İçerikler

Katı Atık İşçileri

Yazar: fetekos on . Posted in Genel

Toplumun en dışlanmış kesimi… Çoğunlukla Kürtler, Afrika göçmenleri ve Romanlar… 7 yaşından 77 yaşına kadar, kadın ya da erkek günde en az 13 saat çalışarak, kendi deyimleriyle “en pis” işi yapan “işçiler” onlar. “İşçi” olabilmek o kadar kolay olmadı onlar için. İşçi olarak görülmedikleri gibi çalışma alanları da iş kolu olarak kabul edilmedi. İşlerini yapmalarına engel olundu. Nedenini öğrendiler. Bedelini kullanıcının ödediği çöplerin “mülkiyeti” ihaleler aracılığıyla belediyelerden şirketlere aktarılmıştı. Tüm kamu ve özel kuruluşlar ile hanehalklarının çöpleri artık Albayraklar’a ait şirket, Eren Kağıtçılık vb. şirketler tarafından toplanmaktaydı. Bu çöpleri ayrıştırma işindeyse, işçilerin halihazırda son derece az gündelik karşılığı çalıştıkları depolardan da daha az ücretle bu büyük şirketin ya da şirketlerin hesabına çalışmaya zorlanmaları gündemdeydi. Gelişmiş çöp ayrıştırma sistemi “onlardan” vazgeçemezdi ama bu en güçsüz halkadan daha az maliyetle fayda sağlamak hakkıydı. Normal 0 21 Yabancı ortaklı büyük firmalara ihale dağıtan belediyeler ve koruyucusu olduğu sermaye sahiplerinin kârını maksimum kılma işlevini 2007 yılında Resmi Gazetede yayınlanan yönetmelikle de yerine getiren devlet, onları yıldırmak ve daha da ucuz köle haline getirmek üzere artık “halk sağlığını tehdit etme”, “potansiyel suçlu olma” gerekçeleriyle çöplerin yanına yanaştırmamak için kolluk güçlerini devreye soktu. Kimi kez çirkin “pazarlıklarla” hafifletebildikleri baskılara ve çoğunlukla zorbalıklara, hakarete ve dayağa maruz kalarak yürütmeye çalıştılar işlerini. “İşçi” değillerdi, örgütlenemez, dernek, sendika kuramaz, hak talep edemezlerdi. Ama öyle olmadı. Örgütlendiler, dernek kurdular, dergi çıkardılar, kendilerini tanımladılar, karşı mücadele ettiklerini, mücadelelerini tanıdılar. Artık 1 Mayıslarda, "12 Eylül yargılansın" eylemlerinde, çeşitli meslek örgütlerinin faaliyetlerinde, ABD ve NATO karşıtı eylemlerde “biz de buradayız tam da sizin bulunduğunuz yerde” diyerek seslerini hem yanlarında bulunmak istedikleri halde kendilerini işçi olarak görmemekte ısrar eden görmez işitmez “solcu”lara hem de mücadele ettikleri sisteme duyuruyorlar. Örgütlenme ve hak arama mücadelelerini sendikalardan üniversitelere kadar artık her alanda ifade etmeye çalışıyorlar.

 

Ali Mendillioğlu, katı atık işçilerini örgütleyen, ilkokul mezunu bir katı atık işçisi. Katık dergisinde yazıyor. Bugünlerde düzenleyecekleri bir şölenden elde edecekleri gelirle İstanbul’da dernek açma çabaları içerisindeler. Ali çalışıyor, düşünüyor, üretiyor ve yazıyor. Bundan sonrasını, sorunlarını, yaşamlarını kendisi anlatsın:

 

“ ÖRGÜTLENME SORUNLARI: Neden Sendika?

 

Katık, Sayı: 6, Ali Mendillioğlu

Bir önceki sayımızda yayınladığımız "Ne Yapmalı" yazısında bugüne kadar geldiğimiz aşamanın bir muhasebesini yapmaya çalışmıştık. Geçen üç aylık zaman içerisinde aynı sıkıntıları yaşamaya devam etmekle birlikte artık yolumuz ve kafamız biraz daha berraklaşmış durumda. "Ne yapmalı?" yazısında nasıl bir örgütlenme modeline ihtiyaç duyduğumuzu değerlendirmeye çalışmıştık. Aslolan elbette örgütlülüğümüzün adı değil (sendika, dernek vs) yarattığı dayanışma ve mücadele kültürü, sorunlar karşısında dik durabilme cüreti, bir hedefinin olması ve temsil ettiği sınıfın yani emekçilerin çıkarları doğrultusunda hareket etmesidir.

Bugün bu hedefe doğru sendika fikri ve gerekliliği birkaç nedenden dolayı daha öne çıkmaktadır. Bu nedenler neler?

1- Sendika işçilerin ekonomik ve demokratik mücadele mevzilerinden en önemlilerindendir.

2- Bizlerin işçi olarak kabul edilmemesi, çalıştığımız geri dönüşüm sektörünün gerçek bir sektör olarak tanınmaması yaşadığımız en önemli sorunlardan biridir. Sokakta toplama faaliyetinden başlayarak ara aşamalar da dahil olmak üzere, fabrika aşamasına kadar tüm halkaların geri dönüşüm sektörünü oluşturduğunu düşünürsek, bu alanda çalışan herkesin (başta atık kağıt işçileri olmak üzere pres fabrikası işçileri, nakliyat işçileri, kağıt fabrikaları işçileri... vs.) işçi olduğunu kabul ettirmek için sendika daha işlevli bir araç olabilir.

Ancak sendikalaşmakla ilgili tartışılması gereken sorunlar da vardır:

1- Özellikle atık kağıt işçisi arkadaşlarımızın çalışma biçiminde bildik işçi-işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla klasik sendikanın güçlü araçları olan toplu sözleşme ve grev silahlarının yerine hangi araçları kullanacağız?

2- Sokaktan başlayarak geri dönüşüm faaliyetinin son aşamasına kadar tüm işçileri kapsayan bir sendika gerekiyor diyorsak, farklı koşullarda çalışan arkadaşlarımız arasında ortak bir örgütlenme anlayışını ve kültürünü nasıl açığa çıkaracağız?

3- Bizim örgütlenme alanımız, hali hazırda varolan sendikalarla da kesişmektedir: Selüloz, metal ve maden, yerel hizmetler, petro-kimya işkollarında faaliyet gösteren sendikalar. Bu alanda varolan sendikalarla nasıl bir ilişki kuracağız? İşçilerin birliğini savunurken ve temel ilke olarak kabul ederken, varolan parçalanmışlığa hizmet etmekten nasıl kurtulacağız?

Tüm bunların dışında bizi dolaysız ilgilendiren pek çok toplumsal sorunun da tarafıyız: çevre sorunu, kentsel dönüşüm, halk sağlığı, zorunlu göç, kadın sorunu, çocuk sorunu. Hiçbirine gözlerimizi kapama şansımız yok. Çokça belirttiğimiz gibi biz kendi varoluş koşullarımızı ortadan kaldırmak için mücadele etmek zorundayız. Tüm bu nedenlerden dolayı, bu konularda taraf olan her kurum ve kişi ile ortak hareket etmenin koşullarını sonuna kadar zorlamalı, onların deneyim ve birikimlerinden faydalanmak için çaba göstermeliyiz.

Elbette saydıklarımız ve sayamadığımız daha birçok şeyle ilgili politika belirlemeye çalışmak, acil görevlerimizi ertelememiz anlamına gelmiyor. Gene başta belediye müdahaleleri olmak üzere yaşanan tüm sıkıntılarda gücümüz yettiğince çözüm olmaya çalışacağız. Elbette örgütlenme yolunda daha çok arkadaşımıza ulaşma çabamız devam edecek. Tüm eksiklerimize ve hatalarımıza rağmen, bir şey olduysak sokakta olduk ve sokaktan çekildiğimiz an yok olmaya da mahkumuz.

Söylediklerimizde "biz böyle diyoruz böyle olacak" ısrarcılığı yoktur. Bugün için ihtiyaç olan ve onun üzerinden kurulan, yarın önümüze ayak bağı olarak çıkabilir. Hatta tüm söylediklerimiz göremediklerimizden dolayı baştan sona yanlış da olabilir. Önemli olan hata yaptığımızı anladığımız an o hatadan vazgeçebilecek esneklik, sezgi ve mücadele samimiyetimizin olmasıdır. Bizde de bundan fazlasıyla var. O zaman korkacak bir şeyimiz de yok demektir.

Örgütlenmeye ve sendikalaşmaya yönelik öneri ve katkılarınızı bekliyoruz.”

***

Gece saat 24.00 sularında Ankara’da çalışırlarken plakası belirsiz Şahin markalı bir aracın çarpmasıyla yaralanan iki kâğıt işçisinden daha hafif yaralı olanı diğer arkadaşını yolun kenarına çekmeye çalışırken bu kez kendisine çarpan bir cip nedeniyle hayatını kaybetti. Yaralı olan Ziya hastaneye kaldırılırken onu kurtaran Eyüp’ün üstü, topladığı gazetelerle örtüldü. Ali bu iki işçi için şiir yazmış. Şiir, yalnızca hayattan dışlanmış bu iki insanın yaşantısını anlatmıyor. Kapitalizmin yağmaladığı yaşamları anlatıyor:

 

Normal 0 21

Saat 24.00
Konya yolu
Ziya
sürükler düşlerini el arabasında yol boyu
kim bilir ne düşünür
Nerden bileceksin
Yatılmaz ki düşüne düşenin

Ziya
zulada gizli sevda
sofrada ekmek
gurbetten gelen haber
herkes için bir şey

Ziya
zayi olmuş yaşam
Ziya kendinden başka herkes

Karşı Metropolitan otel
adını bilir Ziya,
bir de çöpünü
ambalaj türlü zibil
aliminyumu
peti
plastiği
hepsi janjanlı Gavurca etiketli
içindekinin tadını bilmez amma ziya
bilir ki boşu
zulada gizli sevdadır
sofrada ekmek

Boşu rızk
boşu Allah kerim

Aha ziya karşı metropolitan otel
yürü rızkına
ekmeğine yürü ziya

Sürükle el arabanı düşlerin gibi karşıya
karşı metropolitan otel
karşı saltanat
Senin devletinse ekmeğin
İki devlet arasındaki sınır
şimdi Konya yoludur
Nereye gitsek sınırlar
nereye gitsek kaçak
nereye gitsek kaçakçı
Kato'dan, kızılgedikten öte
kaçağa giderdik
Çaya cigaraya
Geldik Ankara'ya
Bu sefer adımızı koydular

KAÇAK ÇÖP AVCISI
Dinine yanam
vazgeçmiyormuş essahtan huylu huyundan
Ya bizde var bir arıza
Ya bu töresi batası dünya ....

DALDI ZİYA!
Çocukken elma çalardım komşunun bahçesinden
Kuran kursunda anlatınca hoca
hırsızlığın cezası
Bilmem kaç bin yıl yanmak diye diri diri
gece karabasanlarla uyanır
öğrendiğim dualarla yarım yamalak
iki rekat namaz kılar
af diler ağlardım

Şimdi karşı saltanatın çöplerini çalarken
fetva veriyor gene birileri
onlar hırsız,
onlar tinerci
Koca puntolarla yazıyorlar
Onlar KAÇAK ÇÖP AVCILARI
Belki itikatım sarsıldı büyüdükçe
belki açlık pelte etti imanımı
Ama hırsızlıksa yaptığım
İnanmıyorum yanacağıma
Ve deliksiz uyuyorum geceleri
Korkmuyorum
Gözyaşlarımda kurudu çoktan
Gözlerimden aksa aksa
bu saatten sonra
bir tek isyan akar
Ben kaçak çöp avcısıyım
ve artık
AF DİLEMİYORUM hiç kimseden

Saat 24.00
Karanlık saklar
Üstünün başının, ellerinin kirini
Ayak kırar kokunu
İşte Konya yolu
Geç sınırı
Yürü karşıya Ziya
Senin devletinin sınırları
O saltanatın çerine çöpüne kadar

İLK ADIM

Ekmek kan pahası
Ekmek aslanın ağzında derler
Ziya'mın ekmeği
Aslanın ağzında değil
Bir kara şahin'in tekerlekleri arasında

Bir şahin ki
Avını gözetir
Daha ilk adımını attığında karşıya
Şimşek gibi çarpar

Bir şahin ki
Ziya'mın düşleri gibi
Çarptı mı durmaz kaçar.

Eyüp
Büyüyor ekonomi
Kalkınıyor ülke
Yıllık büyüme hızı %8

Kağıt 240a gidiyordu 3 yıl evvel
Bugün 80
Yıllık büyüme hızı %8
Yoksullaşma hızı %300
Keşanelerde göbekler
Yılda %8 büyürken
Barakalarda öfke büyüyor
Her yıl %300

Teknoloji gelişiyor,
büyüyor dünya
Kameralı cep telefonları
İnternet
Bacaklarındaki kılı
Kaymak gibi alan
Elektrikli ağdalar
Ve bilumum zırzavat

globalleşiyoruz
Küçük bir köy oldu amma
Eyüp yol parasına kıyıp da
Ankara'ya
Geldi geleli bir Kızılay'a inemedi hala

Hiç mi merak etmiyorsun
Akşam haberlerini

Kim
Kiminle
Nerede
"Biz sadece arkadaşız birlikte masum bir akşam yemeği yedik"
Hangi medar-ı iftarımız sanatçı
Bugün neresinden frikik verecek
Ve hangi mert Anadolu delikanlısı kardeşimiz
"Halkım beni bilir reklam için yapıyorsam
şerefsizim" diyecek

Yaşamak güzel Eyüp
daha ne günler var önünde
Çıkacak mısın Eyüp yola
Tutup çekecek misin Ziya'yı kolundan
Canın pahası

Sana dokunmayan yılan bin yaşasın
Babana bile güvenmeyeceksin
Böyle emrediyor efendilerin
Allah aşkına Eyüp
Sen ne zaman söz dinleyeceksin

Var mı kitabında
Ortada bırakıp kaçmak arkadaşını
senin yüreğin
zaten hiç bomba süsü verilmiş pankart olmadı
hep patladı
zamanlı zamansız
kurtardı Ziyayı
itin dölü gece
Belki Eyüp'ün gözlerini kör etmese ...
Ayırt edecekti o vurup kaçan cipi
Eyüp'ün Şahin gözleri

Demin sofrana ekmek diye götüreceğin gazete
Üstüne kefen oldu.
Bir de kefenin cebi yok derler.

Günler geçiyor Eyüp
Şimdi
Hangi atık kağıt işçisi
Biz ne yapabiliriz ki diye
Başını önüne eğip, gözlerini kaçırsa
Başımız dimdik
senin gözlerinle, gözlerinin içine baka baka
seni anlatıyoruz ona Eyüp
bire bin katarak

Ve kızıyorsan bire bin kattığımız için
Bize mütevazılığı öğütlüyorsan
Buna hakkın yok
Sen niye mütevazı olmadın
Düştüğün isyan toprağında
Bire onbin verirken Bedrettin başağım

Mehmet Ali Mendillioğlu


Katı atık işçileri üniversitede paneldeler.

Katı atık işçisi Mehmet:

 

 

 

 

Katı atık deposu:

 

 

Evi:

 

 

Fotoğraflar: Hakan

 

 

Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile