Web 3.0 hemen şimdi!

by hasever
hasever
İsviçre'de mevsimlerin hiçbir anlamı yoktur; hava sıcaksa yaz, soğuksa kıştır!
User is currently offline
on Ara 08 in Uncategorized 0 Comments

Bu web işi, webali boynumuza, biraz da röntgenciliğimizin ürünü. Malum, bu işlerin, yani röntgenciliğin devletler katında çok koska isimleri olsa da -istihbarat diyen de var, anayasayı koruma kollama diyen de- öz itibarıyla özeti, “komşu kızını zapt eyle / bizim oğlan Cemali.” Her neyse...  Yine sizi temin ederim, sadece geyik yapmayacağım; zaten o kadar kabiliyetli değilim.

Web 3.0 hemen şimdi!


Web 3.0


Maruzatım şahsi.


Bir takıntımdan bahsedeceğim. Senin takıntından bize ne demeden önce; takıntımın, vallahi, kişiselliğinin yanında, piyasada belli bir piyasasının olduğuna sizi temin ederim.


Bu web işi, webali boynumuza, biraz da röntgenciliğimizin ürünü. Malum, bu işlerin, yani röntgenciliğin devletler katında çok koska isimleri olsa da -istihbarat diyen de var, anayasayı koruma kollama diyen de- öz itibarıyla özeti, “komşu kızını zapt eyle / bizim oğlan Cemali.” Her neyse...  Yine sizi temin ederim, sadece geyik yapmayacağım; zaten o kadar kabiliyetli değilim.


Web 1.0 için “ver gülüm” yahut “al gülüm” demek mümkündü. Tek yön; one way, einbahnstrasse. Html’nin henüz ilkokul düzeyi cümlelerle kurulduğu, bağlantının başına  sonuna yine “” getirildiği günlerdi. Büyük bir heyecandı. Her an ulaşılabilen; 24 saat açık bir dükkan. (Daha dün!)


Çok sürmedi, Web 2.0 devreye girdi. Artık “HaTeMeLe” çıplak haliyle ortalarda pek gözükmüyor, talebe, kompozisyon yazacak yaşa gelmişti. Kompozisyon yazılınca, elbette, değerlendirme de gerekecekti; devreye “yorum” girdi. Ve bence, “yorum icat oldu, mertlik bozuldu.” Mertlik, zaten, kimi zaman mertek olarak görülse çok mu ayıp olur? Olsun, yine de devir “bunu beğendim” devriydi ve bir söylentiye göre hala o devri yaşıyoruz.


O çocuğun, Zuckerberg’in, zekasını hiçbir zaman sevmedim. İnsanın ağzında, şerbeti tam kaynamamış baklava tadı bırakıyor. Bir dilim daha yersem tadı yakalayacağım sanıyorsunuz, olmuyor; böyle böyle enine yol alıyoruz gibime geliyor. İngiliz işidir; zekasına haşa lafım yok; zaten o zeka dünyanın dört bir yanında sicim suretinde dolaşır; fakat olmasa ne olur diyecek oluyorum, diyemiyorum. İngiliz’in olduğu dünyada sulh; olmadığı dünyada dünya olmaz. Web 2.0’ın zirvesidir; fakat bu zirve henüz, Konya Ovasını dikizleyen Hasan Dağı’dır; ötesinde Ağrı, çok daha ötesinde Himelaya durur ki; kim öle, kim göre.


Web 2.0, “al gülüm ver gülüm”dür; hepimiz gülüzdür; gidiş gelişli yol.


Gelelim Web 3.0’e: “de gülüm”; yani “yonca yaprağı”.


Web 2.0 yoruma boğdu ya bizi, beraberinde suretlerimiz taştı ortalığa; profil de deniyor; hatta profil resmi en tamam tanımı. İşte benim takıntım, o profil resimleri (fotoğraf denmiyor nedense).


Anlatacam; ama önce biraz Web 3.0; anladığım kadarıyla.


Sözü gülle açmıştık; “al gülüm”, “al gülüm, ver gülüm” ve geldik “he gülüm”e. Misal, internette uçak bileti arıyorsunuz; elbette en ucuzunu. Bunun için kaç kişi olduğunuzu, ergen, çocuk sayısını, destinasyonunuzu, kalkış yerinizi, gidiş geliş günlerinizi belirleyip “de git ara bul getir” diyorsunuz. Ne yapıyor bilgisayar, aradağınız gün ve saat başta olmak üzere, bulduğu bütün seçenekleri en ucuzundan en pahalısına ekranınıza taşıyor. Kriterler belli; ne girdiyseniz o. “Aaa çok ucuz” diyorsunuz, önce. Sonra bakıyorsunuz ki dönüş, New York üzerinden. Saçma; çünkü siz, Zürich-Londra-Zürich yapmak istediğinizi girmiştiniz. Çok mu abarttım? Hayır. Eğer bilgisayar, Londra-New York artı New York-Zürich küçükeşit Londra-Zürich seçeneği bulursa sizi o hata yönlendirir. Peki yanlış mı yapmış olur? Hayır; kaldı ki her doğru, ihtiyacı karşılamak zorunda değildir. Bu örneğe inanmadığınızı görüyorum. O zaman dinleyin:


Geçen hafta perşembe, mesainin bitmesine yakın, bir müşteri geldi; Stammkunde (sadık müşteri). Çok acil bir işi olduğunu, yine, hafta sonu için iki günlüğüne İstanbul’a gidip kafa dinleyeceğini söyledi. Pazartesi döndüğünde işi bitmiş olursa memnun kalacakmış. Pazartesi, mesainin sonuna doğru geldi. “Nasıldı İstanbul?” diye sordum. Güzelmiş. Swissotel’de kaldığını söyleyince, güldüm. “Madem Swissotel’de kalacaktın, oraya kadar niye yoruldun, (Zürich) Oerlikon’a gideydin ya” dedim. Olur muymuş! İstanbul’daki boğaza bakıyormuş. Buraya kadar tamam. Şimdi dikkat. “Fakat Paris’te kayboldum” deyince, tıpkı sizin şu an, muhtemelen, “ne alaka” dediğiniz gibi ben de “ne alaka?” dedim.  Hikaye şöyle: Zürih-İstanbul-Zürich hattı yediyüz küsür isviçre frankıyken; Zürich-Paris-İstanbul-Amsterdam-Zürich hattı üçyüz küsürmüş. Yani, Zürich’ten Paris’e; Paris’ten İstanbul’a uçuyorsunuz, Fransa Havayolları’yla. Dönüşünüz Amsterdam üzerinden ve KLM’le. İşte bu Web 2.0. Hani latife biraz haddini aşmayacaksa, Web 2.0 biraz Türk işi :)


Web 3.0 böyle çalışmayacak. Çocuk mu var; sabahın kör saatlerini, gecenin geç vakitlerini ve New York aktarmalı seçenekleri devre dışı bırakacak. (Şimdi yok ama pek yakında olacağını düşünüyorum. Uçakta tek ayak üstünde gitme opsiyonunu da devre dışı bırakacak. Ve yine, tuvalete gitmemem garantisini de eleyecek.) Çocuk okul çağındaysa hafta içi günleri kriter dışı bırakacak; yani sizin girmiş olduğunuz bir bilgiden bilgi üretebilecek. Yine de, “hayır” derseniz, pek tabii, mantığı devre dışı bırakıp, matematik soğukluğunda çalışabilecek. (Matematiğin soğuk olduğunu da kim söylemiş!).


Gelelim bunun profiller üzerindeki sonuçlarına.


Bana bir poz verin, bütün halleriniz içinde olsun.


Mümkün mü? Her birimiz bir Şarlo olmadığımıza göre bu mümkün görünmüyor.


Farzımuhal;


“Siber dolandırıcılar can yaktı” başlıklı bir köşe yazısının üstünde sevinçten göklere zıplamış bir profil resmi sizce de komik değil mi? Ya da, kollar önde bağlanmış, gözler sonsuz ufkun akşamında, fakat konu “futbol geyiği.” Yine 33 diş ortada, kafa yaklaşık 42 derece 47 saniye sağa yatmış, konu başlığı “Kürdün makus talihi.” Son bir örnek de kendimden olsun diyeceğim, fakat benim profil bu yazıya uyuyor.


Web 3.0 beni bu dertten kurtaracak; en azından umudum bu yönde. Şöyle ki; herhangi bir webcam sayesinde yüzünüzü ya da gördüğünüz yüzleri (profil resimleri) dijitalleyebileceksiniz (ne demekse artık). Dijitali alınmış yüz(ünüz), artık, bilgisayar için “sıfır” ve “bir”den müteşekkil bir matristir. Bu matriste her türlü hal(iniz) gizli; el falının bilgisayar görmüş hali. Yazdığınız/okuyacağınız yazıyı “anlamsal tarama”dan (uyduruyorum) geçirdikten sonra, bilgisayar, haleti ruhiyeye uygun matrisi(nizi) belirliyor ve o gün profi(liniz) o oluyor. Eğer yazılan, en nihayetinde, “ne olacak bu memleketin hali” özdeyişinde toparlanabiliyorsa, yüz meyhane havası alacak (nasıl bi’şeyse artık). Yahut, diyelim ki Ana Akım medyada “demokrat”lığa halel getirmeyecek bir “hükümet güzellemesi” yapılmış; malum, bu, bugünlerde en çok görülen mesai türü oldu, yüz (profil) nalbant çekici hali alacak (bunu da tam bilemiyorum). Kısacası, okur bakacak yüze, anlayacak ne yazıldığını. (Tabii, bunun en büyük kullanım alanı sosyal medya olacak; onu şimdilik belirtmekle yetineceğim). Ben okur olarak çok rahatlayacağım; ki zaten tamamen kendimi düşünüyorum. Bilgisayarımda filtrelerim sürekli çalışıyor olacak. Pek bahsi geçmedi ama, şimdiki reklam filtreleri nasıl bizleri reklamlardan koruyorsa; “anlamsal tarama filtreleri”miz de bizi bu tür saçma profil-içerik çelişkilerinden koruyacak. Hakikaten çok eğlenceli olabilir. Örneğin şu tür atışmalara şahit olabileceğiz. “Sen önce git, ‘marksist anlamsal tarama filtresi’ndeki façanı düzelt.” Ya da, “benim solculuğumu  tartışmak sizin haddinize değil. CIA ‘nın filtrelemesinde, yamuk görünen biriyim ben.” Sanırım biraz daha uzatırsam, o yamuklardan biri de ben olacağım.


.lıyorum


Çok eğlenceli olacak Web 3.0, çoook! Ha ha ha



Hasever

Zürich, 6 Kasım 2011

 
Hits: 368
Rate this blog entry
1 vote
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [s] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0