder,yukardaki alıntı Mehmet Altan nın olabilirmi diye sormak bile son derece yanlıştır.

Çünkü Mehmet Altan,Kapitalizmin yıkıcılığını kabul etmez!

Çünkü Mehmet Altan,Kapitalizmi içinde yaşadığımız çağa ve insanlığa aykırı görmez! Bu nedenlede,Mehmet Altanın Kapitalizmi tüm dünya üzerinden kaldırmak gibi bir sorunu yoktur.

Dostçakal

umut

Re:(H.B.Kahraman) Kati Olan Herseyi Buharlastirici 24 Oca 2008 05:48 #113

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Iyi tesaduf.tartısılan konuya denk dusen bir yazi..H.B.Kahraman'dan..

Sagolsun Hasan bey benim anlatmaya calistigim seyi cok daha iyi dile getirmis..


" Türkiye'de muhalefet, baştan beri, çok özel bazı dinamiklere
sahiptir. Ya da onlardan yoksundur. Çünkü, Türkiye'de muhalefet, COK GORULUR
BIR BICIMDE SINIF TEMELINDE, TOPLUMSAL CELISKILER ETRAFINDA OLUSMAMISTIR..
Batı'da olduğu üzere, Türkiye'de merkeze (bu merkez, devlet, dinsel
kurumlar, kısacası hegemonik iktidar odağı kimse odur)
dönük 'tarihsel' bir muhalefet söz konusu olmamıştır. ORNEGIN
BURJUVAZININ DAHA SONRA SIVIL TOPLUM BILINCINI VE KURUMLARINI OLUSTURACAK
SEKILDE , BATI'DA TABII, SURDURDUGU MUHALEFET GELENEGI BIZDE
SEKILLENMEMEMISTIR.."


www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=144245

O yuzdendir ki SEKA iscilerini olayinda bir sinifsal hareketi potansiyeli
gormek yaniltici olabilir..
Son Düzenleme: 24 Oca 2008 05:49 Düzenleyen onder.

Re: [OzgurlukcuSol] Kati Olan Herseyi Buharlastiri 24 Oca 2008 05:50 #114

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Sevgili Umut,

Asagidaki cozumlemene tamamen katiliyorum..Benim de tam olarak anlatmaya
calistigim buydu..

Konuya Osmanli mirasimiz isiginda bakiyorum..Bu anlamda da Turkiye'nin sorunun
oncelikle arkaik toplumsal yapilardan kurtulmak oldugunu dusunuyorum..O yuzden
toplumsal genlerimize islemis reflekslerimizden kurtulabilmek oncelikli hedef
olmalidir..Marx'in belirttigi anlamda serbest ticaretin boyle bir yonu
vardir..Ab'ye daha girmeden yapilan duzenlemeler sayesinde sol mucadeleyle
onyillarca edinemeyecegimiz onemli yasal duzenlemeler yapilmistir..Geleneksel
yapimiz icinde yuzlerce yil gecse dahi sosyalist bir toplumun yeserecegi
kosullari yaratamayiz..Dunyayla entegre olmus bir Turkiye en azindan potansiyel
olarak geleneksel toplumumuzdan cok daha yakindir sosyalizme..

Elbetteki kapitalizme karsiyiz..Ama bu karsitlik refleksel bir karstilik
olmamalidir..Hicbir analitik cozumleme yapmadan yasanan konjuktur icinde
"kapitalizm icin ne kotuyse halk icin o iyidir" gibi bir duz bir mantik
yurutuyoruz cogunlukla..Ama kapitalizm icin donemsel olarak iyi olan birsey
gelecekte kotu olabilir..Ornegin post-modern donemdeki kapitalizm 19.yuzyildaki
kapitalizme oranla luks maddelerin tuketimine cok daha fazla
dayanmaktadir..Kitlesel olarak daha yuksek bir entellektuel duzey gerektiren
metalar uretmektedir..Bu metalarin pazarda rahatca dolasimi belli bir
"ozgurluk" ( tirnaga dikkat..icerigi saptirilmis bir ozgurluk elbette sozkonusu
olan ) duzeyini gerektirir..Baskici bir toplumda kapitalizm serpilemez..Kara
gozlerinin hatrina degil kendi carklarinin islemesi icin kitleleri
"ozgurlestirmek" zorundadir..Negri"nin Imparatorluk'ta isledigi "ickinlik"
mantigi budur..Bu mantik kapitalizmin temel celiskisinin uretim alanindan
kultur alanina kaydigina vurgu yapar ama ayni temel 'kendi mezarini kazma'
dinamigi yururluktedir..Urettigi mallarin arti-deger yaratabilmesi icin "ozgur"
bireyler gerekir..Ozgur bireyler de mezar kazicidir..Bugunun Turkiyesi kim ne
derse desin 80'lerin Turkiyesinden cok daha ileridedir..Uzucu olan solcular
olarak bu iyilesmede cok az etkimizin olmasi...

Kendi yapisal zorunluluklari geregi kapitalistler gunluk dusunmek
zorundadir..Vahsi rekabet kosullarinda kapitalist uzun vadeli projeksiyonlar
yapamaz..Ama sosyalistler yapmak durumundadir. Kapitalizmin donemsel cikarlara
dayanan celiskili yapisina dayanarak gelecegi kurgular..Bu yuzden neyin sistemi
yeniden urettigi neyin son tahlilde kapitalizmin mezarini kazacaginin
muhasebesini iyi yapmak gerekir..Ben sendikalizme cok soguk bakiyorum..Sinif
bilinci gelistirmektense gorece refah duzeyini arttirak sistemi emekciler
arasinda yasatabiliyor..

Soguk ve anti-humanist bir yaklasim olsa da, kitlelerin kapitalist sistem
icinde refah duzeyini arttirmayi degil, bu sistem icinde kurtulusun olmadiginin
anlasilmasini saglamayi gerektirir..Bu da kacinilmaz olarak genis kitlelerin
yoksullasmasini gerektirir...Prangalarindan baska kaybedecek birseyinin
olmamasi budur..

Neyse konu uzun..Meramimi ikinci yazimda isleyecegim kimlik/toplumsal fail
konusundaki dusuncelerimi aciklayinca daha iyi ifade edebilecegimi umuyorum..

Re: [OzgurlukcuSol] Kati Olan Herseyi Buharlastiri 24 Oca 2008 05:53 #115

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Umut İleri


Sevgili Önder
Marks tan yaptığın alıntıya koşut bir alıntıda Lenin den.Yusuf Zamir in "Ya Sosyalizm Ya Barbarlık"adlı kitabından aşağıya aktarıyorum.
"Eğer sosyal demokratlar işçilere,kapitalizmin gelişmesi yoluyla ulaşılmayan,kapitalizmin gelişmesinin dışında,bir yerde kurtuluş var deselerdi,bu saçma sapan bir romantik zırıltı olurdu.Biz öyle demiyoruz.Biz işçilere,sermaye sizin kanınızı içer...ve siz onu devrinceye kadar kanınızı içmeye devam edecektir diyoruz.Gerçek budur.Şunuda eklemeyi unutmuyoruz:Kapitalizmin büyümesi yolunun dışında kapitalizme karşı zaferin garantisi yoktur...
Sömürgecilik siyasetine ve uluslararası talana karşı proleteryayı örgütleme yoluyla,proleter savaşım özgürlüğünü savunma yoluyla direniş,kapitalizmin gelişmesini geciktirmez.,fakat onu,kapitalizmin daha uygar ve daha yüksek teknolojik yöntemlerine başvurmaya zorlayarak hızlandırır.Kapitalizm var,kapitalizm var.Kara yüzlerin,Oktaobristlerin kapitalizmi var,Narodniklerin kapitalizmi var.Kapitalizmin aç gözlülüğünü ve gaddarlığını işçilere ne kadar çok teşhir edersek,birinci türden kapitalizmin israrı o kadar zorlaşacak ve ikinci türden kapitalizme geçme mecburiyeti o kadar güvencede olacaktır.Ve bu tamda bizim işimize gelir,proleteryanın işine gelir" V I LENIN "Maksim Gorkiye Mektup" 3 Ocak 1911,Toplu Yapıtlar(İng) c.34, s.438-439

Dostçakal
umut

Re:Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak AB 24 Oca 2008 05:56 #116

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Mehmet Özgür


Kimin nesnelliği? ya da nereye kadar nesnellik? mesela uzakdoğu'da ter
atölyelerinde günde 1 dolardan az çalışanlar, chiapas'da hala
yerlitakılanlar, brezilya'da, kore'de, fransa'da son moda teknolojik
ultra digital gen teknolojilerine karşı duran köylüler, hindistanlı
evemeğiyle geçinen kadınlar, özellikle (dünyada ve türkiyede daha önce
olduğu gibi) yatırım yapılmayan, makineleri buna rağmen özelsektörden
ileri olan sekada kendilerini kapatanlar ... nesnellik onlar için
nedir? ya da cidden onların başlarını eğmelerini gerektiren bir
nesnellik var mı?
Hele seka'da ortaya çıkan mücadeleyi, ulusalcıların istediği düzlemde
ele almak, tam istedikleri nokta olsa gerek. Onlar da insanın
haksızlık karşısında devlet baba dışında bir yer araması için
"kaldıraç" görevi görebilecek demokratik yasal düzenlemelerle ile,
ekonomik yıkım getirecek neoliberal politikaları aynı cevherden
yapılmış göstermekteler. Oysa ab tek başına egemenlerin bir derdi
olarak ortaya çıkmadı, tam tersine aşağıdan gelen popüler/popülist
mücadelelere bir cevap olarak oluşmadı mı? son 10 yılda kürt hareketi,
islamcı hareket söylemleriyle olmasa bile, temsil ettikleri taban,
arzu olmasa bu kadar yakıcı hale gelebilir miydi ab konusu; tabii bu
mücadeleler kendi kısıtlılıklarına ulaştılar, bir şekilde kendilerini
geleneksel egemenlerle ayırmak isteyen, kendi güvenini kazanan yeni
egemenlerin yolunu açtı. Bu hikayenin tarihinde daha eskiye gidersek
de arpalık diye suçlanan dönemin bütün dünyada refah devleti çağı
olduğu gözönüne alındığında bize özgü görüngü olmaktan öte olduğu
anlaşılacaktır. ha buradan tarihi yatay şekilde düzleştirdiğim
sanılmasın, sadece liberalmarksistlerin hep bu ülkeye özgü
gördüklerinin küresel olduğunu söylüyorum. (bu konuda korkut
boratav'ın express dergisindeki röportajı olayı yeterince özetliyor)
Bu anlamda "şu an" olan da aslında "arpalıkları" elden gidenlerin
bağırışı değil, uluslarası kapitalizmin(otoriter rejimlerle sorunu
olmayan) küresel düzeyde uyguladığı bir iş yapma tarzı. ilerleyen
dönemde kapitalizmin "nesnelliğine" uygun olarak toprağından
koparılacak ve "en sonunda bizim de batılılar gibi" sosyal
patlamalarımızı oluşturacak köylülerimiz için de aynı konuları
tartışacağız. Evet sol belki burada küresel stratejiye uygun bir cevap
oluşturamıyor belki buna çözüm de liberallerin kelime dağarcığı da
değil. Bugün chavezle, mst ile, zapatistalarla, g.koreli balıkçıların
yeni nesnellikler oluşuyor. Hepsi de yaşamsal, somut konulardan yola
çıkıp, başka bir iddianın peşine takılma becerisini göstermiş
hareketler, bu anlamda Ahmet Çakmak'ın önerisi de oyunu kurallarına
göre oynayından çok, yeni bir iddianın ilk aşaması olarak okunmalı
bence. yurtdışında, mondragon işletmesi gibi belki de... İşin
doğasında da bu yok mu, sosyalistlerin çoğu zaman beğenmediği
"icat"lar bir anda hiç beklemedikleri bir görünüşe
kavuşabilmekte.(lenin'in sovyetler hakkında ilk düşünceleri örneğin)
ama bunun için tam da "nesnellik"i yeniden sorgulamak/sorgulatabilmek
lazım. Bunu mücadeleleriyle sorgulayanlara dayanışma ve destek dışında
bir yeni bir açılıma imkan sağlayacak yol yok. bu mücadeleyi de
"kalantor işçi" efsanesi gibi insanların "yapabilme kudretini"
sakatlayan ve tam da aslında devlet babanın alıştırdığı ataleti tekrar
kuran bir söylemden çok, insanlara bunun meşru bir talep olduğunu,
örgütlenmenin önemli olduğunu, bunun küresel bir durum olduğunu v.b.
gösteren bir söylem bizi neoliberal ve ulusalcı temeldeki egemen
ayrışmanın dışına çıkartma imkanı sağlayacaktır gibi geliyor. Belki bu
eylem de paşabahçe gibi yenilecektir, yine de
Yeniden bir "kapitale karşı devrim" olasılığını unutmamak gerek, beş
aşamalı gelişim teorilerine karşı.
not: yazıyı fazlasıyla genelledim, bu yüzden bazı konulara cevap
yazamadım, çünkü çoğu güncelden öte, tarih ve bilgi felsefsiyle
alakalı konular, fazlasıyla uzatmamak için girmedim. Fakat çoğu zaman
ortaya çıkan basbayağı ekonomik determinizmden ötesi değil. (okumadım,
dolaylı bilgilerime dayanarak, hata yapabilirim) imparatorlukta geçen
dikkate değer mücadelelerden hangisi (los angeles ayaklanması, chiapas
...) hangisi seka işçilerine uygulanan kriterlere uyuyor?

Re:Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak ABya da 24 Oca 2008 05:57 #117

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Valla bunun tek adı; vardir: Yillarin "gosizm" dedikleri sey ya da ogrenci
radikalizmi..Sag'in kadim "vatan millet sakarya" edebiyatinin sola tekabul eden
turevi..ABD'de de cizgi filmlerde bile (simpson, south park) islenen cocuklari
icin deli olan bir anne tiplemesi vardir..Durup durup en alakasiz yerlerde "Ama
cocuklar ne olacak- But What about the children ) turu tepki gosterirler..Ya da
Hegel'den bir tipoloji vardir..Guzel Ruh..Kendisinin olmayan sorunlari ustlenir
onlar icin uzulur ama uzulmekten baska birsey yapmaz/yapamaz..Ama tinerci
cocuklarin hali noolacak, ya da evlenemeyen genclerimiz icin toplu dugunler
yapalim turu duyarlilik gosterirler..

Simdi sormak lazim benim o yazdigim yazidan butun yoksullarin cani cehenneme
turu bir anlam cikar mi?

Benim sorunum SEKA iscilerinin mucadelesinin kendisiyle degil..Benim derdim
SEKA iscilerinin davasiyla solcularin ilsikisine yonelik..Senin o saydigin
farkli muhalefet odaklarinin hicbirinin "solcularin" akillarina, hocaligina
ihtiyac duyduklarini sanmiyorum..Zapatistalarin bir takim sehir solcularinin
kendi borazanligini yapmasina hele hic mi hic ihtiyac duydugunu da sanmiyorum..
Benim derdim SEKA iscilerinin ya da bir baska toplumsal muhalefetin odaginin
kendisiyle degil..Hicbir kimligin problemine disaridan mudahil olunamaz..SEKA
iscilerinin yasadiklari nedir, talepleri nedir, nasil bir dunya istiyorlar ne
sen bilebilirsin ne ben bilebilirim..Ayri bir varolustur o..Senin benim
bambaska bir varolus icerisinden romantik dayanisma retoriklerin ne onlara ne
bizlere katkisi vardir..Insanlar ancak kendi varoluslarinin kendi ozsel
problemlerinin cozumune yonelir..Marx'in dedigi gibi insanlar cozebilecekleri
problemleri onune koyar..Solcularin su haliyle SEKA iscilerinin problemini
onlerine koymasi marx'in bu ilkesine aykiridir..SEKA olayinin icerigi,
potansiyeli her ne ise bunu aciga cikarmak bir takim memur solcularin isi
degildir..Bunun gibi onlarca deneyim yasandi..Her birinde de solcular ayni
tuluati tekrarladi..Turkiye'de insanlar kendi problemlerini kendileri
sahiplenmye basladigi zaman koreli balikcilar, topraksizlar, chiapas gibi
hareketler aciga cikacaktir..Bu tur hareketlerin de solcularin hamiligine
ihtiyaci yoktur..Zaten sol'un yasanan krizi de bu degil mi? Farkli Toplumsal
kimlikler birebir kendi yasamlarindan cikan sorunlari birilerinin hocaligina
ihtiyac duymadan yukseltiyor..Artik bir lider kadronun kapsayici teorilerini
onculugune ihtiyac duymuyorlar..Yasam kendi yolunu buluyor..Iste bu yuzdendir
ki farkli kimliklerin artik kendilerine ihtiyac duymamasi yuzunden solcularin
ayaginin altindaki zemin de kaydi..Eger SEKA iscileri herkes icin daha iyi bir
dunya istiyorlarsa oturup bunun icin ne yapabileceklerini dusunecekler..Ahmet
Cakmak'in yazisinin baska bir okumasi da bence yoktur..Ne diyor? Ne kadar
cikmayacaksiniz o fabrikadan diyor..1 yil 2 yil 3 yil..Bunun anlami
yok..Kimseye yaslanmayin o fabrikayi nasil uretken hale getirebileceginizi
dusunun diyor..Sanli bir isci sinifi direnisi diye methiye duzmuyor..

Tekrar ediyorum benim derdim SEKA iscilerinin muhalefeti degil..Sol'un bu tur
hareketlerle sorunlu iliskisi..Birakalim her hareket kendi yolunu bulmasini
ogrensin..Bu arada solcular da ogrensin..

Ece'nin yazisinda oldugu gibi yoksullarin otesinde gelir duzeyi goreceli yuksek
de olsa muhalif olan kesimler de vardir..Benim derdim nerde isci varsa supermen
gibi oraya kosturup hocalik etmeye calismaktansa, solculugun kendi ozgun
ozelliklerinden yeni bir kimlik/sinif cikarmaya calismaktir..Aslinda gercek
hayatta boyle bir kimlik nesnel olarak halihazirda bu olusmusken teori
duzeyinde ilkeselestirilemiyor..

Ben elalemin sorunlarini cozmeye kosan super ahlakli kahramanlar olmak yerine
belli bir bilinclilige ulasmis insanlar olarak kendimiz nasil bir mucadele
yukseltebilirizin cevabini aramaktir..

Tabi bu tur konulari hayata atilmamis hala ogrenci radikalizmini ve
romantizmini yasayan insanlara anlatmak zor..

Ancak calisilip tuketme kapasitesi kazanildiginda kapitalist sistem icinde
varolusun ne menem birsey oldugu anlasiliyor..Yoksullarin yardimina kosmaktan
baska kendimizin de devasa sorunlarimiz oldugunu gorebiliyorsun..en az
yoksullar kadar sistemden dislandigini goruyorsun..

Ama tabi bunlar butun dunyayi kurtarip, yeryuzunde tek bir yoksulluk, tek bir
kotuluk birakmamayi, butun somurunun kokunu kazimayi hedefleyen ogrenciler icin
fazla motive edici olamiyor..Ama hayatin gercegi budur..Kisacik hayat icinde
binlerce yillik insan uygarliginda pekaz seyin degistigine tanik
olunabilecegimi kabul edemiyor insan..Yeryuzundeki butun kotuluklere ve
yoksulluklara karsi mucadele edebilecegini saniyor..

Re:Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak ABya da 24 Oca 2008 06:01 #118

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Mehmet Özgür


en başta kişisel vurgular için teşekkür etmek lazım.
bilmeyenler de varsa daha rahat anlaşılsın ne olduğum;
"öğrenciyim". dolayısıyla en başta "hazır olmayan"
kimliklerden bir tane edinmişiz. başka bir email
hesabından yazsaydım yazıyı heralde yazacak birşey
kalmayacaktı, çünkü yazı ona göre kurgulanmış.
eğer yazım tam okunursa bahsedilenin, kesinlikle akıl
vermek, öncülük yaratmak vs... anlamı taşımadığı
anlaşılacaktı oysa ki. (öğrenciliğim bilindiği kadar,
bu yönümün hatırlanması da sanki daha yararlı olurdu)
solun kurucu değerleri eşitlik-özgürlük-dayanışma'ya
atıf vardı sadece. Bunun dışında hele verilen örnekler
eğer gerçek durumları bilinirse bana cevaben yazılan
yazıyı boşa çıkaracak.
hadi en bilindik örnek zapatistaları örnek
verelim(yoksa seattle sonrası her oluşum benim
dayanışma tezimi karşılıyor). bilindiği üzere 90ların
ortalarında isyan eden zapatistaları, çoğu
araştırmacının da söylediği gibi geleneksel gerilla
hareketlerinden farkı: iletişim teknolojilerini etkin
kullanmaları bu sayede uluslararası destek ve meksika
hükümeti üzerinde baskı yaratılması. bunu zaten
zapatistaların bir nevi öndünya sosyal forumu
denebilecek "neoliberalizme karşı galaksilerarası
toplantısı"nın metinlerinde de görebiliriz. marcos'un
şairane metinleri internet üzerinden hızla
çoğaltılmasa, chiapas hakkında avrupalarda destek
grupları oluşturulmasa; bugün yenisolcu nesle umut
veren zapatist efsanesinden ne kadar
bahsedilebilecektik. bu aslında geleneksel kültürlerde
de baskın olan ama kapitalizm sayesinde bastırılan
diğerkamlık kavramından öte bir şey değil. başkasının
acısını, mücadelesini "meşru görerek"-akıl vererek
değil-, kendi alanından destek sunmak. bunu çok daha
fazla kullanan bir şekilde başarı sağlayan uluslarası
af örgütü için de verebilirdim. bu tür yeni örneklere
de ihtiyaç yoktu aslında, uluslarası kampanyalar solun
tarihinin açık yollarındandır. dayanışma kavramı zaten
türkçe dilbilgisi gereği karşılıklı anlamını verir ve
temelinde birden fazla varlık varsayar. bu varlıklar
eşitsiz gelişen bir dünya üzerinde hayat buluyorlar,
farklı deneyimleri içeriyorlar, yalıtık halde
durmadıkları gibi, her an, her dakika birbiriyle
kesişiyorlar. dolayısıyla bunları tam da politik
liberal vizyon gereği, yani biribirine değmeyen ve
kollanan cemaatçilik sorunsalı içinden çıkaramayız.
hele bir de kimse kimsenin derdinden anlamaza bağlanan
söylem ise bambaşka sorunlar taşıyor. marx'dan verilen
örnekler onun babasını, engelsin fabrikasını da
yazsaydı keşke. hayat hakkındaki dersler , keşke
bazılarının bazı şeylere daha kolay ulaşabildiği,
bazılarının vicdanının kendilerinden taştığını da
içerseydi. örneğin heralde öncülük derdi en son
olabilecek filozoflardan olabilecek foucault'nun
cezaevleri izleme örgütü de fkp'nin bir seksiyonu
değildi heralde.
leninist öncülük için ise mücadele dertleşmek
değil, mücadeleyi tahrik edecek kendi normlarını
uygulamaktır, eğer uymuyorsa zaten o "mücadele" anti-x
değildir, ölmeye mahkumdur. türkiye'de yaygınlaşmamış
demokratik mücadele kültürü ise dayanışma yüzünden
değil, dayanışma yapmaması yüzünden ilerlemektedir. 25
senelik kürt mücadelesi bunun en açık örneğidir;
kendini varlık olarak koyamayan türkiye solu ya kürt
hareketi içerisinde erimiş, ya da ona karşı faşist bir
tutum almıştır. dolayısıyla çoğu zaman onun
yalıtılmasını, kendi içine dönmesini hızlandıran etken
olmuştur.
bunun dışında bana karşı kurulan retoriklerle, bana
"verilen akıl" arasındaki çelişkiyi ise okuyanlar
görecektir.
biribirinden yalıtılmış mücadeleler yerine, sürekli
karşılaşan, ortaklaşan, yeniden bozuşan bir mücadele
benim bahsettiğim. karşılaşmak için de evden çıkmak
lazım...
selamlar sevgiler

Re:Kati Olan Herseyi Buharlastirici Olarak ABya da 24 Oca 2008 06:04 #119

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Ilk cevabinda anlamaya yonuk bir caba olmadan insani ortuk bir sekilde
lberallikle suclamana duyulan kizginlikla 'isyerinde' yazdigim cevaptan hosnut
olmadim..Bir de zaman sorunu olmadan deneyelim..

*************
Bu hikayenin tarihinde daha eskiye gidersek
de arpalık diye suçlanan dönemin bütün dünyada refah devleti çağı
olduğu gözönüne alındığında bize özgü görüngü olmaktan öte olduğu
anlaşılacaktır.
**************


Tarihci degilim..Ama Osmanlinin sosyo-ekonomisinin Avrupa'nin feodalizminden
farkli oldugu populer bir genel kultur bilgisi duzeyindedir. Bu farka isaret
eden kimi kavramlar: Asya Tipi Uretim Tarzi (ATUT), savasci gocmen kabilelere
ozgu Askeri Demokrasi hemen ilke akla gelenler..Mogol kabileleri at ustunde
toplanir, yeni sefer icin "lideri" o anda secerler..Iyi yagma yapamazsa
indirilir..Osmanli'da benim bildigim kadariyla babadan ogula gecen asalet
kavrami yoktur..Dolayisiyla toprak da sahsa kendi yasam sinirlari boyunca
verilir..Ogluna gececeginin garantisi yoktur..Ta araplarda kole asker anlamina
gelen "Memluk"lerden Yeniceri ocagina kadar devam eden devsirme parali asker
kurumu sadakate dayanmaz..bir tur meslek olarak icra edilir..ya da osmanli'da
yenicerilik bir tur esnaflik gibidir..(gibisi galiba fazla oldu..baris
zamaninda yenicerilerin zanaatkarlik yaptigini okumustum..Neyse konumuz tarih
degil..Anlatmaya calistigim Osmanli'da uretim tarzi devlet memurlarinin
guclerini pekistirmek icin kullandiklari bir tur rusvettir..Monark mutlak hakim
ve butun topraklarin sahibidir..Avrupa'daki gibi gorece bagimsiz ve burjuvanin
serpildigi kapali sehirler Osmanli'da yoktur..(burjuvazinin sehirli anlamina
geldigini hatirlatmaya bilmem gerek var mi)..Burdan ta Yunan Sehir devletlerine
kadar gidebiliriz..Sonucta bati'nin ve Osmanli'nin uretim tarzlari farkli
yollar izlemistir..Mesele su: Bu farkli gelisim cizgileri gunumuzde yasadigimiz
sureclere ne kadar etki ediyor..Ben bunu sorguluyorum..Kanimca da bu farkli
gelisim cizgileri farkli "direnis" tarzlari da cikarmistir..Dunyanin baska bir
cografyasinda "kazan kaldirmak" turu bir isyan tarzi var mi bilmiyorum..Kazan
kaldirma Turkiye'ye ozgu ise, neyin tipik kazan kaldirma, neyin sinifsal
mucadele oldugunun ayrimin iyi yapmak gerekir..

*************
Evet sol belki burada küresel stratejiye uygun bir cevap
oluşturamıyor belki buna çözüm de liberallerin kelime dağarcığı da
değil. Bugün chavezle, mst ile, zapatistalarla, g.koreli balıkçıların
yeni nesnellikler oluşuyor. Hepsi de yaşamsal, somut konulardan yola
çıkıp, başka bir iddianın peşine takılma becerisini göstermiş
hareketler, bu anlamda Ahmet Çakmak'ın önerisi de oyunu kurallarına
göre oynayından çok, yeni bir iddianın ilk aşaması olarak okunmalı
bence.
**************


Nah iste bu satirinin da yazilanlari anlamaya calismakta ne kadar az emek
gosterdiginin kanitidir..A.Cakmak'in yazisini "oyunu kurallarina gore oynayin"
seklinde okuyor falan degilim..Eger sistemle ideolojik hicbir celiskin yoksa o
zaman kurallarina uyacaksin seklinde okudugumu OZELLIKLE belirtim de. "Ya bu
sistem aslinda komunizmden daha iyi" deyip sosyalist partilere hurmet etmeyip
duzen partilerine oy veriyorsan onun kurallarina uymama hakkin yok dedim..Benim
okumam budur...Turkiye'de "isci sinifi" hareketinin duzenle ideolojik bir
celiskisi oldugunu hic sanmiyorum..

Farkli dunya cografyalarindan verdigin orneklerle SEKA "direnisini" ayni kefeye
koymakta o hareketlere buyuk bir haksizlik sozkonusudur..Bir chiapas'da bir
topraksizlar hareketinde sistemin tamamen disina atilmis insanlarin can
havliyle kendi baslarinin caresine bakma zorunlulugu vardir..Ben SEKA'da bunu
goremiyorum..Benim gordugum fabrikamizi kapamayin, duzen icinde kredi
kartlarimiz koruyalim mentalitesi vardir..SEKA ve diger Turkiye isci sinifi
hareketlerinin sistemde yerlerinin olmadigini anlamadan ve "can havliyle"
birbirlerine sarilmasini ogrenmeden o bahsettigin hareketlerdeki ozgunlugu
yakalayabilecegini sanmiyorum...


**************
sosyalistlerin çoğu zaman beğenmediği
"icat"lar bir anda hiç beklemedikleri bir görünüşe
kavuşabilmekte.(lenin'in sovyetler hakkında ilk düşünceleri örneğin)
ama bunun için tam da "nesnellik"i yeniden sorgulamak/sorgulatabilmek
lazım. Bunu mücadeleleriyle sorgulayanlara dayanışma ve destek dışında
bir yeni bir açılıma imkan sağlayacak yol yok.
****************


Iyi guzel bir sablon..Kullanilan terimlerin somut icerikleri olsa mukemmel bir
formulasyon..Lakin burdaki "dayanisma" ve "destek" bos-gosterenlerdir..Zaten
zurnanin zirt dedigi ve benim de sorunsallastirdigim konu bu..Empatisiz
okumanin bir baska kaniti..Inanilmaz bir ikinci kanit da ayni konuda ikinci
yazinda geliyor..( "türkiye'de yaygınlaşmamış
demokratik mücadele kültürü ise dayanışma yüzünden
değil, dayanışma yapmaması yüzünden ilerleme(ME??)ktedir.)

Olayi felsefedeki sentetik, analitik onerme karsitligiyla almayi deneyeyim..

"Ucgen uc koseli geometrik sekildir" demek sentetik degil analitiktir..Yani
yeni bir bilgi sunmaz..Tanim zaten kavram da iceriliyordur..Benzer sekilde
"Bunu mücadeleleriyle sorgulayanlara dayanışma ve destek dışında
bir yeni bir açılıma imkan sağlayacak yol yok." demek de zerre kadar yeni bir
olgu ileri surmuyor.."Dayanisma ve destek"e karsiyim mi diyorum
ben?????????..Ne kadar uzaklarda dolastiginin kaniti..Dayanisma yerine yeni
birsey icat edelim diyen yok..Al 1000 tane solcu topla hepsine sor, tumu de "Ha
tabii dayanisma olmazsa olmaz kosuldur" der..Iyi de dayanisma ne menem
birsey..Cok genellesen bir kavram artik birsey gostermez olur..Dayanisma,
direnis, proleterya vs. kadim solcu retorik artik bu tur gosterilensiz
bos-gosterenlerden olusan yuzer-gezer bir soylemdir..Zaten mesele de bizzat
bu..Dayanisma, Destek..Iyi hos..Da tam olarak nedir bu dayanisma? Al buyur
tanimini yap, HODRI MEYDAN..(Herhalde gidip bir iki slogan atmayi
kastetmiyorsun )..

Ben dayanisma terimini degil icerigini sorunsallastiriyorum..Gozden kacirdigin
da bu..


***********
Fakat çoğu zaman
ortaya çıkan basbayağı ekonomik determinizmden ötesi değil. (okumadım,
dolaylı bilgilerime dayanarak, hata yapabilirim) imparatorlukta geçen
dikkate değer mücadelelerden hangisi (los angeles ayaklanması, chiapas
...) hangisi seka işçilerine uygulanan kriterlere uyuyor
************


Burda da ben yazarken neyi teoriye gore anlattigimi neyi kendi dusuncem olarak
ileri surdugumu takip edemedigini anliyorum..Herhalde benim klasik marxismin
birebir takipcisi olmadigimi simdiye kadar anlamis olman gerekir..

Ben kendim ekonomik determinizmi savunuyor degilim..Senin bu izlenimi edindigin
yerlerde muhtemelen klasik marxismin agzindan konusuyorumdur..Eger hatirlarsan
defalarca mucadelenin ekonomik alanla sinirli kalmamasi, kulturel alanda da
verilmesi gerektigini soyledim..

Ekonomik determinizmle konusan ben degilim..Her SEKA benzeri "direnis"te
iscilerle dayanismaya kosan solcular ekonomik determinizmi benimser..Cunku bu
determinist bakis acisina gore sadece fabrikada sadece isciler arasinda direnis
olur ve sadece onlarla dayanisilir..Cunku bu bakis acisi "bilinc"in ortaya
ciktigi yegane alan olarak ekonomik iliskileri gorur..Ben "bilinc" salt
ekonomik sureclerle olusmaz diyorum..Daha onceki yazilarima gitmene gerek yok,
cevapladigin yazimi bile okusan ekonomist determinist yaklasimlara karsi
onlarca satir bulursun..Hatta yazinin temel esin kaynagi bu bakis acisini
elestirmektir.. SEKA iscileriyle "dayanisma"yi elestirmem determinist bir
bakisin zorunlu sonucunun ne olacagini ortaya cikarmakla degil, isci sinifi ve
fabrika eksenli mucadele anlayisinin yaninda digerlerinin de arastirilmasi
talebiyle ilgilidir..Sapla samani, ya da nedenle sonucu karistirmaya pekaz daha
iyi ornek bulunabilirdi dogrusu..Ne kadar ironik...tam da yazimin cikis noktasi
olan elestiri bana yoneltiliyor..SEKA iscileriyle "dayanismak" deterministik
tarih algilayisidir..Ben de bunu elestirmeye koyuldum..

Direnisin-mucadelenin asli ogesi "bilinctir"..Bilinc bir kez olusmussa nerde
olustugu onemli degildir..Los Angeles ayaklanmasi, Seattle, Chipas ya da
Negri'de adi gecen diger ayaklanmalari kapitalist gelisim yasalarina uygun veya
teorinin dedigine birebir uyan "ideal" mucadeleler olarak sunan
yok..Kapitalizmin zorunlu yasalari ekonomik alt-yapida bu tur ayaklanmalar
yaratacaktir diyen de yok..Kapitalizmin toplumun gunluk hayatinda yarattigi
yarilmalar, catlamalar, bu tur patlamalar yaratacak bilincleri olusturacaktir
diyen var..Ikisi ayni gibi duruyor..Farki soyle betimleyelim:

SEKA turu direnislerde bilinc zorunlu asli urun olarak cikacak diye
gorulur..Yani ekonomik pozisyon ile bilinc arasinda bilimsel yasalarla
belirlenen zorunlu/determinist/yapisal bir iliski vardir..Buna ortodoksi
diyoruz..

Los Angeles, Seattle, Chiapas, Topraksizlar gibi hareketlerde ortak nokta
bilincin ekonomik sureclerden asiri dolayimlanmis sekilde cikiyor
olmasidir..Baska bir deyisle yan urundur..Yani overdetermination/ustbelirlenim
dedikleri sey..Isin bu nedenselligi..

Asil ayrim sonucta cikiyor..SEKA "direnis"inde bilinc yoktur..Ama arkadan
gelecegi varsayilir..Gelmek zorundadir cunku onlar isci..

Diger hareketler ortaya ciktiginda ise, hali hazirda olusmus bir bilinc zaten
vardir..Dolayisiyla buyuk ayrim ortaya cikiyor: birinde sistem icinde yer
bulamayan insanlarin son derece derinlere yerlesmis, kalici bir bilinc
vardir..Tum bu hareketlere belli olculerde bir "kimlik" varolusu eslik
eder..Sol hareketlerde eksik olan da budur..Kimlik hareketleri ekonomik
belirlenimlere gore ilerleyen hareketlerden daha kalicidir, cunku bunlar
degistirilmesi mumkun olmayan varolussal ozelliklerle eklemlenmistir..Bir
zencinin beyaz olmasi mumkun degildir..Bir escinsel tercihini degistiremez..Bir
chipas yerlisi bunu degistiremez..Ama bir isci ekonomik talepleri karsilandigi
zaman susar..

Sanirim simdi SEKA iscilerine uyguladigimiz kriterlerin ekonomik determinizmin
degil bilinc kriterleri oldugunun ortaya cikmis olmasi gerekiyor..

Hareketleri olusturan ortak bilinctir..Bilincin olusum surecleri deterministik
degildir..ERGO, sistem karsiti olusmus bilinclerle ne yapilabilecegine bakmak
lazim..SEKA iscilerinde "vaadedilmis" bir bilincin olusmasindan medet ummaktan
once, zaten olusmus bilinclerimizle ne yapabiliyoruz, neye muktediriz, hele onu
bir gorelim once..Merhemimiz varsa hele bi bakalim kendi kelimize surebilir
miyiz?

SEKA turu "dayanismlarla" olusturulmus bir bilinc varsa, bu deneyimi yasayan
bir arkadasimiz zahmet etsin anltasin..Oykusu, anisi, romani yazilsin bilelim..
Bilincsiz bir isci olarak baslayip kapitalizmin yilmaz muhalifi olanlarin
oykuleri, romanlari yazildigi zaman ha deriz o zaman deterministik yasalar
isliyor..Ama islemedigi kendi sahit oldugumuz yakin tarihte goruluyor..80'lerde
sosyalist sol ne oy aliyorsa, bir tane artmamistir..Demek ki bu tur
dayanismalarla kazanilan somut bir mevzi yok..Ben bildim bileli dayanisilir
durulur..Ama nerde bir sosyalist gorsem universite mezunu, okumus yazmis,
ust-orta gelirli, tuzu kuru tipler..Soyle Jack London, Steinbeck, Gorki,
Cernisevski roman kahramanlari formatinda sosyalist bilincli bir isci
gorebilmis degilim..Hep kucuk burjuva radikalleri..

IKINCI YAZI


Bir suru sserzenisten sonra

"solun kurucu değerleri eşitlik-özgürlük-dayanışma'ya
atıf vardı sadece" diyorsun..

Yahu peki allaskina bu "degerlere" nerde bir reddiye vardi da benim
yazilarimda, atif da bulunup ayar cekme geregi duydun..

TEKRAR:

Bu birtakim harflerin biraraya gelmesiyle olusan esitlik-ozgurluk-dayanisma
kavramlarinin kendisiyle degil benim derdim..Dayanismayi unutalim baska bir
yontem bulalim diyen mi var? "Sagolsun ortodoks solcular bu kavramlari
iceriksiz bos gosterenler haline getirmistir diyen" var sadece..Cagriyi tekrar
ediyorum: Uzerinde herkesin uzlasacagi sekilde bu harf kumelerini bana bir
tanimlayiver bir zahmet..

Ne yaplirsa dayanisilmis olunur.???.Bu dayanismanin sinirlari nedir..Somut
somut konusursak SEKA iscileriyle dayanismak icin ne yapmak gerekir..5-10 kisi
toplasip Istiklal'de IMF'ye hayir demekle dayanismis olur muyuz mesala?

Ayni sorunsallastirmayi esitlik-ozgurluk icin yapmaya kalksak Atina
dolaylarinda 3000 yil oncesinde cikariz belki..Ben liberal sozdagarcigini
kullaniyorum da Irak'a ozgurluku getirmek icin giren ABD'yle sozdagarcigi
paylasilmis olmuyor mu..vs.vs..

********************
bilindiği üzere 90ların
ortalarında isyan eden zapatistaları, çoğu
araştırmacının da söylediği gibi geleneksel gerilla
hareketlerinden farkı: iletişim teknolojilerini etkin
kullanmaları bu sayede uluslararası destek ve meksika
hükümeti üzerinde baskı yaratılması. bunu zaten
zapatistaların bir nevi öndünya sosyal forumu
denebilecek "neoliberalizme karşı galaksilerarası
toplantısı"nın metinlerinde de görebiliriz. marcos'un
şairane metinleri internet üzerinden hızla
çoğaltılmasa, chiapas hakkında avrupalarda destek
grupları oluşturulmasa; bugün yenisolcu nesle umut
veren zapatist efsanesinden ne kadar
bahsedilebilecektik. bu aslında geleneksel kültürlerde
de baskın olan ama kapitalizm sayesinde bastırılan
diğerkamlık kavramından öte bir şey değil. başkasının
acısını, mücadelesini "meşru görerek"-akıl vererek
değil-, kendi alanından destek sunmak
*********************


Mukemmel...Bunlara itiraz edebilecegim gercekten dusunuldu mu merak
ediyorum..Buna ancak karsisindakini anlamak icin yeterince ugrasilmadiginin bir
baska kaniti olarak gorebilirim..3.kez tekrar..Bu anlamda dayanismaya falan
itirazim yok..Ben sadece Turkiye'de olanlarin bu tur bir dayanismaya ornek
gosterilemeyecegini soyluyorum..Itirazim iki yonlu..

Birincisi chiapas'la seka arasinda bence onemli bir fark var..Chiapas
varolussal, yapisal, ontolojik diyebilecegim gercek bir hareket..fazla
dagitmadan adini koyalim...Chipas "NORM DISI" bir hareket..Yani sol'un kadim
NORM'lari disinda bir hareket..Kapsayici degil, devrime endeksli degil, herkese
model olma iddiasinda degil, "bilimsel" yasalara bagimli degil..Farkli bir
ornek ..SEKA belki kendinde bir hareket olsa benzer bir tarza
burunebilecek..Ama sol'un bir turu boyle bir yonde evrilmesine asla izin
vermez..Onu "NORM"alize etmeye calisir..Bilinen bir kaliba sokmaya calisir..En
sakat olani ise, SEKA'dan bir mesruiyet zemini cikrsanir.."Ya gordunuz mu bakin
bildigimiz proleterya bildigimiz tarzda direnis yukseltebiliyormus..Yeni
arayislara gerek yok"..SEKA iscilerinin konuyla hic alakasi yok belki..Ama
Sol'umuzun olaya bakisi boyledir..Benim de derdim olan yon burasi..

Eger Sovyetler yikilmamis olsaydi, sol eskisi gibi populer olsaydi chiapas
revizyonist/opportunist/siradan etnik kurtulus hareketi vs. olarak mahkum
edilirdi..

Tekrar ediyorum, SEKA hareketiyle degil, ona sol'un bakis acisiyla benim
derdim..Bu tur bir hareketin kendi yolunu bulmasina sol'un izin vermemesi..

Itirazimin ikinci yonu: Turkiye solu chipas ve onlarla dayanisalar benzeri
yaratici/sairane insanlar cikaramaz..Chiapas'la Turkiye'de dayanisan ve ses
getirmis olan bir olusum cikti mi? Senin dedigin o etkiyi yaratan onemli bir
oranda avrupa sol'udur..Buna Turkiye sol'unun yaklasimi da bellidir..Turkiye'de
Avrupa Sosyalizmi asagilayici teknik bir terim haline gelmistir..

Daha cok yakin bir tarihe kadar ve hala, internet'e Turkiye solunun yaklasimi
son derece kuskucu olmustur..Sen kendi internet yaklasimini dusun 1-2 sene
oncesine kadar..Ya da OS'da Birgun cikarken yapilan tartismalari.. Ne dendi o
zaman? Internet'le halka ulasilamaz vs..vs..Birgun'unun kendisini al..Birsuru
kagit-matbaa-dagitim-maas paylasimi vs. zahmetine girdi..Tutunabilmek icin
didinip duruyor..15000 baski yapiyor yapmiyor..O 15000 icinde halktan biri
varsa ben kulahimi cikarip yerim..Baska bir deyisle o 15000 kisi internetten de
ulasilacak insanlardi..Internet'in masrafi ne? SIFIR..Simdiki durum ne,
gazeteye ulasabilmek icin abone olacaksin. Ve bu yolla o gazete halka
ulasacak...O tarafta Chipas icin serbestce dolasan metinlerden bahsediyorsun bu
tarafta para vererek ulasacagin metinler..Para vereceksin ve dayanismis
olacaksin..Al bak goruyorsun dayanisma kavrami sandigin kadar sorunsuz bir
kavram degil..Bir takim profesyonel gazetecilerin maaslari odenecek diye para
vereceksin ve bunun adi dayanisma olacak..Zaten otuz farkli platformda tv
programlari, radyo programlari vs. olan insanlari bir de Birgun'de okumak icin
abone olacaksin..Ote yanda seslerini yukseltebilecekleri tek bir platformu
olmayan binlerce insan surecte sadece "dayanisan" pasif okuyucu olacak..Yani
solun starlari yazacak bizler okuyacagiz..Oysa internet'te yer sorunu yok, para
sorunu yok, dagitim sorunu yok..Mevcut 15000 profilinde belki 200000 kisiye
ulasacaksin..Zaten yillardir bildigimiz 30-40 insani degil, yazan herkesi
okuyabileceksin vs. vs..

Sen Chiapas'in dayanisma adina parali site yapip, profesyonel gazeteciler
tutacagini tahayyul edebiliyor musun?

Bak hala biraz tartismaya kalktigin zaman par tutus olan tipler var..Sanki bir
tek kendileri yasamin icinden yasami orgutluyor, diger herkes bos gevezelikler
yapiyor..Akil sira alayci olmaya calisarak bon'lugu dile getirici "teorisyen",
"kalemsor" gibi ibareler kullanan karakterler bu ulkenin sol piyasasinda at
oynatiyor..Gidip iki yuruyup 3-5 slogan atmayi olasi tek harbi solculuk olarak
goruyorlar..Baska bir tarz hemen asagilaniyor..

Dolayisiyla bu ulkede mevcut yapilanmayla chiapas tarzi hareketler asla
yesermez..Izin vermezler cunku..Coreklenmis bir yapi var, ne kendisi bir halt
ediyor ne de etmek isteyenlere alan aciyor..

Konuyla alakali oldugu icin vermiyorum ama su ODP'nin SEKA ile dayanisma
yuruyusunun bu listeye gonderilen resimlerini ele alalim..Bu yuruyus bir
propaganda midir yoksa anti-propaganda midir? Eger bu yuruyus solcuya solcu
propagandasiyla sinirli kalmayip ya da bir dergide ovunmek icin carsaf carsaf
basilmakla yetinilmeyip butun halka yonelik bir etki yapmayi dusunerek
planlanmissa tam bir anti-propaganda degil midir? Orda yuruyen 15-20 kisilik
"kitleyi" goren halk ne dusunur? "Ha iste bunlarin toplumsal destegi bu
kadarmis" Valla ben SEKA iscisi olsam davamin boyle karizma cizdirmesine izin
vermezdim..Dogrudan akla gelecek sudur: Ha bu SEKA iscilerini ancak boyle 15-20
kisilik marjinal gruplar destekliyor..Bile bile lades olmaktir bu.."Ben
marjinal bir grubum" diye bas bas bagiriyorsun..Eger zayifsan o zayifligini
desifre etmezsin..30-40 kisiyle yuruyus olmaz..Standard basin aciklamasi
rutinden baska birsey degildir.Eger sen bunlari chiapas turu dayanismayla ayni
kefeye koyuyorsan, yanlis yapiyorsun derim..

Bu ulkede basin aciklamasi yapip, 30-40 kisiyle yurudugun zaman dayanisma
odevini icra etmis oluyorsun..Bu tarzin Chiapas'la ben sahsen hicbir ortak
yanini goremiyorum..

BAK BURDA ZURNAYI ZIRTLATIYORSUN


************************
dayanışma kavramı zaten
türkçe dilbilgisi gereği karşılıklı anlamını verir ve
temelinde birden fazla varlık varsayar. bu varlıklar
eşitsiz gelişen bir dünya üzerinde hayat buluyorlar,
farklı deneyimleri içeriyorlar, yalıtık halde
durmadıkları gibi, her an, her dakika birbiriyle
kesişiyorlar.
*************************


SEKA olayinda dayanismanin kutuplarindan birini secebiliyorum,
tanimlanabiliyor, somut elle dokunulabilir bir kimlik: Gecim derdinde olan SEKA
iscileri..Soru Su: Peki onlarla dayanisan diger kutup kim? Bunlarin kimligi
nedir? Hangi yasam alanindan cikip SEKA'yla dayanismaya geliyorlar.? Seka
iscileri gibi ortak bir kimlikleri var mi? Nerde nasil bir yasam surerler?
Beraber ne yaparlar? Seka'yla dayanisabilen toplumsal ozne olma statusunu elde
edebilmisler mi? Kim bu insanlar, hangi sifatla dayanisma adina cikiyorlar ?
Nasil tanimliyoruz? ODP'liler mi diyecegiz, solcular mi, aydinlar mi, duyarli
insanlar mi, digergamcilar mi? Ne? Kim? 5N 1K olayi yani..

Tam da senin gibi Turkce bilgisinden yola cikiyorum..Benim sorunsalim
dayanismanin iki kutbundan birinde bir sakatlik olmasi, tanim eksikligi
var..Once o yaratilmali diyorum..Kutbun bir tarafi gayet sarih bir sekilde
tanimli iken digeri son derece muglak..

Yapabiliyorsan buyur sen tanimla o diger kutbu..

Ama ben kendi adima o diger kutupta tam bir kaos goruyorum..O kaostan bir
cosmos cikmali diyorum..Cunku dayanisma kimlikler arasinda olur..Obur turlu
dayanismaya calisan milyonlarca farkli bireyin kakafonisi cikar ortaya..

Benim derdim -bunu korotonomedya grubunda "bir kimlik hareketi olarak sol"
basliginda tartistik- sol'un bir ogreten' yol gosteren adam formatindan cikip
dayanismanin kutuplarindan biri olmaya hak kazanmasi..Yani once tanimli bir
ozne haline gelebilsin ki dayanissin..SEKA iscilerinin evreninde fenomenler
sag-sol diye tanimlanmaz..Sadece hayatin somut gercekligi vardir..Hayati
sag-sol diye bolen aydinlardir..Ama bence bu bolme yerindedir..Belli bir gercek
insanlar kumesine gonderimde bulunan bir tanimdir solculuk..

Ama eksik olan su: Sol'un kendini bir toplumsal ozne olarak tanimlamamasi..Ben
solcular diye tanimlanabilen bir toplumsal fail tahayyul ediyorum..Boyle bir
sey oldugu zaman SEKA'yla dayanismanin mesru bir zemini olacaktir..Ve ortada
dayanisan iki "esit" ama farkli ozne olacaktir..

Cok temelsiz bir talep gibi gorunmuyor bu bana..Aksine ben solculugu bir sinif
kategorisinde goruyorum..Yani somut toplumsal zemini var boyle bir toplumsal
fail tanimlamanin..Egitim duzeyi yuksek, okuyan, gelir seviyesi iyi,
kapitalizme zorunluluk olarak degil tercih olarak muhalif, tepkisini etik
duzlemde olusturabilmis vs.vs..Ece Temelkuran'in terimiyle Bisiklet Yakalilar
..Ortada somut bir ozne var aslinda..Kendi sorunlari, kendi mucadelesi vs.
olan..Yani SEKA iscilerine lutufta bulunma anlaminda dayanismasi gerekmiyor,
sorunlarinin cozumu birbirine bagimli olan farkli kimlikler bunlar..

Bu yazisma zincirindeki temel cikis noktalarimdan biri bu taleptir..Elestirimin
ana yorungesi de budur..

Neyse burda kesiyorum..

KATI OLAN HERŞEY BUHARLAŞIYOR.... 24 Oca 2008 06:08 #120

  • onder
  • ÇEVRİMDIŞI
  • Yönetici
  • Gönderiler: 1144
  • Karma: 8
Kürşat Öztürk




“Eğer serbest ticaretçiler bir ulusun başka bir ulus aleyhine nasıl zenginleşeceğini anlamıyorlarsa şaşırmamız gerekmez, çünkü bu beyler aynı ülkede bir sınıfın bir başka sınıfın aleyhine kendisini nasıl zenginleştirebileceğini anlamayı da reddediyorlar” (K.Marks)



Merhaba Önder,



Geç yazabiliyorum maalesef! Bu da tartışılan konunun “sürekliliğine” belki de halel getiriyor? Gene de değinilen ya da dile getirilen konular, bana göre, tarihsel bir dönemi kapsayan ve her dönem şu ya da bu başlıklar altında tartışılan temel önemde konular olması nedeniyle önemli… Özellikle günümüzde, proletaryaya “elveda” denilerek işin sonuna gelindiğinin ilanı ve Marksizm üzerine yapıla-gelen tartışmaların geldiği nokta açısından da aynı şeyi söylemek gerekiyor... Kimilerin “sınıftan kaçtığı”, kimilerinin ise “sınıfa yapışıp kaldığı” bir dönemde henüz devam eden tartışmalar bunlar…



Kuşkusuz tarihte bu tür (sınıf dolayımlı) tartışmaların yaşandığı biliniyor. Ama bu kez durum biraz farklı gibi? Emek saflarında İslamcı hareketlerden başka ciddi bir direnişin filizlenemediği, işçi hareketinin, devrimci örgütlerin, siyasal-demokratik yapıların geri çekildiği, ideolojik-teorik- politik bütünselliklerin parçalanıp dağıldığı bir süreçte Sol, yaşadığı yenilginin tahrip edici etkilerini gidermeye ve “yeniden” toparlanmaya çalışıyor. Takip edebildiğim ya da izlediğimiz kadarıyla, sol’un krize tepkileri –geçmişteki gibi “köşeli” olmasa da- her şeyin değiştiği ile hiçbir şeyin değişmediğini iddia eden anlayışlar arasında salınan farklı Saikler üzerinden şekilleniyor. Ancak şu kadarı da kesin gibi: Gelişmeler, bıkmadan usanmadan her yerde “işçi sınıfını” arayıp bulmaya çalışanların işlerini zorlaştırıyor. Toplumsal hayatın yeniden üretiminde gündeme gelen yeni olanaklar, iş bölümü, üretim sürecinin uluslar-arasılaşması… vs. sonucu yaşanılan gelişmeler “elveda proletarya” diyenlerin işlerini kolaylaştırırken “sınıfçıların” işini zorlaştırıyor. Yani hayat sınıfçılara (dediğin gibi) “Sosyalistliği, isçi sınıfını "terim"i olarak algılayan sol'umuz da her "isçi" gördüğü yerde devrimci bir potansiyel gören anlayışlara)“o bağlamda” siyaset yapma konusunda artık ciddi sınırlar çizerken, kaybolduğu varsayılan failin yerine “yeni” fail arama çabaları, bugünkü tartışmaların eksenine oturmuş durumda. Kabaca durum böyle gibi…



Nitekim SEKA’nın kapanması ve işçilerin “fabrika işgali”, Sınıf hakkında farklı yorumların yapılmasına neden olabiliyor… Kim daha fazla “işçici” ya da değil? Meseleye Ahmet Çakmak perspektifiyle bakılabileceği gibi “babamın eve gelmesini istiyorum” diyerek ağlayan bir kız çocuğunun penceresinden ya da nişanlı olup evlenmeye karar vermiş (ve hatta AKP’ye oy vermiş) bir işçinin altüst olan hayatı açısından da bakılabilir. Ya da senin tarifinle, SEKA işçisi post-modern yeniçeri’dir, demek de mümkün. (Tabi bunu el çabukluğu ile “işçi sınıfı ” kavramını Düzce’deki Seka işçileriyle özdeşlemeden yapmak kaydıyla…) Yani olay aynı ama rivayet muhtelif … Yani sorun Seka işçilerinin büyük çoğunluğunun AKP’ye oy vermesi ya da Balgat’ta gecekondusuna tapu almak için Melih Gökçek’e oy veren emekçilerin “kötü niyetlerinden” öte teorik-politik nesnelliğe sahip. Tarihten bir örnek verirsek, Bolşevik devrimini “Kapital’e uymuyor” diyerek reddeden Kautsky’nin yaklaşımı, Rus Kömünarlarını “Kapital’e karşı devrim” diyerek selamlayan Gramschi’nin yaklaşımı ve öte yanda, devrimi “Kapital’in rehberliğinde” gerçekleştirdiklerini söyleyen Lenin’in yaklaşımı… türünden Marksizmi farklı “okuyan "(ve gerçek kılan) yaklaşımlar, nispi farklılıklarıyla bugünde mevcut…



Aslında 2. yazında ve sorduğun “sorular” bağlamında katıldığım yanlar var. Ama öze değin ciddi farklılıklarımız da var. Eğer becerilebilirse bu farklılıkları açığa çıkarıp tartışmak, yaygınlaştırmak ortak bir akıl oluşturmaya katkı sunabilir. [Tabi bu arada, amentü haline geldiği için midir nedir, “nasıl?” sorusundan sıkılan ( belki “nedir?” sorusuyla yetinen) ve “hayata” ya da “mücadeleye” işaret eden arkadaşlar da var ki, en azından “Mis sokağın sakinleri” olmadıklarını öğrenmek mutlu ediyor insanı...]



Öncelikle, bir fail olarak Çokluk’un proletarya ile yer değiştirmesi “işinin”, Sosyalizmin (Marksizmin?) günümüzde yaşadığı sorunları (teorik-politik krizi) çözmediğini, ancak, sorunları farklı boyuta taşıyarak yeniden ürettiğini düşünüyorum. Nitekim toplumsal fail/özne olarak proletarya’nın “genişleyip-zenginleştiğini” savunan anlayışların (kafa emeği-kol emeği ilişkisi..vs.) aslında farklı boyutta “çokluk” öznesi-faili tarifi yaptıkları bile söylenebilir. Senin “işçi sınıfı” failine karşı sorduğun sorular, tersinden ve aynı şekilde “çokluk” öznesi için neden sorulmasın?. Özneyi bir kere kurmaya gör… Kurduğun an, o “yüce varlığa” dair sorular /sorunlarda (tıpkı proletarya öznesinde olduğu gibi) ardından geliyor ister istemez. Aynı şekilde, kimdir bu Çokluk, ne yer ne içer? Bu kadar yersiz-yurtsuz, yayladan yaylaya dolaşan, ne düşünürsen ondan başka ve sömürülemez olan (Nomad), halkın ötesinde-kitlenin berisinde olan … bu toplumsal(mı?) dinamik bize nasıl bir hayat ve mücadele vaat ediyor ya da edecek? Vb. vb. vb.



Konu, kapsamı nedeniyle çok uzun. Çok özet olarak söylersem, Marks’ın teorik düzeyde inşa ettiği Sınıfı, toplumsal yaşamda, güncel ekonomik-politik gelişmelere doğrudan indirgeyerek –sınıfsal -bir bağ kurmak sınıfçılıktır. (bunu yapanlar var ama?) Teorideki işçi sınıfıyla, Seka işçileri arasında ya da (x) yerinde çalışan inşaat işçileri arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Toplumsal yaşamda hangi olayın(dolayısıyla failin?) ülke gündemini belirleyeceği konjonktüre bağlıdır. Ve konjonktür, işçi sınıfına olduğu kadar hiçbir sınıfa (doğasından kaynaklanan) ayrıcalık tanımaz. Konjonktürde kavramlar değil, politika konuşur. Eğer politik mücadelenin (sınıflar mücadelesinin) “gereklerini” (teori donanımlı örgütlü güç olmak, taraf olmak… vb.) yerine getir-e-memişseniz sadece SEKA işçilerini ziyarete gitmiş olursunuz, o kadar! (“destek” ziyaretlerinin anlamsız olduğunu söylemiyorum tabi ki) ziyaret esnasında bayrak açıp, slogan atmak veya AKP’ye oy veren Seka işçisinin “geriliğinden” bahsetmek ise farklı bir tartışma konusu…



Öte yandan Marks ve serbest ticaret için vermiş olduğun örnek ve kurduğun bağı –zaman, mekân, tarih ve birçok nedenden dolayı-çok doğru bulmuyorum. Uygun bir örnek değil. Bugüne tercümesi fazlasıyla ekonomik gerekircilik ve neo-liberal öğeler içeriyor. AB sürecine yaklaşımın “AB konusuna daha iyi bir toplumu kuracak toplumsal fail/kimlik sorunu bağlamında yaklaşıyorum” diyerek ve bu bağlamda gerekçelendirdiğin şeyler ise bana nedense “mandacılığı” hatırlattı? Böyle düşündüğün için değil de, bu “mantık silsilesi” ile -bu siyasal perspektifin varacağı yer olarak “böyle” bir sonuca ulaşmak çok mümkün görünüyor? Sınıf mücadelesi içermeyen (atlayan) ama modernleşme (ya da post-modernleşme) ve ekonomik kalkınmayı öngören bir 'ekonomik materyalizm' anlayışı ve kendi halkının gücüne inancını yitirmiş, halkını “küçümseyen” (tırnak içinde) elitist bir anlayışı çağrıştırdı bana? Bugün, hadi “bizimkileri” geçelim(mi?) Kürt aydınlarına da sirayet etmiş olan tehlikeli bir anlayış bu. Sanki post-modern bir mandacılık anlayışı gibi? Atalım kapağı AB’ye, ya da “Bir süreç olarak "kapitalist kampa(?) entegre olmaya EVET” diyerek, dünyanın “dışında” kalmaktan kurtaralım kendimizi “gerisi” nasıl olsa gelir gibisinden siyasal bir iktisat teorisi?



AB sorununa bu bağlamda yaklaşımın (iç dinamizm yoksunluğu vb. nedenler…), en azından sonuçları açısından, fazla faydacı ve ekonomist bir yaklaşım içeriyor, gibi? Böylesi bir yaklaşım Marksizmi iktisat teorisine indirgeme (politik bileşenini ihmal etmek anlamında) ve bu teoriyi de, Kemal Derviş ya da Turgut ÖZAL’ın (ya da Keynes’in) iktisat politikalarıyla eşitleme rizki gibi bir sorunu gündeme getirebilir... Dolayısıyla kapitalizmi (piyasa ilişkilerini) geliştiren her iktisat teorisi ve politikalarını (neo-liberalizm ya da AB sürecinin nimetleri… olarak ) Marksizm adına kutsamaya başlıyoruz ki bugün yaşadığımız ideolojik-politik tartışmaların (daha doğrusu tartışamamaların) eksenine de bu sorun oturuyor. Bu noktadan sonra o müthiş soru beliriveriyor? Evet, mi? Hayır mı?



Yaşanılan onca gelişmeden sonra adına Globalizm denilen şey, derde deva” bir terim olarak ağzımızda sakız haline gelmişse ve gelişmeler (dünya) gözümüze halen daha bu denli muğlak ve belirsiz görünüyorsa, bu noktada sosyalizmin ideolojik-teorik bir sorunlarının çözümlenmesi yolunda atılması gereken adımların atıl-a-madığını söylemek gerekiyor. Ne kadar çabalarsak çabalayalım “ateş kavramı” bizi ısıtmaya yetmeyecektir, yetmiyor da…



Selam ve sevgilerimle,

Kürşat
  • Sayfa:
  • 1
  • 2
Sayfa oluşturulma süresi: 0.72 saniye
Top Posters Posts
onder 1144
AliOsman 522
Murat 415
guclu 345
emrahpolat 315
hasever 290
fetekos 89
mehmet özgür 68
Murattı 49
pia 44