Güçlü,
Tek merkezli bir iktidar anlayışının çok kısıtlayıcı olduğuna inanıyorum. Tamam iktidar her yerdedir demek iktidarı önemsizleştirip, görecileştirebilir ama özgürleşme projesini zenginleştirebilir de.
İktidarı sadece merkezi iktidar aygıtı ile sınırlı görmek, son 15-20 yılda yaşamakta olduğumuz gibi, mücadelenin düzeyini yükseltmekten ziyade, sistemin mantığını yeniden üretmeye hizmet ediyor; Nasıl olsa koca merkezi iktidar aygıtını yerinden etmek mümkün değil, öyleyse kendi sefil bireysel hayatımın tadını çıkarayım mantığı üretebiliyor..Nasıl olsa ciddi anlamda birşeyleri değiştirmeye gücüm yetmiyor, bari keyif almaya bakayım mantığı..Bu da sistemin perspektifini yeniden üretiyor..Yani iktidarın en büyüğüne karşı olmakla radikal olunamıyor, tam aksine konformist olunuyor. Foucault'un ünlü "İktidarın olduğu her yerde direniş de vardır" mantığını içselleştirebilsek, özgürleşme projesi çok yönlü hale gelebilir.
Ben, orta sınıf olmanın ayrıcalığı ile, merkezi iktidarın baskı araçlarıyla çok da fazla muhattap olmuyorum. Tipik küçük burjuva hayatında, bizi sistemin matığına angaje eden, çok daha sinsi iktidar ilişkileri ile bizi köleleştiren, devletin polis gücü değil de, aile, işyeri, okul vs gibi yapılardır. Şahsen ben bu yapıların iktidarının çok daha güçlü olduğuna inanıyorum. İktidarı tek bir merkezde toplanmış gibi değil de, bu tür günlük hayat ilişkilerinin "masum" kurumlarına da yayılmış olarak görmek, özgürleşme kanallarını çok daha çeşitlendirecektir.
Neyse bu çok spekülatif bir mesele. Birgün ya da daha genel olarak katılmcı/sosyalist bir iletişim platformu bağlamında benim eleştirim çok daha somut; Bugünün dünyasında "öğreten adam"ların işlevi kalmamıştır. Cemil Ertem gibileri anlatacak ben de feyz alacağım diye birşey artık yoktur. Düşün bu adam yakın bir zamana kadar Birgün yazarı idi..Hakkındaki genel izlenim neydi; Eh işte düşünen araştıran, onurlu bir sosyalist yazar. Taraf'a geçmesi ile gerçek yüzünü gördük..Ama böyle bir geçiş olana kadar bu tür adamları kendinden biri olarak görüp, yazdıklarını dikkate alıyorsun..Sermayeyi kediye yüklemekten başka birşey değil..Kimbilir şu anda da Birgün içerisinden benzer bir fırsatı kollayan adamlar vardır.
Bu adamlar konuşuyor, bu adamlar politika üretiyor ve biz alttakiler bunların yarattığı "politik gündem" içinde sıkışıp kalıyor ve onların belirlediği sınırlar içinde "özgürleşmeye" çalışıyoruz. Bu adamların bireysel varoluşlarının iç hesaplarını toplumsal dinamiğin meseleleriymiş gibi kabul etmemizin bir manası var mı?
Bugün az çok herkes kendi kendine okuyor ediyor bilgileniyor vs. bunların hikmetine ihtiyacımız yok..Kanımca bugün gereken şey entellektüel üretimin içeriğinden ziyade biçiminde tezahür eden kollektifliği ve o kollektifliğin tinselliğidir. Yazışma bahane, amaç o "bahane" pratiği ile bir toplumsallık yakalamak. Biryerlerde hiç tanımadığım biri yazacak ben onun hikmetlerinden doğru yolu göreceğim..Yok böyle birşey..Ben oturup beraber bir bira içemeyeceğim kişilerin yazdıklarını okumaya çok üşeniyorum..Yazı yazmak insanları biraraya getiren pratiklerden biri olmalı sadece, bilinç taşıma misyonu içermemeli. Bugünün dünyası 3-5 ayrıcalıklı köşecinin görüşleri ile açıklanamayacak kadar çetrefilleşmiştir. Cemil Ertem gibi biri senin benim günlük hayatta yaşadığımız gerçek çelişkileri hissedebilir onlara çözüm üretebilir mi? 68 kuşağının "hapis yatmamış" ya da "30 yaşından büyüklere güvenme" gibi sloganları vardı galiba..Benzer bir slogan da çağımızda "mesleği yazı yazmak olana güvenme" türü birşey olmalı. Yeni sol kavrayış gerçek somut insanların kendi gerçek somut sorunlarını Ertem gibilerin aracılığı olmadan ele almasıyla kurulacaktır. Böyle bir etkileşim de Birgün gibi arkaik iletişim formatlarını sürdürerek kurulamaz..Yoksa "şurda kendime bir isim yapayım sonra plazaya sıçrarım" diyenlerin kuyruğuna takılmayı politika yapmak sanmaya devam ederiz. Kendi sorunlarımızı ancak kendimiz konuşarak çözebiliriz..
Bu arada kimmiş su Birgün'ü sıçrama tahtası olarak kullanan diğerleri. Şahsen çok merak ediyorum..