Şundan Bundan (20 Eylül 2008) Popüler
Normal 0 21 MicrosoftInternetExplorer4
Baskısını İdefix’te bulamadığım popüler bir kitabı da var: Gündelik Hayatımızın Tarihi (Dost Kitapevi Yayınları). Hoca, ilk ders biraz doğu-batı ayrımı, biraz Osmanlı Tarihi, biraz kültür/uygarlık tarihi anlatı. İlginç bulduğum birkaç cümleyi aktarmak istiyorum;
-“Her kelimenin bir tarihi vardır… Arapçadaki “rızık” kelimesi, batı dillerine “risk” olarak geçmiştir.” (İki ‘dünyanın’, dönemin ekonomileriyle de belli düzeylerde etkileşerek şekillenen zihniyet farklılıklarını göstermesi bakımından hoş bir örnek bence).
-“Osmanlı, Osmanlı’ya memur demektir.”
-“Hiçbir taklit, asla aslı gibi olamaz.” Bunu, Osmanlı’nın batılılaşması meselesini anlatırken söyledi. Sonra, ‘asıl’ ve ‘taklit’ konusu üzerinden bana oldukça ilginç gelen şu cümleyi gülümseyerek ekleyiverdi: “Bu bağlamda, İsa’dan başka Hıristiyan, Muhammed’den başka Müslüman, Marks’tan başka Marksist yoktur!”
Not: Şartlar değişse de, yıllar sonra öğrenci olmak hoş bir duyguymuş. Herkese tavsiye edilir yani.
2- Malum, klasik eserleri yorumlarken oldukça geniş kavramsal ağlar kullanırız. Fakat unutmamak gerekir ki söz konusu eserlerin üretildiği dönemde, kullandığımız kavram ağlarının önemli bölümü yoktu; belki sezgi düzeyinde olabilirler ama en azından kavram düzeyinde yoktular… Bazı eserlerin dinamik yanlarından biri, muhtemelen bu: Esere yaklaşan kavram ağları farklılaşıyor ve bu farklılaşma sayesinde, eser, anlam düzleminde sürekli dinamik kalabiliyor. Ayrıca konuya yakınlığı itibarıyla bu bağlamda, metnin ‘değişken’ anlamıyla ilgili şu tezi öne sürmek pekala mümkün: Metnin anlamı olasılıkla, dış dünya, yazarın dünyası, metnin dünyası ve okurun deneyimleri arasında daimi bir salınım halindedir.
3- "Her isteyiş bir yetersizlik duygusuyla ilgilidir." Alfred Adler (İnsanı Tanıma Sanatı, s.50)
Normal 0 21 MicrosoftInternetExplorer4
Normal 0 21 MicrosoftInternetExplorer4
1- Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Yüksek Lisans Programı’nda açılan Osmanlıca derslerini almaya başladım. İlk ders geçen salıydı. Dersleri Kudret Emiroğlu veriyor. Yalnızca Osmanlıca konusunda değil, bir dolu konuda oldukça bilgili biri. Etimolog, çevirmen, kültür tarihçisi...Baskısını İdefix’te bulamadığım popüler bir kitabı da var: Gündelik Hayatımızın Tarihi (Dost Kitapevi Yayınları). Hoca, ilk ders biraz doğu-batı ayrımı, biraz Osmanlı Tarihi, biraz kültür/uygarlık tarihi anlatı. İlginç bulduğum birkaç cümleyi aktarmak istiyorum;
-“Her kelimenin bir tarihi vardır… Arapçadaki “rızık” kelimesi, batı dillerine “risk” olarak geçmiştir.” (İki ‘dünyanın’, dönemin ekonomileriyle de belli düzeylerde etkileşerek şekillenen zihniyet farklılıklarını göstermesi bakımından hoş bir örnek bence).
-“Osmanlı, Osmanlı’ya memur demektir.”
-“Hiçbir taklit, asla aslı gibi olamaz.” Bunu, Osmanlı’nın batılılaşması meselesini anlatırken söyledi. Sonra, ‘asıl’ ve ‘taklit’ konusu üzerinden bana oldukça ilginç gelen şu cümleyi gülümseyerek ekleyiverdi: “Bu bağlamda, İsa’dan başka Hıristiyan, Muhammed’den başka Müslüman, Marks’tan başka Marksist yoktur!”
Not: Şartlar değişse de, yıllar sonra öğrenci olmak hoş bir duyguymuş. Herkese tavsiye edilir yani.
2- Malum, klasik eserleri yorumlarken oldukça geniş kavramsal ağlar kullanırız. Fakat unutmamak gerekir ki söz konusu eserlerin üretildiği dönemde, kullandığımız kavram ağlarının önemli bölümü yoktu; belki sezgi düzeyinde olabilirler ama en azından kavram düzeyinde yoktular… Bazı eserlerin dinamik yanlarından biri, muhtemelen bu: Esere yaklaşan kavram ağları farklılaşıyor ve bu farklılaşma sayesinde, eser, anlam düzleminde sürekli dinamik kalabiliyor. Ayrıca konuya yakınlığı itibarıyla bu bağlamda, metnin ‘değişken’ anlamıyla ilgili şu tezi öne sürmek pekala mümkün: Metnin anlamı olasılıkla, dış dünya, yazarın dünyası, metnin dünyası ve okurun deneyimleri arasında daimi bir salınım halindedir.
3- "Her isteyiş bir yetersizlik duygusuyla ilgilidir." Alfred Adler (İnsanı Tanıma Sanatı, s.50)
Üye eleştirileri
Bu tanıtım için henüz üye eleştirisi yok
Powered by JReviews
